"Tamam işte bu kadar." Dedi Ferman elindeki krem kutusunu kapatırken.
"Teşekkür ederim." Diye karşılık verdi kısık sesiyle Pare. Havluyu göğüslerine tutarak kapatırken Ferman arkasından çıkıp önüne geçti. Yatağın üzerindeki ilaçları kutularına yerleştirirken, "Şu teşekkür olayına iyice illet oluyorum haberin olsun." Dedi.
Gülümsedi Pare saçlarını tepesinden dağınıkça toplasada yüzüne düşen ince tutamı kulağının arkasına sıkıştırdı. Yanakları sıcaktan kızarmaya başlamıştı ve buna engel olamıyordu. Ferman gözleriyle kadının açıkta kalan bedenine bakarak kadını utandırmak istemediğinden gözleri kadının güzel yüzünde dolaştırıyordu. Karısına bakmalara doyamazken ağırca dudaklarına doğru eğildi ve tatlı bir öpücük çaldı o kiraz gibi dudaklardan. Pare her zaman ilk kendisi öperken bu defa Ferman'ın öpmesiyle afallamış ancak deli gibi mutlu olmuştu. Bedeni tatlı bir esintiyle ürperdi kadının Ferman ise içinden kendine ve iradesine küfrederken dayanamayarak eliyle kadının yanağını kavrayarak dudaklarına kapandı. Bedeninin her zerresini görmüş ve elleriyle dokunarak ilaçlarını sürerken sorun yoktu da bir kere öptü diye anında nasıl iradesi yıkılabilirdi anlamıyordu.
Islak ve tutkuyla yoğrulan öpüşmelerinde iki tarafta fazlasıyla talepkardı, adam istiyordu kadın alıyordu. Ferman kadının dudaklarını öpmeye kıyamazca öperken parmaklarını incitmekten korkarcasına kadının bedenine indiremiyordu. Durması gerektiğini bilerek geri çekildi ıslak bir nefesle adam. Gözleri arzuyla kısılmış, dudakları ıslak, teni kızaran kadının ifadesi ona daha fazlasını yapmasını çağrıştırırken yutkundu sertçe. Karısına onunda istediği gibi kendine güvendiği ve bu ilişkiyi istediğinde dokunurdu ancak.
"Karşımda bu şekilde durmana dayanamıyorum, kalk ve giyin yoksa hemen şimdi kapıyı kilitler ve seni günlerce bu odadan çıkarmam hatun." Dedi Ferman sert bir solukla. Pare gözlerini hızla kaçırırken üzerindeki sabahlığa daha sıkı tutundu, sırtı tamamen açıktı. Ferman saçlarını karıştırarak odadan kendini dışarı atarken nefesini bırakmıştı sonunda. Günlerdir kendisine bebekmiş gibi bakıyordu, ilgisi öyle büyüleyici öyle bağlayıcıydı ki çoğu zaman gerçekligine inanamıyordu Pare. İşin sonunda ise hep kaçarak gidiyordu yanından Ferman çünkü kremleri ve ilaçları sürerken acı çekiyordu ancak işi bitip kadının yüzüne odaklanınca ise her şeyi unutuyor karısına dayanamayarak kaçıyordu.
Pare üzerini giyinmiş tam çıkacaktı ki odasının kapısı tıklatılmış ve aynı hızdada içeri cevap vermesine izin vermeden Hevdem girmişti.
"Yenge." Dedi heyecan ve panikle.
"Hevdem." Dedi Pare'de sorgularcasına. "Ne oldu hayırdır?"
"Hayır hayır." Dedi hızla sonra ise bir kaç adımda kadının önünde bitmiş ellerini tutarak gözlerini kırpıştırmıştı. "Şu hayattaki tek en masum görümcene yardım edersen hayır olacak yani."
Pare tabi ki de şaşırmış ve anlamamıştı. "Merih iki sokak ötede beni bekliyor yenge ne olur abimi oyala da on dakika bir görüşüp geleyim n'olur." Demesiyle Pare'nin gözleri irileşti. Ellerini hemen çekmişti kızın ellerinden. "Konaktan çıkman hâlâ yasak Hevdem ya babanlar görürse sizi? Hayır, kesinlikle olmaz gitmiyorsun hiçbir yere."
"Yenge yapma, düğünden beridir dışarı çıkamıyorum bir kez olsun gelemedik yan yana. Sadece on dakika diyorum lütfen." Diyerek ellerini birleştirip yalvarırcasına baktı kadının gözlerine. Pare alttan alttan kendisine bakan kıza yenilmemek için derin derin nefesler aldı. "Anlamıyorsun ama yakalanırsanız baban seni mahveder adamcağız daha Merih'i sindiremedi bile."
Hevdem kadına iyice sırnaştı, "Beni düşündüğünü biliyorum yengem benim." Derken, Pare elbette kendisine yağ çekildiğinin farkındaydı ama bu kıza da kıyamazdı şimdi. "Annemler salonda babam ve Kubar amcam çıktılar abimde oğluyla avludalar, Fisun zaten kursa gitti bundan daha iyi fırsat bulamam yenge n'olur idare et azıcık." Masum masum göz kırpışlarına acıklı ses tonuna daha maruz kalmamak için mecburen kabul etti Pare.
"Sadece on dakika ama." Der demez Hevdem sevinçle boynuna atlamıştı bile kadının.
Pare ve ikisi birlikte avluya indiklerinde ise Pare Devran'la arabalarını süren Ferman'ın yanına giderek kendini Ferman'ın gözlerinin önüne koyarak Hevdem'i görmesine engel olmuş kızın arka bahçeye geçmesine yardım etmişti bundan sonrası ise Hevdem'e kalmıştı. Hevdem arka kapıdan önceden arakladığı anahtarla açarak hızla dışarı çıkmış ve dikkat çekmeden seri adımlarla oradan çıkmış sokağın yukarısına doğru çıkmıştı. Bir sokak öteye gittiğinde burası öğleden sonra olsada mahalle arası ve boş arsa yanı olduğundan pek kimse yoktu bu sebeple etrafı kolaçan ederek siyah lüks arabanın yanında bitmiş vakit kaybetmeden arka kapısını açarak binmişti içine.
Merih karalar bağlamış hâlde yine buluşamayacaklarını zannederek başını direksiyona gömmüşken kapının açılmasıyla irkilerek küfretti, "Ananı si-" gözleri dikiz aynasında arka koltuğa oturan kızla kesiştiği an sözlerini bıçak gibi kesti.
"Anamı mı?" Diye sordu şaşkınca Hevdem.
Hızla iki yana salladı başını Merih. "Yok kızım ne anası senin anan benim de anam artık." Dedi ancak aklı hâlâ burada olduğuna inanamadığı kız yüzünde allak bullaktı. Hızla iki koltuk arasındaki boşlukta dönerek Hevdem'e baktı gerçekliğini ölçmek istercesine.
"Ceylan gözlüm?" Dedi sorarcasına.
"Merih." Dedi genişçe sırıtarak Hevdem.
Merih kızın sesini işittiği an bir küfür savurarak gerçekliğine inandı. O anda o boşluktan koca bedeniyle arka tarafa arabayı sarsarak atlayınca Hevdem şok içinde bakakaldı adama. Merih kendini düzeltir düzeltmez ise kızı kendine çekip sıkıca sarılırken burnunu saçlarına gömerek derin derin kokladı, boynundan ise üst üste öptü.
"Çok özlemişim be, o vicdansız babanın alacağı olsun hakkım varsa da helal olmasın!" Dedi boğukça Merih, başı hâlâ kızın boynuna gömülüyken. Hevdem kollarını sevdiği adamın beline sararken gülmeden edemedi, günde kaç kere bela okuyordu kaderine bilmiyordu artık Merih'in.
"Fazla kalamam ama ablanla en fazla on dakika diye anlaştık." Hafifçe ayrıldı kızdan Merih ancak elleri yüzünün iki yanındaydı ve saçlarını okşuyordu ilgiyle. Günlerdir bir telefonla görüntülü konuşuyorlardı o da hiçbir halta yetmiyordu. "On dakika az boş ver sen ablam idare eder bizi ben yazarım ona."
"Hayır Merih olmaz, söz verdim kadına."
"Çiçeğim sen beni özlemedin mi?"
"Özledim tabi ki de." Diye anında karşılık verince kız, Merih dayanamayarak yüzünü tutarak öptü sertçe dudağının kenarından. "Özlediysen bitmiştir, bırakta biraz zaman geçireyim doyayım sana." Dedi Merih. Derin bir iç çekti yoğun bir ilgiyle avuçları arasında ufacık kalan kızın yüzünü. "Yakında karım olacaksın ama ben müstakbel karımın yüzünü bile göremiyorum." Dudağının diğer ucuna da dudaklarını bastırınca Merih kızın nasıl titrediğini hissetti. "Özlüyorum seni kızım anlasana."
Derin bir iç çekişle kapanan gözlerini açtı Hevdem, gözlerini karşısındaki ela gözlere çıkardığında orada gördüğü sevgiye hayran ve muhtaçtı. Abisinin ve ablasının dışında sevgisini bu denli hissettiren kimsesi olmamıştı hayatında.
"Henüz karın olmadım o yüzden böyle demesen iyi olur." Dedi muzır bir tavırla Hevdem.
"Ama olacaksın." Dedi net bir tavırla Merih. Gözlerini utançla kaçırdı Hevdem, "Bu kadar erken yaşta evleneceğimi düsünmemiştim okulumu bitirdikten sonra evlenirim diye düşünüyordum." Kızın burnunu bir fiske attı Merih. "Ufalda cebime gir istersen Ceylan gözlüm ne ufağı."
Omuz silkti Hevdem adamdan hafifçe uzaklaşarak. "On dokuz bana göre evlilik yaşı değil biraz daha olgunlaşmalıydık."
Sırıttı Merih. "Tek sıkıntın bu olsun ben olgunlaştırırım ikimizide." Omzuna vurarak kendine sırnaşmaya çalışan adamı itekledi Hevdem. "Sen ve işgüzarlıkların hep aynısınız."
Merih gülerek kızı kendine çekerek goğsüne yasladı, yumuşak saçlarından öperken yanağını okşuyordu. "Çiçeğim ben ne dedim şimdi, hem boşver sen şimdi yaşı ne demişler akıl yaşta değil baştadır. Çok şükür ikimizinde aklı başında Allah'ın izniyle her şeyin üstesinden geliriz." Dedi Merih yumuşak sesiyle. "Hem sen okumaya devam edeceksin değişen tek şey artık birbirimize uzak değilde hep birlikte olacağımız." Kızın çenesini yumuşakça tutarak kaldırdı göğsünden. "Korkma asla, bizim evliliğimizde sadece ikimiz olacağız dışarıdan hiç kimse karısamayacak bize. Sen okuyacaksın bende daima yanında olacağım öyle babaannen falan ne derse desin başını salla geç zerre kadar takma kafana tamam mı? Sonra üzüntü yapıyorsun o strese dönüyor streste karın ağrı olarak dönüyor, bende telefonun diğer ucunda deliriyorum."
Bir kaç gündür konuştukları konular genelde bu oluyordu ancak şimdi tekrar sevdiği adamın kollarında durması tüm endişelerini yok etmişti. Yine de sormadan duramayacağı şeylerde vardı Hevdem'in.
Merih'in göğsünden kalktı, saçını kulağının arkasına yerleştirirken gözleri çekinircesine dolaşıyordu arabanın içinde. "Sana bir şey soracağım." Demesiyle dikleşti Merih. "Sor tabi çiçeğim." Dedi kızın elini avuçları arasına alarak.
"Biliyorsun ben... Ben ilaçlar kullanıyorum ve bunlar uzun vadede yumurtalıklarıma zarar verebilir onları zayıflatabilir yani işte..." Merih gözlerinin içine dikkatle bakarken sertçe bıraktı nefesini Hevdem. "Çocuğum olmayabilir Merih, ne yapacaksın o zaman?"
"Uçurumdan atarım kendimi."
"Ne?!"
"Ne ne?!" Diye çıkıştı sinirle Merih. "Bu konuyu ikinci açışın bu Hevdem ve canımı çok sıkıyor bil. Ben seninle çocuk için evlenmiyorum ha olsun istiyor muyum elbette ama o da Allah'ın elinde bir şey yapamam gerisini de sen takma artık." Bu sefer bakışlarını yumuşattı zaten sevdiği kızın güzel gözlerine bakıpta yumuşammak imkansızdı. Hevdem çok başka bir parçaydı Merih'te. Yaşadıkları olsun anne ve baba konusundaki talihsizliği olsun her konu da bambaşkaydı ve en değerlisiydi. Ölürdü de dayanamazdı bu küçük kıza.
Yüzünü avuçlayarak alnını alnına yasladı Merih. "Kurtarmamız gereken bir soy yok, millet torun sevmek istiyorsa da Renas var abimde çalışıyor bu konuda yani bize ihtiyaç yok. Biz yiyelim içelim aşkımızı yaşalım sevgilim. Üzme kendini içine atıpta beni de yaralama." Hevdem tutulmuş gibiydi, işte buydu en başından beri olan. Merih en başından beri her hareketi ve sözüyle sürekli uçlardan ve diplerden çekip çıkarıyordu farkında olmadan Hevdem'i.
"Gülümsediğine göre öpeyim mi bir kere dudağından?" Anında uzaklaştı Hevdem. "Merih!" Dedi uyararak. Kızarmıştı bile şimdiden.
"Ne Merih kızım haftaları geç ay oldu öpmeyeli!"
"Olabilir bunu sürekli yapmamıza gerek yok."
"Var!"
"Hayır yok!"
"Hadi ama be kızım yapma şöyle ufak bir öpücük alayım yeter bak Kuranıma!" Hevdem kararsızca baktı Merih'e. Dudaktan öpme konusunda titizdi bu tür şeylerin evlenmeden olması ona doğru gelmiyordu ve Merih gibi temas bağımlısı biri elbette öpmelere de doyamazdı. Şimdiye dek elbette öpüşmüşlerdi ancak sayılıydı bunlar ve her defasında Hevdem'in iziniyle oluyordu aksi takdirde Merih bir dahaki öpücük için gün saymak zorunda kalıyordu.
"Peki tamam." Dedi Hevdem nazlı bir edayla. "Ufak bir öpücük olabil-" Merih sadece Tamam kelimesini duymuştu sonrasında iştahını kabartan dudaklardan onu kimse alıkoyamazdı.
Ufak bir öpücük mü demişti Hevdem? Kesinlikle her defasında kandırılıyordu.
🗝️🔗🗝️
Tatlı uykumun en güzel yerinde sıcacık yatağımın içinde rüyasız temiz bir uyku çekiyordum. En sakin insanların bile delireceği o noktalardan biri uykularının bölünmesi olabilirdi.
Omzumdan dürtülüp, "Gece'm." Diye uyandırılmadan önce her şey çok daha güzeldi.
"Hı." Diyerek cevap verdim zorlukla. Gözlerimi asla acamazdım. Eli belime kayarak beni sarstı hafifçe, "Uyansana." Diyince gözlerimi daha sıkı yummuştum.
"Yavrum hadi ama aç gözlerini bir şey sormam lazım." İçten içten sabırlar dilerken örtüyü başıma kadar örttüm. "Ne diyeceksen de işte Boran, uykum var." Dedim boğuk bir şekilde. Sıkıntılı bir soluk verirken başımda ki örtüyü tutup çekmeye çalıştı, "Amcan aradı az önce." Diyince duyularım merak sebebiyle açıldı hızla.
Başımdaki örtüyü çekmesine izin verirken, "Hangi amcam?" Diye sordum. Önce gözümün tekini açtım zorlukla sonra diğerini açtım. Her yer karanlıktı bir tek abajur yanıyor ve loş bir aydınlık veriyordu odaya. Saçımı okşadı Boran tek kolu üzerinde dururken. "Jiyan amcan aradı." Diyince uykum daha da açıldı hemen. Yengeme bir sey mi olmuştu acaba, gerçi doğumuna daha baya vardı onun. Bakışlarımdan tedirginliğimi farkeder etmez devam etti konuşmaya, "Yengen ejder meyvesi aşermiş amcanda sizde var mı diyerek beni aradı, gecenin üçünde Mardin'e girmiş ejderi ayrı meyveyi ayrı arıyor."
"Ejder meyvesi mi?" Dedim gülerek. "Başka bir şey mi bulamamış yengem?"
Saçımla uğraşarak parmağına dolarken gözleri haylaz parıltılarla üzerimde dolanıyordu. "Amcan meyveyi bulmadan eve giremem diyordu."
"Ee." Dedim tuhaf halini seyrederek öte yandan esnemeden yapamadım. "Kalkıp bizde mi arayalım yani? Hiçbir güç beni bu yataktan kaldıramaz, yatıyorum ben." Gerçekten uyku o kadar eşsiz bir şey gibi geliyordu ki gözüme deliriyordum hele de bir kaç gündür uykuya asla doyamıyordum.
"Dur dur yatma!" Diye birden yükselince irkildim korkuyla. Parmağımı damağıma bastırıp kaldırırken tersçe baktım Boran'a. "Azdın mı yine Boran? Bu saatte hamile karını bunun için mi uyandırdın gerçekten?!" Diye çıkıştım öfkeyle. Yastığımı düzelttim öte yandan, çıplak omzuna az önce çıkışsamda hafifçe üst üste vurarak, "Sabaha hallederiz söz hadi gel uyulalım şimdi."
Başımı yastığa gömerken onu da kolundan tutarak yanıma çekmek istedim ama o sertçe nefesini vererek, "Ben azdım mı dedim Gece ne anlıyorsun sen yavrum?!" Diyince sabırla yumdum gözlerimi.
Omzumdan dürttü tekrar. "Gece, uyansana."
"Ya ne istiyorsun?!" Diyerek bağırdım sinirle doğrularak. "Azdın mı diyoruz yok diyorsun ne istiyorsun o zaman?! Hamileyim ya ben hamile gecenin köründe ne bok varda uyandırıyorsun de o zaman."
Sertçe yutkundu, artık ne diyecekse de demezdi artık. Gözlerime melül melül bakarken omuzlarımı düşürdüm. Dizlerimin üzerinde doğrulunca üzerimdeki örtü iyice düştü ve şort giydiğim için açıkta kalan bacaklarımı ortaya serdi. İki emeklemede dibinde bittim, omuzlarına tutunarak gözlerinin içine baktım, "Hadi söyle kocacım ne istiyorsun benden?" Diyince gözleri hevesle parladı.
Eli belimi anında sarmıştı.
"Aşermeni." Dedi bir anda gözlerimin içine bakarak.
Geri çekildim hemen, "Pardon?" Dedim anlamayarak.
Heyecanla irileşti kehribarları, elleri yüzümü avuçladı hevesle. "Mavişim, güzel gözlüm benim. Hadi sende benden bir şey iste gidip alayım, canın ne çekiyorsa söyle hadi." Allah'ım şaka falan mıydı şu an acaba.
"Beni bu yüzden mi uyandırdın Boran?"
"Evet." Dedi tereddüt etmeden. "Amcan bir meyve için rehberindeki herkesi arayıp soruyor bende istiyorum bunu yapmayı." Gözlerimin içine içine baktı masum yavru bir köpek gibi. "Sende aşeriyor musun yavrum?"
Sonra Gece niye bu kadar sinirleniyor oluyordu?
Nasıl olmayayım lan!
"Yok, aşermiyorum canım hiçbir halt çekmiyor!" Dedim sertçe. Ondan uzaklaşarak yatağa girdim ve örtüyü üzerime sinirle çekerken içimden kendimi telkin ediyordum sakin kalmak için. Sırtımı ona dönerek uzandığımda kendine gelmiş gibi, "Olmaz!" Dedi sinirle. "Ne demek canım bir şey istemiyor? İstemeli!" Omzumdan tutup bir anda kendine çevirince nevrim şaştı bir an için.
"Senin bir halt bildiğin yok, kızıma sorarım daha iyi!" Diyerek karnıma eğilmesini beklemediğimden afallamıştım. Dirseklerimin üzerinde doğruldum hemen. "Kızım diyip durma şu çocuğa!" Diye bağırdım sinirle. Her an ağlamam mümkündü çünkü uykumun içine bildiğin sıçmıştı.
Beni aldırmadı bile, ince askılı üstümü karnıma doğru sıyırarak hafifçe belirginleşen karnımı ortaya çıkardı. "Kızım," dedi yumuşakça.
"Allah'ım sen sabır ver."
"Uyandın mı babacım?"
"He, uyandı el sallıyor bak." Diyerek elimi beş kardeş niyetine gösterdim ama o tersçe baktı elime. "Kızımla arama girme."
"Çocuk karnımın içinde Boran?"
"Susar mısın?" Dedi huysuzca. "Onu içine ben soktum herhalde biliyorum karnının içinde olduğunu."
Tekrar karnıma indirdi gözlerini, "İstersen nasıl soktuğunu da anlat Boran!" Dedim sinirle.
Sırıttı bir anda, "Anlatırım yavrum ne var, sen böyle ateş gibi cayır cayır yanıyordun bende sulama hortumunu çıkardım ve sana taktığım gibi söndürdüm ateşimi." Diyince yüzümü buruşturdum. "İğrençsin." Dedim.
"Bebeğimiz var diye sansürleyerek anlattım daha ne istiyorsun?"
"Allah razı olsun Boran ne isteyeyim senden." Sitemli tavrıma karşı, "Eyvallah yavrum senden de Allah razı olsun." Diyince istemsizce gülmeden edemedim.
Uzanıp karnıma dudaklarını bastırınca hafifçe kasıldım. "Söyle bakalım babana canı ne istiyor benim kızımın?" Ağırca yutkundum, çok ama çok tatlıydı. "Ne?" Dedi anlamayarak sonra kulağını karnıma yasladı ve biri konuşuyor gibi dinledi onu. "Canın süt mü istiyor hemde ballı? Hemen getiriyorum bir tanem." Ona şokla bakarken doğrulunca hızla tuttum kolunu.
"Süt falan istemiyorum." Dedim dudaklarımı büzerek. "Kokusu midemi bulandırıyor yalvarırım yapma bana bunu." Kehribarları şok olmuş halde bakakaldı halime. "Alt tarafı süt Gece, sağlığın için bir bardak iç sadece." Başımı iki yana salladım şiddetle.
"Kokusu gerçekten rahatsız edici lütfen, istemiyorum." Omuzlarını düşürdü tavrımla. "Hiçbir şey istemiyorsun benden, amcan gibi bende senin için bir şeyler yapmak istiyorum ne var yalandan da olsa aşersen?" Şefkatle doldum, heves etmişti sonuçta ona kızamaz kıramazdım ki.
Sakallı yanağını okşadım gülümseyerek. "Bebeğimiz daha çok küçük kocam benim. Biraz daha zaman geçsin o büyüdükçe bende aşeririm bol bol hatta bıkarsın artık benden."
"Bıkmam yemin ederim." Dedi hızla. Güldüm, o an gözlerim ağırca bedenine indi. Altında sadece şortu vardı ve üzeri çıplaktı. Sert göğüsleri, geniş omuzları, pazıları, karın kasları derken iştahımı çok başka şekilde kabarttığını fark ettim. Dudaklarımı yaladım iştahla. Gözlerim duvardaki saate kaydı saat üç yirmi yediydi. O kadar uyanmıştım şimdi beni uyutmak zorundaydı beyfendi.
"Boran." Dedim yutkunarak. Bakışlarımı pek âlâ farketmiş ve gerilmişti hafiften. "Söyle yavrum." Dedi içtenlikle. Uzanarak kucağına çıkınca avuçlarından biri kalçamı kavradı diğeri bel boşluğumu.
Burnumu burnuma sürttüm, "Ben aslında aşeriyorum biliyor musun?" Dediğim an kehribarları irileşti etrafında kızıllıklar peyda oldu sanki. "Ne aşeriyorsun de hemen, önüne yığınla sermezsem adam değilim!"
Sırıttım.
Parmaklarımı ensesinde gezdirirken kıvrandım kucağında o an hissettiğim sertlik sırıtışımı büyüttü.
Sabırsızca, "Yavrum hadi." Dedi. "Söyle ne istiyorsun kurban olduğum gidip alayım hemen."
Ama ben bu adamı yerdim, beni tam şu an deli gibi arzulamasına rağmen git şuradan şunu al desem koşarakta giderdi.
Dudaklarına yaklaşarak gözlerinin içine baktım. "Seni." Dedim. "Seni aşeriyorum Boran bana sen lazımsın seni istiyorum sevgilim." Dişlerini arzuyla yoğun bir şehvetle sıktı.
"Beni istiyorsun yani?"
"Evet." Diye fısıldadım. Üzerimdeki askılıyı ağırca çıkarıp atınca çıplak göğüslerim serbest kaldı. "Beni nasıl uyandırdıysan öylede uyutmak zorundasın." Elimi şortunun lastiğin içinden kaydırdım, bedeni tekrar gerildi. "En iyi şekilde hemde." Diye dudaklarına fısıldarken avuçladım onu.
"Sen ne istersen o." Dedi dişlerinin arasından, sertçe yutkundu. Dudaklarıma hoyratça kapanmadan önce. "Ne dilersen o olur bebeğim." Demişti.
••••••••Bölüm Sonu•••••••