"Sıra sizde hanımefendi." Odadan çıkan hemşirenin dediğiyle düşüncelere dalmış olduğumu farketmeden irkilerek kendime gelmiştim. Boran telefonu kapatıp cebine koymuş ben odaya girerken arkamdan girerek kapıyı kapatmıştı. Doktorun yönlendirmesiyle sedyeye uzanarak elbisemin etekleri göğsüme kadar toplamış karnımı açmıştım. Bacaklarıma örtü örterek karnıma soğuk jeli sürdü ve ultrason cihazının başlığını yavaşça göbeğime yasladığı an irkildim, titreyen elimde sıcak bir el hissedince kendimi sıkmayı bıraktım.
"Bebeğimiz gayet iyi durumda görünüyor, beslenmeniz ne durumda Gece hanım?" diye sordu monitöre ve bana bakıp dururken. Ekranda ki karaltılara dikkatle bakarken ben yerine Boran cevapladı kadını. "Doğru dürüst hiçbir şey yemiyor midesi hâlâ düzelmedi iştah falan da yok."
Doktor monitörü karnımda gezdirirken onaylarcasına mırıldandı. "Gebelikte bunlar normaldir ama ben size bir kaç vitamin ve iştah açıcı bir ilaç yazayım düşük dozda bir onları kullanalım sonra tekrar görüşelim." Diyince sessizce onayladık onu.
"Evet." Dedi gülümseyerek. "Ekrana bakalım şimdi," diyince zaten heyecanlıyken daha da kilitlendik ekrana dahası Boran farketmeden elimi sıkıyordu. "Bebeğimiz artık üç aylık ve bakın nasılda büyüyor." Diyerek göstermeden gördük biz bebeğimizi, başı ve gövdesi ufacık bir karaltıdan ibaret olsada küçücük ve daha gelismemiş bir bedene sahip olsada oradaydı yavrum. Gözlerim dolmuştu anında.
"Çok küçük." Diye inanamazca konuşan Boran olmuştu. Kadın doktorumuz ilgiyle gülümserken, "Sesini duymak ister misiniz?" diye sormasıyla gözlerim heyecanla irileşti dolu dolu.
"Gerçekten mi duyabilir miyiz şimdiden, ya cinsiyeti cinsiyeti ne peki?" diye art arda heyecanla sorduğunda kadın anlayışla iki salladı başını. "Henüz cinsiyet için erken ama kalp atışlarını duyabiliriz, hazırsanız dinleyelim." Dedi ve ekranda bir kaç tuşa dokunduktan sonra odaya doldu o zayıf ama bir o kadar güçlü kalp atışları. Çok hızlıydı sanki kalbi... Sesi kulağıma gelir gelmez mi oldu bilmiyorum ama bir anda kendimi tutamayarak ellerimi yüzüme kapatarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım.
Sonrasında durdurmaları zor olmuş hatta sakinleştirici yapmaya kalkmışlardı ama kendimi hızla toplamaya çalışınca vazgeçmiş iyi olup olmadığımı sorup durmuşlardı. Onları duygularımın ve hormonlarımın azizliğine uğradığıma inandırmak fazla zor olsa da hastanaden tek iğne yemeden çıkabilmiştim. Boran elbette diken üstündeydi, bir şeyler olduğunun farkındaydı ama soramıyordu yine fenalaşırım diye.
Araba konağın önünde durduğunda hızla inmek istedim ama kolumdan tutup durdurunca mecburen ona döndüm şişmiş ve kırmızı olmuş gözlerle.
"Sana bir fotoğraf göstermek istiyorum." Dedi ve telefonunu açarak bana çevirince bir adam gördum, kaşlarımı çattım anlamazca. Derin bir iç çekti Boran. "Aradığımız Omurgasız piçi bu." Diyince tüylerim diken diken oldu, istemsizce tekrar karnımı sardım tek elimle ve bu Boran'ın yine gözünden kaçmadı. "Daha önce hiç gördün mü Gece, kursta özellikle, tanıdık geliyor mu?"
Telefonu alıp resmi büyüterek yakından baktım defalarca ama hayır görmemiştim asla, bugün arkamdaki adam bu değildi ama onu biliyordum işte hatta emindim. Birbirine uyuşmayan çok fazla şey vardı. Bugün ki adamda tanıdık bir his vardı biliyorum ancak bu adam olamazdı hayatımda hiç görmediğim bir adamın sesini saliselik bir anda tanımışda olamazdım.
Yanılıyor olmamda yüksek ihtimaldi tabii o ayrı.
"Daha önce hiç görmediğime eminim bu adamı."
"Tam tahmin ettiğim gibi." Dedi telefonumu elimden alarak Boran. Arabadan inince konağa girdim hemen, ortalıkta kimsenin olmaması işime gelirken odama çıktım duraksamadan. İlk işim tepemden sıkıca topladığım saçlarımı açmak olurken üzerimdeki elbiseyi başımdan çıkarıp askılı ipek geceliğimi geçirdim üzerime. Ayakkabılarımdan kurtulup sonunda yatağa girince ise rahat bir nefesle bırakmıştım kendimi. Battaniyemi başıma kadar örtüp karnımı sararken bir top gibi olmuştum yatakta. Çok geçmeden odanın kapısı açılınca gözlerimi açmadım, gelenin Boran olduğunu biliyordum ve umarım uyuduğumu rahatsız edilmek istemediğimi düşünüp giderdi. Yalnız kalmak istiyordum.
Bir süre sesli soluklar eşliğinde hışırtılar geldi sonra ise yatağın öteki tarafı çökünce yastığıma daha da gömüldüm. Örtüyü kaldırdı yavaşça sonra ise hemen arkamda hissettim bedenini, ağırca yutkundum ğöğsünü sırtımda hissediyorken üzerime eğildi ve başımdan öpünce kapalı gözlerim sızladı. Eli saçlarımda gezdi usul usul, bir şey demedi sadece saçlarımı okşadı ve bu bile şu duygusal karmaşa içindeki beni ağlama krizlerine sokabilirdi.
Çıplak omuzumda dudaklarının sıcak baskısını hissedince titredim. Niye tam her şey yoluna girdi şimdi mutlu ve huzurluyum derken bir şeyler çıkmak zorundaydı ki ortaya. Gerçi şu an çıkan bir şey yoktu çünkü başından beri vardı bu pislik ancak artık dayanamıyordum.
Derin nefesler aldım, uyumadığımı zaten biliyordu. Kolumdaki eli ağırca örtünün altından göbeğime ulaştı, karnımdaki elimin altına elini koyarak koca eliyle bebeğini sarar gibi sardı karnımı. Sevdi küçük küçük. "Bir şeyler yemen lazım Gece, karımın aç dolaşması hoşuma gitmiyor." Sustu sustu ve ilk dediği bu mu oldu cidden? Ben olsam bağırır çağırır ne sakladığımı ya da neyim olduğunu öğrenmeden huzur vermezdim ona. Bu kadar farklıyken aynı anda uyumlu olmakta çok tuhaf ancak güzel bir durumdu.
Omuz silktim konuşacak mecal bulamayınca. Omzumu öptü karşılık olarak. "Aç karına ve tok karına içmen gereken ilaçlar var, hadi biraz zorla kendini sonra geçecek bu rahatsızlığın."
"Uykum var!" dedim huysuzca ama o durmadı, beni daha da sararak üzerime eğildi iyice. Kolları arasında kaybolduğumu tahmin etmek zor değildi. Saçlarımı yüzümden çekip geriye yatırdığında bile gözlerimi açmak yerine sıkı sıkı yumuyordum. "Hamileliğini uyuyarak mı geçirmek istiyorsun?"
"İzin verirsen evet." Diye homurdandım.
"İzin falan yok sana, kendini düşünmüyorsun bari bebeğimizi düşün büyümesi için senin beslenmene ihtiyacın var." Karnımdaki elinin üzerine kapattım elimi. "Tamam." Dedim omuzlarımı indirerek. "Bir şeyler yerim."
"Kemik suyuna bir çorba yapsınlar dedim onlar hazırlayana kadar dinlenebiliriz bebeğim." Gözlerimi ardı yine sızlarken açtım ağırca göz kapaklarımı, bedenimi ona doğru döndürdüm ve göğsüne sokuldum iyice. Yüzüne bakmaya gücüm yoktu. Örtüyü çekerek sırtımı tamamen kapattı ve iyice yasladı bedenimi koca bedenine. Alnımı henüz yeni fark ettiğim çıplak göğsüne yasladım, elimi beline doğru bükerek sarılınca şükrettim yanımda ve iyi olduğu için.
Eli sırtımda dolaştı rahatlatıcı hareketlerle, derin bir iç çekti sonra. "Bana neyin olduğunu söyleyecek misin Gece'm. Korkuyorum ve iyi hissetmiyorum sen böyle durgun olunca." Yutkundum art arda. "Kurban olayım sana benden bir şey saklama."
Gözümden bir kaç damla düşmüştü bile. Burnumu çektim, "Boran." Dedim boğukça.
Saçlarımı okşadı. "Söyle bir tanem söyle kurban olduğum." Diyince bendeki ipler koptu.
"Korkuyorum." Dedim. "Ne kendime olacaklardan ne de sana olacaklardan değil sadece bebeğimize bir şey olursa diye çok korkuyorum Boran." Alnımı göğsüne daha da yaslarken hıçkırdım. "Biz kendimizi koruruz ama o daha çok küçük..." Yüzümü avuçlayarak güçlükle kendi yüzüne doğru kaldırınca konuştu yemin eder gibi.
"Bebeğimizi de biz koruruz o zaman Gece'm. Onun zaten bize ihtiyacı var bizsiz yapamaz ki neden koruyamayalım?! Kurban olayım sakinleş." Ellerinden kurtularak doğruldum yatakta, "Öyle olmuyor ama!" diye çıkıştım sinirle. Üzerimizdeki örtüyü hırsla attım üzerimden.
Kehribarları anlamsız ve dikkatle gözlerime bakmaya çalışıyordu. "Daha saatler önce bir namlunun ucundaydı Boran." Dedim güçsüzce. Şok geçirdi, sarsıldı ifadesi. Ellerimi iki yana açtım, "Hiçbir şey yapamadım, o an sıksa giderdi bebeğim ama ben hiçbir şey yapamadım. Dibime kadar girdi nefesi enseme çarpıyordu anlıyor musun Boran? Onca koruma hiçbir şeye yaramadı! Ona engel olmadı! Onlar kadar kötü ve iğrenç olmadığımız için bu kadar yaklaşabiliyorlar bize!!" titreyen ellerimi saçlarımdan geçirdim.
"Kafayı yiyeceğım artık, yakalayamıyoruz onu. Bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor ama bir halt yapamıyoruz biz! Bebeğime zarar verecek bunu da çok iyi biliyorum!!" Dehşet içinde olsa da göğsüne çekerken sardı bedenimi sıkıca. "Çok yoruldum artık Boran, doğuma kadar konaktan dışarı adımımı atmayacağım bir daha yaklaşsın istemiyorum bana." Hıçkırıklarım arasında zor olsa da konuşmuştum. Bedeni kasıldıkça kasılmıştı.
"Sakinleşip bana olanları baştan sona anlatmanı istiyorum." Sesi ürkütücü derecede sertken itiraz edemedim. Hıçkırıklarımın dinmesini bekledim kısa bir an sonra derin nefesler alarak ayrıldım bedeninden. Yüzümü sildim kendime gelmek için, suratımın davul gibi olduğunu da biliyordum ayrıca.
"İlgen'in üzerine kahve dökülünce endişelenip arkasından gittim ama lavabo boştu sonra arkamı dönecekken onun hemen arkamda olduğunu farkettim. Silahı karnıma dayadı ve saçma sapan konuştu!" hatırladıkça deliriyordum.
"Yüzünü ya da bedenini gördün mü peki?" başımı olumsuzca salladım. "Kıpırdamamam için uyarınca nefes bile alamadım neticede karnımda bir silah vardı."
Boran ciddiyetinden bir şey kaybetmezken soğuk kanlılıkla, "Neden bize anlatmadın peki? O kurs binasından çıktığında neden tek kelime etmedin ya da neden İlgen yanına geldiğinde o piç hakkında tek kelime etmedin?"
"Kaçması için size tek kelime etmedim, peşinden gitmenizi istemedim." Çehresi öldürecek derecede sertleşirken boynunu kütletti ağırca. "Onu tanıyorsun değil mi?" diye sorduğunda gözlerim dolu doluyken onayladım onu. Gözlerini kapadı sakin kalmak için.
"Sesini duydum hırıltılı ve derinden konuşarak kamufle etmeye çalışsa da duydum onu... Kim olduğunu bilmiyorum ama bugün onu tanıdığımı hissettim." Başını iki yana salladı sinirle sonra yataktan çıktı ve koltuktaki gömleğini alarak üzerine geçirmeye başladı.
"Benden yüze kadar saymamı istedi yüzden önce saymayı bırakır ya da arkamı dönersem beni öldüreceğini söyledi arkasından gidersen ya da birilerini gönderirsem çekinmeden öldüreceğini söyledi. Etraftaki binalarda tetikçiler varmış. Bende o kadar koruma ve güvenliğin arasında sızarak dibime kadar gelmiş bir adamın blöf yapacağına inanmadığım için kimseyi riske atmak istemedim. Lavabodan çıktıktan sonra kaçabileceği tek yerin yangın çıkışı olduğunu farkettim çünkü İlgen karşıdan gelirken onu görmemesini kanıtlıyor birde hemen sınıfa gidip eksik kim var diye göz gezdirdim ama kimse yoktu. Belki benden önce sınıfa girmiştir diye düşünsemde öyle olsaydı İlgen ile yine karşılaşırlar diye düşündüm.... Her şey bir yana o kişiyi tanıdığımı hissedebiliyorum aradığımız yabancı biri değil." Az önce dediklerim yüzünden yanlış anlasın istemiyordum beni ve işe de yaramış gibi az da olsa gevsediğini hissetmiştim yine de çok öfkeliydi.
"Omurgasız, sevdiklerim arasından biri çıkarsa eğer mahvolurum ben Boran. Bu kadar kötü birinin yakınlarımda dolaşması beni mahveder." Adımları durdu, sık nefesler alıyordu aklında kim bilir neler dönerken. Gömleğinin düğmelerini iliklemiş pantolonunun içine sokmuştu. Nereye gidiyordu bilmiyordum yine bir şey olur mu zarar görürler mi diye tonla soru geçiyordu aklımdan.
Telefonunu kulağına götürürken bakışları bana değdi bir an süzdü baştan aşağı beni, gitmesini istemiyordum bu haldeyken.
"Ne yaptınız?" diye sordu telefonu açar açmaz kulağındaki kişiye. "Elbette okulda olmaz çünkü onu aradığımızı biliyor yüzüne ve dahasına ulaşmışken kolay kolay etrafta dolanamaz... Şimdi beni iyi dinle Adar." Dedi ve ona anlattıklarımı tek tek anlattı Adar'a. "Yüksek ihtimalle yan binanın çatısından girdi içeri oradanda kaçtığı için kimse görememiş, belli ki okuldan birilerinin yardımıyla girmiş içeri bu açık, kameralarda boşuna kapatılmadı... Sen bak gözden tek bir kamerayı kaçırmadan inceleyin mutlaka sokaktan birisine takılmıştır." Gözleri yine bana kayınca, "Yok." Dedi. "Gece'yi yalnız bırakamam pek iyi görünmüyor." İçim ferahladı o an.
Telefonda biraz daha konuşup kapattığı sıra odanın kapısı çalmış Diljen elinde tepsiyle çorbamı getirmişti. Sonra niye iştahın yok diyorlardı nasıl olacaktı ki?! Yataktan inip koltuğa geçip oturdum Boran'da tepsiyi kucağıma bırakmış odaya sığamıyormuş gibi kendini dışarı atmıştı. Çorbayı sırf bebeğim için zorlaya zorlaya içmeye başladığımda odaya Zara gelmişti.
"Yenge iyi misin sen, abim yanında durayım diye gönderdi ama." Derken gözlerim yine dolmuş başımı kaldırmadan iki yana sallamıştım başımı. Bir şey diyemedi elini sırtıma koyup sıvazlarken çorbamı zor bela bitirip suyumu içtim üzerine bol bol. Odada kalmak başta iyi gelse de basmaya başlayınca üzerime rahat bir pantolon ve sweatshirt geçirerek Zara'yla birlikte odadan çıktık.
Avluya indiğimizde, "İkimize de güzel bir kahve yapıp getireyim de kız kıza biraz dedikodu yapalım sana anlatacak bir sürü şey var hem." Dedi Zara. Onu zoraki de olsa gülümseyerek onaylarken o mutfağa ben sedirlere geçiyordum ki konak kapısı çalınca koşarak gidip açmıştı. Cahit ve Mara konaktan içeri girince biraz şaşırmıştım beklemiyordum çünkü. Mara ve Zara sarılırken Mara'nın yüzünde güller açıyordu.
"Sizi özledim bir göreyim dedim Cahit'te getirdi beni." Derken gözlerinden kalpler çıkıyordu Cahit'e bakarken. Kırk yıl düşünsem bu ikisinin çift olabileceğini düşünmezdim. Zara ikisine de hoşgeldin derken Cahit bana yöneldi.
"Hanımım nasılsınız iyisinizdir inşallah." Diyince, "İyi diyelim iyi olsun Cahit." Dedim rol yapmadan. İyi hissetmiyordum. Kaşları çatılmıştı elbette. "Yapabileceğim bir şey varsa-"
"Olsa da söylemez!" diye araya giren cevapla ikimizde yanımıza gelen adama baktık. "Sana mı kaldı karımın dertleri!"
"Boran?" dedim hayretle, elimi göğsüne koyarak adamla burun buruna gelmesine engel oldum.
Cahit elbette duruma anlam veremesede saygısını bozmadı. "Bir kabahatim mi oldu Ağam?"
Boran boğazına çökmek ister gibi bakarken dişlerini sıktı. "Saat iki de neredeydin bugün?" diye hesap sordu alenen. Saat şu an dört olmak üzereydi. Ne alakaydı şimdi.
Cahit gelen soruyla afallasa da saygısından cevap verdi yine. "Konaktaydım, Riva Konağında."
"Kanıtla o vakit!"
"Boran sen neyin peşindesin?!" dedim uyarırcasına. Mara ve Zara da anlamsızca bakıyorlardı. Sabırla koluna girdim Boran'ın. "Gel hadi yukarı çıkalım." Dedim fakat asla beni dinlemiyordu.
"Sana kanıtla dedim!" Cahit sabır diler gibi gözlerini yumarken Mara'nın endişeli hali canını sıkmış gibi göründüğünden kolunu kavrayarak geri çekti ve, "Siz mutfağa geçin bir şey yok hayde." Demişti. Mara abisi ve kocasına kararsızca baksa da Zara'yla birlikte mutfağa yöneldi.
"Öğlene kadar Ferman beyimleydim sonra onun işi çıkınca ben de konağa dönmek zorunda kaldım oradaki işlerimi halledince de buraya geldim." Derken oldukça sabırlı davranıyordu Cahit. Boran'ın yüzünden alaycı bir ifade belirdi, gözleri bana inince göğsündeki elimi yumuşakça tutarak indirdi ve kendinden uzaklastırdı.
"Yalan söylüyorsun Cahit." Dedi büyük bir sakinlikle ancak hemen sonra yüzündeki o ifadeyi yakaladığımda her şey için geçti. Elini sıktı ve en iyisinden bir yumruğu Cahit'in suratına öyle bir geçirdi ki bunu beklemediği için Cahit yere devrildi. Boran elbette durmadı ve üzerine eğilip art arda vurmaya başladı adama. "Omurgasız sen misin lan yoksa!!" diye bağırınca kalakaldım. Bunu düşünecek kadar delirmiş olamaz desemde bugün yaşadıklarımdan sonra Boran'ı durdurmak yerine geri geri adımladım. Mara ve Zara, Diljen mutfaktan çıkarken Lalezar annem, Gurbet ve Renas'ın konakta olmaması işime gelmişti.
"Abi ne yapıyorsun dur!" Mara endişe ve korkuyla Boran'a bağırsa da bir işe yaramadı, Boran sanki bugün olanların hıncını çıkaracak kum torbasını bulmuş gibiydi. Mantığım bunun olmamasını Cahit'in öyle biri olmadığını haykırsada engel olmak istemiyordum. Elimle karnımı tuttum, bugün bebeğime silah doğrultan adamdan sonra kimseye dokunmak istemiyordum.
Cahit itinayla karşılık vermiyordu, "Karımı yıllardır tanıyorsun, onun için bomba dolu bir eve giriyorsun ve ne derse yapacak kadar sadık olman hepsinin tek nedeni anneni kurtarması mı?! Yoksa hepsi siktiğimin palavraları mı, takıntılı piskopatımız sen misin lan!!" Cahit'in yüzü gözü kan içinde kalırken Boran'ın ellerini tuttu yakasındayken.
"Gece benim ölen bacımın yerindedir hanımağamdır yemin ettim arkasında dururum diye, o orospu çocuğuyla anı kefeye nasıl koyar o sanarsınız beni!!" diye bağırdı ağzındaki kanlarla. Gözleri bana kayınca hayalkırıklığı vardı gözlerinde bunu kaldıramayacağım için gözlerimi kaçırdım.
Mara hırsla dibimde bitmişti bile. "Cahit öyle bir adam değil Gece! Abimi durdur hemen öldürecek görmüyor musun?! Bu yaptığın nankörlükten başka bir şey değil bu adam senin yüzünden senin sözünden çıkmayacağım diye beni öldürecekleri gün namlunun ucundayken tek kelime etmedi!" Mara'ya da bakamazken pişman olmuştum ama elimdende bir şey gelmezdi.
"Boş yapmayı kes! Niye yalan söyledin o hâlde bugün izinli olduğunu söyledi Ferman, neredeydin Cahit!" diyerek adamı sıkıştırmaya devam etti.
Cahit'in gözleri yanımdaki Mara'ya takılınca yutkundu sertçe, yüzü buruştu ama bu yüzündeki yaralardan mı yoksa söyleyeceklerinden mi kaynaklı belli değildi.
Boran tahammülsüzce belindeki silahı çıkarıp şakağına dayadı. "Konuş lan yoksa sıkarım kafana!" diye bağırmasıyla Mara gözlerindeki yaşlarla abisinin koluna yapıştı. "Abi n'olur yapma sandığın gibi biri değil yemin ederim. Söylesene Cahit sende neredeydin bugün!" diyerek bağırınca Cahit sertçe kapadı gözlerini, sonunda kurtulamayacağını anlayınca konuşmaya karar vererek araladı dudaklarını.
"Zeynep'leydim!" Dedi tek seferde ve bu yıldırım gibi tam Mara'nın tepesine düştü. Yutkundu Cahit Mara'nın gözlerine bakamazken. "Onunlaydım bu saate kadar kanıt istiyorsan git sor istediğini kıza Boran Ağa!" Boran aldığı cevapla afallayarak kalktı adamın üzerinden sonra kaşlarını çatarak baktı yerden zorlukla kalkan Cahit'e.
"Hangi Zeynep bu?!"
Cahit tersçe baktı Boran'a. "Karınız tanır sorun söylesin!" dedi sinirle. Elinin tersiyle burnunu silerken Mara gözleri dolu dolu bakıyordu Cahit'e Cahit'se ona bakamıyordu ve bu ağır gelmiş gibi, "Ben eve dönsem iyi olacak." Dedi her an ağlayacakmış gibi ardından Zara'nın seslenmelerine rağmen durmayıp çıktı ve gitti konaktan.
Cahit ise arkasından öylece bakarken öfkeyle sıktı yumruklarını, gözlerini bana çevirince kaçırdım bakışlarımı. "Bunca yıl sizi bacım bildim ben yine de eyvallah öldürseniz kıpırdamazdım bile ancak şerefsiz kansız bir it yerine konmakta bana ters, bundan böyle adamınız değilim yerim kapıdaki korumalarınızdan olsun." Dedikleri vicdanıma baskı uygularken artık adamım olmayacağını söylemesi canımı yaktı o benim fedaimdi ama. Konaktan hızla çıkıp giderken Boran hiç takmadı bile adamı tek derdi Omurgasız'dı çünkü.
"Şu Zeynep'e nasıl ulaşacağız kızı tembihlemeden konuşmalıyım." Diyince Boran, pes dedim içimden hâlâ inanmıyordu adama. Cebimden telefonu çıkarıp Zeynep'in numarasını buldum ve telefonumu sertçe eline bırakarak odama çıktım.
••••••Bölüm Sonu••••••