"Tanıdık Yabancı"
"Kızım uykun varsa niye kalkıyorsun uyusaydın ya biraz daha." Lalezar annemin dedikleriyle birden bire irkilerek döndüm ona.
"Kim?" Dedim alık bir ifadeyle.
"Ohoo uçmuş bu." Dedi Merih gülerek. "Aloo!" Diyerek bağırdığında zaten kendime gelmiştim. "Bağırma be!" Elimdeki çatalı istemsiz bir kontrolle ona fırlatınca önündeki bardağa çarptı ve sıcak çaydan son anda sandalyesini deviricesine iterek kaçarken kurtuldu. Şok içinde bana baktı.
"Az daha geleceğimden ediyordun yenge beni? Bana acımıyorsun kardeşini de mi düşünmüyorsun?" göz devirmemek için kendimi zorlukla tuttum. "Kardesimi düşünsem seninle mi evlendiririm?"
Sandalyesine geri otururken, "Aşk olsun yenge kalbimi kırdın şu an." Yüzümü buruşturdum, duygu sömürüsü de kendisi kadar ucuzdu. Sanırım gömme modum açık kalmıştı, her an herkese saydırabilirdim. Uykum vardı ve agresiftim, oldukça normal bir durumdu bu.
Zara, Merih'e laf sokmak için kıvranırken Boran yüzünden dudaklarını birbirine bastırdı bu da sanki normalde çok terbiyeliymiş gibi Boran etraftayken edepliye oynamıyor mu... Küçük orospu.
Ay bana bir şeyler oluyor.
"Rahat durun karımla da uğraşmayın." Boran'ın uyarısıyla Merih sırıtarak. "Uğraşılacak hâl mi kalmış abi, baksana ağzını açıp tek kelime etmeye bile üşeniyor." Bu çocuk harbi kaşınıyordu.
"Rahat dursana!" dedim dişlerimin arasından.
"Nasıl durayım?" dedi alay ederek.
"Rahat!"
"Nasıl rahat mı?"
Gözlerimi sabırla yumdum, "Ananın-" diyordum ki sustum hızla. Boran'a döndüm hemen. "Şuna de sussun Vallahi kardeşin demem bak!"
"Merih tek kelime daha edersen şirketteki tüm işleri üzerine yığar telefonunu eline alacak zaman bırakmam sana." Merih'in yüzü sarardı anında. Ama ben daha ağır bir tehdit bekliyordum? Yıkılmıştım. Neyse Merih'i korkutup susturduysa yeterdi.
Gurbet Hanım siyah sürmeleri eksik etmediği gözlerini hoşnutsuzlukla üzerime dikmiş gezdirirken, "Gelin Hanım milletle uğraşmaktan uyumamış belliki gece. Kim bilir bu defa kime taktı kafayı." Demesiyle bıkkınca nefeslendim.
"Size de Allah'tan bir kısmet bulduk abartmayın isterseniz." Boran'a döndüm hemen. "Kötü bir şey mi yaptım ben Boran?"
"Asla bebeğim."
"Bakın." Dedim desteklendiğimi göstermek isteyerek. Ters ters baktı yüzüme diğerleri ise bıyık altından sırıtmakla meşguldü. "Adama ne anlattın da elinde yüzüklerle kapımıza dayandı acaba? Birde masum ayaklarına yatmıyor mu delirtiyor insanı!"
"Aman!" dedim sinirle. "Size de iyilik yaramıyor."
"Sen bana iyilik yapma!" diyerek çıkıştı. "Adam üç gündür kapıyı aşındırıp duruyor mart kedileri gibi!" demişti ki konağın kapısı açılmış içeri Vefa Bey yani resim hocam girmişti. "Al işte gene başlıyoruz!"
Vefa hocam üzerinde siyah kot pantolon ve üstünede salaş bej renginde bir gömlek giymiş fit bedenini gözler önüne sermişti. Gömleğin ön düğmeleri yarıya kadar açıkken kılsız temiz göğsü görünüyordu, boynuna taktığı zincir kolyeler çıplak göğsünü örtüyordu. Ayaklarındaki postallarıyla bize doğru gelirken kulağındaki gümüş küpeler ve piercinglerin yanı sıra parmaklarının her birinde de yüzükler vardı. Aklar düşmüş saçlarını ise onu bildim bileli olduğu gibi at kuyruğu yapmıştı. Bence fazlasıyla göze çarpan tarzı ve kibar hareketleri ile bir çok kadının gözdesiydi.
"Gurbet Hanım." Dedi yüzünde güller açarken, elindeki bir demet çiçek aranjmanını ona yüzünü bile çevirmeyen kadına uzattı alması için. "Sizin kadar güzel olmasa da kabul edin lütfen."
Dün gece Boran yüzünden uykumdan uyandırılıp sonrada birlikte olduktan sonra gözüme uyku girmediği için esnerken elimi ağzıma kapattım. Uyumak istiyordum ama kursa gidecektim bugün, çok fazla ihmal etmiştim üzerine bir üst seviye için kurstaki öğrencilere sınav yapacaklardı. Yani gitmeliydim malesef.
"Eniştecim gel gel otur sen kızımız bugün de ters tarafından kalkmış belliki." Diyen Merih'le Gurbet Hanım öfkeyle, "Enişte deme şu adama nereden enişten oluyor!" diye bağırdı.
Zara, "Sen istersen niye olmasın hala?" diyince kadın cinnet geçirmeye yakındı. Vefa hocamda kadının başında elinde çiçeklerle masum masum bakıyordu.
"Elimin tersindesin Zara!"
"Ben niye herkesin tersindeyim anlamıyorum ki!"
Renas elindeki çatalı tabağının kenarına bıraktı bıkkın bir tavırla. "Ben de ne zaman sorunsuz bir kahvaltı geçireceğim bilmiyorum ki?" diyince içim şefkatle doldu bir anda. Zaten yanımdaki sandalyede oturuyorken kolundan tutarak ayağa kaldırmış kendime çekerek sıkıca sarılmıştım "Kıyamam ben sana kuzum benim çok sıkıyoruz iyi bir aile olamıyoruz değil mi sana."
"Gece-"
"Şşhht tamam." Diyerek kaldırmak istediği başını göğsüme bastırıyor saçını okşuyor başına üst üste öpücükler bırakıyorum.
"Amca." Diye bağırdı boğuk çıkan sesiyle Renas, keyifli çıkıyordu sesi. "Bak Gece kendisi bırakmıyor beni sonra suçlu ben olmayayım."
Boran önce kaşlarını çattı sonra, "Lan!" diye bağırdı. "Napıyorsun kızım sen çeksene şunu göğüslerinden!" Renas'ı çekip almıştı yanına ve ben gözlerim dolu dolu olmuş dudaklarım titriyordu ağlamaklı bir hâlde. "Çocuğu bağrıma basmama bile izin vermiyorsun Boran, ilgiye sevgiye ihtiyacı var görmüyor musun?"
Renas sırıtırken, "He ya var Vallahi amca." Dedi. Bana gelmek için adım atmıştı ki Boran hışımla çocuğu tutmuş, "Ulan." Dedi dişlerinin arasından. "Gel ben sana veririm ilgiyi aslanım." Diyerek çocuğun başını tutarak kendi göğsüne bastırdı sıkıca.
Renas kurtulmak için çırpınırken, "Ben bunu kastetmedim amca!" diyordu.
"İstersen ben geleyim beni bağrına bas yenge." Diyen Zara'ya baktım, "Kıyamam çok mu ihtiyacın var ilgiye?" Başını hızla salladı. Kollarımı açtım ona, "Gel hadi." Der demez hızla yerinden kalkmış yanıma gelerek Renas'ın sandalyesine oturarak bana sarılmıştı. Başını göğsüme bastırdım saçlarını okşayarak.
"Abo." Dedi elini sallayarak Merih. "Yengemin Oksitosin hormonları tavan yapmış bile bu şefkat, bu aşk bu yoğunluğun başka bir anlamı olamaz."
"Sen de mi ilgi istiyorsun?" dedim dudaklarımı büzerek. Elimin birini Merih'e uzattım, "Gel hadi."
"Sikerim!" diye yükseldi Boran, Merih kalkmaya yeltenince. Sırıttı Merih pislik gibi. "Yahu yengemizle konuşamıyoruz bile."
Boran'a tersçe baktım Zara'nın göğsümdeki başını okşarken, "Hiç öyle bakma!" dedi sinirle. Renas hâlâ kurtulmak için çırpınıyordu ve Boran ısrarla başını göğsüne bastırıyordu. "Daha beni bile öyle basmadın bağrına!" Gözlerim irice açıldı o böyle diyince. "Daha dün gece zor kopardım seni göğüs-" sertçe öksürmeye başlayınca çenemi kapattım hızla. Ne diyorum ben ya iyice uçmuştu kafam. Zara başını gömdüğü göğsümde içine içine gülerken Merih ve Lalezar annem gözlerini kaçırmış gülmemek için zor duruyorlardı.
Kendi kendimi rezil ediyordum hep!
"Gurbet Hanım lütfen izin verin bir çay içelim sizinle." Vefa hocamın dediğiyle adamın varlığını daha yeni farkediyordum, biricik idolümün Gudubet Gurbet'e aşık olmasını hazmedemiyordum. Haspam birde gül gibi adamı istemiyordu.
Gurbet Hanım bıkkın bir tavırla yüzünü bile adama kaldırmadı oturduğu sandalyede onun yerine bakışlarını Merih ve Boran'da gezdirdi sinirle. "Siz nasıl yeğensiniz görmez misiniz elin adamı kafayı halanıza takmış gidip gelir konağa. Yarın öbür gün adım çıkar demez misiniz hiç! Nasıl göz yumarsınız bu adama?!" diye öfkeyle çıkışmıştı Gurbet Hanım. "Birde kıskanç adamlarsınız sözde!"
Boran umursamazca çay bardağını ince belinden kavrayarak yudumlayınca Gurbet Hanım daha da köpürdü öfkeden.
"Vallahi benim kıskançlığım bir karıma hala başkasına enerji harcamama değmez." Demesiyle gözlerimden kalpler fışkırdı adeta. "Yaa kocam benim." Dedim hayranlıkla. O karizmatik ifadesiyle göz kırpınca bende ipler kopmuştu. Zara'nın göğsündeki başını iterek uzaklaştırıp sandalyemde tepinerek Boran'a yaklaştım hemen o da Renas'ı sonunda serbest bırakınca sandalyemi tutarak kalan azıcık mesafeyi kendi kapatarak yanına çekti. Kollarımı beline sararak ona sarıldım sıkıca.
Kedi gibi başımı göğsüne sürtünce başımın tepesinden öptü, iri eliyle ise yüzümü okşayınca iyice mayışmıştım yoğunluktan.
"Bunun da kocası var Allah'tan." Gurbet Hanım halimizden asla hoşnut olmayarak söylenirken başımı kaldırdım Boran'ın göğsünden. "Siz de evlenin sizinde olsun kocanız."
"Sen hâlâ konuşuyor musun birde benim hakkımda!" dedi çıldırarak. Sindim yeniden Boran'ın göğsüne. Allah'tan bir kısmet bulduk buna da.
"Hala, sesini yükseltme karıma üzülüyor sonra." sırıttım.
"Bu mu üzülüyor!"
Boran sırıttığımı hissederek başımı göğsüne bastırırken, "Bakma böyle durduğuna belli etmiyor o." Dedi ama kendi bile inanmıyordu dediğine.
Vefa hocam, "Gece çok iyi kızdır her yönden de maşallahı vardır pırlanta gibidir." Diyince gururla kabardım.
Boran'ın göğsünden kalkıp toparlanırken otuz iki diş sırıtıyordum. "Estağfirullah hocam o sizin güzel görüşleriniz." Dedim mütevazı bir şekilde ancak Vefa hocamın kaşıyla gözüyle Gurbet Hanımı işaret etmesiyle nefesimi bıkkınca verdim. Herkes fırsatçı kendi ekmeğinin peşindeydi artık, bu nasıl devirdi.
"Şimdi bana çok kızıyorsunuz ama ileride dua edeceksiniz bak." Dedim. "Vefa hocam her yönden mükkemmel bir insan, ben sadece sizinde sıcacık kendinize ait bir yuvası olsun istedim ne var bunda."
"Sen benim sıcak yuvam olmasını değil o tablolarının sergilenmesi için beni sattın!"
"Kız daha satmadık-" demiştim ki elimle ağzımı kapattım ancak zaten batırmıştım batıracağım kadar. Gurbet Hanım her an üzerime atlayacak gibi bakarken diğerleri kıs kıs gülüyordu. "Sorun başlık parasımı yoksa?" diye araya giren Vefa beyimiz ise olayı hepten yanlış anlamıştı. "Başlık parası hâlâ var mı bilmem ancak sorun değil ben ne kadar isterseniz altında para da veririm size, hiç sorun değil."
Ben şaşkınlıkla adama bakarken bir dumura uğramadım değil. Yahu koskoca filozof sayılırdı adam gelmiş başlık parası sayıyordu.
"Ne başlık parası yahu! Biz evlenmeyeceğiz istemiyom ben sizi anlamıyor musunuz?!" diyerek sonunda sandalyesinden hışımla kalktı Gurbet Hanım.
"Hala bir dur adam paradan bahsediyor!" diyerek Merih'te yerinden kalkarak onların yanına gidinca adamın dibindeydi. "Şimdi biz ne kadar istersek isteyelim verir misin sen bize?" Diye sorunca Merih Vefa hocam karşısındaki kadına baktı hayranlıkla. "Ne kadar verirsem vereyim az kalır böylesine bir kadına." Gurbet Hanım'ın yüzünde ilk defa anlıkda olsa o kırılmayı görünce gözlerim heyecanla irileşti. İmkansız değildi bu ilişki. Bu adamda ne buluyordu bu Gudubette bilmiyorum ama aşk işte. Ota da konar boka da.
Merih gevrek gevrek gülerek kolunu adamın omzuna attı, "Vallahi normalde olsa üzerine parayla biz verirdik halamı sana ama sen madem para ödemeye meraklısın ben atayım mı ibanımı sana?" Gurbet Hanım sertçe elini başının arkasına geçirince sinirle, geri kaçtı hemen.
"Merih iki kuruş para için nasıl böyle konuşursun?" dedi Boran ciddiyetle.
Merih sinirle solurken sertçe baktı abisine. "Yav daha maaşları yatırmamışsın ne yapayım?! Lanet olsun zaten yanında işe başladığım güne! Biraz aklım olsa akraba yanına girmez çalışmazdım zaten!" diye sitemle konuşunca Boran burun kemerini sıktı sakin kalmak için.
"Maaşların yatmasına daha bir hafta var bu bir! Başka şirketlerin vereceği maaşın üstünde alıyorsun zaten bu da iki! Akraba dediğinde abinin yanı lan!" diye hiddetlenince elini tutarak ellerimin arasına aldım. "Sakin ol kocam benim, kırışıkların artacak." Bir hışımla döndü bana, "Ne diyorsun Gece sen yaşlandım mı ben?!" bana da çıkışınca geri çekilerek sandalyeme sindim resmen. Kehribarları kırılmış gibi yüzümde gezinince çok kötü oldum kesinlikle kastettiğim o değildi ki ben gerginliği azaltmak ve şaka yapmak istemiştim sadece. Konuşmak için doğrulduğum an sertçe soluyarak kalktı sandalyesinden.
"Her neyse." Dedi. "Ben şirkete geçiyorum, sende ya gel çalış adam gibi ya da gel istifanı ver!" diyerek Merih'e göz dağını vermiş arkasını dönerek seri adımlarla konağı terk ettiği anlarda arkasından bakakalmıştım.
Neydi canım bu iki şeye de hemen kırılacak mıydı yani? Bu erkekler iyice rollerimizi çalmaya başlamışlardı.
"Geliyorum abi!" diye bağıran Merih'e döndüm hışımla, "Hepsi senin yüzünden oldu! Kocam bana kırıldı!"
Gözleri hayretle irileşti anında, "Adama yaşlı muamelesi çek diyen ben miyim? Sen kendin yaptın yenge sakın üzerime atma!" Diyerek işten sıyrılırcasına kaçınca öylece kalmıştım sandalyede.
"Üzülme üzülme sen kendini affettirirsin hemen zaten akşama kadar o da unutur eminim." Vefa hocamın dedikleriyle üzülsem mi gülsem mi bilemedim. Neyse akşama alırdım ben onun gönlünü nasılsa ama beni ve bebeğini öpmeden gitmesi bir tık üzmüştü. Bundan sonra konuşmadan önce bir kaç defa düşünsem daha iyiydi.
Sandalyemden kalkarak Vefa hocama ilerledim, Zara'ya da benimle gelmesi için işaret verince yerinden kalkıp gelmişti bile yanıma. "Hocam siz verin o çiçekleri bana," elindeki buketi alarak masaya bıraktım. "Gelin ben size resim odamı ve yaptığım resimleri göstereyim kursa gitmeden önce, belki bir kaç tüyo verirsiniz." Diyerek onu merdivenlere yönlendirirken bu durumdan hoşnut olmayan Gurbet Hanım'a göz kırpmıştım.
"Lalezar anne rica etsem bize kahve gönderir misin yukarıya."
"Sana kahve yok kızım zaten iştahsızsın iyice abartma." Diye gelen uyarıyla yanaklarımı şişirdim merdivenleri çıkarken. "Süt gönderirim sana." Aşağıdan gelen sesiyle tepinmek istedim ama ayıp olur diye yapamadım. Zara sırıtırken huysuzca seslendim aşağıya, "Bari meyveli falan olsun." Diye.
Keyifli gülüşünü duydum kaynanamın, "Tamam." Diyerek. İstemediğim şeyi yapınca da kaynanam olurdu işte. Elbette şakaydı.
Resim odama çıkıp içeri girdiğimizde Vefa hocam fazlasıyla beğendi odamı. E tabi ben yapmıştım sonuçta. Resimlerimi, tuallerimi ilgiyle incelerken ise hayranlığını gizleyemiyordu. Ben Zara ile konuşurken çilekli sütümü yudumluyordum, iyi bari en azından midemi bulandıracak türden değildi.
"Vay canına bunlar eşsiz." Öğretmenimin sesiyle ona döndüğümde elinde tuttuğu resim defterimle gözlerim irileşti. Lanet olsun o defteri o kadar defterin arasından nasıl bulup çıkarmıştı ki. Hızla yanında bittiğimde defterimi almak istedim ama izin vermeyerek başka bir sayfaya geçince utançtan kırmızı rengini elemiş mora selam vermişti tenim.
"Nü çizdiğini bilmiyordum aksine buna merakın olduğunu da ancak itiraf etmeliyim fazlasıyla etkileyici bir kalemin var." Derken ciddiyetle inceliyordu resimi.
"Oha yenge!" kulağımın dibinden gelen Zara'nın sesi elbette daha beter etmişti. "Abim mi bu?! Taş gibi çizmişsin ha! Ay bakim bi." Adamın elinden defteri alıyordu ki hızla kendime çekerek kapattım hemen. "Bu aslında özel benim için görmenizi istemezdim." Diye mırıldandım utançla.
Vefa hocam anlayışla gülümserken imalı bakışları altında ezildim. "Tabi ki özeline lafımız yok ancak öğretmenin olarak bir yorum yapmam gerekirse eğer düzeltmeni ya da iyileştirmeni istediğim hiçbir konu yok ortada sadece çizmeye daima devam et." Gururla doldum sözleriyle. "Bu arada bedeni dışında birazda tamamiyle çiz istersen kocanı, neticede bu adam sadece kaslarından ibaret değil." Dediğinde yerin dibine girmek istedim. Haklıydı tabi ki ama o da gidip Boran için özel olarak ayırdığım defteri almasaymış! Bu defter onun kaslarına özeldi. Her bir yeri için farklı defterler tuttuğumu kesinlikle bilmemeliydiler.
🔗🗝️🔗
Kurs için konaktan ayrıldıktan sonra peşimdeki orduya takılmadan kursuma gelmiştim sonunda. Arabamı uygun bir noktaya park ederek indiğimde arkamdaki korumalarda belli mesafelerle peşime takılarak geldiler. Oldukça işlek olan caddeyi es geçip sola dönerek başka bir sokağa girdiğimde kurs binası hemen karşımdaydı. Bu cadde o kadar işlek değildi bu sebeple rahatça karşıya geçerken kurs binasının önündeki araba dikkatimi çekti. Bu Adar'ın arabasıydı.
Seri adımlarla arabaya yaklaşırken elbette arabanın içi filmli camlar nedeniyle görünmüyordu bu sebeple içi boş mu değil mi öğrenmek için arabaya yaklaştığımda şoför koltuğunun yanındaki yolcu kapısını pat diye açarak gözümü içeri dikince gözlerim şokla irileşti.
"Bu maviş gözlerim bunu da mı görecekti?" sesim dehşetle çıkarken aracın içindeki çiftimizle afallamışlardı benim yüzümden. Adar ve Fisun yan yana olmayı bırak aynı arabanın içindeydi onu da bıraktım, lan bu adam niye kızın üzerine abanmıştı.
"Komutan?" dedim hayretle gözlerimi kırpıştırarak.
"Kuzen?" dedi tatlı olmaya çalışarak ancak kamuflajının içinde o sert çehreyle tatlı olması zordu.
Fisun, Adar'ı omuzlarından iterek kurtulurken, "Gece, asla göründüğü gibi değil!" dedi telaşla.
Ellerimi belime yerleştirdim anında. "Neymiş göründüğü gibi olmayan? İki bekar yan yanasınız dahası dip dibe! Bu namussuzluğu nasıl yaparsınız, ya benden başkası görseydi, hiç mi düşünmediniz?!" diye çıkışınca kıpkırmızı kesildi Fisun.
"Ne namussuzluğu Gece." Dedi mırın mırıl bir sesle. "Yemin ederim yanlış bir şey yapmadık."
"Aa olur mu?" dedim abartarak. "Amcamlarda öyle derdi zaten sizi böyle görseler." Fisun'un gözleri korkuyla irileşirken emniyet kemerini açmaya çalıştı telaşla, "Lütfen anlatma babama yemin ederim yanlış anladın hem, Adar'ın işi varmış burada geçerken bırakayım dedi bende tamam dedim, kemerim de açılmayınca yardım etmek istedi Adar başka bir şey yoktu." Asla inanasım gelmiyordu tabiki.
Adar tek seferde Fisun'un açamadığı kemeri çıkarınca ağzı açık kaldı kızın. "Madem bu kadar kolaydı açmak o zaman neden o kadar uğraştın ki ağzıma gire gire?!" Adar sabır çekti, onları tam zamanında basmam belli ki onu fena hâlde kızdırmıştı.
"Gönlün var mı yok mu anlamak için tabiki de!" dedi sinirle Adar.
"Nasıl yani?"
"Ne nasıl yani?!" dedi sinirle Adar. "Göreve gidiyorum kızım ben aklımda bin türlü soruyla bırakma artık beni diyorum, varsa gönlün söyle de uğraştırma beni daha fazla!"
"Uğraşmayıp ne yapacaksın peki, bıktın mı iki günde benden?!"
"Ya sabır Allah'ım.' Dedi yukarı bakarak. "Anamı alıp gelecem seni de isteyeceğim kendime Fisun ne yapacağım başka?!" dediği an Fisun'a kal geldi, e pek tabi bana da kal geldi.
"Ben Fisun'u gelin istemem, gel başkasını bulalım komutan."
"Sus Gece!" Elimi ağzıma örttüm şokla. "İnanamıyorum sana komutan! Biz kardeştik seninle bu kız için mi sesini yükseltiyorsun bana?!" sabır çekti tekrar delirmemek için. "Gece kardeşim ben sana bağırmıyorum, hadi kapat şu kapıyı çekil iki dakika kıza bir şey söyleyeceğim." Omuz silktim elbette.
"Bu kız bizim namusumuzdur öyle baş başa kalmanıza izin vermem!" Fisun da sıkıntıyla iç çekerken, "Ben ineyim en iyisi telefonda konuşuruz nasılsa." Dedi Adar'a hitaben.
"Oh maşallah telefonda görüşmelere de başlanmış." Fisun ters ters bakarak arabadan indi ve beni de geri çekilmem için itti. Adar istediğini alamamış çocuklar gibi bana öfkeyle Fisun'a sıkıntıyla bakarken kapıyı kapattı Fisun adamın suratına.
Hızla kurs binasına ilerlerken arkasından koşturdum ona yetişmek için. "Hiç öyle ters yapma bana ben burada sizi düşünüyorum ama anlayan kim!" Sık soluklar alırken arkasını dönüp bakmadı bana, Binanın kapısından içeri girince benimde girmem için kapıyı tuttu. "Aferin." Dedim sinirleriyle daha da oynamak için o ise bana sinsice gülümsedi ve bir anda kapıdan dışarı çıkarak koşmaya başlayınca gözlerim şaşkınlıkla irileşti.
"Fisun!" diye bağırdım hemen. Omzumdaki çanta sallanırken ona yetişemeyeceğim bir hızla koştu ve hâlâ bekleyen Adar'ın arabasına binerek kapatmıştı kapıyı. Koşmasamda seri adımlarla arabaya yaklaşıp kapıyı zorladım ama kilitlemişlerdi.
"Bana bunu nasıl yaparsınız?! Açın şu kapıyı hemen!" Ne kadar zırlasam da açmadılar elbette. İçeride ne yaşanıyor diye cama yapışsamda filmli camlar yüzünden bir şey göremeyince sinirle geri çekildim. Artık sonbahar geldiğinden de havalar soğumaya esmeye başlamıştı ve beklemek kötüydü dışarıda. Ve sonunda bir kaç dakika sonra kapıyı açıp indi Fisun arabadan bense kollarımı göğsümde birleştirmiş ters ters bakıyordum arabanın içindeki Adar'a ve inmiş olan Fisun'a.
"İyi dersler kızlar Allah'a emanet olun." Dedi göz kırparak. Fisun zaten kıpkırmızı yanaklarla inmişti arabadan şimdi daha da kızarmıştı. Normalde iyi şeyler demezdim de göreve gidiyor diye sevimsizce, "Sende Allah'a emanet ol." Dedim sadece. O ise göz kırpmış Fisun kapıyı kapatınca da gaza basıp gitmişti.
Fisun saçını başını düzeltirken, "Sanırım komutanın istediği cevabı vermişsin, gönlün varmış adamda." Dedim onu hoşnutsuzca süzerek.
"Ne nasıl yani? Nereden anladın ki?" göz devirdim.
"Çok şükür senin gibi alık değilim Fisun, git dudağını temizle rujun hep dağılmış." Dediğim an utançla ağzını kapadı. "Ayrıca senden hoşlanmıyorum ve gelin olarakta istemiyorum!" Hızla arkamı döndüm ve kurs binasına ilerledim. Fisun'u gelin olarak istemiyordum gerçekten, yine Adar'ı üzmesi onu yarı yolda bırakması muhtemeldi. Kesinlikle güvenmiyordum.
Kursta oldukça verimli dersler geçirmiştim o kadar ara vermeme rağmen ancak yorgunluğumda beni bitirmişti. Bir daha geceleri geç saate kadar Boran'a uyupta birlikte olmayacaktım. Kurstan sonra konağa döner dönmez odama çıkıp uyumuştum. Uyku bu aralar en sevdiğim tek şeydi neredeyse.
🔗🗝️🔗
Boran'dan
"Ne kadar kaldı doğuma ne zaman dayı oluyorum ben?" dedi Özgür Bahoz'a. Bahoz'un yüzünde büyük bir gülümseme yer edindi. Tabi sevinirdi bebeğini kucağına almasına ne kadar kalmıştı ki benim gibi aylarca beklemeyecekti artık. Keşke hemen doğurtabilsem Gece mi.
"Son aydayız artık bir iki haftaya Allah izin verirse alacağız oğlumu kucağımıza." Dedi keyifle. Mutluluğu sesinden taşıyordu.
"Doğumdan sonra çalışmaya devam edecek mi?" diye sordum çayımı yudumlayıp masaya koyarken. Masamın önündeki sandalyelere kurulmuşlardı ikiside.
"Zor bela hastaneden aldım kadını karnı burnunda olmasına rağmen çalıştı şimdiye kadar ama doğumdan sonra sanmam çalışacağını en azından uzun bir süre. Bebeğimizle ilgilensin anamın eline bırakmaz kolay kolay." Başımı salladım ağır ağır.
"Benim adımı koyacaksınız değil mi?" diye sordu Özgür gevrek gevrek sırıtırken.
Bahoz ters ters Özgür'e bakarak, "Niye, senin gibi şerefsiz olsun diye mi koyayım adını oğluma?" diyince Özgür yüzünü buruşturdu. "Yok!" dedi tersçe. "Benim gibi sarışın bomba olsun diye."
"Yürü git lan oradan, oğluma yaklaşmaya bile kalkma sakın." Diye tehditvari konuşan Bahoz'u takmadı bile Özgür. Onun yerine bana dönüp Bahoz'u gösterdi, "Görüyorsun değil mi ne kadar da seviliyorum." Diyince başımı iki yana salladım olumsuzca. "Zaten sizin eniklerinize kalmadım çok şükür ben kendime yaparım boy boy."
Ben hayretle bakarken Bahoz kahkaha attı. "Tek fark boy boy olması olmayacak bence, renk renkde olur. Her hatundan bir bebek yapsan biri zenci biri kumral biri sarışın biri esmer diye diye çekik gözlülere kadar ürersin sen." Diyerek gülmeye devam ederken bende gülmeden edemedim. Bu Özgür şerefsizinde sadakat ne arardı her çicekten bal alma özgürlüğü varken. Bir insan adını bu kadar yaşatamazdı ama biraz fazla yaşıyordu bana göre.
Özgür bozulmuştu biraz, tabi bu da şasırtıcıydı çünkü bu herifte ar damarı yoktu. "Tüm çocuklarım tek bir kadından olacak!" dedi kendini kanıtlamak ister gibi. "Diljen'i alacağım ben evimin kadını çocuklarımın anası yapacağım onu, göreceksiniz!" kendinden emin tavrı delirtirken elimi masama vurdum sertçe.
"Lan! Kaç kere kızdan uzak dur diyeceğim sana kızında mı başını yakacaksın! Bir yanlış yaparsan yemin olsun arkadaştır dosttur dinlemem bilesin!"
"Yav Boranım az bi sakin ol ne yanlışı yapacağım, teliyle duvağıyla karım yapacağım diyorum lan." Asla güven vermiyordu piç.
Bahoz sakallı çenesini sıvazlarken kısık gözlerle süzdü Özgür'ü. "Senin kafana bir şey mi çarptı lan nereden çıktı bu evlilik meselesi hani sen evlilik adamı değildin karılar senin tek evindi falan? Ne oldu da Diljen diye tutturmaya başladın, seni reddeden tek kız diye mi taktın kafayı yoksa? Fazla klişe olur Vallahi."
Özgür sanki bizim aramızda harcanıyormuş gibi göz devirdi önce sonra dirseklerini dizlerine dayayarak öne doğru eğildi koltuğunda böylece fazladan şişirdiği kasları gerginleşti. Gece'm düştü yine zihnime. Vicdansız kadın kırışıklıklarım olduğunu yaşlandığımı, yakışıklı olmadığımı söylemişti resmen bana!
Tamam belki böyle demedi ama sözleri buna delalet ediyordu. Sabahtan beri beynimde bunlar dönüp dururken akşama kadar ne iş yaptığımı bile bilmiyordum. Ben aynaya bakınca pek bir çizgi bile göremiyordum ama tek tük çizgilerim mi batmıştı bu karıya?! Kusura bakmasındı onun gibi kusursuz olamıyorduk biz!
Özgür konuşunca dikkatim dağıldı düşüncelerimden. "Şimdi Diljen güzel kadın yalan yok-"
"Ulan hani sen kızıl ve uzun bacaklılardan hoşlanıyordun? Bizi mi kandırıyon lan sen!"
"Yahu bir dinle!" diyerek çıkıştı çocuk gibi Özgür. "Bende uzun bacak diyordum ama bodur piliç daha lezzetli-"
"Höst lan şerefsiz!" diyerek kestim anında sesini. "Düzgün konuş yoksa sikerim belanı!"
"Haklısın Boranım unuttum ben sizi." Diyince sabır çektim. Yiyorsa birde Gecemin yanında da Boranım deseydi de yeseydi bir şeyleri.
Karımı özlemiştim.
"Bak şimdi ben hep gerçek aşkı hayatımın kadınını bulmak için uğraştım."
"Karıları sikmeye neden arıyor gelmiş edebiyat kasıyor birde." Diye homurdandı Bahoz. Özgür sakin kalmak için didinirken benim dudaklarım kıvrılmıştı.
"Her neyse." Diyerek dikkati bana verin dedi Özgür. "Takıldığım hiçbir kadın farkettim ki asla benim kadınım olamaz, bu yüzden zaten hep bir günde bırakıyordum ama Diljen öyle mi?" dedi hülyalara dalmış gibi iç çekerken. "Her an eline terliğini alıp başıma geçirecek gibi duruyor bir, çok güzel maşallah iki, tam evlenilecek kadın üç! Şimdiye kadar aşk dedik dedik yemediğimiz bok kalmadı artık bir durulayım dedim başlarım aşka Diljen iyi kız ben alayım onu en iyisi."
"Sen bu kıza aşık olmadın değil mi şimdi?" diye sordu Bahoz ciddiyetle.
"Yok canım o kadar da değil olsak anlarız." Diye cevap verdi kendinden emin bir tavırla Özgür.
"Kızı sadece evlenilecek kız olarak gördüğün için mi istiyorsun yani, sevmediğin bir kadınla evlilik çekilmez benden söylemesi."
"Abartma o kadar da aşık değiliz dedik sevmiyoruz demedik ki? Hem kadın cinsi sevilmez mi kurban olduğum." Diyince Özgür sabır çektim bu piç akıllanmazdı.
"O kız bana, bize emanet Zara'dan Mara'dan farksız benim için." Dedim ciddiyetle. "Ve benden sana dost tavsiyesi kızdan vazgeç senin sikik eğlenecelerin ve boş nedenlerin yüzünden o kızı heba etmem ben. O kız seninle evlenmeyi bırak bundan sonra tek kelime bile etmeyecek! Sanıyor musun ki iznim olmadan evlenirsiniz, asla?!" dediklerim Özgür'ü ciddi manada sinirlendirmişti.
"Ona zarar vermem!"
"Sen kendin zararsın! Şimdiye dek yaptıklarını gördük tamam iyi bir adamsın kötü değil ama Diljen gibi temiz bir kızı da senin gibi uçkur düşkünü bir piçe vermem! Bir daha bu konu açılmayacak o kızın peşini de bırakacaksın!"
"Buna sen karar veremezsin! Geçmisimde yaptıklarım geçmişimde kaldı!" Diye hiddetlenirken yerinden kalkmıştı. Güldüm alayla. "Ne güzelmiş o öyle her haltı yedikten sonra geçmişimde kaldı demek, yok öyle Özgür efendi sana bizden kız falan yok!"
Ağzını açtı bir şey demek için ama Bahoz'un uyarıcı bakışlarımı neden oldu bilmem dudaklarını sinirle bir irine bastırdı ve bir hışımla çıktı odadan kapıyı çarparak.
Bahoz arkasından bir süre baktı ve bana döndü. "Ağır olmadı mı sence?"
"Olmadı. Özgür'e her konuda güvenim sonsuz ama karı kız konusunda asla, akıllanmadan hareket etmeyecek bundan sonra." Kararım netti elbette Diljen benim kardeşim sayılırdı ve onu Özgür gibi birine vermezdim zaten akıllı kızdı kendisi de görüyordu ki istemiyordu adamı.
Bahoz'la vedalaşıp şirketten çıkarken mesainin bitimine daha bir saat vardı ama ben zaten şirkette bu kafayla bir halt yapamıyordum. Konağa normalden bir saat erken gelince anam şaşırmıştı az bir şey elbette. Salondaydı herkes Gece'm hariç. Anamın yanına otururken sormuştum nerede olduğunu ve aldığım cevap şasırtmamıştı kurstan gelir gelmez uyumuştu hanımefendi.
Zara ve Renas yan yana oturmuşlardı, Renas televizyon seyrederken Zara telefonuyla oynuyordu ve sadece baş parmağını kaydırmasından anladığım kadarıyla sosyal medyada geziyordu. O sevdiği olacak piç haftalar öncesinde bir göreve gitmişti ve bildiğim kadarıyla aylarca dönmeyecekti. Bildiğim ve anladığım kadarıyla aralarında bir şey yoktu umarım hiç te olmazdı. O benim kardeşimdi o kadar da geniş değildik. Adamı delirtiyordu her biri.
Halam ortalıkta görünmezken anamın elinde ördüğü şey dikkatimi çekti anında.
"Nedir bu kime yapıyorsun hayırdır?" desemde aklımdan geçen ihtimal bile göğsümün altındaki yüreğimi sıkıştırıyordu. Anam sefkatle gülümserken parlayan bakışlarını çevirdi bana. "Bebeğinize yaparım oğlum, yelektir. Cinsiyetini bilmem ancak sarı her ikisini de gider dedim." Diyince başından öptüm.
"Kız olacak ana ne düşünürsünüz hâlâ?"
"Kızın yanında böyle diyip duruyon bak oğlum, daha belli olmadan söyleyip durma sinirleniyor hemen. Haklıda ya oğlansa bebeniz?"
"Yahu senin gelininin sinirlenmediği halt mı var?"
"Deme öyle, gebedir kız normal alttan alacaksın."
"Ana." Dedim. "Senin gelinin hamile kalmadan önce daha fenaydı unuttun herhalde."
Elindekini örerken yan bir bakış attı. "Vallahi ne etmişse iyi ediyordu hep bizim millete az bile ediyordu. Gelinime laf söyleme!" Anamın Gece'ye olan sevgisi ve düşkünlüğüne hep şükretmiştim hâlâ da ederdim.
"Ne haddime." Dedim başından öperek. Ayağa kalktım ağırca. "Ben gidip bakayım uyanmıştır belki."
"Çok bile kaldın zaten kız olmadan yeminle az daha otursan Gecesiz kalma rekorunu kırıyordun ha." Diyerek alay edince ensemi kaşıdım. Ayıp ediyor olabilirdim ama elimde değildi sabredemiyordum onsuz kalmaya ne yapayım. "Yürü hadi yürü" Diyerek elindeki şisle bacağıma vurunca tövbe ederek çıktım salondan. Koskoca adamlardık anamızdan hâlâ sopa yiyorduk iyi mi.
Merdivenleri ikişer üçer çıkarak odanın kapısına ulaşınca ses etmemeye özen göstererek girdim karanlık odaya. Perdeleri bile çekmişti. Oda tamamen onun güzel kokusuyla dolmuşken cennete adım attım sandım. Loş odada tek yanan abajurdu. Güzel karım koca yatakta derin bir uykudaydı hâlâ. Yan yatıyordu ve saçları hem yüzüne hem yastığına dağılmıştı ve bu görüntü kanımı kaynatıyordu. Dişlerimi gıcırdattım çünkü onu ısırmak istiyordum deli gibi.
Baş ucuna geldim, çöktüm önünde, yüzündeki saçlarını hafifçe çektim yüzünden. Duduakları büzülmüş derin nefesler alıyordu, iyice eğildim boynuna doğru, kokusu buram buram gelirken dayanamıyordum bu kadına. Doyamıyordum da. Bebeğimle biraz dinlensem fena olmazdı bence. Ayağa kalkıp üzerimdekilerden kurtuldum hızla, sadece boxerımla kalarak girdim yatağa. Bana sırtı dönüktü bu sebeple iyice yaklaştım bedenine. Çıplak koluna ufak bir öpücük bırakınca kolunu çekerek homurdandı anlamsızca.
"Rahat dursana zaten hâlâ kızgınım sana!" diye homurdandım bende. Bu kadın insanın ayarlarıyla oynardı. Şortlu takımlarından giydiğini anlayınca parmaklarımı karnına sardım, çıplak karnına değen parmaklarımla hafifçe baskı uygulayarak iyice yaslandım bedenine. Minik şişkinliği kolay kolay belli olmasa da hissediliyordu. Kanım deli gibi kaynıyordu, içim içime sığmak ne bilmiyordu.
Bebeğimin karnında ikimizdende parça olması her defasında nefesimi kesiyordu. İnşallah sağlıkla alabilirdik kucağımıza. Tabi daha da önemlisi bu kadın umarım aşerirdi. Ben bu bebeğin babasıysam bunu her anlamda hissetmeliydim! İlerde onun için neler yaptığımı bilmesin mi kızım? Bu kadın aşermek zorundaydı. Başımı saçlarının arasına gömüp bedenine iyice yaslanarak gözlerimi yumdum. Bu kadın dünyadaki cennetimdi.
Elbette uyuyamadım yani bilincim kapanmadı ama dinlendim koynunda, sürekli karnını okşuyordum hafifçe. Nerdeyse bir saati geçince vakit hava iyice kararmıştı ve bu kadın hâlâ uyuyordu. Eminim hiçbir şey de yememişti kahvaltı dışında ve bu canımı çok sıkıyordu.
Saçlarını boynundan çekerek dudaklarımı açtığım noktaya bastırdım üst üste. "Yavrum kalk hadi." Mırıldandı huysuzca ve boynunu benden kurtarmaya çalıştı ancak izin vermeyerek sakallarımı bile bile tenine sertçe sürtmeye başladım. "Uyan diyorum hadi."
"Ya Boran rahat bırak beni." Diye uykulu sesiyle boğukça söylense de umursamadım elbette. Cıplak karnından beline kaydırdım elimi ve sırt üstü uzanmasını sağlayarak üzerine çıktım. "Rahat bırakmayacağım seni, uykucu uyan hadi ikindiden beri yatıyorsun ve bu sağlıklı değil o babaannen hiç öğretemedi mi sana bunu bu saattlerde uyumak hastalık getirir insana." Gözlerini huysuzca ovuştururken esnemeyi de ihmal etmiyordu.
Üzerimizdeki örtünün altına girerek çıplak karnıyla burun buruna geldim. "Bana bak ufaklık karımı eski hâline çevir hemen senin yüzünden iyice mahrum kalıyorum ondan. Biz böyle mi anlaştık seninle?"
"Boran ne yapıyorsun sen yine." Başımdaki örtüyü kaldırıp halime bakınca güldü istemsizce. O gülüşüne kurban olurdum.
"Kızımı aç bırakıyormuşsun ben diyette miyim bana niye yemek vermiyorsunuz diye zırlıyor içeride Gece." Ağzı inanamazca açılırken karnı da guruldayınca başını bıkkınca yastığına bıraktı. "Ona söyle yemek yemek istiyorsa midemi rahat bıraksın o zaman!" Homurdanışı yok muydu ağzını yüzünü sıkasım geliyordu. Karnına dudaklarımı bastırarak kokladım derince ardından ağırca yukarı doğru çıkarak yüz yüze gelmemizi sağladım.
Kollarını anında boynuma dolayarak yanağımdan sertçe öpünce sadece kalbim değil tüm organlarım halaya kalkıyordu. "Sabah dediklerim için özür dilerim ben şakasına sen sinirlenme diye dedim ama kırılacağını düşünemedim, özür dilerim." Dediğinde o büzülen dudaklarını vakumlamamak için sertçe yutkundum. Biraz beklemeliydi.
Üzerinden kalkarak yana devrildim, "O kadar düşünüyor olsaydın bir mesaj atar anlatırdın derdini ama sen bir kere bile aramadın ne mesajı." Dedim düz bir tonda olmaya özen göstererek. Yatakta doğruldu hemen, telaş yapmıştı belli ki. "Sen benim aramamı mı bekledin?" diye sordu hayretle. "Özür dilerim sevgilim yemin ederim bu kadar kırıldığını tahmin edemedim akşam alırım gönlünü diye düşünmüştüm." Sesi gitgide kısılıyordu.
Bakmadım yüzüne o bana baktıkça çevirdim başka yöne. "Senin için bu kadar önemsizim yani öyle mi? Akşam alırmış gönlümü oh ya ne güzel bizde akşama kadar çirkin miyiz yaşlandık mı diye kafayı yiyelim. Ulan botoks yaptırmayı bile düşündüm lan bana bunu resmen yaptın sen?!" ciddi anlamda kafayı yiyecektim bugün.
Dizleri üzerinde doğrularak sarıldı bedenime yandan hemen. "Öyle bir şey yapma sakın! Ya ben yemin ederim sen sinirlenme diye dedim Kur'an çarpsın ki kırışıklığın yok çok yakışıklısın Allah belamı versin." yanaklarımı tutarak zorla kendine çevirdi, trip atmak fena değilmiş aslında demek bu karılar bu yüzden bu kadar yapıyorlardı bu işi. Ulan ağızlarının tadını nasılda biliyorlardı.
Başımı istemeye istemeye ama aslında buna can atarak karıma çevirdiğimde dolu dolu olan gözleriyle afalladım bir anda. "Yemin ederim seni üzmek istemedim bu kadar kırılıp kafana taktığını bilseydim hemen gelirdim şirkete." Dudakları iyice büzülmüş sesi ağlamaklı çıkarken yüreğim sıkıştı. Belini kavradım, önemli değil diyemeden tekrar konuştu. "Haketmiyorum zaten ben seni değil mi aptal gibi davranıyorum sana hak ettiğin ilgiyi sevgiyi veremiyorum." Bir anda ağlamaya başlamasıyla dondum. "Hiç iyi bir kadın değilim ben her şeyi hakediyorum ne desen haklısın Boran."