Karmaşa"
Şu son bir haftadır odamdan bile zor çıkıyordum, konaktan ise adımımı bile dışarı atmıyordum. Boran ne kadar konuşursa konuşsun dışarı çıkmak istemiyordum. Elbette Boran korktuğum ve onun bizi koruyamayacağını zannettiğimi düşündüğü için bana çok kırgındı. Ancak hayır ona güvenim sonsuzdu benim, beni koruyabileceğini de biliyordum, ben sadece tekrar bebeğimin böyle bir tehlikeye girmesini istemiyordum. İhtimaller beni delirtiyordu.
Elimde olmadan canını yakabiliyordum insanların ancak bunları bile isteye yapmıyordum ki. Nasıl anlatılır bilmiyordum ancak hayatımda yıllarıma aşina bir psikopat vardı yaptıkları ve yapabilecekleri ortadaydı dahası nefesini tenimde hissedebileceğim kadar bana yaklaşmış bebeğimle tehdit etmişti. O an karşıma şüpheli diye babamı çıkarsalar ona bile acımazdım. Bedenimin içinde benden bir parça büyüyordu masum ve savunmasızdı. Benim küçük bebeğimdi, onu için yakamayacağım kimse yoktu. İğne ucu kadar zarar görsem bedelini ödetmeden gözüme uyku girmezdi.
Cahit’in suçsuzluğu ispatlanmıştı hoş onu gösteren kanıtlar da yoktu da Boran’ın içi en azından rahatlamıştı. Omurgasız denen psikopat bizi öyle bir hâle getirmişti ki en güvendiklerimizden oluyorduk bile bile.
Ne kadar arayıp özür dilesemde bu konularda bir geri dönüş almamıştım asla. Cahit bana olan sadakatini ve güvenini yitirmiş dostluğumuzu silip atmıştı resmen. Koşulsuz güvenebildiğim sayılı kişiden biriyken kaybetmiştim onu, bu sebeple hamile halimle ağlamıştım ilk gün şimdi de gözlerim dolmuyor değildi.
Kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Fazla depresif bir hâle bürünmüştüm.
“Havalar soğudu sanki artık.” Üzerime düşen gölgenin sahibi Merih’ti. Elindeki ceketini gösterdi önce sonra ben ses etmeyince omuzlarıma örttü parmaklarının ucuyla. Doğrusu ceketinin sıcaklığını kolumda ve sırtımda hissedene kadar üşümüş olduğumu fark etmemiştim. “Oturayım mı biraz.” Diyerek yanımı gösterdiğinde omuz silktim umursamazca.
Hava kararmış akşamın soğuk ve aynı zamanda dingin sıcaklığındaydık. İlk kattaki koltuk takımlarında oturuyordum tek başıma son zamanlarda yaptığım gibi.
“Hah getir Diljen, eline sağlık.” Derken Diljen’in geldiğini bile fark etmemiştim. İki kupa bardağı önümüzdeki sehpaya bıraktı Merih kızdan alarak. “Afiyet olsun ağam.” Diyerek geri gitti Diljen.
“Mis gibi kahve olmuş Vallahi hele bir bak tadına.” Kokusu buram buram geliyordu zaten, kupamı alarak ufak bir yudum aldım sıcaklığına dikkat ederek. Damağımda yayılan tat fena değildi sıcak mayhoş bir tadı vardı.
“İyi geldi sağ ol.” Dedim.
“Cidden mi yenge?” diye sorunca kaşlarımı hafifçe çattım. Sorgularcasına anlamayarak bakınca derin bir iç çekti, ela gözleri şefkatle dolaşıyordu yüzümde. “Ben senin iki kelimenden birinin hakaret ve aşağılama ya da bizi gıcık eden sözler olmasına alışmışım yapma böyle.”
“Bir şey yapmıyorum ki.” Dedim bıkkınca.
Kıpırdandı yerinde, huysuzca çatmıştı bile kaşlarını. “Biz de onu diyoruz zaten hiçbir şey yapmıyorsun! Söyle bana canın ne istiyor bakayım senin?”
Üzerimdeki cekete sarılırken başımı başka yöne çevirdim, “Merih!” diyerek. “Sessiz sessiz oturuyorsan otur oturmuyorsan yalnız bırak beni.”
“Kaç gündür yalnız kalıp duruyorsun zaten Gece.” Deyince ciddileştiğini fark ederek çevirdim tekrar başımı ona. Dirseklerini dizlerine yerleştirerek eğildi sonra ise tekrar doğrulunca derin bir nefes aldı büyük bir konuşma yapacakmış gibi. “Fark ettiysen konakta günlerdir tek ses yok. Ne bağırıp çağıran ne insanları deli edip zıvanadan çıkaran ne de o cırtlak sesiyle neşeli neşeli koşuşturan kimse yok çünkü hepsini sen yapıyordun.” Ne diyeceğimi bilmezce Merih’e bakakalmıştım. Yavaştan yavaştan gözlerimin dolmasını da saymıyordum.
“Biz hem herkese karışan hemde hiç karışmıyormuş gibi yapan genelde gülen çoğu zaman yargı dağıtan despot, kendini beğenmiş, gıcık, bencil, nankör, nemrut, ne yaptığını bilmeyen yengemizi geri istiyoruz Gece!”
“Ya Merih!” dedim biraz sinir çokça gülmemeye çalışarak. Omzuna vurdum üst üste. “Sensin gıcık ve nankör!”
Gülerek, “Ha diğerlerine okeyiz yani?” Deyince tekrar vurmak istedim ama başına, tabi ki başını korumaya çalıştığı için vuramadım onun yerine elim acıdı.
“Resmen aranıyorsunuz, ne güzel efendi efendi oturuyorum ama gelip beni dürtükleyen sizsiniz!” Derken göz pınarlarımdan akmak için debelenen yaşlarımı silip silip durdum. Başımı yukarı kaldırarak göz yaşlarımı iteyim derken üst kattan dudaklarındaki tebessümle bizi seyreden kocamla göz göze geldim.
“Aa ne yapıyorsun Boran orada gelsene.” Dedim elimle onu çağırarak. Başını iki yana salladı, “Biraz daha işim vardı sana bakmak için çıktım ama iyiymişsin.” Derken gözleri Merih’e kaymış ona göz kırpmıştı. “Siz devam edin sohbetinize ama fazla kalma dışarıda yavrum.” Dedi ve çalışma odasına gitti tekrar.
Merih’e döndüm tekrardan. “Normalde sana göz kırpmak yerine laf sokup kıskançlıktan yanımdan kaçırtması gerekmiyor muydu bu adamın?” Diye söylenmeme karşın Merih sırıtarak kolunu omzuma attı. “Kız ben seni güldürmüşüm günler sonra ne kızması adam yarım maaş ikramiye yatıracak birazdan bana.”
“Eline koluna sahip çık lan!” Boran’ın sesiyle Merih hızla kolunu benden ayırırken yukarı baktık ancak Boran yoktu görünürde.
“Oha!” dedi dehşete kapılmış gibi Merih. “Adam resmen hissediyor.” Kendimi tutamayarak kıkırdadım.
Kahvesinden koca bir yudum alınca bende içtim biraz, sonrasında kupamı bırakmak yerine parmaklarımı etrafına sararak sıcaklığını hissettim. “Neyse nerede kalmıştık yengecim.”
“Ben en son aranıyorsunuz, kaşınıyorsunuz demiştim.” Güldü keyiflice. “Her kaşınmamıza böyle mutlu olacaksan oho o zaman hep yapalım biz bunu. Neyse ne diyorduk hah yav yenge harbi harbi evleniyorum ben.” Deyince genişçe sırıttım.
“Hadi ya kiminle?”
“Senin kardeşinle tabi ki kiminle olacak. Hem maşallah ne güzel yapmışsınız ceylan gözlümü.” Deyince anladım ki bunun da beyni Hevdem’e kayınca sulanıyordu. Başının arkasına boşluğundan yararlanarak indirdim şaplağı. “Biz mi yaptık onu düzgün konuş, az ağır ol bakayım kız vereceğiz sana biz.”
Dikleşti anında, omuzlarını gerdi. “Neyse ki kardeşinizin de gönlü bende de siz beğenmesenizde alırım ben sevdiğimi.”
“O ne demek öyle yengesinin gülü seni kim beğenmeyecekmiş bakalım? Hem biz ne zaman sevenlerin arasına girip kavuşmalarına engel oldukta size olalım. Unutma ki,” derken kendimi gösterdim. “Şu zatı mükemmeliyetim sayesinde everiyorsunuz ben olmasam babaannem yumuşarda babamı ikna eder mi sanıyordunuz siz? Tabi ki hayır.” Derken elbette kendimi de övmeden geri duramıyordum çünkü hakkımdı. Merih’te samimi gülüşüyle bana bakarken başını salladı katıldığını belli ederek.
Elini uzattı ve üzerimdeki ceketinin ön cebinden bir kutu çıkardı. Lacivert ince kutuyu açtığında ise gözlerim parladı, aşırı güzel bir bileklikti bu. Tamamı elmaslarla bezeli ışıl ışıl parlayan su yolu zarif bilekliği kutusundan çıkardı. “Merih, bu çok güzel Hevdem bayılır buna.”
Başını iki yana salladı. Ela gözleri muzipçe parıldarken haylazca göz kırptı, “Hevdem’in değil bu ama onunla seçtik Ferman abinin kuyumcusundan. Hevdem ve benden ufak bir hediye olarak gör yengem.” Deyince gözlerim anında mutluluktan dolmuştu bile. Bilekliği bileğime geçirip nazikçe taktı. Genel olarak sakalsız sinek kaydı tıraş olduğu için hem keskin hem de bebeksi yanaklarını şöyle bir sıkmak gelmiyor değildi içimden.
“Yaa,” dedim uzatarak. Bileğimde çok güzel durmuştu. “Çok teşekkür ederim çok beğendim.”
“Bir tanecik yengemize az bile, e hadi kahve soğudu iç bakalım.” Diyerek kupamı elime tutuşturunca gülümsememe engel olamayarak içtim kahvemi.
Sonrasında bilekliğime hayran hayran bakarken bir saate yakın sohbet etmiştik Merih’le. Konumuz yoğunlukla gelecek hakkındaydı, isteme, nişan, düğün ve sonrasıyla ilgili bir dolu konudan konuya atlayarak konuşurken dertlerimden soyunduğumu hissetmiştim iyi gelmişti kaynımla geçirdiğim vakit.
Odama girdiğimde ise Boran’ı camın önünde buldum. Telefonla konuşuyordu eli cebinde, geldiğimi duyunca omuzunun üstünde kısa bir bakış atıp önüne dönmüş telefondaki konuşmasını bitirmeye hazırlandı. Ayaklarımı süre süre ona ilerledim ve arkasından sarıldım sıkıca, ellerimi karnının üzerinde sıkıca dolarken başımı sırtına yasladım. Telefonundaki aramayı sonlandırıp hemen yanımızda duran koltuğa attı. Eliyle ellerimi tutarak okşadı, “Yavrum.” Dedi o tatlı tınısıyla.
Başımı sırtına sürttüm, “Çok yorgun hissediyorum.” Diye mırıldandım. Gerçekten yorgun hissediyordum kendimi. Ellerimi yavaşça çözüp bana döndürdü bedenini ve kolunu belime sararak kendine çekti sıkıca. Dudaklarını başımın üzerine bastırınca dudaklarımda tatlı bir gülümseme belirdi. “O zaman üzerini değiştirelim bebeğim.” Dedi ilgiyle. Ayaklarımız hareket ettiğinde geri geri adımlatıyordu bizi ama ben başımı göğsünden ayırmıyordum.
Durunca dolabımızın önüne geldiğimizi anladım. Benden ayrılarak dolabın kapağını sertçe iterek açınca yüzümü buruşturdum şu dolabı da değiştirmek lazımdı ya da sürgüsü değişmeliydi.
Geceliklerimin olduğu çekmeceyi açarak şöyle bir karıştırdı ve birini tutarak havaya kaldırınca beyaz çoğu dantelden oluşan mini bir gecelik olduğunu gördüm, hoşuna gitmiş olmalı ki bana döndü ve elindekini gösterdi. “Beyaz sana çok yakışıyor.” dedi göz kırparak. Ne giysem çok güzel oluyordu aslında ama Boran’dı işte. Elindekini yatağa bırakıp bana dönünce üzerimdeki elbisenin fermuarını zorlanmadan elini sırtıma götürüp indirdi ve elbisenin eteklerini tutarak başımdan çıkardı oysa omuzlarımdan da indirebilirdi.
Mor iç çamaşırlarımla kaldım karşısında ve gözleri bedenimi beğeniyle süzerken minik çıkıntı olan göbeğime aşkla baktı. Göbeğimi hafifçe okşayıp parmaklarını sırtıma ilerletince sütyenimi çıkaracağını anladım. Ona doğru bir adım atarak aramızdaki boşluğu kapattığımda göğüslerim sert bedeninde yassılaştı hafifçe. Kollarımı boynuna dolayarak yüzüne baktım, aklında bana dokunmak yoktu yorgunum dediğim için ama benim fikrim çoktan değişmiş yorgunluğum onun dokunuşuyla yok olup gitmişti bile.
“Duş almak istiyorum.” Dedim dudaklarımı büzerek. Parmakları bel boşluğumdan usulca kayarak sırtım boyunca hafif bir dokunuşla sürtünerek ensemin altında durdu. Kehribarları ilgiyle yüzümde gezinirken eğildi ve alnıma bastırdı hafifçe dudaklarını. “Küveti hazırlayayım mı biraz da masaj yaparım rahatlarsın iyice, yıkayayım seni olur mu ister misin?” deyince onu öpmek ve ağzının ortasına çakmak arasında gidip geliyordum. Hâlâ niyetimi anlamamış gibiydi ve tek derdi cidden uslu uslu beni yıkamak mıydı?
Sinirlenmemeye çalışarak gülümsedim zorlukla. “Duş almak istiyorum dedim Boran.”
“Anladım yavrum bende sana seni yıkayayım mı diyorum?”
Sert bir nefes bıraktım ama sakindim. Başımı eğerek gömleğinin açıkta bıraktığı göğsüne yaklaştırdım yüzümü ve dudaklarımı bastırdım sıcak bir nefesle. Bedeni anında kasılınca şükür dedim sonunda. Buz mavisi gözlerimi yeniden gözlerine çıkarırken alev alev yandığını hissediyordum bakışlarımın çünkü ciddi manada beni etkiliyordu ve şu an tek istediğim dokunuşlarıydı.
“Demek istediğim.” Derken kısıldı sesim. Parmaklarımı boynundan çözüp gömleğinin düğmelerine yerleştirerek açtım ağır ağır. “Duş almak istiyorum ama bunun için fazla temizim.” Kirpiklerimin altından masumca baktım yüzüne. “Sanırım biraz kirlenmeye ihtiyacım var.” Gömleğinin son düğmesini de açarak omuzlarından iterek çıkardığımda teni alev alev yanıyordu tıpkı benim gibi.
Zorlukla yutkunurken yanağımı avuçladı iri parmaklarıyla, “Yorgun olduğunu söylemiştin.” Deyince omuz silktim. “Yeterince değil mişim demek ki.” Yanağımdaki elini tutup banyoya doğru çekiştirdiğimde bana uyarak içeri girdi. Kapıyı ardımızdan kilitledim ne olur ne olmaz diye. Arkamı döneceğim esnada bedenini sırtımda hissedince olduğum yerde kaldım. Bir eli karnıma dolanırken diğer eli bacaklarımın arasına doğru süzüldü ve en mahrem noktamı avuçlayarak kalçalarımı kendine bastırdı. Sıcak nefesim kapının yüzeyinde buharlaştı. Bedenim baştan aşağı tir tir titriyordu.
Burnu saçlarımın arasından boynuma değince gözlerimi kapattım bedenimi istila eden yoğun hisler yüzünden. “Ayakta bu pozisyonda mı, küvette kucağımda mı olmak istersin ya da duşakabin de bacağının biri belimdeyken mi? Seç birini.” Derken boğuk sesi ve kalçama sürtünen sertliği tırnaklarımı kapıya geçirmemi istetiyordu.
Derin bir nefes aldım ancak aldığım nefes daha da harladı içimi. “Hepsini istiyorum.” Dedim tek birini seçmek istemeyerek. Tenime gülüşü çarpınca karnımda kelebekler uçuştu.
“Hepsi olmaz çok istesem de seni daha fazla yormak istemiyorum. O yüzden seç birini hadi.” Allah aşkına beni bu hâle getiren doyumsuzlaştıran oydu şimdi bir tane seç nasıl derdi. Zaten hamile olduğumu öğrendiğinden beri hareketleri yumuşamış ve birlikteliğimiz teke düşmüştü buna rağmen çok iyi olduğu su götürmez bir gerçekti ama yetmiyordu işte. Dokunuşlarını bedenini sürekli hissetmek için deliriyordum elimde değil.
“Tamam,” dedim pes ederek. Bedenimi kollarından zorlukla kurtararak ona döndüm. “Küvette olsun birleşmemiz ama ondan önce.” Ellerimi omuzlarına yerleştirerek baskı kurunca eğilmek zorunda kaldı ve diz çökmesini sağladım, “Bana dokunmanı istiyorum.” Deyince gözleri hemen önündeki kasıklarıma döndü, dudakları ağırca kıvrılırken gözlerinde bir parıltı belirdi çok ufak sanki bu durumdan gurur duyar gibi bir hâli vardı. Onu bazen anlamak çok zordu.
Binlerce karınca kasıklarıma hücum etmişken kalçalarımı kavradı ve yüzünü iç çamaşırıma doğru yaklaştırdı. “Bu benim için paha biçilemez bir zevktir.” Dedi. Sonrası ise gerçekten paha biçilemez anlardandı.
🔗🗝️🔗
“Gece benim resmim bitti.” Resim odamdaydık son zamanlar da çoklukla olduğu gibi. Renas elindeki ufak tuali bana uzatırken gülümseyerek aldım ve inceledim, bu odaya bir tek Renas rahatça girebiliyordu onun dışında hem iznim yoktu hemde zaten girecek biri de yoktu. Renas yaşına göre çok iyi çizim yapıyordu, öyle çöp adamdan ibaret değildi yeteneği, tabi yardımcı olduğumda bir gerçekti.
“Yine çok güzel olmuş bir tanem, şimdi onu da götür ve yaptığın diğer resimlerinin yanına koy ama yüzünü ters çevirme leke olmasın kurusun iyice.” Deyince koştur koştur kendi resimlerinin olduğu dolap rafına dik konumda yerleştirdi. Elimdeki fırçayı sehpaya bıraktım.
“Renas, büyüyünce ne olmak istiyorsun?” yanıma geri gelince elini ıslak mendilimle silmeye başladım nazikçe. Sorduğum soruyu ise iki dakika kadar düşündü ancak sonra dudaklarını büktü bilmiyorum dercesine. “Bir türlü karar veremiyorum ki her gün başka bir şey olmak istiyorum.” Deyince güldüm.
“Bu çok doğal bir tanem, baksana Zara halan bile daha ne okumak istediğine karar veremedi.” Gözlerini devirdi bıkkınlıkla. “Ben biliyorum onun ne olmak istediğini de neyse bir şey demeyeceğim.” Dedi hafif sitemle. Merakla diğer elini silmeye geçerken sordum. “Ne olmak istiyor ki bana söyle lütfen.”
Söyleyip söylememek arasında giderken sıkıntıyla nefes verdi. Ama yerdim ben bunun bu hallerini. “Yakışıklı erkeklerle nerede daha çok muhattap olunuyorsa o bölümü istiyor. En başta da askerlik!” dedi sitemle. Kendimi tutamayıp kahkaha atarken Renas’ın halasını bu kadar iyi tanımasına bitiyordum. “Neyse ben biraz dışarı çıkayım mı arkadaşlarım gelmiştir?” diye masum masum soruşuyla hemen dikleştim yerimde.
“Yine kavga etmek için mi gidiyorsun?” dedim imayla.
“Hayır Gece öyle değil biliyorsun.” Derken öyle tatlıydı ki dayanamayıp yanaklarını sıktım. Çırpınsada sıkıca sarılarak öptüm yanaklarını en sulu şekillerde. Başkası yapsa rahatsız olacakken ben yapınca gülerek kurtulmaya çalışıyordu tabi bunu yaparken karnıma dikkat edişi onu daha hırçın sevmeme neden oluyordu.
Sonunda bırakınca, “Gidebilirsin ama kavga etmek yok Renas.” Desemde işe yaramayacağının da farkındaydım. “Ben suçsuzdum gece o salak beynini dağıtayım istiyor ben ne yapayım!” deyince sabırla nefes aldım. Ben ne diyordum bu çocuk ne diyordu. Sonunda serbest bırakınca ise sevinçle yanağıma en güzelinden bir öpücük bırakarak kaçmıştı odadan. Arkasından gülerek bakarken kalktım bende yerimden, bugünlük bu kadar yeterdi, biraz diğerlerinin yanına gitsem iyi olacaktı yoksa adım yabani geline çıkardı maazallah.
Odadan çıkıp kapıyı örterken arkası bana dönük olan Gurbet Hanımı fark ettim ağırca ona yaklaşırken kulağındaki telefonda artık kimse iyi sohbete dalmış gibiydi. Dirseklerini korkuluklara yaslamış derinlere dalmış gibi hülyalı hülyalı konuşuyordu telefonda. “Teşekkür ederim o sizin güzel gören gözlerinizdendir.” Dediğini anladığım an gözlerim irileşti.
“Kiminle fingirdeşiyorsunuz siz?” dediğim an irkildi ve korku, telaşla telefonu elinden kayarak bir kat aşağı avluya pat diye düştü.
Hassiktir ama.
Elimle karnımı tutarak arkamı döndüm hızla. “Seni sinsi ne diye arkamdan sessiz sessiz gelirsin gel buraya!” diye bağırınca adımlarımı hızlandırdım. Koşmasamda seri adımlarla kaçarak kurtulmuş odama girerek kapıyı kilitlemiştim ama bağırtısı kesilmiyordu.
Aman canım benim ne suçum vardı şimdi, bu kadar korkup dalacak kadar ne vardı sanki. Hayır Vefa hocamda iki gün önce ne yaparsa yapsın kadını ikna edemeyince ve sevdiği kadın tarafından kovulunca gururuyla terk etmişti Mardin’i. Neyseki birkaç tablom da sergide yerini alıyordu da içim rahattı. Allah’ım kim olduğu fark etmez alsınlarda başka şey istemiyorum senden.
Odaya yayılan ses telefonumdan gelince komodinin üzerinden alarak kimin aradığına baktım. Yasmin’di arayan. Kısa bir nasılsın faslından sonra beni ısrarla dışarı çağırmasını ne kadar reddedersem edeyim dinlemeyip ısrar edince ve işin içine hamileliğini sokup, “Doğurmama on gün var biraz konaktan çıkıp hava alayım dedim lütfen yalnız bırakma beni.” Diyerek duygu sömürüsüne girince mecburen kabul etmiştim.
Boran’a mesaj atıp haber verdikten sonra Cahit’e de çıkacağıma dair mesaj atarak hazırlanarak çıkmıştım konaktan. Ben hazırlanıp çıkana kadar Cahit’te arabasıyla dikilmişti konağın kapısına. Zara’yı da götürmek istesem de kendisi bizim konakta Hevdem’in yanında olduğu için Renas’la birlikte ayrıldım konaktan. Renas merak edip sokakta durdurup nereye gittiğimi sorunca ben yokken bir haltlar yiyip başına iş gelmesin diye onu da yanıma katarak götürmüştüm. Yüzü asıktı onu da götürdüğüm ve mahalle maçından alıkoyduğum için ancak ne yapabilirim ki aklım kalıyordu. O da eve üst üste üstü başı dağılmış yırtılmış hâlde gelmeseydi. Üstünün dağılması çocukların ondan kurtulurken yaptığıydı bir de karşı tarafı görecektiniz ki sanki düşman sınırlarını işgal etmiş gibi çocukları mahvetmişti.
İki gündür milletin anası babasıyla uğraşmaktan gına gelmişti, hayır amcaları da hiçbir şey demiyor utanmasalar daha doğrusu ben olmasam çocuğa dövüş teknikleri vereceklerdi.
İşlek caddelerden birine giriş yapınca uygun bir noktaya park ettim arabayı. Alışveriş merkezine gelmiştik, Yasmin Hanım’ın en sevdiği tatlıcı buradaymış ta. AVM’ye giriş yaptıktan sonra ikinci kata çıkıp söylediği kafeye girdiğimizde Maria ve onu görmüştüm. Arkamdaki korumaların yarısı dışarıda dağılarak beklerken iki simsiyah giyimli kadın koruma yani İlgen, Leman ve Cahit hemen yanımızdaki masaya geçip oturdular. Okulda olanlardan sonra gizlenmek yerine alenen dibimdeydiler artık. Biri daha vardı ama o gizli olarak etraftaydı ben bile göremiyordum. İlgen’in üzerine kahve döken kızı da yakalamış bu işin içinde olduğunu düşünerek hırpaladıklarında ortaya tuhaf bir şey çıkmıştı.
Kız tehdit edildiğini mecbur olduğunu korktuğundan bunu yaptığını söylemişti ve Boran’ın adamları ona Kutay Seymen’in resimini gösterince ise kız anında kabul ederek bu adamın onu tehdit ettiğini söylemişti. Şimdiye kadar bu kadar iyi gizlenmiş adamın artık yüzünü gizlemeden bir şeyler yapması hepimize tuhaf geliyordu.
Omurgasız’ı çözemiyordum.
Cahit ifadesiz bir sıfatla etrafı süzerken iç çektim, burada olmaktan memnun değildi biliyorum. Üst üste arayıp mesaj atmıştım ama asla dönüş yapmamıştı bana. Haklıydı maalesef burada da abimin ricası ve onun emri üzerine gelmişti bundan böyle nereye gidersem gideyim yanımda Boran yoksa Cahit olacaktı. Boran bundan hoşnut olmasa da kabul etmişti çünkü olabilecek en iyi şekilde korunmamı istiyordu.
Sandalyemde arkama dönerek Cahit’e baktım, İlgen ve Leman kahve söylemiş Cahit’te çay istemişti kendine. “Cahit, tatlı ısmarlayayım mı sana.” Dedim tatlı tatlı gülümseyerek.
Bana bakmadı bile yüzünü başka yöne çevirerek, “İstemez.” Dedi umursamazca. “Benimle muhatap olmayın.” Deyince omuzlarım düştü. “Ama olmaz ki içim rahat etmez benim, buranın sufleleri meşhurmuş bak.” Yan yan baktı suratıma sonra sabır çekerek tekrar çekti gözlerini benden.
“Bunu evet olarak mı kabul ediyoruz?”
“Hayır Gece Hanım hayır. İstemem sizden bir şey önünüze dönün!” sert tavrı moralimi epeyce bozmuştu. Tahminimce bu kadar tepki vermesinin altında Mara’yla arasının çok kötü olduğu yatıyordu. Mara o günden sonra bize gelmemişti Cahit ve Zeynep konusu ne tam olarak bilmiyordum, Boran Mara’nın üzerine düşüp ağzını arasa da bir şey dememiş iyi olduğunu söyleyerek geçiştirmişti abisini ama biliyordum iyi değillerdi.
Önüme dönerken Renas sandalyesinden geri döndü sinirle, “Gece’yle düzgün konuş o halama benzemez!” deyince afallamadım değil. “Renas önüne dön bir tanem.” Diyerek uyardım onu, Cahit yerinde dikleşirken homurdanışı gözümden kaçmadı. Ve benim küçük oğlum da kimseye taviz vermiyordu asla.
Ardından Yasmin ve Maria’ya döndüm gergin olan ortamı dağıtmak adına konuyu hemen değiştirdim.
Trend olan yeni tatlılardan sipariş etti Yasmin, tatlılar farklı meyve şekillerindeydi ama ısırınca içindeki kek ve dışındaki katırt sesi çok güzel olduğu için Yasmin dayanamıyormuş bunlara. Karnı burnundaydı ciddi manada, çok güzel bir anne olmuştu yanakları dolmuş kilo almıştı ama o kadar tatlı ve hâlâ çekiciydi ki Bahoz Ağa tekrar ne kadar şanslı diye düşündüm.
Renas önündeki araba modelinden olan tatlısına keyifsizce sadece bir çatal indirirken meyve suyunu höpürdeterek içmesi bizi protesto etmek istemesindendi büyük ihtimalle. Şimdi goller atmak varken üç kadının arasında olmak hoşuna gitmezdi elbette.
“Renas, bak şurada oyun parkı ne dersin götüreyim mi seni oraya.” Dediğim an bana öyle bir baktı ki geri çekildim sesimi kısarak.
“Gece ben sekiz yaşındayım ve orası bebekler için! Ben bebek miyim!” dedi sitemle.
“Haklısın ama ne yapmamı istersin senin için?” diye sorunca omuzlarını düşürdü. “Bir şey yapmana gerek yok Gece.” Deyince önüme döndüm mecburen sanırım onu getirmekle iyi bir şey yapmamıştık.
“Anası olacak karı delirtse de beni pek bir şey diyemiyor artık, alacak ya kucağına erkek torun kesilir sesi tabi. O kapıda bekleyen şırfıntılarda hevesleri kursağında defolup gitti arkalarına bakmadan.” Yasmin kaynanasına olan nefretini ne kadar kussa rahatlamıyordu. Halime şükrettim Lalezar annem öyle olmadığı için gerçi onun yerine kızı ve görümcesi az çektirmemişti bana ama çok şükür haklamıştım hepsini. Şu Gurbet’i de evlendirirsem süpürecektim etrafımdaki tozları.
Gurbet her ne kadar diğer abilerinin yanında kalsa da orada istenmemesi bizim de başımızı ağrıtıyordu, onu keyfimden konağa getirtmemiştim ki ben. Sadece düşmanımı yakınımda tutuyordum o kadar, artık bana karşı bir yanlış yapmayacağına inansam da işimi şansa bırakamazdım. Evinde kaldığı abisinde hem yengesi olacak kadın hemde ablası olacak Binnaz tarafından doldurulduğunu biliyordum, onu kullanmalarına izin vermezdim çünkü Gurbet istediğinde fazla sinsi ve tehlikeli olabiliyordu. Konaktayken onu kontrol altında tutabilirdim.
Maria kahvesini masaya bırakırken derin bir iç çekmişti, “Keşke bende senin gibi kurtulabilsem o kızlardan. Çocuğum olmuyor diye kimleri kimleri getirdi konağa şimdi de halasının kızını tutturmuş evlendireceğim Alaz’la diye. Hiç iyi günler geçirmiyorum, evliliğimiz pamuk ipliğine bağlı artık.” Deyince ben ve Yasmin ona hayretle bakakaldık. Tamam iyi şeyler yaşamıyordu ama evliliğinin biteceği kadar ilerlediğini bilmiyorduk olaylarını. Dışarıya karşı öyle güler yüzlüydü ki derdi var demezdin.
“O ne demek şimdi başkaları yüzünden evliliğini biteremezsin.” Dedim ciddiyetle. Renas telefonumdan internete girdiği için dikkati bizde değildi bu sebeple rahattık. Zaten dinlese de sorun olmazdı.
Çok derin bir iç çekti Maria. “Evlilikte kaldı denmez artık, ben artık dayanamıyorum ne ailesine ne kısır oluşumu sürekli yüzüme vurmalarını ne de bu memlekete dayanamıyorum. Boşanmak istediğimi söyledim.”
“Alaz Ağa ne dedi peki?” diye sordu dehşetle Yasmin. “Bu konaktan ancak kefeninle çıkarsın nikahımdanda ölsen de çıkamazsın dedi.” Alnımı ovuşturdum. Herkesinde mi dertleri olurdu yahu.
“İlişkinize en iyi siz vakıfsınız bize konuşmak ve tavsiye vermek kolay.” Dedim elini tutarak. “Ama ben sana güveniyorum doğru olan neyse onu yaparsın bizde hep senin yanındayız unutma.” Gülümsedi minnetle. Yasmin akan göz yaşlarını sildi hemen. “Hamileliğin yan etkileri işte.” Dedi gülerek sonra yüzünü buruşturup inleyince dikleştik.
“İyi misin?” diye sordu hemen Maria.
“Ay iyiyim iyiyim oluyor hep böyle bu da sabahtan beri sancı gelip duruyor ufak ufak ama bir şey olmaz bir haftadır böyleyim doktor sorun yok dedi.”
“Vallahi sakın burada doğurmak gibi bir hata yapmada rezil etme bizi.” Dedim açık açık. Bana yazıklar olsun der gibi baktı. “Herkes rezil olsun da sen olma Allah aşkına!” deyince omuz silktim rezil olmak istemiyordum.
Yasmin bana gülerek bakarken, “Rezil olmaya niye böyle takıntılısın sürekli söyleyip duruyorsun.” Dedi.
Gözlerimi belerterek baktım ona. “Saçmalama rezil olmayı kaldıramaz benliğim. Utanıyorum işte ne yapayım, şurada yere kapaklanıp düşsen elimi uzatmak yerine uzaklaşırım hemen senden.”
“Aşk olsun Gece.” Dese de ne yapabilirim ki o an elimde olmadan ya uzaklaşırdım ya da düştüğü için hırpalayarak kaldırırdım onu.
“Aman.” Diye bir ses geldi önce. “Kız sizin burada ne işiniz var.” Yengem elinde tuttuğu poşetlerle masamıza vardığında kalkmıştık hemen.
Hoşgeldin çok gittin derken yengem elindeki poşetleri bırakmış kafenin kapısına dönmüştü tam o sırada da kapının önünden koşturarak geçen Rona’yı gördük hepimiz. Yengem iki parmağını dudaklarına koyarak ıslık çaldığı an Rona durmuş sesin geldiği yere yani bize dönmüştü. Açık kapıdan minicik boyuyla koştura koştura girerken Renas’ı fark etti elbette.
“Yenas!” diye çığlık attı ince sesiyle. Koşarak geldi, geldi, geldi ve Renas’ın boynuna sarıldı. Tamam Renas onu kucağına almıştı ama aynı şey, kızın ayaklarını yerden kesmişti. Keyfi hemen yerine gelmişti beyimizin ama benim değil çünkü yengem küçücük kızını köpeğini çağırır gibi çağırınca tüm gözler üzerimize dönmüştü. Utançtan yerime sindim. Nerede elitlik claslık!
“Anne anne anne!” diyerek eteğine yapıştı annesinin Rona. Henüz yeni oturmuştuk masaya. “Parka gidelim mi Yenas’la n’olur.” Diyerek yalvarıyordu. Yengem döndü çocuk parkına baktı sonra Renas’a. “Sana emanet Renas dikkat et aman, rahat durmazsa sözünden çıkarsa da bırak gel buraya tek kalsın.” Diye tembihlemeyide unutmadı. Bu da nasıl bir şeyse.
Renas beyimiz ağzı kulaklarında tabiki, kızın elini tuttu götürdü hemen. Bana gelince çocuk parkı diye çıkışıyordu ama Rona Hanım olunca koştur koştur gidiyordu parka.
“Ee anlatın ben gelince mi sustunuz?” dedi yengem.
Yasmin eliyle karnını okşarken ya da ovuyor mu bilmiyorum, “O kadar matah şeyler değildi konuştuklarımız konuyu kapattık diyelim Leyla’cım sen geldin sen aç bir konu.” Dedi.
Yengem hepimize göz gezdirdi, onun da iki ayı vardı doğuma ve şu masada hamile olmayan tek kişi Maria’ydı. O ne hissediyor bilmem ben kötü hissediyordum.
Yengem teklif etmeden pek dokunmadığım tatlımı önüne çekerken garsondan çay istemişti. “Jiyan’a don alacağım diye çıktım kendime yaptım hep alışveriş bir de kızıma tabi, Allah böylesini düşman başına vermesin gözüne kestirdiğimi almadığım an çığlığı basıyor hayır yanlış anlayıp kaçırdığımı falan sanacaklar diye korkuyorum.” Hepimiz güldük buna hayal edince. “Aslında hata bende biz bunu yaparken ben kuvvetlendiriciyi fazla verdim Jiyan’a o yüzden götü yer tutmuyor.”
Elini masaya vurdu iki kere. “Ay Allah korusun karnımdaki de böyle olursa atarım birinizin kapısına siz bakın benim yüreğim kaldırmaz.” Dese de şaka yaptığını biliyorduk elbette.
“Ama çok tatlılar öyle demeyin.” Diye konuşunca Maria, Yengem ters ters baktı. “Bu kız çok saf bunu harcarlar.” Dedi anında.
Ah yengem ah zaten harcıyorlar diyemedim. Zaten Maria’yı az çok tanıdığı içinde laf sokmaktan geri kalmıyordu. Bende öyleydim sevdiğim insanlara mutlaka sataşır ağzıma geleni söylerdim ama sevmediğim ya da samimi olmadığım kişilere karşı fazla ciddi tavizsiz olurdum. Değerimi bilsinlerdi bence.
Bir süre konudan konuya nasıl olduğunu bilmeden atladık arada Yasmin’in yüzünü buruşturmaları ise beni gerdikçe geriyordu ufak sancılar demişti ama ben pimpirikli bir insandım bir kere işkillenirsem sonu gelmezdi.
“Öyle yani Maria’cım sen sen ol iplerini kocanın eline verme yoksa böyle tepeme biner adım attırmaz sana. Evinde senin sözün geçecek bir kere başlatma şimdi kaynana o evin en büyük tek gelinisin sen az bir dişli ol bak buna.” Diyerek beni gösterdi yengem. Buna mı? Benim bir adım vardı!
“Kaynanası gül gibi ama bir görümcesi, Gurbet’i bir de Güneş’i vardı ki aman aman Allah düşmanımın başına vermesin.” Şimdi bu karıyı niye hatırlattı ki bu kadın, Güneş’i hatırladıkça deliriyordum. “Neler neler ettiler ne entrikalar çevirdilerde hepsinin üstesinden geldi hiç pesde etmedi ama sen hem kocanı seviyorsun o da seni seviyor hemde bir kaynana belası tek var. Yok yok sakın boşanmaya falan kalkıpta o cadalozu sevindirme vallahi konuşmam bak seninle.” Maria’nın boşanma kararına Alaz Ağa bu kadar karşı çıkmamıştır herhalde.
Maria da sanki gaza ihtiyacı var gibi bilenip duruyordu.
Tam o sırada Yasmin elini sertçe masaya dayadı, göz göze geldiğimiz an ondaki dehşeti gördüm. Gözleri yuvalarından çıkacakmış gibi irileşmiş kaskatı olmuştu. “Suyum geldi!” demesiyle bizde dehşete düştük.
Endişe tüm bedenimi bir anda ele geçirince hızla masanın altına eğildim ve sandalyesinden yere damlayan suyu gördüm.
“Yok yok!” dedim hızla. “Çiştir o çiş su falan değil?”
Kafasını iki yana salladı ardından karnını tutarak öyle bir çığlık attı ki kafe de yankılandı sesi. “Ağğhh geliyor!!”
“Gelmesin! Ben sana demedim mi burada doğurmak gibi bir şey yapma diye nasıl doğurursun!”
“Elimde değil ki!” diye bağırdı bana acıyla Yasmin. Kesinlikle elim ayağım birbirine girmiş haldeydi ve ne yapmam gerektiğini asla bilmiyordum. Hayatımda hiç böyle bir ana tanık olmamıştım ki.
Yengem sakin ol derin derin nefesler al telkinleriyle kızı tutup destek verirken kafedeki herkes ayaklanmış film izler gibi merakla bakıyorlardı bize.
Yasmin’in çığlıkları dinmek yerine çoğaldıkça karnımı tutmaya başladım çünkü bu kadar acı çekildiğini bilmiyordum. “Hastaneye gitmeliyiz Yasmin, arabaya kadar dayanabilir misin?” dedi Maria endişeyle fakat Yasmin acıyla kasılan yüzünü iki yana salladı. “Olmaz bebek geliyor diyorum arabada doğurabileceğim bir alan yok!” diye bağırdıktan sonra derin derin nefesler alarak soludu.
“Yapabilirim.” Dedi kendi kendine. “Yapabilirim.” Neyi yapabilirsin ya!
O anda telefonum zarıl zarıl çalınca kim olduğuna bakmadan açtım hemen.
“Yavrum, ne yapıyorsun?” diye gayet rahat bir tavırla soran Boran’dı.
“Doğuruyor!” dedim dehşetle. Bir şeylerin devrilme sesi geldi, bardak gibi.
“Ne, ne doğurması yavrum daha aylar var iyi misin sen?!” diye endişeyle çıkışmasıyla neye uğradığımı şaşırdım. Ağlayacaktım şimdi tuhaf bir şekilde. “Ben değil Yasmin doğuracak Boran, çok acı çekiyor çok bağırıyor canı yanıyor ama yardım edemiyorum.” Derken gözlerim dolmuştu bile.
“Sakin ol Gece sakın ağlayayım deme kimse seninle ilgilenemez şu an. Yasmin’e yardımcı olmanız lazım!” deyince sertçe yutkundum burnumu çekerek. Doğru diyordu.
“Ne Yasmin’i lan karım mı doğuruyor, nerede ne zaman nasıl olabilir!” Bahoz’un endişeli bağırışı telefonun öteki tarafında duyuldu.
“Bırak lan telefonumu seni de alıyorum konuşmaya bekle!” dedi Boran sonra konferans yapınca Bahoz ve birden Alaz Ağa da girdi aramaya. Adam muhtemelen ben ne iş diyordu. “Beni de alın beni de!” Özgür’ün de sesi gelince oda aramaya eklendi. “Dayı oluyorum lan!”
“Kes lan sesini, Gece karım nasıl?”
“Çok kötü görünüyor Vallahi.” Dedim birden.
“Gece yavrum ne yapıyorsun sen adamın kalbine mi insin istiyorsun?” diyerek beni paylayınca Boran dudaklarımı ezdim ne yapabilirdim ki. Seslere bakılırsa arabalarına geçmişlerdi. Nerede olduğumuzu zaten biliyorlardı.
Yasmin’in çığlığını duyduklarında hepsinin sesi kesilirken, “Gece bana yardım etmen lazım yanıma gel!” diye bağırınca Yasmin şokla baktım ona. “Ben hiçbir şey yapamam!” dedim hemen. Hadi ama korkudan kalbime inecekti şimdi benim gelmiş ne diyordu. Hayır normalde sanki milletin ağzına etmiyormuş gibi nasıl biri olduğumu bilmesem inanacaktım bu halimede yapacak bir şey yoktu ciddi manada korkuyordum. Yasmin ve bebeği en ufak zarar görecek olursa vicdan azabından giderdim.
“Gece lütfen.” Deyince omuzlarım düştü hemen.
“Gece kurban olayım bacım biz gelmek üzereyiz o biliyor ne yapacağını destek olun yeter.” Bahoz’un ihtiyaçla yalvaran sesiyle yelkenlerim suya düşmüştü bile. Adımlarım Yasmin’e doğru ilerlerken hızla etrafıma döndüm ve herkesin utanmadan bir de kameraya çektiğini görünce çıldırdım.
“Cahit!” dedim yoğun duygularım sebebiyle bağırarak. “Herkesi hemen çıkar buradan tek bir kişi bile kalmasın!” der demez zaten insanların önünde dururken İlgen ve Leman ile birlikte bağıra bağıra çıkartmaya başladılar insanları.
Yasmin yere oturmuş sırtını Maria’ya yaslamış bir eliyle onu tutarken yengem şişkin göbeğini tutarak kıza eliyle hava yapıyor alnını silip duruyordu. Elbise giydiği için aferin derken bacaklarının arasına oturmadan önce titreyen ellerimle masanın örtüsünü çekip alarak dizlerinin üzerine attım.
Aklıma gelenle gözlerim irileşti. Kulağımdaki telefonun sesini dışarı verip yere bıraktım hemen o sırada yengem havlu ve sıcak suyu ne ara istediyse görevliler bir tencerede sıcak su ve birkaç havlu getirmişti. “Boran sen doktor değil misin söylesene ne yapmamız gerektiğini!” derken titreyen parmaklarımla Yasmin’in tayt ve iç çamaşırını çıkardım ve top halinde kenara koydum.
Özgür’ün gülüşü duyuldu önce, “Gece’de hatlar karışmış Boran Ağam.” Deyince bir tane çarpasım geldi.