85. Bölüm Part:3

2643 Kelimeler
Gece'mizden Zaman bu aralar tatlı tatlı akıp gidiyordu. İki haftadır kursumu aksatmadan gidiyordum. Bu iki hafta içinde Boran'ın amca oğlu Civan'ın da düğünü yapılmıştı ama ben gidememiştim malesef nedeni ise Boran beyimizdi. Hamileyim diye göze gelmemden korkuyordu nazar değermiş. Bazen cidden Boran'ın içine bu yaşlılarımızın girdiğini düşünmüyor değildim. Neyse ki bende gitmek istememiştim düğüne üşengeçliğimden Boran da gitmiş ve yarım saat sonra bana gelmişti. Kahvaltı masası havalar soğumaya başladığı için salona kurulurken ben mutfağa indim. Boran telefonla iş görüşmesi yapıyordu en son bu sebeple birazda ondan gizlenerek inmiştim mutfağa çünkü canım dün akşam Merih'in eve getirdiği şekerpare tatlısından çekmişti. Dün akşam canım istemediği için yememiştim ve sabah sabah aklıma ilk gelen oydu. Boran kahvaltı bile yapmadan tatlı yememe asla izin vermeyeceği için mutfağa hemen girmiş dolabı büyük bir hevesle açmıştım ama maalesef hüsranla kapattım. Tatlı yoktu. Karnımı okşadım buzdolabından uzaklaşırken, hayır aşerme falan değildi bu sadece canım çekmişti bitirmiş olmaları biraz hevesimi kursağımda bırakmıştı. Mizgin abla boş tepsiyle içeri girince, "Hanımağam hayırdır bir şey mi istediniz?" diye sorunca utana sıkıla bittiğini görmeme rağmen sordum. "Dün ki tatlı bitti mi?" kısa bir an düşündü. "Sekerpare mi? Aslında ben bırakmıştım size ama Merih beyim gece yatmadan evvel mi yoksa sabahın kör vaktinde mi yedi bilmem. Ondan başka kalanları süpüren yok malum." Merih'e sinirlenmeden edememiştim benim hakkımı nasıl yiyebilmişti?! Dün hem kızların sınav sonuçları açıklandığı için hem de Hevdem'i iki hafta sonra yani bu ayın sonunda isteyeceği için bunun adına tatlı almıştı ama yengesinin ve yeğeninin hakkını da utanmadan gömmüştü mideye. Neyse sinir ben ve bebeğime iyi gelmiyordu o yüzden derin derin nefesler alarak çıktım mutfaktan. Kızlar sınava girdikleri vakit pek iyi psikoloji de olmasalar da fazlasıyla iyi puanlarla geçmişlerdi okulu şimdi sırada tercih yapma vaktiydi bakalım hangi üniversiteler ve şehirlere gideceklerdi. Mardin'de ki üniversite de güzeldi bence ama hangi bölümü seçecekleri belli olmadığı için belli değildi kalıp kalmayacakları. Merdivenleri gerisin geri çıkmaya başladım, salondan içeri girdiğimde direkt olarak Merih'in suratını görünce bir tane çakma isteğiyle dolsamda gülümsedim ona. Boran'ın yanına geçerek oturunca eli bacağımı sardı anında. Siyah ancak üzerinde sarı çiceklerin olduğu belden oturmalı bir elbise giymiştim, elbise dizlerimin hemen altında biterken yarım botlarımı giymiştim. Saçlarımı tepemden sıkıca at kuyruğu yapmış yüzümü ortaya çıkarmıştım iyice ve Boran sabahtan beri yanaklarımı sıkıp duruyordu her fırsatta. Boran işlerinin acil olduğunu söyleyerek fazla hızlı bir kahvaltı yapmış ve bu sürede olabildiğince doldurmuştu benim midemi de. Ayağa kalkıp ceketini giydikten sonra çenemi tutarak kendine doğru kaldırıp üzerime eğilip alnımdan öpmüştü. "Kurstan seni almaya geleceğim oradan geçeriz kontrole. Kendine ve bebeğimize dikkat et bebeğim, Allah'a emanetsiniz." Her gün istisnasız diyordu bunları artık. Gülümsedim elini okşayarak. O ve Merih birlikte gittiklerinde çayımı yudumladım. Renas dışında kalmıştık yine kadınlar olarak. Zara muhtemelen derslerle alakadar olmak için odasına kapanır Lalezar annem televizyonun karşısına geçer kaçıncısı olduğunu bilmediğim örgüsünü örerdi Gurbet Hanım konaktan o nemrut suratıyla dolanır iş yokken kızlara iş çıkarır zavallı Renas'ım da akşama kadar dışarı da olurdu arkadaşlarıyla. E ben de kursuma giderdim. Yaklaşık yarım saatin sonunda çantamı omzuma takmış resim çantamı da alarak konaktan çıkmış konak arabasına binmiştim. Kendi arabama binmek istesemde kurstan sonra Boran beni alacağı için gerek yoktu. Kursa geldiğimde dersin başlamasına henüz on dakika vardı bu sebeple sınıf kısmen boş diğerleri büfe ya da koridordaydı. Eşyalarımı sırama koyduktan sonra çantamdan telefonumu çıkarıp sessize aldım ders için. "Dikkat etsene!" diye bağırdı bir hışımla ayağa kalkan İlgen. Siyah saçlarını balık sırtı yapmış keskin yüz hatlarını ortaya çıkarmış üzerine giydiği siyah kargo pantolon siyah tişört ve postallarıyla tam bir asker gibiydi. Bu okulda genel olarak böyle takılıyordu ve derslere de doğru dürüst katılmıyor sadece benim için oturuyordu bu rahatsız edici sandalyelerde. Kimse de yargılayamıyordu korkudan. "Çok özür dilerim isteyerek olmadı." Dedi tepesindeki kız telaşla elindeki kahve bardağını sıraya koyarken. İlgen sert bakışlarla, "Özür dileme yapma yeter!" dedi. "Gel lavaboya gidelim sıcak mıydı kahve." Dedim yanına giderek. Anında dikleşti. "Gerek yok ben kendim giderim." Yardım istemeyip lavaboya gitmek için hızla sınıftan çıkarken kıza döndüm. "Hadi geç yerine merak etme iyi olacak." Kız gözüme biraz ürkek görünmüştü, "Yeni almıştım kahveyi ve çok sıcaktı." Diyince omzuna dokundum. "Sorun yok dedim ben ona bakarım şimdi." Sınıfa öğrenciler girerken Atakan benim önüme kadar geldi ve, "Çekilsene!" dedi kabaca. Bu da ayrı bir aptaldı ve bu hareketlerinden sıkılmıştım artık. Yüzüne bile bakmadan önünden çekilip geçmesine izin verdiğimde yerine yani hemen yanımdaki sıranın bir arkasına oturmuştu. Tekli sıralar kullanmak bu nedenle çok iyiydi onunla tekrar aynı sıraya oturma ihtimalim bile yoktu. Hemen yanındaki sırasında duran kız arkadaşıyla konuşmaya başlayınca önüme döndüm birazdan yiyişmeye başlarlardı. Her ikisi de buralı değildi çünkü asla saygı denen kavrama sahip değillerdi. Sadece kol çantamı alarak arka sıradaki kıza dondum,. "Ben gelene kadar göz kulak olur musun?" dediğimde konuşmadan başıyla onaylamıştı beni. Resim çantamı bırakarak sınıftan çıktığım esnada öğretmende sınıfa giriyordu. İlgen'i kısaca anlatıp lavabolara yönelirken on dakika öncesinde dolu olan koridorlarda tek çık bile yoktu şimdi. Koridorları geçip lavaboya sonunda ulaştığımda içeri girdim, "İlgen?" diye seslendim. "Merak ettim iyi misin?" lavabo boş iken kapalı olan kapıları iterek açtım tek tek ama yoktu. Allah Allah ama kattaki tek lavabo burasıyken niye başka yere gitsin ki o halde? Arkaya doğru tek bir adım atarak dönüyordum ki ensemde hissettiğim nefesle olduğum yerde kalakaldım. Tüm kanım anında çekilirken yutkunamadım bile. "Sonunda kokunu duyacak kadar yaklaşabildim sana." Dizlerim boşaldı bir anda, ensemden soğuk bir ter damlası omurgamdan aşağı aktı. Sesi genizden boğuk ve hırıltılı gelirken nefesinin saçlarıma değiyor olması kalbimi ağrıttı. Tek bir adım arkamdaydı, işte şimdi görebilirdim yüzünü. Midem dehşet bir hızla bulanırken başım dönmeye başlamıştı, ellerimle elbisemi avuçladım sıkıca. Sakin olmalıyım, sakin olmalıyım. Hemen solumda bulunan aynalara doğru gözlerimi ağırca çevirmiştim ki, "Kıpırdama bile!" dedi keskin korkunç bir ifadeyle. Anında durmuştum, beynim stresten mi kaynaklı bilmem zonklarken kendime gelemiyordum. Karın boşluğumda hissettiğimle ise kanım dondu. Silahtı bu hissedebiliyorken bebeğimi nişan alması titretti bedenimi. "Seni görmek istiyorum." Dedim zorlukla. Ama o alnını arkamdan basıma yasladığı an nefesim sıklaşmaya başladı. "Beni unuttuğuna inanamasam da henüz değil." Dedi. "Ama çok az kaldı sayılı günler sonra ebediyen benimsin." Mavi gözlerim dehşetle irileşirken sesinin titremesi ve gerçek tonunu saliselik bir an için ele vermesi bile alaşağı etti bedenimi. Tanıdıktı, tanıdıktı ama kimdi aklıma asla gelmiyordu?! Gözlerim korku ve endişeyle başıma ne geleceğini bilmez halde dolarken nabzım iyice zorladı bedenimi. Başımı titreyerek öne doğru çekerek benden uzaklaşmasını sağladım. "Benden ne istiyorsun?" diye sordum titrekçe. "Seni." Dedi derin bir sesle. "Sadece seni istiyorum fakat şimdi gitmem gerek ama bir dahaki karşılaşmamız da gitmem gerekmeyecek artık." Karnımdaki silah çekilince nefes alışverişim daha da sıklaştı. "Şimdi beni iyi dinle..." 🗝️🔗🗝️ Bahoz, Alaz Amil, görevden henüz iki saat önce gelmiş olan Adar, Özgür, Ferman ve Boran hep birlikte kapattıkları mekanın teras katında yuvarlak bir masa etrafında oturuyorlardı. Toplanma amaçları Omurgasız hakkında elde ettikleri bilgilerdi ve bunlar Alaz Amil'deydi. "Her şeyi anlarım ama niye Cahit'i bu işten uzak tutuyoruz Boran?" diye sordu Ferman ciddiyetle. Boran kehribarlarını Ferman'ın gözlerinin içine dikti kararlılıkta. "Çünkü aradığımız o piç Cahit olabilir." Dediği an ortam buz kesti anında. "Bu çok zor." Diyerek atıldı anında henüz üzerini bile değiştirememiş kamuflajlarıyla duran Adar. "Neyini gördün?" diye sordu Ferman. Boran önce Adar'a baktı, "Sen inanmadın ama Ferman anlaşılan öyle düşünmüyor, neyini gördün dediğine göre." Diyince sert bir soluk çekti içine. "İşin ucunda karım var dürüst olmak gerekirse siz bile benim için birer süphelisiniz işimi şansa bırakamam... Neyden şüphelendiğimize gelirsek, Cahit yıllardır tanıyor Gece'yi, Gece hayatlarını kurtardı onlara yardım etti ve Cahit can borcum diyerek ona minnetle bağlı, biz böyle biliyoruz değil mi?" Herkes önce kısa bir an düşünmüş sonra ağırca sallamışlardı başlarını. "Ama birde şu yönü var ki Cahit'in hisleri yön değiştirmiş olabilir, yıllardır ailenize çalışıyor ama sizden önce Gece'nin sözünü sayıyor karımın her anına vakıf biri neredeyse. İki hafta kadar önce bir hareketi işkillenmeme neden oldu ama yanılıyor olmam da ihtimal." "Alıp konuşturana kadar işkence yapalım o zaman?" dedi Özgür. "Siz iyi misiniz tüm bunlar bir neden değil Cahit'ten bahsediyoruz?" diyerek tekrar karşı çıktı Adar. "Yahu adam sen kaçırıldığında Gece'yle birlikte o evdeydi ve sizi arayıp tehdit ettiğindede kızın yanındaydı. Hadi söyleyin o zaman nasıl Omurgasız bu?" "Benim de şimdiye kadar durmamın sebebi buydu zaten! İzletiyorum onu tek bir hareketinde indireceğim!" dedi yemin eder gibi Boran. Bahoz, "Tamam şu deliller her neyse çıkarıp bakalım daha iyi anlarız." Diyince Alaz Amil arkasındaki adamından aldığı dosyayı masanın üzerine bıraktı. "Dosyada bilgiler var ama defalarca kez okuduğum için anlatayım size içindekileri." Dedi sakallı çenesini sıvazlayarak. "Yardım aldığım şu mafya, Omurgasız denen adamı tanıdıklarını söylediler." Herkes dikkat kesilirken Boran sadece bir isim istiyordu adam gibi. "Omurgasız, kimse tarafından alenen görünmese de bilinen biri camiasındaki sayılı isimlerden, güçlü bir barondu ama son darbemizle mallar elinden alınınca borçlu olduğu adamlardan kaçıyor köşe bucak. Ama bize ismi ve resimi lazımdı bu sebeple ulaşmaları pek zor olmamış." Dosyayı aldı ve içindeki fotoğrafı çıkararak Boran'ın gözünün önünde tuttu. "Otuz dört yaşında, Mersin doğumlu ailesi olmayan yetimhanede büyümüş Kutay Seymen namı diğer Omurgasız." Boran fotoğrafı büyük bir sakinlikle almış ve incelemişti yakından. Defalarca düşünse de bu adamı asla görmediğini biliyordu. Resim boydandı ve Boran'ın kaçırılırken hatırladığı eşkale benzerliği de malesef vardı. Uzun boylu duruyordu ve resimde de sportif bir giyimi vardı, otuz dört yaşındaydı ama henüz yirmilerinde gibi genç bir görünüşe sahipken keskin yüz ifadesi duruşu, ellerindeki, boynundaki dövmelere kadar görünen her yerine baktı ancak hayır onu görmemişti. "Ne dersin gördüğün adam mı?" diye sordu Bahoz elini adamın omzuna atıp sıkarak. "Her şeyi uyuyor ve Omurgasız buysa Gece'nin peşindeki adam bu." Dedi düşünceyle. Ferman ve diğerleri resimleri inceledi hepsi ayrı ayrı tepkiler veriyordu. "Kutay Seymen..." diye mırıldandı Boran. Çenesini sıvazladı düşünceler içinde gezerken emin olmaya çalışıyordu. "Ne bekliyoruz arama kararı çıkartmamız lazım, adı soyadı var elimizde her şeyine ulaşmamız için mükemmel bir fırsat!" dedi Adar ellerini ovuşturarak. Maksat düşman aklamaksa Adar'dan heveslisi olamazdı. Boran'ın , "Bilemiyorum niye resmini görür görmez bir şeyler hissetmedim. O değil gibi sanki." Diye tereddütle söyledikleri diğerlerinin hevesini kursağında bırakmıştı. Ferman, "O ne demek şimdi Omurgasız işte adamın tipinde bile şerefsizlik akıyor baksana." Dedi sinirle, Alaz ağaya baktı. "Bilgileri veren kişi yanılıyor ya da bizi kandırıyor olmasın, belki de omurgasızla dostlardır bilemeyiz." Alaz Amil ciddiyetle olumsuzca salladı başını iki yana. "Bana bir yamuğu olmaz kaldı ki bir uyuşturucu baronuylaysa asla dostluk kurmaz buna ihtiyacı da olmaz. Bana borcu vardı ve onun karanlık dünyasında böylesine bir böceği bulmak oldukça kolay. Yani Omurgasız diye gezinen bir adam varsa ortada o da bu piçten başkası değil." "Emin olmak için Derzan itine gösterebiliriz resimi." Diye bir öneri sundu Ferman. "Kardeşimin hayatını tehdit eden piç buysa eğer zaman kaybedemeyiz!" "Derzan'ın kız kardeşi o orospu çocuğunun elinde şimdiye kadar ne yaparsak yapalım demedi adını sanını kim olduğunu şimdide demez emin ol!" derken oldukça düşünceliydi Boran. Hisleri onu kolay kolay yanıltmazdı ve bu işin içinde bir iş vardı. "Söylemese bile yüz ifadesinden bir şeyler yakalayabiliriz." Dedi Bahoz. "Denemekte fayda var sonra da bu itin peşine düşeriz tabi tüm adamlara ve birimlere de dağıtalım adamın fotoğrafını böylece iyice köşeye sıkıştırırız piçi." O sırada masadaki resime sadece bir kez bakan Adar tekrar incelemek için aldığında, "Siktir." Dedi. "Bir dakika bi dakika." Dedi kendi kendine inanamazca. "Ben bu adamı gördüm!" dedi dehşetle o an sandalyesinden kalktı elindeki resime tekrar tekrar bakarken. "Ne diyorsun lan sen nerede gördün?!" diyerek yanında bitmişti hemen Boran. Adar alnını ovuştururken zihnini zorluyordu ve o zihinde ona yan yan bakan bu adam vardı. Herkes onun başına toplanmış söyleyeceğini beklerken, "Kursta." Dedi nefes verir gibi. "Fisun'un ve Gece'nin ders gördüğü kurs merkezinde gördüm lan bu adamı!" Boran ne yapacağını bilemez halde geriledi o an kalbi sıkıştı. Karısıyla aynı mekansa olamazdı değil mi bu adam hayır hayır bu tam bir pislik olurdu! "Allah kahretsin!" diye tısladı. Telefonunu çıkardı hemen ve Gece'yi aradı ama açmıyordu elbette. "Açmıyor!" dedi öfkeyle. "Dersteyse açmaz tabi sessize almıştır." Diye çıkıştı Ferman da stresle. Herkes toplanmıştı bile. Bu sefer Beytullah'ı aradı. "Neredesiniz?!" "Kursun önünde ağam bir şey mi oldu?" Dedi adam saygıyla. O sırada arkasındakileri umursamadan aşağı iniyordu Boran diğerleri de hemen arkasından geliyordu bağırarak. "O piç Omurgasız orada lan beni hemen şu kadına bağla!" "Hemen Ağam." Desi Beytullah. Telefonuyla İlgen'i arayarak Boran'ın telefonuna bağlamıştı bile Beytullah. Arabasına biner binmez çalıştırdı hızla. "Ulan dur bu kafayla kaza falan yaparsın!" diye bağıran Ferman'ı duymamıştı bile. "Neredesin, Gece nerede iyi mi?" diye sordu hemen Boran. "Ben ufak bir sorun nedeniyle sınıftan ayrıldım ama hemen dönüyorum-" "Ne demek ayrıldım lan sizin işiniz benim karımın aldığı nefesi bile takip etmek! O orospu çocuğu omurgasız okulda lan!" İlgen lavaboya gitmek istemişti ama üzerini değiştirmesi gerektiği için giyinme odasına girmişti ancak daha içeri gireli iki dakika olmadan aldığı telefonla pişman olarak hızla odadan çıktı. Kulağındaki kulaklıkla kızlara seslendi ve o an kameralarda sorun olduğunu anlayınca bu işin içinde bir iş olduğunu kavradı hemen. Kapıyı çalmadan sınıftan içeri girdiğinde Gece elbette yerinde yoktu... 🗝️🔗🗝️ Lavabodan çıkıp koridorda ilerlemeye henüz başlamıştım ki İlgen çıktı karşıma telaşla. "Gece Hanım iyi misiniz, sizi arıyordum sınıftan neden çıktınız?" "İyiyim İlgen sana bakmak için gelmiştim ama lavaboda yoktun ne bu telaş anlamadım." Gözleri şüpheyle üzerimde gezinince gerildim. Bakışlarım sağ tarafımda kalan yangın çıkışına kayınca o pisliğin İlgen'le karşılaşmadan nasıl kaçtığını anlamıştım ama sınıfa gitmem gerekiyordu. "Birileri güvenlik sistemine sızıp kameraları devre dışı bırakmış, aşağısı adamlarla çevrili ama sanırım şüphelimiz içeride. Siz hiç süpheli gördüğünüz biri oldu mu?" "Hayır kimseyi görmedim." Dedim hızla ancak İlgen işkillenmiş gibi yanımdan geçerek elindeki silahla nişan al pozisyonunda dikkatle lavabolara ilerledi. Bir iki dakika sonra boş olduğunu görerek yanıma geri geldiğinde ben sınıfa geri dönmek için yürümeye başlamıştım bile. "Derse girmeyeceksiniz, Boran bey burada olmak üzere." Hızla döndüm ona. "Niye geliyor kursum henüz bitmedi bile?" "O gelince anlatır eminim ancak sizin için fazlasıyla endişeli defalarca kez aradığını söylüyordu." Demesiyle telefonumu çantamda çıkarıp baktım cidden bir sürü arama kaydı varken yine araması düşmüştü ekrana. Cevapladım hemen. "Gece!" dedi endişeyle, nefes nefese bir hâli vardı belli ki bir şeyler öğrenmişti. "Neredesin yavrum sen iyi misin?" "İyiyim Boran bir sorun yok, lavabodaydım ve açamadım bu kadar." Derin derin nefesler aldığını duyarken şükrettiğini işittim. "iki dakikaya kalmaz orada olurum aşağı in gidiyoruz." Bir şey daha söylemedim tamam diyerek telefonu kapattım ve İlgen'in bakışları altında sınıfa girerek resim çantamı aldım ve bunu yaparken tüm öğrencilere göz gezdirdim... Hepsi buradaydı öyleyse sınıfımdan biri olamazdı. Sesimi çıkarmadan sınıftan geri çıktım. Asansörle aşağı indiğimizde kapıdan çıkar çıkmaz Boran ve diğerlerinin bana doğru koştuğunu görmek korkuyla gerilememi sağladı. Boran zaman kaybetmeden sıkıca sarıldı bedenime. Saçlarımı tepemden topladığım için açıkta ki boynumdan derin derin soludu kokumu. "İyi misin bebeğim." Geri çekilip yüzümü avuçladı, ellerininin titrediğini farketmek kendimi daha kötü kasmama neden oldu. "iyiyim Boran niye soruyorsun anlamıyorum ki?" Duraksadı bir an için gözleri yüzümde endişeyle gezerken ellerini yanaklarımı okşayarak çekti ve belimden tutarak kendine çekti. "Sen stres yapma sakın, anlatacağım ben sana." "Abimler niye burada neler oluyor Boran?" diye sorarken içerideki pislikten haberdar olup olmadıklarını bilmiyordum. Gerçi artık binada da değildi. Boran gerilmişti ancak bir şeyler söyleyip beni korkutmakta istemiyordu anlaşılan. Abime bir bakış attı, abim ne anladıysa başını sallayıp diğerleriyle birlikte kurs binasına doğru giderlerken başımdan öpmüş saçımı okşamıştı. Boran'a emanet ederek giderken binada ne yapacaklarını anlamamıştım. "Karnın mı ağrıyor Gece? Fazla solgun görünüyorsun rengin gitmiş." Karnıma sıkıca bastırdığım elimi tutup çekerken bunu yaptığımı bile bilmiyordum. Başımı iki yana salladım, "Farkında değildim, konağa gidelim mi artık sende neler olduğunu anlatırsın belki." Kehribarları yüzümde dolaştı tuhaf bir şekilde. "Gece." Dedi yumuşakça. "Bilmem gereken bir şey yok değil mi?" Gözlerimi gözlerinden kaçırmamak için zor tutarken gülümsemeye çalıştım. "Sadece yorgun hissediyorum Boran eve gidip uyumak istiyorum gidelim mi lütfen?" kaşları derinden çatılırken bir şey saklandığımı anladı ama üsteleyemedi. "Konaktan önce doktora gideceğiz yavrum, kontrolün vardı unuttun mu?" Ben kendi adımı unutmadığıma dua ediyorun adam gelmiş ne diyor. Halimi anladığından mı bilmem tekrardan bir şey sormayıp arabaya bindiğimizde boğucu bir sessizlikle ilerledik arabada. Boran hissettiğinden mi bilmem kaskatı dururken direksiyonu tutan elleri sıkılaşmış parmak boğumları beyazlamıştı. Sakin ol Gece. İçimden dakikalardır tekrar ettiğim cümleyi yineledim. Koltuğa yaslanıp camdan dışarıyı seyrederken karnımı sardım. İyiyim. Hastaneye geldiğimizde yine konuşmamıştık hiç. Doktorun odasının önünde sıramızı beklerken Boran benden uzaklaşıp telefonla konuşmaya başlamıştı ve konunun ben olduğunu biliyordum. Sürekli bana bakıp konuşması beni iyiden iyiye gererken önüme döndüm. Parmaklarım oturduğum sandalyeyi sıkıca kavrarken derin derin nefesler aldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE