Ay hanımım gelin hadi gelin!" Dijen'de Pare'nin eline girmiş bana gel gel işareti yaparken elbisemin eteğini tutup mendil yaparak önlerine geçip tek başıma ayak uydurdum halaya. Hevdem çalan şarkıyla bağırarak söze girdi gözlerime baka baka, "Min digo bese naziya neke!" Diyince diğerleri ile aynı anda karşılık verdik.
"Oy nazê nazê nazê!"
Yine Hevdem söyledi, "Tu bi qedrê bavê xwe bike!"
"Oy nazê nazê nazê." Aynı şekilde karşılık verirken eteğimi mendil gibi sallıyordum.
"Ji êvar de li benda te me!"
"Oy nazê nazê nazê."
"Şev sare were razê!"
"Oy nazê nazê nazê."
"Oy nazê gerdengazê
Oy nazê nazê nazê
Gerdemkın serfirazê!" Diyerekten yüksek sesle mutfağı inletirken avludakilere giden sesimizi düşünememiştik ama kimsenin bizi yadırgamayacağını da biliyorduk bu fazla doğal bir şeydi bizde. Sevgili Adar bile şu isteme gecesine çekilecek halay için gelmişti mesela, adam seviyordu ne yapsın.
Kahkahalar havada uçuşurken annem girdi mutfağa gülen ifadesiyle. "Halayınız bittiyse kahveleri yapın hayde, gerçi isteme bitmiş gibi eğleniyordunuz ya neyse." Diyerek gidince elim ayağıma dolaştı. Nasıl yani ben şimdi harbi harbi kahvemi yapacaktım bu adama?
"Hevdem, Pare hemen baharatlıkta ne kadar baharat varsa getirin hayde!" Leyla yengemin sesiyle kendime gelirken, "Hayır!" Diye bağırdım. "Olmaz ben kocama zehir içirtmem aksine balla yapacağım kahvesini!"
"Kız sus başlatma kocana şimdi kahve dediğin tuzlu olur cayma!"
"Ya git kendi kocana yapsana sen ben Boran'a içirtmem zehirli kahve!"
Zara hemen önümde ellerini birbirine bağlayıp yavru köpek gibi bakmaya başladı. "Ama yenge abim tuzlu kahvenin hayaliyle yanıp tutuşuyor n'olur bir kere yapsak?"
Sadece beş dakika sonra Boran'ın bol tuzlu ve acı biberli kahvesiyle bakışıyordum.
Diğerlerinin kahvesini tencerede kızlar yapmış ve hepsi avluya gecerek yerlerine otururken çalışanlar hariç sadece Hevdem, Diljen, Zara, Maria ve Pare vardı. Zara sürekli çekim yapıyor tek bir anımı kaçırmıyordu. Pare ve Diljen önce atıştırmalık ve tatlıları götürüp orada amcamlara vererek dağıttırdıktan sonra şimdi ikisi de kahve tepsilerini almışlardı ellerine.
"Biz önden gidip servis edeceğiz sende tepsini al gel arkamızdan yavaşça ama sakın heyecan yapma tamam mı gerek yok asla." Pare'yi başımla onaylarken ellerimi ovuşturdum stresle. Yapabilirdim canım ne vardı onca insanın karşısında kocama isteme kahvemi veriyorsam.
Pare ve Diljen gidince tepsiyi yavasça aldım elime. Tek kişilik tepside bir damat fincanı yanında suyu ve lokumu vardı. Şık ve güzeldi. Derin derin nefesler aldım. Maria hemen bir adım arkamda duracağını söylerken Zara beni çekerek geri geri gidiyordu dikkatle. Özgür zaten fotoğraf çekimimizi üstlenmişti gerek yoktu onun çekmesine ama neyse canım.
Mutfaktan dışarı adım attığım an onunla göz göze geldim. Aylar önce yine böyle bir anda siyahlar içinde hakettiğinden fazla iyi karşılamış bir kahve bile yapmadığım gibi vermemiştim de şimdi ise hakettiği gibi verecektim kahvesini. Ona yaklaştıkça yoğunlaştı üzerimdeki bakışları, dikleşti yerinde. Başından beri heyecandan yerinde duramıyordu zaten ama şu an, şu an herkesin gözü önünde öyle güzel bakıyordu ki sanki büyülenmiş gibi.
Onun gözlerinden kopmadan usulca yaklaşınca kahvesini sehpasına bırakmak için eğilmeme müsade etmeden kalktı ve aldı tepsiyi elimden kendi bıraktı sehpaya. "Öyle güzelsin ki kalpten gitmeme ramak kaldı." Fısıltıyla dedikleriyle yutkundum. "Çok ama çok güzelsin." Tamam bunları demesine gerek yoktu çünkü bakışları yetiyordu. Hayranlıkla bakarken hemen yanındaki bana ait sandalyeye oturdum elini tutarak. Ellerimi kucağımda birleştirdim anında. Alyansımı ve yüzüğümü ona sabah giderken vermiştim çünkü yeni yüzükler istemiyordum, zaten bir sürü yüzüğüm varken nişan ve yüzüğümü seviyordum başkalarını takamazdım bunların yerine.
Herkes kahvelerini yudumlayıp bırakırken Boran dudaklarını ıslattı ve ağırca aldı kahvesini. Yanağımı içten içe ısırırken herkes gibi pürdikkat onu izledim. Çok ufak bir yudum aldı önce, ben yüzünü ekşitmesini ya da buruşturmasını hatta kusmasını beklerken o kaşlarını beğenmiş gibi kaldırdı ardından gerindi keyifle ve gözlerini bana çevirdi. Kalan kahveyi tek yudumda afiyetle midesine indirince gözlerim dehşetle açıldı. Suyunu alıp hemen uzattım ona içmesi için.
"Helal lan sana!" Dedi Özgür alkış tutarak. Tabiki kızlarda hemen uydu ona. "Helal olsun abim!" Diyen Mara'ydı.
Boran suyunu da içtikten sonra ceketinin iç cebinden küçük beyaz bir gülü tepsiye bırakınca derin bir tebessüm yer aldı dudaklarımda. "Seninle sonsuzluğa." Kısıktan söylediği sözlere karşılık verdim tıpkı onun gibi. "Sonsuzluğa."
Gözlerine öyle bir dalmıştım ki çekilen resimlerin söylenen sözlerin bile farkına geç varmıştım.
Boranın büyük amcası babamdan beni isterken yine zihnim ilk istemelerine kaydı. Jiyan amcamla göz göze gelince gözleriyle yanındayız sakin ol dedi resmen. Gülümsedim hafifçe, o gün o kadar kişinin arasında nasıl da Boran'a vermemek için Merih'i önermişti millete. O zamanlar bugünlerin geleceğini görseydim yinede yaptıklarımdan tavırlarımdan ve baş kaldırılarımdan geri durmazdım. Zamanında az bile yapmıştım, her kadın gibi hakkımı aramıştım aslında geriye dönsem daha beter şeyler yapardım herhalde. Gerçi daha fazla ne yapacaksam.
"Gelelim sebebi ziyaretimize Kalender Ağa." Diye söze girince Boran'ın amcası, herkes dikkat kesildi. "Gençler bir birini görmüş beğenmiş." Kıvrılan dudakları ile harbi alay ediyordu sanki. Babam homurdandı diğerleri imayla bize döndü. Tabi canım gördük beğendik biz birbirimizi aynen karnımdaki de bir görüşle oldu zaten.
"Bize de bu gençleri kavuşturmak sevap işlemek düşer." Onca haltı yedikten sonra sevap diyorlardı birde, hayır hem kendi aşiretim hem onların aşiretini bilmesem melyaket diyeceğim her birine.
"Allah'ın emri peygamberin kavli ile kızınız Gece'yi oğlumuz Boran'a isteriz." Nefesimi tuttum o an.
Babam gerindi yerinde, gözleri bana değdi önce sonra Boran'a değdi ardından millete kısa bir göz atıp adama döndü. Umarım bir ters köşe yapmazdı zira zaten stres ve heyecan içindeyken bayılabilirdim sonra Boran'a kimse düğün diye tutturamazdı.
Biraz fazla sessiz kalınca ayağını stresle oynatan Boran babama kilitlenmişti.
Annemle göz göze gelince uyarırcasına bakınca koluyla dürttü babamı, o an homurdanarak döndü önüne babam. "Bize artık laf düşmez kızım da he derse kabulümüzdür." Şimdi herkes bana döndü. Yani baba cidden ben ne dersem o mu?
Öksürdüm hafifçe, Boran gözleriyle cevap ver hadi der gibi bakınca, "Babam ne derse o." Dedim gözlerinin içine bakarak. Sinirlenmedi aksine dudağının ucu hafifçe kıvrıldı.
"E iyi o vakit verdim gitti kızı." Babam kimi kime verdi bilmem sonrasında ayaklarım yere değmiyordu sanki. Hevdem tepsiyi tutacaktı normalde ama son anda Fisun aldı nişan tepsisini, kısmet açıyormuş dediğine göre. Bana farketmiyordu tabiki.
Yüzüklerimizi takıp kurdele kesilmiş her anımız resmedilmiş çekilmişti bol bol sonrasında gelen halaylar ve şarkılar havada uçuşurken yoğun bir geceyi arkamızda zor bela bırakmıştık. Kabul etmeliydim ki bu kadar iyi olmasını beklemiyordum dahası kurdelemiz kesildikten sonra, Boran belimden tutarak kendine çekmiş Özgür'den özel olarak kendi telefonuyla resmimizi çekmesini istemişti. Ben elimi elimdeki kurdeleyle göğsüne yaslarken o elini belime yaslamış kameraya en karizmatik pozunu veridi, benim sırtım kameraya dönük olduğunda yan profilim bile pek çıkmamıştı. Yine de resmimiz fazla güzel çıkmıştı. Doğrusu her şeyi beklemiştimde o resimi alıp sosyal medya hesabına gönderi olarak ekleyip profil resmi yapacağını düşünmemiştim.
Sanırım kıskançlıktan duyan duymayan kimse kalmasın kimse benimle bir gelecek bile düşünmesin diye kıskançlığından yapmıştı. Babam kırk yılda bir doğru iş yapmıştı çünkü Boran'ın i********:ında binlerce takipçisi vardı ve beyfendi beni bile birileri ulaşmasın görmesin diye takibe almazken tek bir karemi bile paylaşmamıştı şimdiye kadar hesabında. Gerçi onun gibi bir adamdan beklemiyordum paylaşmasını zaten ama sırf o iş adamlarıyla attığı postların altına bile aptal aptal sözler yazan o takipçi kızlara nispet oldu diye dört köşe olmuştum zevkten. Hem iş hesabı hem de kişisel olarak kullandığı için pek müdahele etmiyordum zaten Boran'ın ters bir hareketini görmemiştim. Sonuç olarak ikimizin olduğu bir resmi profili yapması bir sürü artı almıştı.
Gece yarısını geçerken millet ancak gitmiş ardından kızlar tüm gece yetmemiş gibi mutfak dedikodusuna girmişlerdi ve gecenin kızı olarak katılmak zorunda kalmıştım. Boran üst üste beni içeri al mesajları atınca üzülerek reddetmiştim onu çünkü isteme dolayısıyla bir sürü misafir ağıladığımız için odamda iki kızı ağırlamak durumunda kalmıştım. Zaten dolu olan konağa onu sokamazdım mutlaka yakalanırdık ve sülaleye laf vermek isteyeceğim son şey bile değildi.
"Aşkım anlamıyor musun nasıl alayım seni ben, sanki memnunmuşum gibi konuşma misafir dolu konak hâlâ bile uyumayanlar var." Banyomda kısıkça konuşurken içeride babamın tarafından olan akrabalardan genç kızlar vardı. Sanırım babamın halasının kızının kızı mı oğlunun kızımı olduğunu unuttuğum yedi göbekten akraba vardı. Daha kına ve düğün tarihi kesinleşmeden gelmelerine şaşırsamda bir şey demiyordum neyseki istemeden sonra gelmişlerdi de birde o kadar insanları sığdırmakla uğraşmamıştık. Tercihim aile arasıydı ama iş tüm sülaleye yayılıyordu. Tabi onlar gelirken tarihi bilmeselerde Boran ve babamlar konuşarak kararlaştımıştı kaşla göz arasında tarihi. Hamile olduğumdan dolayı kocam yarın dinlensin ertesi güne kınayı sonraki güne de düğünü edelim demişti akıllı kocam. İki ayağımı bir pabuca sokarken pek düşünceliydi sevdiğim.
Neyse ki babam hissetti mi bilmem cuma kına Cumartesi düğün olsun dedi. Ondan önce sıra gecesi kuracağız da demişlerdi. Yani dört gün sonra cumaydı ve beş günün ardından yeniden konağıma dönebilecektim.
"Gece." Dedi iç çekerek. "Bebeğim bari in aşağı iki dakika göreyim doğru dürüst hasret gideremedim hiç sizinle." Daha dün gece birlikte olmuş sabah kahvaltısı ve akşam isteme derken daha ne kadar görse doyardı beni bilmiyordum.
"Olmaz Boran." Dedim. "Pijamalarımı giydim avluda erkekler oturuyor inemem aşağı." Uzamış perçemimi parmağıma doladım cilveli bir edayla. "Hem biraz özle sen beni aşkımız depreşsin ha?" Sesli bir nefes işittim sıkıntılı, "Yavrum benim aşkım şahsen seni görsem de görmesemde hep depreşiyor ihtiyacım yok inan." Aynadaki yansımama bakarken yüzümdeki gülümsemenin genişlediğini ve beni ne kadar güzelleştirdiğini farkettim. Bu adam beni güzelleştiriyordu. "Çok güzeldin bugün." Derin bir iç çekişle dediğiyle bende iç çektim.
"Bunu gözlerini benden alamadığında farketmiştim zaten."
"Keşke aklımdakileri de görseydin, bebeğim." Alt dudağımı dişledim. "Neydi aklındakiler anlatsana biraz." Diye sordum kısıkça.
"Ne kadar şanslı bir adamım diye düşündüm, hangi sevabımın karşılığısın dedim, ölünür dedim, bu kadının tek bir sözüne tek bir bakışına ölünür dedim."
"Sadece bunları mı dedin?" Diye sordum kısıkça.
"Dahası artı on sekize giriyor, şimdi yanına gelemeyeceksem anlatıp ne seni ne kendime acı çektirmeyeyim karıcığım." Kıkırdadım. "Tanıyorum işte malımı aşk kocam daima libidosunu konuşturmalı."
"Mal mı? Ayıp oluyor bebeğim." Alıngan sesiyle gülmemek için zor durdum.
"Mal değil yakışıklı aşkım ruhum bir tanecik kocam dedim ama hat kesildi ondan duymadın galiba." Güldü anında. "Sen var ya sen!" Dedi gülüşü kısılırken. "Kurban olurum kızım sana."
Saçlarımla oynadım utanarak. "Ben gidip uyuyayım o zaman."
"Uyu o zaman bebeğim sen, küçük meleğimize de söyle baba bu gece ona sarılamayacak ama üzülmesin yakında hiç bırakmayacak... Seviyorum ikinizi de."
Biz onu daha çok seviyorduk bence.
Fazlasıyla geç saatte yatağa girince yorgunlukla uykuya dalmam uzun sürmemişti ve sanırım yavaş yavaş bebek yüzünden uykum yoğunlaşmaya başlıyordu.
Sabaha kadar deliksiz uyumayı beklemesem de uyumuştum, öğlene doğru uyanınca mide bulantım iki gündür kesildiği için içimden bile bunu kendime hatırlatmıyordum psikolojime yüklersem hep kusarım gibi geliyordu, bedenime unuttururusam sorunda giderdi. Herkes tabi kalkmış kahvaltılarını etmiş beni de özellikle kaldırmamışlardı ve çok iyi yapmışlardı. Misafir kızlar gezmek için çıkmışlar Jiyan amcam ve abim işe giderken babam, Kubar amcam erkeklerle salona çekilmişlerdi.
Avluya inince Zehra sağolsun mükellef bir kahvaltı tepsisini önüme koyunca bahçede yedim yengem, Hevdem ve Fisun karşımda oturmuş akşam çekildikleri resimlere bakıp bakıp konuşurken.
Çayımı yudumladım, "Pare nerede?" Diye sormuştum ki merdivenlerden kucağında Devran ile indiğini görünce aldım cevabımı. Devran'ı yere indirip elini tuttu ve pıtı pıtı gediler masaya.
"Günaydın Gece." Diyince.
"Günaydın." Dedim neşeyle. Sarı, dizlerinde biten düz bir elbise giymişti, elbisenin kolları tüldendi ve beline taktığı ince gold zincirle belini ince göstermişti. Beline dökülen ipek gibi saçlarına ise elbisesinin aksine siyah bir şal takarak güzel gözlerini ortaya çıkarmıştı. Kiraz gibi dudakları çıkık elmacık kemikleri ve gülünce çıkan gamzeleriyle çok güzel fazlasıyla çekiciydi. Çok tuhaftı ama çoğunlukla masum ve tatlı görünen bu kadın öfkelenince ateşli bir kadına dönüşüyordu. Sevgi'yi yoluşunu unutamıyordum. Allah bilir abimleyken- oha Gece kendine gel kızım iyice Leyla yengene benzedin bak. Sanane milletin mahremiyetinden.
Yanıma oturdu Devran'ı bırakarak, bıraktı dediğimde çocuk arabasıyla yine yanımızda oynuyordu yerde. Ayıramıyordu gözünden asla, neyseki terapi alıyorlardı da hem anne hem oğlu iyice iyileşeceklerdi yakında. "Boran karnını iyice doyursun o telefonu da şarja taksın dedi." Dedi Pare.
Telefonum kapalıydı ve şarja takmıştım aşağı inerken. Kesin aramıştı tabiki ve biliyordum kahvaltıdan sonra çıkıp arayacaktım onu zaten.
"Tamam ararım birazdan ayrıca çocuk muyum ben bu adam niye herkesi tembihliyor benim için?" Sitemime karşı güldü kısıkça. "Boran'ı bilmiyor gibi konuşma onun yanında değilsen kendi gözlerini koyar mutlaka yanına, alışmışsındır bence."
"Ya ya." Dedim kinayeyle. Bana iyice yaklaşınca bir şey demek istediğini ama şu an kendi aralarında farklı bir boyuta yolculuk yapan kızların duymasını istemeyerek onlara göz atarak döndü bana.
Kıvrandı biraz, "Senden bir şey isteyecektim ben aslında." Diyince ağzıma ballı lokmamı attım. "De tabiki lafımı olur."
Fazla tedirgince bakınca içime bir kurt düşmedi değil, "Dur tahmin edeyim kesin başımızı belaya sokacak bir şey isteyeceksin sen." Diyince dudağını ısırarak gözlerini kaçırınca göz devirdim. Ben biliyordum canım burnum bir kere boka batmazsa şu iki günü rahat geçiremezdim.
"Tamam söyle hadi." Dedim kısıkça.
"Bak." Dedi. "Senin karışmana gerek yok sen sadece bana şu Sevgi pisliklerinin tutulduğu yerin adresini versen yeter kimseye senden bahsetmem yemin ederim."
Gözlerim şokla açıldı. "Sen ne dediğinin farkında mısın Pare, ne yapacaksın adreslerini alıp?"
Kucağında birleştirdiği elinin tırnak etini bir diğer parmağıyla kazdığının farkında mıydı bu kadın. Gözleri yerde arabasıyla oynayan çocuğa burukça dönmüş sonra bana bakmıştı tekrar. "Ferman'a söyledim ama asla kabul etmiyor o şerefsizin olduğu yere giremezsin diyor baska bir şey demiyor, kadınlarla da görüşmeyeceksin diyor."
"Tamam da niye görmek istiyorsun ki bunları sen?"
Sıkıtıyla şalını omzundan çekerek önünü açtı. "Devran hâlâ sıçrayarak uyanıyor yüksek sesten hâlâ rahatsız ne kadar alıştırmaya çalışsakta, sadece aşinası olduğu seslere karşı sakin bir çocuk yabancı kimseye tahammülü yok dün gece gördün iki dakika durmadı aşağıda kulaklıkları takıp zor uyuttum onu... Hem benimde onlarla yüzleşmem daha doğrusu içimdeki öfkeyi atmam gerek belki yanlış falan ama umurumda değil Gece içimdeki öfke ve acı seanslarla geçecek türden değil. Sadistçe belki ama acı çektikleri pişmanlıktan kavrulduklarını görmek istiyorum. Lütfen adreslerini ver gideyim."
Saçlarımı karıştırdım sıkıntıyla. "Abim duyarsa delirir Pare karşına alabilir misin onu?"
"Anlayacaktır." Dedi kısıkça ama bu dediğine kendi bile inanmıyordu. "Söz veriyorum tüm sorumluluk bende."
"İçin asla rahat etmeyecek belliki." Diye mırıldandım. Güldü, "E biraz öyle." Dedi. Şimdi benim hiçbir suçum yoktu adresi ben vermesem bu kadın bulana kadar durmazdı asla.
"Peki ama adresi vermiyorum çünkü bende geleceğim seninle seni tek gönderemem."
"Boran duyarsa kızmaz mı?"
"Bacaklarımı kırma olasılığı yüksek." Dedim sırıtarak. Elbette kırmazdı ama öfkelenirdi. "Yine de seni tek göndermeyeceğim Pare zaten seni de ben olmasam içeri almazlar. Git hazırlan da gel hadi." Başını hızla salladı. Bende doymuştum zaten çantamı alsam yeterdi.
Pare gibi bende ayaklanıyordum ki konağın az bir şey aralık kapısından koşturarak giren çocuklarla gözlerim dehşetle açıldı. "Kapıyı kapat kapıyı!" Diye bağıran Rona'ydı ve Renas omzundan sarkıttığı kızı tutarken konak kapısını bedeniyle yaslanarak kapattı gürültüyle. Ayağa nasıl kalktım bilmiyordum.
"Bu ne hâl!!" Diye bağırdım kendimi tutamayarak onlara ilerlerken. Renasın kaşından çenesine doğru süzülen kanlar elimi ayağımı dolaştırmıştı Allah kahretsin bu çocuk bana emanetti ve sahip çıkamamıştım aptal gibi.
Rona'nın, "İndir beni artık Yenas siz erkekleri anlamıyorum midem bulanıyor çuval gibi atıp durmayın beni omzunuza ya!!" İnce çırtlak sesi avluyu doldurmuştu. Yengem ağzını tutarak koşturmuştu benim gibi çocuklara. Renas yüzünü kızın sesi yüzünden buruşturarak indirdi yere hemen. "Koşmayı bilmiyorsun ama sende bıraksam yem olacaktın!"
"Ben mi yem olcam! Bırakmadın zaten dövmemi öldürecektim onları ben kimse benim Yenasıma dokunamaz anlamıyor musun aptal!!" Ayaklarını yere vura vura bağıran kızı kolundan tutarak zorlukla zapteden yengem bile şaskındı kızına. Allah aşkına el kadar çocuktu ama o gözler nasöl böyle hırs ve öfkeyle harlayabiliyordu. Rona da ister istemez kendi çocukluğumu gördüm bir an için.
Renas'ın yüzünü tuttuğum gibi çevirdim ve kaşına baktım, içim acıdı. "Çok acıyor mu bir tanem?" Başını öptüm sıkıca. "Hayır acımıyor Gece, yemin ederim ki acımıyor." O sıra Pare ıslak bir bezle yanıma gelmişti bile. "Korkma Gece küçük bir yaraya benziyor." Dedi Pare korkumu almak için ama zordu. Bezi alıp dikkatle kanı temizlemeye çalıştım.
"Bakkala gideli çeyrek dakika bile olmadan nasıl bir belaya girdiniz siz anlatın bakayım hemen!" Yengemin öfkeli sesiyle Rona anında büzülmüştü korkuyla. Parmaklarında tuttuğu çikolataya değdi gözlerim ama hemen sonra Renas'a döndüm yine. "Gel oturalım şuraya, Zehra ilk yardım çantasını getir hemen!"
Sedirlere geçince iki dakika içinde hepimiz oturmuş merakla çocuklara bakıyorduk. Rona elindeki çikolataya sıkıca sarılırken gözlerini Renas ve kaşındaki yaradan çekmiyor annesinin sorduğu sorulara da tek kelime etmeden duruyordu. Korkuyordu.
İlk yardım çantasını getirince Zehra hemen pansuman yaptım. Kaşının bitiş noktasında hemen üstünde ufak bir kesik vardı, korktuğum gibi derin olmaması içimi rahatlatsa da kaşının altında göz vardı ve orası da zarar görebilirdi kaldı ki bu çocuk bana emanetti benim bir tanecik Renas'ımdı zarar görmesine kıyamazdım. Yüreğimi ağzıma getirdiği için bir aferini hakediyordu kesinlikle.
Uslu çocuklar gibi sesini çıkarmayıp pansumanını bitirmemi beklerken ben daha fazla üzülmeyeyim diye acısını bile içine atıyordu en ufak inlememiş yüzünü buruşturmamak için çok zor tutmuştu kendini. Ufak bir sargı bezi kesip yaraya koymuş sonra yara bandını yapıştırınca rahat bir nefes almıştı. Bir kaç damla kan tişörtüne de danlamıştı. Omuzlarından tutup yanıma çekerek sarıldım ve saçlarına üst üste öpücük bıraktım.
"Şimdi anlat bakayım ne oldu nasıl geldin bu hâle?" Dedim yumuşakça çenesini tutup kendime kaldırarak. Derin bir nefes bıraktı ve ufak siyah gözlerini ellerine indirdi. "Biz şimdi size dediğimiz gibi bakkala gittik şu Dubai çikolatasını almak için, Rona yine biterde kalmaz diye koşturunca bende arkasından koştum. Neyse ki son bir tane kalmıştı bakkalda biz de hemen aldık çikolatayı ben para üstünü beklerken Rona dışarı çıkmıştı bile. Araba falan çarpar diye arkasından parayı alıp hemen çıktım ama bulamadım konağa geldi herhalde dedim sonra sesini duyunca koştum hemen sesine, dört tane çocuk bunu bakkalın oradaki arsada kıstırmış çikolata için. Anlamıyorum ki tezeğe benzeyen bir çikolata için niye böyle yapıyorlar!" Bu kısımda sinirle bakmıştı Rona'ya Rona'da anında kaşlarını çatarak, "Öyle deme!" Diyerek çıkıştı.
"Sus kız!" Dedi hemen Leyla yengem. "Anlat oğlum sen sonra ne oldu?" Dedi merakla.
Renas sıkıntıyla saçlarını karıştırınca o kadar tatlı geldi ki gözüme, gerçi hep tatlıydı da neyse.
"Ben hemen Rona'yı tutup arkama aldım ama o çocuklar rahat durmadı hepsi de benden bir iki yaş büyüktü üstelik! Rahat durmadılar bana laf ettiler ama yine de sabırlı davrandım yemin ederim Gece. Rona'nın çikolatasını almaya kalkışınca da duramadım vurdum onlara birden bire kavgaya tutuştuk işte."
"Renas'ın annesine küfretti anne!" Rona annesine dönerek o ufacık boyuyla hiddetlendi." Renas anında, "Sus Rona!" Diyince ona döndük bu sefer.
Omuz silkti Rona, "Banane!" Dedi sinirle.
"Konuşmam bak seninle!" Diyerek tehdit etsede Renas, Rona onu kâle almadı. Yine döndü anasına, "O karadul var ya hani buraya gelmişti de sen nazarı var diye kadını hastayız diye göndermiştin onun oğlu Samet'ti, Renas'ı okuldan tanıyorlarmış. Geldiler Renas'la dalga geçtiler annesine küfrettiler ama Renas ne kadar sinirlense de ben korkarım diye beni onlardan uzaklaştırıp konağa getirmek istedi ama bir tanesini çıkolatamı almak isteyince elini ısırdım saçımı tutmak için bana elini uzatınca da Renas bana koş dedi kendi o çocuğu tutup böyle yere bir attı anne çocuk resmen uçtu var ya! Çok havalıydı!" Gözlerinden kalpler çıkmaya başlayınca gözlerim irileşti. Bu haranlık şaka mıydı. Yanımdaki Renas'ın bıkkın nefesine rağmen göğsüme çekerek sarıldım sıkıca.
Anne babası yok diye hor görülüp laf atılmasına dayanamazdım çocuk falan olabilirlerdi ama zorba çocuklara tahammülüm kesinlikle olmadığı gibi hiç çekinmeden elimin tersiyle yapıştırmak istiyordum her birine! Öte yandan annesine varana kadar küfredilmesine rağmen sessiz kalırken Rona'nın zarar görmesinden korkması ve yine onun için kavgaya girmesi... İleri de olmazlarsa kahrımdan ölürdüm.
"Renas susmam için bana yalvarmasa ben o çocukların Renas'a böyle dil uzatmalarına bile izin vermezdim! Renas'a taş atıp başını kanatınca bende gittim onlara saldırdım çokta iyi yaptım ohh!"
"Başımı bir çevirdim çocuğun birinin saçlarına asılmış öküz sürer gibi çekiyordu." Dedi Renas.
"Ama canı istediğim kadar yanmadı!" Diyince Rona, "Sen de taşla saldırdın çocuğa. Seni tutmasam pastırma ezer gibi vurmaya devam edecektin çocuğa." Dedi Renas. Bozuk bir tavırla omuz silkti Rona. "Beni tuttuğun için Samet sana saldırdı arkandan ve yumruk attı!"
"Ve sende çocuğun boyuna rağmen sırtına atlayıp kulağını kaptın o dişlerle, koparacaktın neredeyse!"
Aklı karışmış gibi baktı Rona, "Ağzıma bir parça geldi ama o onun kulağı değil miydi?" Şokla açıldı gözlerim. Zaten duyduklarımızı anca sindiriyordum bu kız yam yam gibi ne diyordu.
"Ne bunu yaptın mı ama seni zamanında çekmiştim!" Dedi şaşkınlık ve korkuyla kıza bakarken. "Samet yalandan kulağım koptu demiyor muydu yani?"
"Az bile yaptım!" Diye savundu kendini Rona, "Diğer ikisi senin iki yumruğuna kaçıp gitmese onlarınkini de koparırdım ki. Kimse benim Yenasımın canını yakamaz yoksa böyle yaparım bende!"
Yengem tansiyonu düşmüş gibi başını tuttu, ağlamaklı bir ifadeyle, "Bir yamyamlığı eksikti, Allah'ım yapılışında nasıl bir hata yaptım bilmiyorum ki- ay yoksa ahırda yaptık diye mi böyle oldu bu, orada bir inek vardı yem yerken apar topar dışarı saldıydık da araba çarpmıştı onun vebalimi bu çocuk?" Diyince, Fisun kıkırdarken Hevdem ben ve Pare hayretle bakıyorduk kadına.
"Anası ne ki kızı ne olsun." Diye mırıldandım sabır çekerek.
"Yamyam ne anne?" Diye sordu birde Rona. "Neyse ama bak o kadar şey oldu çikolatayı kaptırmadım. Sonunda bulabildik bak!" Diyerek çikolata paketini havaya kaldırıp salladı. Kaç gündür surekli isteyip durmuş hiçbir markette bulamayınca bizi de delirtiyordu. Gün aşırı bakkala gidip geldi mi soruyordu ve bu sefer yine gidince bulmuş onda da yaşanana bak. Ama bir konu da içim rahattı çünkü Rona Renas'ı o minik çocuk kalbiyle çok seviyor sahipleniyor ve kıyamıyordu ve Renas'ımın çok hoşuna gidiyordu bu durum. Okulda ve mahallede sayılı arkadaşa sahipken safça sevilip sahiplenmek onun buruk kalbine iyi geliyordu.
Yengem hüzünle baktı kızına sonra Renas'a baktı, "Yavrum aklın varsa kaç kurtul kızımdan benden tavsiye bak biz yandık sen de yanma." Diyince kızlarla hepimiz gülmemek için tuttuk kendimizi. "Ama ben de Rona'yı seviyorum Leyla yenge kurtulmak istemiyorum ki." Yengem umutsuzca Renas'a bakarak başını iki yana salladı.
Rona ise tüm dişlerini göstererek gülerken, "Ben cadı demiştim." Dedi Rona'yı gösterek Devran.
İçimden bir ses bu üçlü fazla güçlü olacak diyordu ilerde.
🔗🗝️🔗
Çocukları kızlara emanet edip Özgür'ün fotoğrafçı dükkanına gelmiştik Pare ile. Korumalar bizimle gelmişti ama hiçbiri de bizzat Boran sormazsa hakkımda bilgi vermezdi bu konuda zamanında konuşmuşluğum vardı Boran'la.
Aşağı bodruma inerken hemen önümüzdeydi Özgür. Biz gelince önce çok şaşırmış sonra kafasını kaşıyarak derdimizi anlamış gibi önümüze düşmüştü. Karşı çıkmasını beklemiştim doğrusu. Umarım kimse bir şey anlamadan işimizi halleder giderdik buradan. Özgür önünde iki dev gibi adamın bulunduğu çelik kapıyı açıp bize yol verdi geçmemiz için. Rutubet ve basık kokudan rahatsız olurum diye yukarıdan bir bez alıp burnuma ve ağzıma bastırarak içeri girecektim ki o iki adam aynı anda önümü kapatarak engel oldular.
"Boran ağamın izni olmadan giremezsiniz Gece hanım." Kaşlarım havalandı.
"Sadece benim için mi geçerli bu?" Diye sordum sakince. Adam yüzüme itinayla bakmazken başıyla onayladı beni. "Lütfen zorluk çıkarmayın Boran beyimin izni olmadan alamam sizi içeri." Hah bir bu eksikti. Pare yüzüme tedirgince bakarken ona içeriyi işaret ettim, "Duydun sadece benim için geçerli anlaşılan Boran önceden hissetmiş gibi tedbir almış." Dedim.
"Tamam zaten uzun sürmez onları görüp çıkacağım." Dedi Pare ama benim canım sıkılmıştı bende içeri girip görmek istiyordum onları özellikle de her şeyin başının altından çıktığı o orospu Güneş'i.
"Çekilin önümden!" Dedim sertçe adamlara. "Boran patronunuzsa bende onun karısıyım emrediyorum çekilin derhal ve bu olandan Boran'a bahsetmeye kalkışmayın bile!" Konuşmak için ağızlarını aralamalarına bile izin vermedim. "İnanın bana beni zerre kadar tanımıyorsunuz, size zorluk çıkarma derdinde değilim fakat yoluma çıkanı yıkmaktanda çekinmem! Şimdi ya çekilin önümden sessizce ya da ben çekeyim ancak sizi temin ederim yöntemim asla normal olmaz!" İki adam tedirgince birbirlerine baktılar. Başkası olsam neyse de Gece Riva Asparşah olunca illa ki bir duraksayıp düşünüyorlardı.
Diğerine göre daha iri yapılı olan yavaşça çekildi önümden, bu hoşuma giderken omuzlarımı dikleştirerek geçtim kapıdan. Hemen arkamdan Pare de oldukça dik omuzlarla girdi içeri, arabaya bindiğimizden beri omuzları dikleşmiş kendinden emin bir tavra bürünmüştü. Yengemden korkmamı gerektirecek şeyler olmazdı umarım.
İçeri girişimizle gördüğüm kişiyle ağzım şokla açıldı. Gördüğümüz görüntüyle ben ve Pare aynı anda çığlık atarak birbirimize sarıldık doğal olarak.
"Bugün de eğlence çıktı şükür." Özgür'ün sesi yüksek perdeden gelirken şokla önümüzdeki manzaraya bakıyorduk.
Bodrum da odalı bölmeler yoktu dört bir yanı kapalı ve penceresiz olan bu yer bir depodan farksızdı. Işıklandırma içimi ferahlatıyordu çünkü her yer bembeyaz bir ışıkla aydınlıktı. Girişin hemen solunda küçük bir bölme vardı ameliyathane tarzında, ve sonrasında perdelerle ayrılmış bölmeler vardı bunların her birinde biri vardı zincirlerle bir hayvan gibi gerçi hayvanlara hakarettti bu ama iğrenç bir varlık gibi zincirlerle başlanmış ağızları vahşi hayvanlarda kullanılan maskelerle bağlanmış pisliklerle doluydu. Ruhum anında daraldı onların yerinde olsam çoktan ölmüştüm zaten ölüden de farksızlardı hepsi.
Deponun tam ortasında ise tüm mahkumların görebileceği şekilde Derzan Ağa dizleri üzerinde çökmüş elleri arkasından bağlıyken aslında tanınmayacak haldeydi ama o pisliklerin arasından seçebilmiştim geç olsa da. Ve ne mi oluyordu. Üzerinde sadece bol kargo pantolonu ve sporcu atletiyle Safir Noyan elleri kan içindeyken bir jop almış onu Derzan'ın boğazına sokmak için ittiriyordu, tabii biz gelene kadar. Bizi beklemiyor olmalı ki o kalın jopu adamın pörtleyen gözlerine rağmen çıkarmadan tuttu çoz azı boğazına giren adamın ağzında.
"Gece Hanım?" Demişti boştaki eliyle ensesini kaşıyarak. Pare ile hızla aynı anda ayrıldık.
Elindeki adama bakmamaya çalısarak tam konuşacaktım ki başka bir ses duyuldu. "Safir! Sen ne yaptığını sanıyorsun!" Zara öfkeyle içeri girdi fakat Safir ve Derzan'ın hâlini görünce önce şoka girdi dehşetle.
"Neler oluyor burada biri açıklasın hemen!" Diye bağırınca hemen yanımda olan Özgür'ün konuşması ile sıçradım. O sıra Pare yanımızdan ayrılmış ve Sevgi'ye doğru gidiyordu.
"Sizden hemen önce bu adam gelip Derzan Ağa'yı göreyim diye bana resmen yalvardı- tamam yalvarmadı ama çok ısrar etti ve tehdit etmeye de kalkınca bende izin verip aşağı gönderdim ve hemen sonra Boran'ı arayıp bilgilendirdim."
"Zara'nın burada ne işi var peki?"
Sırıttı masumca. "Boran'ı arayacakken sen benim el git Zara'nın numarasına bas!" Dedi masumca. "Hah işte sonra ona da söylemek zorunda kaldım işte bunun burada olduğunu." Safir belli ki Derzan'ı kafasına takmış uzun suredir de yerini arıyordu çünkü kimsenin aklına burası öyle hemen gelmezdi bu işte Adar'ın parmağı olduğuna inanıyorum ve Özgür, Safir ve Zara ilişkisini nereden biliyor onu da bilmiyorum ancak Zara'ya haber verip kızın buraya gelmesini sağlamıştı. Tam bir kaoscuydu bu adam.
Oha dur! Dehşetle Özgür'e baktım. "Sen Boran'a haber mi verdim dedin?!"
"Evet." Dedi ellerini ceplerine koyarken. "Ve bil bakalım o sıra yanında kim vardı? Tabi ki Ferman Ağam muhtemelen ikisi buraya geliyordur şu an ve bence Gece, biri gidip şu kadını durdursa iyi olur çünkü kızı öldürecek." Demesiyle baktığı yere döndüm. Lanet olsun saçlarından kavradığı Sevgi'nin yüzünü üst üste duvara vurup duruyordu. Yüzünü dümdüz etmekti niyeti herhalde. Allahtan bir duvarın boydan boya tuhaf aletlerle dolu olduğunu görmemişti yoksa yengem kılığındaki Pare dehşet sahneler yaşatabilirdi bize.
Hemen yanına gidip onu buradan alıp gitmeliydim yoksa Boran beni bitirirdi ve bu sefer haklıydı Allah aşkına benim burada ne işin vardı hamile halimle.
Saçları pislikten taşlaşmış buranın nemli rutubeti ve kendi pislikleri içinde üzerlerindeki elbiseleri derilerine yapışmıştı. Pare'ye ilerleyecekken baygın gözlerle karsılaşınca yönümü ona çevirdim zaten hepsi yan yana belli aralıklarla bağlılardı. Bir zamanlar ne bulsa üzerine takan altın bileziklerden geçilmeyen kolu zincirlere dolanmıştı. Daima kin ve nefretle bakan gözleri onda değişmeyen tek şeydi.
Tam önünde durunca başını zorlukla kaldırarak baktı bana, tam bir sefildi. Kadir ve topal anası da bize bakıyordu tabi ki. Gerçi Kadir'in görme yetisi olduğuna inanmıyordum çünkü öyle çok darbe almıştı ki yüzüne ve gözüne şişmiş ve kapanmak üzereydi o gözler. Tuhafça mırıltılar çıkarıyorlardı sanırım yalvarıyorlardı ama malesef onca kişiye acımayan bu varlıklara acımak yoktu zaten benim insafım altında değillerdi. Ağırca önünde diz çökünce hırlarcasına bana yönelince boynundaki arkadan bağlanan el ve ayaklarındaki zincirler buna izin vermeyerek canını yaktı.
"Ne oldu ha ne oldu iki kuruş para için karaktersizce beni oğlumla tedit edip onun canını yakarken iyiydi değil mi? Sende çek onun çektiklerini ama misliyle!" Başımı sağ tarafimdaki kadına çevirdiğim an Sevgi'nin acı dolu boğuk çığlığı duyuldu depoda, ağzı kapalı olmasa o ses daha fazla olurdu. Pare çantasındaki sigara paketindeki dalları tek tek yakıp hepsini kadının boynunda ve göğüslerine doğru yakmakla meşgulken önüme döndüm. Bu beni şasırtıp dehşete düşürse de ona müdahale etmeyecektim.
Şaşkınlık ve korkuyla ona bakan sefiller beni keyiflendirdi. Güneş'in başının arkasındaki kemeri tek hareketle açınca maske gevsemişti. Maskeyi çekip çıkarınca ağzına tıkılan bezle midem bulandı. Onu ben çıkarmazdım işte. Zaten zorlayarak kendi tükürürcesine çıkarmış öğürerek öksürmeye başlamıştı Güneş.
"Neyim değil ne olacağım demeli insan değil mi Güneş?" Nefes nefese nefretle baktı yüzüme, "Adalete teslim edin bizi!" Diyince güldüm kendimi tutamayarak. Elimdeki bezi burnuma bastırarak derin bir nefes aldım ciddi anlamda ağır bir kokuya sahipti burası ya da hamile ve kokulara duyarlı olduğum için ekstra rahatsız ediyordu beni.
"Adalete inancımız tam ama size hakettiğiniz cezayı vereceğine inanmıyoruz ama yanlış anlama sakın herkes kendi adaletini sağlasın demiyorum sadece bazı istisnalarda kendimiz bir adalet uygulamalıyız. Eminim bir tanecik kocam size hakettiğinizi verdikten sonra bir ihtimal öldürmez de teslim eder adalete gerçi orada da rahat bırakır mı bilmem." Dedim masumca.
"Senden nefret ediyorum!" Dedi acı içinde. Güldüm sadece. "Hak ettiğim her şeyi aldın elimden!"
"Ay lütfen bu konulara tekrar girme fazla bayıyor artık yok şunu hakettim bunu haketmedim falan filan." Dedim bıkkınlıkla elbisemin yakasını silkerek. "Gına geldi tatlım biraz yeni laflar türet farklı konular bul ne bu karamsar tavırla görende köpek gibi zincirlenip ağzı kapanmış biri zanneder." Onaylamazca salladım başımı o sinirden delirirken. Ne yazık ki parmağını kaldıracak hali bile yoktu. Kim bilir ne yediriyorlardır hatta yedirmediklerine bile emindim sadece hayatta kalacak kadar besliyor gerisini vermiyorlardı.
Gözlerim ışıl ışıl parlarken yaklaştım hafifçe ona, elimdeki bezle saçlarını sertçe tutarak çektim, acı dolu bir inilti kaçtı dudaklarından ama bu yan taraftaki Sevgi kadar büyük ve acı dolu iniltiler değildi. "Boran ve ben yeniden evlenmeye ve buyük bir dugün yapmaya karar verdik biliyor musun?" Dedim sırıtarak. O an gözlerinin yansımasından canının nasıl yandığını gördüm ve bu inanılmaz bir zevk verdi. "Konağa gelin geldiğim ilk gün hasta yatağımda bana dediklerini hatırlıyor musun Güneş? Bana Boran seni sadece bedenin için istiyor bu odayı senin için hazırladı bundan sonraki zindanın burası gibi şeyler söylemiştin ve ben o Gece Boran'a bedenimi sunmuştum istediği buysa alıp benden uzaklaşsın diye." Kısıkça söyledim bunu kimse duymasın diye. "O gece karşısında iç çamaşırlarıyla kalmama rağmen bir kere bakmadı bana ve yatağıma geri sokup uyuttu beni. Aslında o an anlamıştım Boran'ı sayende kalbim ve ruhum için peşimde olduğunu."
"İğrenç aşkınızı dinlemek istemiyorum-" lafını acı dolu iniltisiyle kesti çünkü saçını bırakıp elimin tersiyle vurmuştum yüzüne. "Aşkımıza karşı düzgün konuş yoksa gebertirim seni!" Ardından genişçe gülümsedim bana afallayarak bakan kadına. "Hem en güzel yerine gelemedim daha. Dün istemeye geldi beni ve babam yeniden bu sefer usulüne uygun verdi babam bir kaç güne kına ve düğünle sonunda yine birlikte olacağız. E tabi bensizliğe dayanamıyor hele de artık ben iki canlı olunca buna hiç dayanamıyor." Baygın bakan gözleri an be an irileşirken yansımasında kırıldığını gördüm bin parçaya bölündü. Ona bu işkenceleri uygulayan uygulanmasına sebep olan adamı hâlâ nasıl sevebilirdi? Onu öldürmek istiyordum! Gülümsememi korudum hatta onun dolan gözlerine bakarken neşeyle kıkırdadım.
"Doğru duydun Güneşcim ben hamileyim ve Boran'la ikimizin bir bebeği olacak! Ne kadar heyecanlı olduğunu tahmin edersin çocuk düşkünü bir adam onunla nasıl baş ederim bilmiyorum. Bana bebeği hemen doğuramaz mısın diyor inanbiliyor musun?" Güldüm. "Onunla uğraşmak artık çok daha zor."