Gözlerinden sicim gibi akan yaşlar hıçkıra hıçkıra ağlaması öyle bir dumura uğrattı ki ilk bir kaç saniye ne yapacağımı bilemedim.
Senin yapacağın işi sikeyim ben Boran sen kimsinde trip atıyorsun amına koyayım. Karın hamile lan senin hamile hamile azıcık bile mi aklın olmaz. Neyin nazına giriyorsun sen!
Yüzünü kavrayarak baş parmaklarımla yanaklarını silmeye çalıştım. "Gece, yavrum ağlama takıldım ben sana ne üzülmesi bana vursan bile kırılmam ben sana kurban olduğum." Hıçkırıkları durmadı. Ulan bu normal değildi nasıl böyle içli içli ağlardı. Elim ayağım iyice birbirine dolandı. "Aşkım, bir tanem benim ağlama n'olur."
"Ben seni haketmiyorum değil mi?" dedi hıçkırıkları arasından zorlukla.
"Ulan ben kimim ki! Ben kimim kurban olduğum asıl ben seni haketmiyorum. Ağlama bak çok kötü oluyorum ben." Yüzünün her noktasını öpmeye başladım sakinleşsin diye aksi hâlde astım krizine kadar gidebilirdi Allah korusun.
Bana da ders olsun bir daha böyle yaparsam.
Sonunda az da olsa sakinleşince kendime çekip sardım kollarımı bedenine. Ufacık bedenini sarmak zor değildi de o kalbe ulaşmak onca vaktimi almışken böyle incitemezdim. Islak yanağını silerek saçlarına kaydırdım parmaklarımı kokusu beni rahatlatırken bende onu sakinleştirmeye çalışıyordum. Çıplak göğsüme göz yaşları dökmeyi kesmişti sonunda, rahat bir nefes alırken saçlarının tepesine bastırdım dudaklarımı ve çekmedim kısa bir süre.
İç çekişleri hafif hafif azalırken parmaklarımı ensesine kaydırıp ovdum yavaş yavaş ve alıştırdığım gibi etkili oldu. Rahatlamayla karışık bir mırıltı kaçtı dudaklarından sonrasında bedeni gevşedi. Bir süre sessizce bekledik tabi içimden kendime küfürler etmeyi kesmedim, bir şekilde zarar vermeyi kesmiyordum kadına.
"Barıştık mı?" diye mırıltıyı andıran sesiyle konuşunca başımı ona eğdim, yüzünü göğsümden kaldırdı hafifçe. Yaklaştım yüzüne yavaşça, burnumu burnuna sürttüm hafifçe. "Ben sana hiç küsebilir miyim yavrum?" kıpkırmızı olan gözleri ışıldadı dudakları iki yana kıvrıldı genişçe. "Sana asla küsemem, biraz naz yapayım dedim o da elime yüzüme bulaştırdım. Zaten bize ne oluyorsa."
"Naz mı?" dedi doğrularak. "Sen bana naz mı yapmak istedin?"
"Karımızın ilgisini çekelim dedik az bir şey onu da her yerimize bulaştırdık."
Yanaklarımı tuttu bir anda. "Ya yerim seni ben neden söylemedin ki bana?" diyince şöyle bir kaldım. "Yavrun senin kafan mı güzel? Her neyse siktir edelim bu konuyu karnım aç benim karnım hadi giyin yemeği kurmuşlardır şimdiye."
"Ama Boran."
"Aması falan yok hayde." Elbette yataktan kalkamama izin vermeyip koluma sarıldı. "Aşağı inmesek olur mu?"
"Neden miş o yavrum?" dudaklarını büzünce dudaklarımı yaladım, kesinlikle parçalamamı istiyordu. Kendime gelmek için gözlerine baktım ama güzelim mavi gözleri daha beterdi. "Üzerimi giyinecek halim yok hiç, söylesende burada odamızda mı yesek yemeğimizi hem senin şu naz işini iyice değerlendirebiliriz." O Böyle diyince bendeki bütün şarterler atmıştı zaten.
Bir kadın girmişti hayatıma, tüm zamanlarımın en iyisi en eşsizi. Onunla yaşamayı öğrendim onunla da ölmeyi.
🗝️🔗🗝️
Mara'dan
Dizlerim titrese de olanlar gerçek mi diye düşünsem de toparlanmam uzun sürmemişti. Cahit benden zaman istemişti ve ona istediği zamanı vermiştim. Beni dışarı çıkarmasını bekledim ama beyfendi ben zaman vermeyi kabul edince beyni eror mu verdi bilmem evden çıkıp gitmişti.
Ciddi mana da dengesiz olma yüzdesi yüksekti bu arada ama boşverilebilirdi neticede yakışıklı, uzun boylu, esmer, dürüst ve parası da vardı. Akşam geç gelir diye ummuştum ama yemeğe gelmişti. Cennet anne ilaç aldıktan sonra uyuduğu için biz başbaşa mutfakta yemek zorunda kalmıştık yemeği.
Ne konuşacağımızı bilmeden salak saçma şeyler söylemiş yemeği nasıl yediğimizi bile bilmeden odalarımıza kaçmıştık.
Allah'ım biz şimdi flörtleşiyor muyduk?
Cahit ve flört kelimesi yan yana pek olmasa da durum bu gibiydi.
Ertesi gün pek iyi geçmemişti çünkü Cennet anne rahatsızlanmıştı bu sebeple doktor çağırmış tüm gün onunla ilgilenmiştik. Yaşlıydı ve hastalıkları onu yaşından da fazla almış eritmişti. Bir şey farketmiştim ki Cahit ciddi manada çok kötü olmuştu annesine. Tek ailesi annesiydi çünkü ve bu durum beni de kötü ediyordu.
Pijamalarımı giymiş uyumak için hazırlanmıştım ama Cahit'i son defa görmeden uyuyamazdım yemek bile yememişti doğru dürüst oysa Cennet anne gayet iyiydi en son.
Odamdan çıkıp hemen karşıdaki odasına giderek kapısını çaldım ama ses gelmeyince merak ederek girdim içeri. İçeri de olmadığını görünce kaşlarımı çattım neredeydi bu adam, dışarı çıktığını da duymamıştım ki. Mutfakta olabilir diyerek oraya girdim elektirikleri yakarak ancak mutfakta da değildi, tam telaşlanıyordum ki mutfağımıza bağlı balkonda karaltı görünce adımlarımı oraya yönelttim. Balkon demir korkuluklarla çevrili olduğu için kimse giremezdi bu sebeple Cahit olduğunu biliyordum oradakinin öyle de oldu balkona çıkınca gördüm onu. Balkondaki masaya oturmuş sigara içiyordu, masanın üzerinde içi dolu bir kül tablası bir çaydanlık ve çay bardağı vardı.
"Çay mı içiyordun, keşke bana da haber verseydin bende içerdim." Dedim normal davranarak. Güzel gözleri önce baştan aşağı beni süzdü sonra döndü karanlık sokağa ve binalara bakış attı. Daha ne olduğunu anlamadan ise sigarasını söndürdü, kalktı ve yanımdan geçerek gidince bin parçaya bölündüm. Rahatsız olmuştu istememişti beni.
Sandalyeye güçsüzce çöktüm, belkide burada fazla kalmış içeri geçmişti bilemezdim. Gözlerim aptal gibi dolunca sinirlendim, silmek için hareket etmiştim ki sırtıma örtülen ince battaniyeyle başımı cevirdim hızla.
"Cahit?" dedim şaskınlıkla. O ise battaniyeyi omuzlarıma iyice örterek yerine geçip oturdu. Bu hareketi bir an da öyle mutlu etti ki beni gözümdeki acı göz yaşları nasıl mutluluk heyecan dolu yaşlara döndü bilmiyordum. "Bu şekilde balkona çıkma lütfen." Sesi ve tavrı oldukça yumuşaktı.
"Şey, soğuk değildi aslında." Yeni bir sigara yakarken yandan bir bakış attı. "Soğuk olduğu için değil ince giyindiğin için." Dediğinde anlamazca baktım. İçine çektiği dumanı bana doğru bırakınca gri duman bana ulaşamadan havada süzülerek gitti. "Her yerin belli oluyor Mara boynunda fazla açık, başkalarının görmesi hoşuma gitmez." Başımı anında önüme indirdim. Tamam pijamanin yakası acıktı ama normaldi bence, yani bana göre tabi.
Kalbim hızla atmaya başlamıştı bile. Kırıcı bir tarzda söylememesi hoşuma gitmişti zaten pijamalarımla balkona falan çıkan biri değildim ama çıkmam gerekse de bunun için azar yemezdim.
Diyecek bir şey bulamayınca onu da sıkmak istemediğim için susmayı tercih ettim. Yinede kaçamak bakıslar atmadan duramadım ve yine ona bakarken bir anda bana dönünce gözlerimi kaçıramadım bile. Yutkundum stresle, üzerimdeki battaniyeye daha da sarıldım.
"Bence biraz abartıyorsun üzerimdekiler her yerimi kapatıyor." Dedim kafasını dağıtmak için ayrıca haklıydım.
Yan bir bakışla bana bakınca istemsizce battaniyeme sarıldım. "Emin ol açık giyinsen daha az tahrik edici olursun." Dediğinde boğazım kupkuru oldu. Bu da ne demekti şimdi. Ama o böyle diyince ben olmaması gereken her şeyi hayal edebilir düşünebilirdim!
Yüzümün kızardığını hissederken görmemesini umdum. "Tuhaf bir adamsın, ne anlamalıyım dediklerinden?"
"İstediğini anla, ben sadece düşüncelerimi söyledim." Bu umursamaz tavırları yok muydu adamı deli ederdi.
"Sevmediğin bir kadını bu kadar kısıtlarken sevdiğin kadına karşı kim bilir nasıl olurdun?" Fazlasıyla açık uçlu soru sormuştum bile bile ve tam gözlerinin içine bakıyordum cevabı için.
"Seni kısıtlandığımı mı düşünüyorsun?"
"İnce giyindiğim için örtü getirdin Cahit?"
"Sen benim karımsın Mara ve karımın yataktaki haliyle benden başkasına görünmesini istemiyorum. Bu bir kısıtlamaysa umurumda bile değil o şekilde dışarı çıkamazsın o kadar!" Net ve geri durmaz tavırları beni daha beter ediyordu.
Yine de rahat durmayıp imayla konuştum. "Şimdiden seveceğin o kadına sabırlar dileyeyim o zaman." Yüzünü benden çekerken istemsizce güldü ve bu öyle büyük ve beklenmedik bir darbeydi ki ruhuma bir süre bakakaldım ona. Sanki neyin peşinde olduğumu gayet farkındaydı da süründürmek hoşuna gidiyordu. Ancak o tekrar konuşunca kendime gelmiştim.
"Çay doldurdum sana niye içmiyorsun?" diye sorunca benim için bardakta getirip üzerine doldurduğunu farketmediğim ve rezil olduğum için kendime bol bol küfrettim.
"Aa teşekkür ederim." Bardağı alıp yudumladım hemen ve tatlı olmasıyla kaşlarım havalandı. Gözleri gözlerimdeyken, "Dört kaşık şeker atıyorsun değil mi?" diye sorunca.
"E-evet de sen nereden biliyorsun?" diye sordum zorlukla.
Gülümsedi belli bellirsiz bu daha çok ukalaca bir gülümseme gibiydi. "Dikkatli bir adamımdır etrafımdakileri de iyice tanımak isterim." Genelleme yapmıştı ama yine de hakkımda bildiklerinin bunlarla sınırlı olmadığının farkındaydım.
"Nasılsın?" diye sordum her şeyden bağımsız ve bu onu bir an için afallattı sanki. Boğazını temizledi kendine gelmek için. "İyi misin diye sormak yerine nasılsın diye sorman..." Yarısı kül olan sigarasını küllüğe döktü ve sonra derin bir iç çekti. Normalde pek içtiğini görmemiştim üzerinde sigara kokusu da almamıştım ama şimdi böyle çok içmesi canımı sıkmıştı. "Nasıl hissettiğimi bilmiyorum, biraz boş daha çok bok gibi hissediyorum herhalde."
"Öyle söyleme!"
Omuzunu kaldırıp indirdi umursamazca. "Ama öyle hissediyorum." Sıkıntıyla nefes aldım elimdeki çayı masaya geri bıraktım, şimdi tam olarak ona bakıyordum. "Kötü hissedebilirsin seni anlayabiliyorum çünkü bende sevdiklerimi kaybetmek ne demek biliyorum-" daha lafımı tamamlamadan öyle bir baktı ki bana kalbim korkuyla kasıldı. Sevdiklerimden kastımın Emir olduğunu sanıyorsa yanılıyordu. "Abim ve yengemden bahsediyorum e tabi birde artık babamda yok." Ciddi manada omuzlarının dediklerimle gevşemesi beni içten içe şok etti. "Bak Cennet anne gayet iyi doktoruda duydun, kimse sevdiklerini kaybetmeye dayanamaz göze alamaz ama bazen bu gibi durumlara karşı tükenmek yerine alışmalıyız."
"Nasıl yani?"
Sıkıntıyla iç çektim. "Bence sen çok şanslı bir adamsın annen hasta ve belki ömrü az kaldı ama onunla son zamanlarını geçirebilecek vaktin oldu ve hâlâ var ama diğerleri yani ben abimi ve yengemi bir anda kaybettim onlarla vedalaşamadım ya da doyasıya vakit geçiremedim bile. Biz annen ölmesin sonsuza dek yaşasın istiyoruz ama ya o? O ne istiyor biliyor muyuz? Bence çok belli. Sen de bence kendini harap etmek yerine annenle vedalaş emin ol ölüm annen için bir kurtuluş olacak." Belki acımasızca konuşmuştum bilmiyorum ama haklı olduğumu bence o da anlamıştı. Şimdiye dek bu yönden bakmadığı da ortadaydı. Evet Cennet anne şu an iyiydi ne zaman vefat ederdi bilmiyorum ve çok üzüleceğim de kesindi ama önceden buna hazırlanmakta iyi bir şeydi. Üstelik Cennet anne ölmeyi isteyen biriydi bu şekilde rahata kavuşacağını söylüyordu onun için korkup kahrolmamıza bile gerek yoktu sadece son zamanlarında yanında olup ne istiyorsa yapmalıydık bence.
Bir süre yüzüme baktı sonra derin düşüncelere daldı Cahit. Masanın üzerindeki çayının kalanını tek seferde bitirip kalkınca dikleştim. Yürüdü ve balkondan çıkmak için kapıya yönelecek sanarken yanımda durdu, başımı henüz ona kaldırmadan üzerime eğildi ve eliyle çenemi tamamen kavradı sonra ise dudaklarını başımın tepesine bastırdığında dondum kaldım. Tüm hücrelerim dahil kan dolaşımım bile dondu durdu sanki o an oysa sakin olmalı normal karşılamalıydım öyle değil mi? Sıcak dudakları ağırca başımdan ayrılırken çenemdeki eli okşadı hafifçe yanağımı.
"Duşa gireceğim sende git yat artık fazla kalma bu havada." Dedi ve beni karmaşık hâlde bırakarak içeri girdi.
Parmaklarım istemsizce başımın tepesine onun dudaklarının değdiği yerde gezindi. Bu nasıl bu kadar harika hissettirebilirdi ki?! Orada kaç dakika oturdum bilmiyorum ama Cahit ile tekrar bu gece için karşılaşmak istemiyorum, zavallı bedenim kaldıramayabilirdi fazlasını.
O gece uykuya bir ton hayaller kurarak dalmıştım ertesi gün ise Cennet anneyle ilgilenmiştik Cahit ile ve daha iyiye giden sağlığı morelimizi yerine getirmişti şüphesiz tabi şu anlık... Zayıf bir bünyesi vardı malesef. Cahit onunla konuştuktan sonra annesiyle daha çok vakit geçirir olmuştu, geçen günlerde kahvaltıları birlikte yapıyor, akşamları annesi için erkenden geliyor onunla ilgileniyor vakit geçiriyordu ve bu süreçte kesinlikle ikimizde fazla iyi mutlu çift profili çizmeyi unutmuyorduk. Bu konu da anlaşmamıştık ama ikimizinde ortak isteği Cennet annemin mutluluğuydu neticede.
Bugünde bir önceki günler gibi erkenden kalkmış giyinerek odamdan çıkmıştım. Mutfağa geçip çay suyu koymak istiyorum ilk iş olarak ama mutfağa girer girmez Cahit'i kafasına diktiği süt şişesiyle görmeyi ummamıştım. Üzerinde takım elbisesi yerine eşofmanları vardı ve bu hep gördüğümüz bir şey değildi, üzerindeki tişörtü kafasına diktiği şişe yüzünden yukarı sıyrılmış esmer karın kaslarını çok az gösterirken kısmen görünen adonis çizgisi nefesimi kesti. Gözlerimi hızla yukarı kaldırarak odağımı oradan çektim.
Ateş anında bir taraflarımı tutuşturmaya meraklıydı.
"Süt mü cidden?" dedim şaşkın ama daha çok alayla. Şişeyi masaya bırakırken diliyle dudaklarını yaladı ve bu sertçe yutkunmama neden oldu.
"Kemik gelişimi için gerekli." dedi göz kırparak.
"Sanki çok ihtiyacın varmış gibi." Dedim bedenini alayla süzerken. Ona takılma isteğimi göz arda edemiyordum. "İstersen senin için ısıtıp içine balda koyarım daha yararlı olur eminim." Derken gülmemek için zor tuttum kendimi.
Uzun boyuyla üzerime doğru bir kaç adım atınca yine ufacık kaldım karşısında ve bu tuhaf bir haz vermeye başlamıştı. Elini başımın üzerinde ki boşlukta gezdirdi ve dudakları kıvrıldı. "Bence o ballı sütü kendine yapıp iç bakarsın boyun uzar ne dersin?" öylece suratına bakakaldım. Fena bozulmuştum. Kaşlarımı derince çattım, bir şey söylemeden ona bile bile çarparak geçince yanından güldü.
Boyum yoksa yok ne vardı yani habire niye söyleyip duruyordu ki, "Sanki unutuyoruz!" diye homurdandım çaydanlığı elime alırken.
"Kahvaltı hazırlama boşuna kendin hazırlan dışarı çıkalım birlikte yaparız." Dediğinde hızla ona döndüm. "Gerçekten mi?" diye sordum heyecanla, bu ilk kez olacaktı onunla. Bu sefer eline masanın üzerindeki meyve sepetinde yeşil bir elma almıştı ve katırt diye ısırırken başını salladı ağırca. "İşten izin aldım tüm günüm senin, azıcık gezdireyim seni de biraz yüzün insan yüzü görsün dedim."
Sırıttım genişçe birden. "Ne iyi yapmışsın ya Cennet anneden başka insan yüzü görmeyince seninle bile konuşmaya başladım artık." Diyince ağzındaki elmayla duraksadı anlamaya çalıştı dediğimi ve idrak edince hızla çattı kaşlarını.
"O ne demek öyle hayvan mıyız biz kızım?!"
"Yok canım ne hayvanı estağfurullah." Dişlerini birbirine bastırdı sakin kalmak için.
"Git giyin yoksa iyi şeyler olmayacak!" diye dişleri arasından uyarınca hemen kapıya koştum. Bu fırsatı kaybedemezdim. Mutfak kapısından ise tam çıkıyordum ki onun yine alay dolu sesini duydum. "Bu orada elma da yemeni tavsiye ederim diyette bire bir."
Ben tatlı tatlı efendi efendi olmaya çalışırken beni zıvanadan çıkaran bu adam oluyordu! Hem boyuma hem kiloma alenen laf atmıştı öküz! Ben bunu sormaz mıydım ama!
Emine abla biz yokken Cennet anneyle ilgileneceği için içim rahat bir şekilde bolca heyecanla hazırlanmaya başlamıştım.
"Kahvaltı vakti geçti sayende öğlen yemeği yeriz artık." İçeriden gelen yüksek sesiyle telaş yapmamak için zor durdum. Hazırlanmam uzun sürmüşse ne vardı canım. Heyecandan elbise seçememiş sonra seçtiklerimden habire vazgeçmiş en sonunda sütlü kahve tonlarında belden oturmalı eteği bol ve dizlerimin hemen altında biten bir elbise giymiştim. Elbise uzun kollu kare yakaydı, boynum biraz fazla açık olunca taktığım enerji taslı kolyelerle doldurdum. Ayaklarıma da kısa topuklu ayakkabılarımı giymiştim. Dirseklerime kadar gelen koyu kahve saçlarımı düzleştirmiş ardından vazgeçip hafif su dalgaları yapmıştım ve makyajımı ise sade ve günlük tutmuştum, dudaklarıma kahverengi alt tonlu sıcak bir renk sürdüğümde tamam dedim işte oldu. Siyah kol çantamı sapından kaparak hızla çıktım odamdan.
Cahit tam karşımda duvara yaslanmış elindeki saate bakarken, "Sükür." Dedi başını kaldırmadan ancak hemen sonrasında başını kaldırınca da beni ayaklarımdan başlayarak bastan sona süzdü. Bence fazla süzdü ve yine bir itiraz gelecekti elbiseme biliyordum ancak gözleri gözlerime tırmanınca derin bir iç çekti, "Bu kadar beklediğimize değmiş güzel olmuşsun en azından. Hadi gidelim açlıktan seni bile yiyecek durumdayım." Dedi ve dış kapıya doğru yürümeye başladı bense arkasından öylece bakıyordum.
"Önceden güzel değildik sanki!" diye homurdandım, ayakkabısını giyerken güldü kısıkça. Konusmasında katıldığım ve istediğim tek yer açlıktan beni yiyebilecek olmasıydı. Yiyebilirdi yani. Hem o da fena olmuştu bak, her zamanki takım elbisesi yoktu üzerinde onun yerine siyah kot pantolon üzerine de polo yaka gri bir tişört ve deri bir ceket giymişti. Lanet olsun ki o bedene bu kombin taş gibi olmuştu. Her an al beni diye bağırabilirdim. Allah'ım ben niye evlendikten sonra böyle oldum, evlilikteki keramet mi yoksa Cahit miydi buna neden olan?
Salonun kapısı açılınca Emine abla çıktı içeriden, "Maşallah gelin maşallah pek güzel olmuşsun dikkat et dışarıda göze falan gelmeyin sakın." Diyince gülümsedim.
"Sağ ol abla göze gelecek olsam bir tek şu karşı binadaki cadı karıdan olurum herhalde. Neyse Cennet anneye görüneyim de öyle çıkayım." Salona doğru adım atmıştım ki ensemden bir el kavradı ve hızla geri çekti beni. "Görünme sen kimseye sanki bilmiyor ne kadar güzel olduğunu! Bir dakika daha geç kalamayız açım diyorum kızım burada!"
"Kadın ruhundan zerre kadar anlamıyorsun ya!" derken ağlamak üzereydim. "Bırak ensemi!" diyerek ayağına tekme atmaya çalıştığımda dışarı çıkmıştık ve sonunda bırakmıştı beni. Saçlarımı hırsla düzelttim o seri adımlarla kaçarcasına arabaya koşarken. Arkamdan Emine abla gülerek iyi eğlenceler derken ben ayaklarımı kaldırım taşına vura vura ilerledim park halindeki arabasına. Arabaya yerleşince kemerimi taktım hemen, o kadar heyecanlı ve mutluydum ki tek dileğim harika geçmesiydi bugünün.
Cahit vites atıp arabayı hareket ettirirken bana yan bir bakış attı havalı olandan. Güneş gözlüklerini takınca sertçe yutkundum, lütfen beni etkilediği kadar etkileyeyim onu. Sessiz bir yolculuk olmasın diye radyoyu açıp bir süre şarkı seçip sonunda durunca çalan şarkıyla iyice güzelleşti günüm.
Çok sürmeden kahvaltı için bir mekana gelince hayranlıkla baktım manzarasına. Karşılıklı otururken tüm Mardin'i esas alan manzara beni benden almıştı. Açık havada oturuyorduk ve etraftaki maslarda doluydu, ben manzarayı ve etrafı heyecanla süzerken Cahit'in de bana baktığını sonradan farkettim. Utanmıştım elbette ama yine gözlerine bakmaktan alamadım kendimi. Sandalyesine rahatça yayılmış kolunu yanındaki boş sandalyeye atmıştı.
"Teşekkür ederim." Diyince kaşlarını çattı hafifçe neden dercesine. "Evlendiğimizden beri ilk defa beni dışarı çıkartıyorsun yapmayabilir ilgilenmeyebilirdin, öyle yapıyordun ya hani genelde." Dediğimde gözlerini bıkkınca devirdi ve bu fazla çekiciydi.
"Laf sokmadan duramıyorsun değil mi?" diyince omuz silktim. "Laf sokmuyorum sadece olanı söylüyordum."
"Sana bana zaman ver dedim sende verdin şimdi laf sokmayı bir kenara bırak ve günün tadını çıkar." Dedi, göz kırptı. Gel de erime. Çalışan gençler serpme van kahvaltısını masaya doldururken sustuk. Masayı tamamiyle donatıp gittiklerinde çeşit çeşit reçellere, peynirlere, çikolata, zeytin tereyağı bal ikilisi, kete ve yumurta derken iştahım öyle bir kabardı ki yutkundum sertçe. Cahit sıcak çayından yudumlarken gözüyle masayı işaret etti, "Hadi ye." Dedi.
Kollarımı göğsümde birleştirdim ve, "Ben yemeyeceğim sana afiyet olsun." Dediğim an ağzına götüreceği lokması havada kaldı. "Ne demek ben yemeyeceğim? Saçma saçma konuşma Mara kahvaltı etmedin." Diyince tersçe baktım yüzüne.
"Evet ama diyet yapmaya karar verdim unuttun mu sen önerdin sabah." Gözlerimle masayı gösterdim. "Elma da yok masada tüh." Diyince elindeki lokmayı tabağına bıraktı sertçe, gözlerini sabır diler gibi kapatırken hâlâ ayni ifadeyle bakıyordum suratına.
"Mara." Dedi sakin kalmaya çalışarak. "Başlatma diyetine sana şaka da yapmayacağız artık anlaşılan. Ye hadi!" dedi dişleri arasından masayı göstererek ancak hayır inat etmiştim yemeyecektim işte. Yemeyeceğimi anlayınca boynunu kütletti sağa doğru sonra etraftaki insanlara bakarak homurdandı.
"Son kez soruyorum yiyor musun yemiyor musun?" diyince korkmaya başladım ancak, "Yemiyorum!" dedim çenemi dikleştirerek.
Bir anda sandalyesinden kalktı ve, "Ben sana seve seve yediririm merak etme." Dedi. Hışımla yanıma gelince kolumu tutup kaldıracak sandım ama o yanımdaki sandalyeyi çekip tam dibime oturdu. Ne yaptığını anlamazken tandır ekmeğinden bir parça aldı ve çilek reçeli sürüp bana döndü, ona şok içinde bakıyordum. Aklımdan geçeni yapmazdı değil mi? Bir anda çenemi tuttu ve lokmayı ağzıma tıkarcasına sokup çenemi yukarı iterek ağzımı kapattı.
"Çiğne hadi onu da biz mi yapacağız?"
Bu adam ciddi anlamda şakaydı.
"Hayvansın!" dedim boğukça. Tersçe baktı suratıma ve çenemi tuttu. "Ağzında yemek varken konuşulmaz öğretmediler mi sana? Ye şunu." Çenemi hırsla çektim elinden ve ağzımdaki çiğnemeye başladım o sıra kendine ekmek koparıp yumurtaya bandırıp ağzına attı. Bana yan bir bakış atıp kontrol ederken bir parça daha ekmek koparıp bu sefer tereyağı ve bal sürerek bana dönünce gözlerim irileşti yok artık devam mı edecekti?
"Bir lokmayı iki saat çiğneme otuz iki kere çiğneme kuralına inanma yut gitsin boğazın genişler hatta." Ne anlatıyordu bu adam? "Bak bana hiç çiğniyor muyum?" o yüzden öküz gibi olmuşsun diyemedim kafama yapıştırma olasılığı yüksekti. Ağzımdaki lokmayı yutar yutmaz elindekini tıkınca ağlamaklı bir ses çıkardım, ben hiç böyle hayal etmemiştim ki?! Kocamandı birde lokması kendisiyle karıştırıyordu herhalde beni!
"Al çayda iç yumuşatsın." Diyerek çayıda ağzıma dayayınca sinirle aldım ağzımdaki ekmeğe rağmen. Bu sefer hızlı çiğnedim sindirmek için çünkü asla romantik bir yedirme anlayışı yoktu öyle koca koca ekmeğı lap diye tıkıyordu ağzıma. Kendi de hızla yiyorken ağzımdakini güçlükle yuttum çenem ağrıdı yeminle.
"Al al bak bunun tadı da çok iyi." Diyerek tekrar ağzıma koca lokmayı sokmak isteyince başımı iki yana sallayıp geri çekilmeye çalıştım ama o başımı arkadan tutarak, "Açsana ağzını." Diyince bileğini tuttum bende.
"Ya ben kendim yerim bırak!"
"Yok öyle bir şey onu beni yerimden kaldırmadan önce düşünecektin, aç şimdi ağzını!"
"Ya bıraksana!" derken dışarıdan güreşe tutulduğumuzu sanardı millet herhalde.
"Cahit, Mara?" duyduğumuz sesle öylece kalakaldık. Başımızı kaldırdığımızda karşımda abimi ve Gece yengemi görmek başıma gelebilecek en berbat olaylardandı. Cahit hızla ellerini üzerimden çekerken elindeki lokmayı tabağa bıraktı. Abim sorgulayıcı bir ifadeyle ikimize bakarken Gece tuhafça bakıyordu. Rezaletti resmen kim bilir neler düşünmüşlerdi.
"Abi." Dedim yerimden sevinçle kalkarak. Durumu kurtarmam gerekiyordu. Abime sıkıca sarıldığımda başımdan öpmüştü beni. Gece'ye de ilk kez de olsa sarılmak için kollarımı açmıştım ki elini burnuma götürerek, "Ay lütfen yaklaşma parfümünün kokusu aç midemi doldurdu sabah sabah." Diyince kaldım öylece ama abim Gece daha lafını bitirmeden ensemden tutarak geri çekti hemen. "Uzak dur Mara kusmasın hassastır biliyorsun." Ne kusması abim benim bu kadın bana ayrı parfürmlerime ayrı nefreti vardı midesi bahaneydi ama tabikide umursamadan yerime geri geçtim.
Cahit'te selamlaşınca onları bizim masamızda kalmaya ikna etmiş ve iki servis daha açtırmıştık. Gece gözlerini kısmış ben ve Cahit'i süzüyorken, "Bizde kursa geçmeden Gece hanımımızı getirelim de karnını doyuralım dedik belki manzara ya da açık hava iştahını açar diye." Dedi abim. Gece'nin pek iştahı açılmış gibi durmuyordu aksine deminden beri eliyle burnunu kapatıyordu. İstemsizce üzerimi kokladım, hafif çiceksi bir kokum vardı ama bu açık havada ona doğru kokmadığımın da farkındaydım abartıyordu bence.
"Çok güzel kokuyorsun merak etme." Kulağıma eğilmiş Cahit dedikleriyle bedenime ne sıcaklar yaydığının farkında değildi asla.
Abimde karısının durumunu anında anlayarak ona doğru hiç biz varız diye çekinmeden eğilip boynundaki saçlarını geri çekmişti yumuşakça. "Neyin var yavrum?" diye sorması yok muydu birde bunu bana Cahit dese orada bayılırdım herhalde.
"Tezek kokusu alıyorum Boran, koyun kokuyor sanki etraf." İstemsizce hepimiz etrafımıza bakmıştık ama etrafta köpek bile yoktu ve ter temiz dağ taş havasıydı.
"Biraz çay iç miden ısınsın hadi." Diyerek çayını içirdi karısına hafif hafif.
"Hanımağam bence sizin canınız taze süt çekiyor," dedi Cahit gözleri hafif imalı bakarken. "Bana süt deme!" dedi anında gece. Midesi kalkıyormuş gibi yüzünü yelledi.
"Niye hanımım? Urfa'dayken az emmiyordunuz ineklerin memelerini bence ben gidip size inek getireyim iştahınız anında açılır." Dedi Cahit sırıtarak ama Gece her an Cahit'in üzerine atlayıp onu öldürecek gibi bakıyordu.
"Seni o ineklere tepikletirsem görürsün!" diye ekledi hemen sinirle Gece. Boran abim çatık kaslarıyla Cahit ve yengeme bakarken huzursuzca kıpırdandı. "Ne ineği bu ne diyorsunuz siz?"
"Ya Boran." Diye başladı titreyen alt dudağıyla. "Babaannemin inekleri vardı tamam mı biri de yeni doğum yaptı ama bir gör yavrusu ne kadar ufaktı sonra ne oldu biliyor musun annesi buzağıyı istemedi! Yavrusunu reddetti resmen, zavallı yavru da emmeye meme ararken bende ona annesinin memesini uzatıyordum ama bir türlü yapamıyordu, o aptal annede buzağıyı istemiyordu oysa bir emzirse iş bitecekti alışacaklardı hemen birbirine."
"Tabi sonra Gece Hanım buzağıya emmeyi göstermek için kendi eğildi ve ineğin sütünü içmeye başladı." Diyince Gece meydan okur gibi baktı Cahit'e . "Ama sonra hayvan nasıl hemen anlayıp emdi. Kavuştular birbirlerine hemen." Başını salladı onaylarcasına Cahit, "Kavuştular." Dedi Gece'ye bakarak manidarca. "Umarım herkes bir gün sevdiğine kavuşur." Diyince yutkundum.
Sevdiği kişi umarım Zeynep değildir zaten bu kız asla aklımdan çıkmazken Cahit'in onu sevmiyorum demesine de pek inancım yoktu hani.
Gözlerim abime takılınca onun gözlerini farkettim. Kehribarları eşsiz bir öfkeyle parlarken Cahit'e kitlenmişti resmen Cahit'se önündeki masayla ilgileniyordu. Ne oluyordu ki şimdi abim niye böyle öfkeli ve her an öldürecekmiş gibi bakıyordu Cahit'e, tam konuşacaktı ki mekanın yanındaki toprak yolda koyun sürüsü geçmeye başladı.
"Ben size koyun kokusu alıyorum demiştim!" Gece ağzını zorlukla kapatarak hemen yanımızdaki korkuluklara tutundu ve aşağı eğilerek kusmaya başlayınca gözlerimi ve kulaklarımı kapadım hızla. İğrençti bu!
Sonunda gözlerimi açtığımda ise abim Gece'yi kollarıyla sarmış mekana giriyordu, lavaboya gideceklerdi belli ki.
Cahit, "Yine ağzına vereyim istiyorsun yesene artık." Diyince yüzümü buruşturdum. "Kadın az önce yanımızda kustu benim de midem kalktı!"
Ağzına zeytin atarken konuştu, "Hamile kadın farkında mısın elinde olan bir şey değildi. Hem o hayvanlarla ne kadar ilgilenirse ilgilensin hep midesini kaldırırdı bu kokular."
"Maşallah pek iyi tanıyorsun hanımını." Dedim tersçe.
"İyi bir gözlemciyim demiştim." Başımı salladım yav he he dercesine. Sonrasında bembeyaz suratıyla Gece geldi oturdu masaya abimde ondan iki dakika sonra geldi. Abimde bir haller vardı ya hadi neyse.
Geçen dakikalarda hepimiz kahvaltıya gömülmüşken kolumla Cahit'i dürterek abimle yengemi gösterdim. "Bak insan karısını böyle yedirir, ufak lokmalarla ve nazik davranarak senin gibi tıkarak değil."
Hoşnutsuzca baktı suratıma. "Nankör bir kadınla evlenmişim, dua edeceğine hâlâ söyleniyor birde." Ağzım açık kaldı bir şey derdim de abim vardı ona dua etsin bu adam.
Öyle ya da böyle gayet keyifle ettik kahvaltımızı, abim ve yengem giderken biz durmamıştık Cahit ondan beklemeyeceğim bir mükemmelikle Mardin Kalesi, Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Midyat Mağaraları derken bir sürü yere götürmüş her yerden bir hediye almış ve hava kararınca çok şık bir mekana götürmüştü birde. Akşama kadar bana takılıp bolca laf atsa da bundan zevk aldığını da farketmiştim bana takılmayı seviyordu ve bu kadar eğlendiğim başka bir gün daha asla olmamıştı.
Tüm günü mü onunla geçirirken her dakikasında ondan daha çok etkilenmiştım çok fazla hoşlanmaya başlamıştım. Kaç kere uzanıp öpmek istediğimi de bilmiyordum mesela. Bana karşı hareketleri de kaba değildi mesela hep bir korumacı tavrı vardı üzerinde, hâl buyken ondan etkilenmemek ve kadınsı hislerimin ayağa kalkmaması da çok zordu.
Şimdi ise oldukça geç olan aksam vaktinde sıcak arabamızın içinde eve gidiyorduk, hafif bir tınıda çalan dengbej ve akan trafik her şey muazzamken kucağımdaki çiçeğimi kokladım. Evet bana çiçek almıştı, belki alması için biraz trip atmış baska çiftleri örnek göstererek çirkeflik, pardon nankörlük yapmıştım ama sonuç olarak bir demet gül almasını sağlamıştım bana. Bu tür konularda henüz ehlilesmemisti ama ben öğretecektim ona yavaş yavaş.
Araba evimizin sokağına girince arabayı park etmeden durdu. "Mara, hadi sen in ben park edince kapına açılacak yer kalmayabilir." Diyince başımla onaylayıp arka koltukta duran iki poşeti ve çantamı alarak önüme döndüğüm an bana pür dikkat bakan gözlerinden utanarak kaçtım. Gün boyu gözleri üzerimde olsa da alışamamıştım hâlâ.
Elimdekilerle arabadan inip eve yürüdüm hemen, kapıyı açmadan Emine abla açınca elimdekileri aldı benden. "Oo Mara Hanım hoşgeldiniz." Dedi imayla gülerken bende sırıtmadan duramıyordum tabii. "Yarın konuşuruz söz." Dedim.
"Konusacağız tabi ki ama ben gideyim artık, kadının ilaçlarını verdim uyuyor o gün boyu da gayet iyiydi ağrısı sızısı yoktu."
"Çok teşekkür ederim Emine abla ya sana da zahmet oldu."
"O ne demek kız hadi ben gittim." Diyerek çıkıp gidince büyük bir sevinçle girdim eve ancak daha bir adım atar atmaz gerimde duyduğum sesle çıktım hemen dışarı.
Tahmin edelim bakalım kimdi.
Tabi ki Ceyda komşumuzdu bu. Cahit arabasını anahtarıyla kilitlerken o şırfıntı gelmişti.
"Cahit Bey nereden böyle," demişti. "Evlendiğinizden beri yüzünüzü göremiyoruz artık." Ceyda elindeki fosfor pembesi kol çantasını koluna takmış platform topuklularının üzerinde seke seke Cahit'e doğru yürürken hızla bir kaç adımda Cahit'in dibinde bitmiştim elbette. Cahit eve yönelmek ve durmak arasında kalmışken başını tam anlamıyla Ceyda'ya çevirmemesi hoşuma gitmişti.
Röfleli sarı saçlarını omzundan geriye cilveyle atmış bakışları yiyecekmiş gibi Cahit'te dolanırken onu yolmama ramak kalmıştı yemin ederim. Leopar diz altında biten ve tenine yapışan elbisesinin içinde gözlerimi kanatırken bana küçümseyici bir bakış atmıştı. Al işte gel beni döv diyordu duyuyor musunuz? Akşamın bu vakti bu kılıkla dışarıda neden olduğunu az çok tahmin edilirken bana mı küçümseyici bakışlar atıyordu bu orospu.
"Evlenmeden önce bekar adamdık." Dedi Cahit gözleri benim üzerimde ve Ceyda ya itinayla bakmazken. "Ama artık evliyiz eskiden iş evdi şimdi birde karımız olunca hele birde böyle bir karımız olunca kalan tüm vakitlerde onun oluyor. Ondan görmüyorsunuzdur beni." Dedi Cahit hâlâ bana bakarken.
"Zaten niye görecek ki?" dedim sinirle. Gidebilir miydik artık lütfen.
Ceyda Cahit'in dedikleri ve ona bakmayışıyla bozulsa da bana küçümseyici bakışlarını atmaya devam etti. "Hayatım sen bilmezsin belki ama bizim Cahit'le derin bir hukukumuz var." Dediği an buz kestim. Bu ne demekti şimdi? Üstelik Cahit'in de gerilmesi beni daha kötü seneryolara itiyordu. Bu kadın hakkında denmeyen laf yoktu tamam her lafada inanılmazdı da şimdi bu kadına bakıncada salak değildik hani. İşe çıktığı belliydi ya da artık hangi sevgilisine gidiyorsa. Ama kadın yüz ifademi görünce hoşnutlukla parladı yüzü. "Neyse ben evime gideyim tutmayayım sizi, bu arada Cahit evlilik falan dinlemem ben mutlaka bekliyorum seni evime. Eskileri yad ederiz."
Cahit hışımla kadına dönünce Ceyda göz kırptı gülerek ve binasına doğru yürüdü bense aklımdaki bin türlü düşünce ve az önce kocamı evine alenen davet eden kadının arkasından bakıyordum öylece. Neden o saçlarını eline vermemiştim ki?!
"Mara."
"Sus Cahit!" dedim hırsla. Gözlerimin önünde canlanan sahneler beni öfkeden delirtirken arkamı döndüğüm gibi eve yürüdüm. Arkamdan sert soluklarla gelirken, eve girer girmez ayağımdaki topuklulardan kurtulmuş ve odama yönelmiştim tabi odama girer girmez Cahit'te arkamdan girmiş kapıyı da örtmüştü arkasından. Yutkundum. Bu saatte benim odamda kapanan kapılar ardında olmak iyi değildi bence.
"Dinleyecek misin beni?" diye sordu ciddiyetle.
"Sen ve orospun olacak o kadının anılarını dinlemek istemiyorum!" dedim sinirle.
"Saçma sapan konuşma!" diyerek aynı sinirle karşılık verdi. "O kadınla hiçbir alakam yok benim!"
"O öyle demiyor ama!" yüzünü sıvazladı sertçe. "Bak Mara sadece bir kere çok istediği için posetlerini taşıdım evine o kadar başka bir şey yok, bilerek öyle konuştu anlamadın mı?!"
"Bence tek yaptığın poşetlerini taşımak olmamış." Diyince üzerime adımladı hırsla, topuklularım olmayınca karşısında iyice küçülmüş ve başımı onunla konuşmak için iyice kaldırır olmuştum. Ondan kaçmazken sakin kalmak adına derin bir nefes bıraktı. "Bak Mara annemin üzerine yemin ederim ki elimin tersiyle bile dokunmadım ne o kadına ne de senden başka bir kadına. Sen benim her anlamda ilkimsin. O kadın yıllardır burada oturur ve nasıl biri olduğunu çözmüşsündür benden hiçbir zaman pas alamayınca böyle yollara başvuruyor belli ki. Ona inanıp günümüzü mahvetmeye değer mi sence?"
Değmezdi elbette zaten annesinin üzerine yemin ettiği an bitmişti bu mesele ama ben dışında hiçbir kadına dokunmamış olması bu mükemmel hissettiriyordu. Ben onun her anlamda ilkiydim...
Suskunlaşınca sakinleştiğimi anlamış gibi iri avuçlarıyla yüzümü avuçladı ve kendine kaldırdı iyice. "Bu saatten sonra seninle kavga etmek istemiyorum Mara, hele de bu kadar güzel zaman geçirdikten sonra." Bende istemiyordum asla. Sıcak elleri arasında eriyip gidecekken gözlerinin dudaklarıma kayıp durduğunu farketmek boğazıma yumru oturmasına neden oldu.
Bir anda üzerime eğilmeye başlaması beklediğim bir hamle değildi. Gözleri hiç iyi bakmıyordu üstelik. Gözleri dudaklarımda takılı kalmışken kalbim öyle hızlanmıştı ki bayılacağım sandım. Cahit dudaklarıma doğru eğildi, eğildi ve eğildi. Sıcak nefesi dudaklarımı yakarken beni tam öpüyordu ki elimi göğsüne bastırarak, "Dur lütfen!" dedim. Kalbim ağzımda atıyordu.
Elleri arasından gerileyerek kurtuldum. Sertçe yutkundum, karmaşık bir ifadeyle bakan Cahit'in elleri hava da kalmıştı resmen.
"E şey benim uykum geldi. Yatsak iyi olur yani sen kendi yatağında ben kendi yatağımda." Dehşetle açıldı gözleri. Belli ki ellerinin arasından kaçmamı hazmedememişti. "Sana iyi geceler Cahit."
"Bu kadar mı yani?" Derken sesi öfkeyle çıkmıştı. "Gel buraya!" Derken yüzümü yeniden avuçlamak isteyince geri çekildim hemen.
Kalbim gümbür gümbür atarken sıcak basmıştı. Ciddi manada öpmek istiyordu beni.
"İyi geceler dedim Cahit uyumak istiyorum!" Der demez koşarcasına kendimi banyoya atarak kapımı da kilitlemiştim.
🔗🗝️🔗