84. Bölüm Part:2

3012 Kelimeler
🔗🗝️ "Yavrum lütfen biraz yer misin?" Boran'ın ağzıma ittiği ballı ekmeği gözlerimi ters ters baktığım Gurbet Hanımdan ayırmadan ağzıma alarak çiğnemeye başladım. İştahım da hiç yoktu, yemin ederim ballı ekmeğin bile tadı yoktu, sırf Boran için zorla yiyordum. Elimde olmadan yiyemiyordum, hiçbir şey iştahımı açmıyordu. Gurbet Hanım müsade isteyerek ayağa kalkıp mutfağa gidince kısa bir aekasından baktım. Gıcık kadın, hayatında bir kez olsun bir işe yarasa bir iyilik yapsa ölür müydü? Sıcak çayımı yudumlayıp içerken Boran tekrar ağzıma yumurtaya bandırdığı ekmeği uzattı yemem için ama kokusunu almam bile beni rahatsız edince yüzümü buruşturarak başımı geri çektim. "Günlerdir ben zorlamasam yemiyorsun Gece, tamam rahatsız ediyor olabilir kokuları ama açta kalamazsın." Fazlasıyla şikayetçiydi bu durumdan, korkuyor ve endişeleniyordu haklıydı da. "İlk aylarda olur böyle oğlum üzerine gitme." Dedi Lalezar annem, Boran elindeki lokmayı tabağına koyarken sıkıntıyla iç çekti. "Şimdi iştahsız ama sonra bir açılırsa toplar hemen kendini." "Ana ben bunu kendi hâline bıraksam bayılır açlıktan kıyıda köşede." "Abartma Boran." "Öyle ama, yalan mı?" Sofrada tartışmayacaktım onunla. O sırada Gurbet Hanım mutfaktan çıktı ve elinde tuttuğu koca bardağı getirip önüme bıraktı. Tuhafça bir bardağa bir ona bakarken bunu yapmaktan hiç hoşlanmıyor gibi, "İç şunu mide bulantına iyi gelir hem bol vitaminli hemde hazımsızlık yapmaz, iştahını da açar." Diyince kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Bir tek ben değil diğerleri de bunu beklemiyor gibi şaşkındı. "Bakmayın şöyle," dedi rahatsızca. "Karnındaki Boran'ımın bebeğidir Gece için değil onun için yaptım herhalde." Göz devirdim tabi ki de. Kollarımı göğsümde birleştirdim, "Ben içmem bunu, ne malum içine zehir koymadığınız?" Dediğim an hayret ve şok içinde sarsılarak bana bakakaldı. Hemen yanımdaydı ve henüz yerine geçmemişti. Bardağı alarak ona uzattım. "Önce siz için size bir şey olmazsa ben içerim belki." "Ben sorgulamadan içerdim." Dedi sırıtarak Merih. "Galiba bir korku filminde ilk geberende ben olurdum." "Senin bu zekayla bu yaşa gelmen bile mucize ama neyse." Diyerek laf atmadan geri durmadı Zara. "Ana bak kendisi bana karışıyor sonra ben laf söyleyince suçlu oluyorum!" Diye anında annesine sikayet edince Merih Lalezar annem sabır çekti. "Ben de diyordum ki bu evde bir Renas var çocuk diye ama meğer iki tane daha varmış. Allah bana sabır versin." Bencede sabır versindi hatta bana da versindi. "Gurbet Hanım hadi ama ne bakıyorsunuz?" Diyerek bardağı tekrar uzatınca sinirle elimden aldı ve koca bir yudum alarak önüme masaya sertçe bıraktı. "Al oldu mu?!" "Olmadı, belki de içindeki zehir sadece hamileler içindir ne malûm." "İçinde zehir yok ki!" Dedi öfkeyle. "Sana iyilik yapanda kabahat." Boran'a döndüm masum bakışlarla. "Boran, halan bana bağırıyor!" Gülmemek için dudağını birbirine bastırıyordu, "Sana bağırmıyor yavrum, hadi iç iyi gelebilir." Diyerek bardağı aldı ve çok az bir yudum aldı. "Tadı da güzel hem meyvesuyu gibi, hadi iç." Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım, Gurbet Hanım'a ters bir bakış atarak, "Eh, kocam istiyorsa içeyim bari." Diyince çıldırdığını hissetmem zor olmadı. "Seni zehirlemeye kalksam konağa geldiğin ilk gün yapardım zaten!" Dedi sinirle yerine geri otururken. "Hala!" Boran'ın uyarısıyla sabır çekerek önüne döndü. "Neyseki baş karakterimde ölmem zor." Dedim ters ters. "Ama imkansız değil." Diyince kaşlarımı sinirle çattım. Bir daha cevap vermedim ve getirdiği bardağı yudum yudum içtim. Tadı fena değildi karışık meyvesuları gibiydi ve hoşuma gitmişti kabul. Ben bardaktaki içeceği bitirmişken Boran da çayını içiyordu o sırada Haşim abi geldi yanımıza. Ellerini önünde birleştirerek bana ve Boran'a bakarken, "Hanımağam misafiriniz vardır, resim hocanız olduğunu dedi alak mı içeri?" Diyince, "Kim dedin sen kim?!" Diyerek yükseldi bir an da Gurbet Hanım. Masanın altına girsem kurtulur muydum acaba? "Yavrum." Boran'ın sorgulayıcı bakışları da üzerime kilitlenince yok olmak istedim. Hamileydim ben niye böyle üzerime geliyorlardı ki şimdi? 🔗🗝️🔗 Mara'dan Kollarımı esneyerek açarken ayağımla üzerimdeki örtüyü çekiştirdim. Saat kaç acaba diye düşünürken, "Günaydın." Diye gelen sesle irkilerek arkamı döndüm hızla. "Cahit!" Dedim şaşkınlıkla ancak hemen sonra gece olanlar aklıma geldi. Yuh, uyurken beynime reset mi inmiştide bu adamı unutmuştum. Hızla kendime gelerek yatakta doğruldum ve üzerime başıma çeki düzen verdim. Gece boyunca sabaha kadar uyumadığı hafifçe kızaran gözünden belli olsa da pek belli etmiyordu ifadesi. Yorgun bir hâli yok gibiydi. Ona bir daha bakmadan yataktan çıktım. Üzerimi giyinip çıkmam lazımdı odadan daha kahvaltı hazırlayacaktım annem şimdiye uyanmış olabilirdi. "Günaydın demiştim." Tekrar sesini duymak ve dediği şeyle bir an için dolabın önünde durdum. "Duydum." Diye kısa ve soğuk bir cevap verdim bakmadan. "Cevap vermedin." Yataktan kalktığını ve bana doğru geldiğini hissettim ancak istifimi bozmadan elbise seçmeye çalıştım kendime. "Sana cevap vermek zorunda değilim, uğraşma benimle." "Hâlâ kırgın mısın bana." Ona ciddi misin dercesine döndüm, hemen karşımda yerini almıştı. "Seni anlayamıyorum, neyin peşindesin onu da bilmiyorum Cahit. Lütfen benden uzak dur ve hatta öncesinde olduğu gibi hiç konuşma bile." "Ama bana kırgınsın ve kalbini kırdığımı bilmek bana iyi gelmiyor." Dedi sıkıntılı içli bir nefesle. Ona karşı gardımı düşürmeyecektim asla. Başımı yüzünü görebilmek için iyice kaldırdım. "Onu kalbimi kırmadan önce düşünecektin bu saatten sonra da sırf seni affedeyim diye yaklaşma bile bana." Dedim acımasızca. "Kalpsiz seni!" Sitem dolu sesine şaşırsamda bir daha cevap vermedim. Sonra ise arkamı döndüm elime geçen ilk elbiseyi alıp kendimi banyoya attım hemen. Siyah, tenime yapışan esnek kumaştan olma bir elbise giydim. Dizlerimin altında bitiyordu elbise. Saçlarımı güzelce tarayıp iki yanıma bırakmıştım. Banyodan çıkarken Cahit'in gömleğinin düğmelerini iliklerken görmek bir an için nefesimi kuruttu. Başını kaldırıp bana bakarken kalan düğmelerini ilikliyordu, görünen o sert kavruk teni adım adım kapanırken gözlerimi zor bela çektim üzerinden. Ayaklarıma terliklerimi geçirerek odadan dışarı zor bela attım kendimi. Cahit ciddi manada tüm duyularımı alarma tek bir hareketle geçiriyordu. Ya ben? Ben onda neden hicbir şey uyandıramıyordum. Niye beni karısı olarak istemiyordu. Annemin odasına onları kontrol ettiğimde uyanmış giyindiklerini gördüm. Cennet anne de daha yeni uyanmıştı, hızlısından iyi bir kahvaltı hazırlamam gerekiyordu çünkü ilaçlarını alacaktı. Bu tür anlarda konaktaki hizmetlileri yani Diljen ve Mizgin ablayı özlüyordum itiraf etmem gerekirse. Öncelik olarak çayı koydum tüpe ardından kahvaltılıkları tek tek tezgaha koydum. Mutfağa birinin girdiğini, baskın adımlarından anladığım Cahit olunca gerilsemde bakmadım ona. Reçel kavanozunu açmaya çalışıyordum çünkü. "Bugün işe mi gideyim yoksa evde mi kalayım?" Diye sorunca bıkkınca nefes verdim. "Banane ne yaparsan yap." "La havle... İnsan gibi cevap versene annenler evde diye, senin için diyorum burada." Derin bir nefes verdim, haklıydı biraz annemler için evde bulunması iyi olabilirdi. Annemi aklında sorularla göndermek birde beni dert etmesini istemiyordum. İyilik timsali değildim ama annem ve abim de benim her şeyimdi. "Tamam... Kal en iyisi annemler gidince gidersin sen de." Başını usulca salladı, böyle uslu çocuk gibi durması hoşuma gitsede belli etmedim. Lanet kavanoz da açılmadıkça öfkeleniyordum. "Ver şunu ver." Kavanoz elimden çekilince şaşırsamda ses etmedim. Kavanozu tek seferde açıp tezgaha bırakınca bir etkilenmedim desem yalan olurdu. Ancak geri çekilmesini beklerken önüme geçip beni tezgahla arasına almasını da beklemiyordum. Bu da iyi alışmıştı şimdi. Başımı şaşkınca ona kaldırırken o kaşlarını kaldırarak uyarıcı bakışlar atıyordu. "Annenden çok yeğenini ikna etmeliyiz mutlu bir evlilik geçirdiğimize bence." Dediğinde anlamazca çattım kaşlarımı. Şu durumda çokta mantık beklenemezdi bende. O kadar akıllı olsam bu kadar kandırılıpta milletin kuklası olmazdım zaten. "Yeğenin gözlerini dikmiş bizi izliyor." Diyince jetonum anca düşmüştü. Renas ciddi manada Cahit'in açığını mı arıyordu. Keşke daha iyi bir hala olabilseydim ona. Cahit'in bu derece yakın olması anında bedenimi alarma geçirirken nasıl bir şey belli etmeden durabilirdim bilmiyordum. "Çocuk o Cahit kavga etmesek yeterli bence, geri çekilir misin?" Elimi göğsüne koyarak ittim hafifçe ancak geri çekilmedi aksine iki elini tezgaha koyarak üzerime eğilince yutkundum sertçe. "Çocuk dediğin velet senden benden zeki emin ol." Diye fısıldadı yüzüme doğru. Yüzümü hemen çevirdim sağa doğru, zaten koca cüssesiyle beni baya bir kamufle etmişti. Reçel kavanozuna parmağını daldırınca hafifçe çattım kaşlarımı, "Reçeli çok seviyorsun değil mi?" Sesi kısık değilde normal düzeyde birinin gayet iyi duyabileceği tonda çıkmıştı. "Evet, biraz." Dedim ona ayak uydurarak. Parmağını daldırıp aldığı reçeli emince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Parmağını ağzından tadını beğendiğini gösterircesine mırıldanarak çıkarınca yutkundum sertçe. Başlardım Renas'a da anneme de onlar yüzünden elden gidemezdim. Tam konuşmak için güç almıştım ki o gözlerini gözlerime dikerek kesti sesimi. "Biraz mı?" Dedi alayla. "Senden başka reçel yiyen yok bu evde ve her hafta bir kavanoz alıyorsun." Afalladım. Bunu ciddi manada nasıl bilebilirdi daha doğrusu nasıl dikkat etmişti. "Lokmalarımı mı sayıyorsun?" Diye sordum birden bozulan suratımla. Dudağı belli belirsiz kıvrıldı. Olumsuzca salladı başını, Allah'ım ellerim ensesine gitmek için karıncalanıyorken bana güç ver. Hem bu adam bize kuyruk sallama dememiş miydi? Tamam dimdik dememişti ama ima etmişti işte. Unutma Mara unutma. Birinden gıcık kapmak senin için en basit şey, şu adamdan azıcık nefret etsen dünyayı başına dar edersin sen?! "Lokmalarını saymıyorum sadece markettekilerden yemektense evde yapılanlardan ye senin için daha sağlıklı olur. Fazla tükettiğin için organik olması en iyisi değil mi?" "Beni düşünüyormuş gibi yapma, çekil artık!" Dedim dişlerimin arasından. Umursamadı bile beni, gözleri tuhaf biçimde yoğunlukla derin derin yüzümde dolaşıyordu ve bu da beni fazlasıyla geriyordu. Allah aşkına dizlerim titriyordu benim tezgaha tutunmasam düşecektim. "Reçelin tadına mı bakmak istiyorsun?" Diyince ona anlamazca baktım. "Çekil diyorum çekil!" Sesimi en kısık desibelde çıkarıp yüzüne yüzüne söylerken beni asla takmaması şaka mıydı? Allah'ın cezası Gece nasıl bir bela etti de benim iki yakam bir araya gelmiyordu?! Tatlı cezası diyecektim Allah'ım bunun içinde bir bela verme başıma! Lütfen. Cahit hafifçe sırıtmaya başlayınca daha da sinirleniyordum, beni alaya alıyordu resmen. Parmağını tekrar kavanoza daldırıp çıkarınca ben kendi yiyecek sandım ama o parmağını getirip doğrudan aralık olan ağzımdan içeri itince dondum. Kalbim ağzımda atacak kadar hızlanırken vücut sıcaklığın tavan yaptı. Az önce emdiği parmağını şimdi de reçele bulayıp benim ağzımamı sokmuştu o? Ve hâlâ ağzımdaydı... Sanki o da bunu yapmayı kendinden beklemiyormuş gibi afallamışken sertçe yutkunuşu farkettim. Ancak bir anda ağzımdaki parmağını sinirle ısırmamda bir o kadar hazırlıksız yakalamıştı onu. Daha dün gece gerçek bir evlilik yapalım diyince hemen kaçmıştı şimdi ise ağzıma parmağını mı sokuyordu? O parmağı koparmaz mıydım ben! "Lan!" Dedi acıyla. "Napıyorsun kızım bıraksana." Diyerek çenemi tutarak parmağını çekmeye çalışsada daha da batırıyordum dişlerimi. Yüzünü yüzüme fazlasıyla yaklaştırmış acıyla parmağını kurtarmaya çalışırken tabi ki izin vermeyecektim. "Kopacak lan kopacak, bıraksana!" Diyerek çırpınırken çenemde ki elleri sıkılaşmıştı. Elimle ağzımdaki elini tutarak çekmesine engel olurken o da kurtarmaya çalışıyordu ve dışarıdan görüntümüz hiç ama hiç normal görünmüyordu. "Oğlum ne oluyor burada?" Annemin sesini duymamla ağzımdaki parmağı bırakarak Cahit'i ittim hemen telaşla. Cahit parmağını acıyla sallayarak yanına indirirken bize tuhafça bakan anneme baktım. Dudağımdaki ıslaklıkları silerken çok ama çok yanlış anlaşılmıştık. "Şey..." Diye mırıldandım ne diyeceğimi bilmeyerek. Cahit, "Mara dişim ağrıyor dedi de ona bakıyordum ben." Diyince alnıma vurmak istedim. Bu nasıl bir yalandı. Annem tek kaşını kaldırdı sorgularcasına. "E neyi varmış peki dişinin?" Diye sorunca Cahit kısa bir bakış attı bana. "Çürümeye başlamış dişi kanal tedavisi şart, çekmeyelim yazık olur." Bir an gülmek istesemde kendime geldim hemen. "Ön dişlerininde törpüye ihtiyacı var fazla sivriler dilini falan ısırır mazallah." Az bile yapmıştım. Annem pek durmadı konu üzerinde sanki alacağını almış gibi. "Çay kaynıyor çayı demlede kahvaltıyı kuralım kadının ilaçları yok muydu, hayde." Diyerek bana yardım etmeye başlayınca Cahit başını hesap sorar gibi sallayarak çıktı mutfaktan. Etrafa bakış atınca Renas'ı da görememiştim üstelik. "Renas nerede anne?" "Salonda televizyon seyrediyordu." "Nasıl yani, ne ara gitti salona?" Bana tuhaf bir bakış attı. "Ne diyorsun kızım sen, birlikte geçtik salona ben Cennet Hanımla konuşurken o da televizyonu açıyordu." İyi de Renas mutfakta burada değil miydi? Belki de bir an gelmiş bizi görünce geri dönmüştü. "Kanal tedavisi demek." Diyerek dikkatimi kendine çeken annemin dudaklarında manidar bir gülüş vardı. "Dikkat et ağzından başka yerlerine de kanal tedavisi yapacağım diyerek kandırmasın seni, akılsızsın sen biraz." Diyince başta anlamasam da jetonum hemen düşmüştü. "Anne!" Dedim sinir ve utançla. "Adam kanal tedavisini ben mi yapacağım dedi." "Bıraksan yapacak gibi bir hâli var." Dedi umursamazca. "Dikkat et diyorum yavrum ben sana kanal tedavi işini ilerletmesin." Utançtan kıpkırmızı kesilirken önüme dönerek kapatmaya çalıştım konuyu yoksa mahvolurdum burada. Nereden bilsin kanal tedavisi yapılacak yolun daha açılmadığını. Kahvaltıyı el çabukluğu ile hemen hazırlayıp salona kurmuş keyifle yapmıştık. Annem öğleden sonra en azından kadar akşama kadar kalması için ikna edememiştim. Renas bana sıkıca sarılsa da Cahit'e ters ters bakmış öyle gitmişli annemle. Cahit annemler gitse de evden çıkmayıp günü evde geçirmeye karar vermiş gibi salonda anasının yanında oturunca bende mutfaktaki bardakları yıkayıp toplamak için oraya geçtim. On dakikaya kalmadan ise işimi bitirip çıkınca salona geçmek istedim çünkü yapılacak iş yoktu ancak salonun kapısına varmamla adımı duyunca duraksadım. "Mara ile aranız iyi değil mi?" Demişti Cennet annem. Hiç öyle dinlememem gerek tiriplerine giremezdim gayette beni ilgilendiriyorsa dinlerdim her türlü kapıyı. "İyi ana dert etmesene sen bizi kaç kere diyeceğim sana." "Nasıl dert etmeyeyim oğlum, gül gibi kızı bulmuşsun elinden kaçıracaksın diye ödüm kopuyor." Ay canım annem benim ya. Konuş konuş belki aklı başına gelir kalas oğlunun. Cahit'in ne cevap vereceğini merak ederken, "Merak etme ana kaçırmam elimden falan." Diyince sabırla yumdum gözlerimi. "Affettirdin mi kendini peki o gün dediklerin yüzünden. Söz verdin bana oğlum." O günden kastı bana orospu muamelesi yaptığı gün olmalıydı, demek Cennet anne onu uyarmıştı. O yüzden mi kendini affettirmek için uğraşıyordu. Annesi demese yapmaz mıydı yani? İçime acı bir şeyler çöreklenmeye başlamıştı. "Biraz inatçı henüz affetmedi tam olarak ama ben nasıl kırdıysam onarmasını da bilirim." Annesinden saklamaması beni şasırtmış bir yandan hoşuma da gitmişti. "Dışarı çıkaracağım şimdi gezdireyim diyorum gelinini ne dersin?" "Aferin benim oğluma. Öyle hemen getirme kızı eve iyice gezdir biraz da centilmen neyim ol, kapısını falan aç çicek al ne diyeyim daha sana ben." Cennet annem ne diyon sen ben hâlâ Cahit'in beni dışarı çıkarmak istemesindeydim sen birde tavsiye mi veriyorsun. "Ayıp oluyor ana hayvan mıyız biz adam gibi davranacağız işte." "Ben sana hayvansın demedim ki oğlum sen kendin diyorsun ama üzülme erkek ırkının genelinde var öküzlük." Diyince elimle ağzımı kapadım gülmemek için. Cahit'in ağzının içinden homurdanışını çok iyi duymuştum. Ayaklandığını hissedince hemen uzaklaştım kapıdan ve odama girdim. Buraya gelecekti muhtemelen. Öyle de oldu geldi ve kapıyı çaldı girmek için. "Gel." Dedim normal bir şekilde. İçeri girdi ve kapıyı da kapattı arkasından bu biraz içimi gıdıklamıştı. "Ne yapıyorsun?" Diye sormuştu merakla. Acaba nasıl söyleyecekti beni dışarı çıkarmak istediğini. "Hiç." Dedim olağan bir tavırla. "Kıyafetlerini toplayacaktım." Kaşlarını çattı hızla. "O neden?" "Nasıl neden? Annemler gitti bu odada kalamayacağına göre kıyafetlerini odana götüreceğim işte." Huzursuzca kıpırdandı, bir kaç adımla bana yaklaştı iyice. "Annen buraya her gelişinde eşyalarımı taşıyıp duramazsın bırak burada kalsınlar ben diğer odada yatarım sadece." Diyince durup düşündüm kısa bir an. Benim için bir mahsuru yoktu olan ona olurdu hatta işime bile gelirdi. "İyi peki kalsın eşyaların burada." Dememle bedeni gevşemişti. Bu durum tuhafıma giderken umursamadım. "Bir işin yoksa çıkar mısın odamdan?" Diyerek hafiften kovunca yüz hatları gerildi. "Evliliğimizi gerçeğe çevirelim diyorsun iki dakika yanında dursak ya çekilir misin diyon ya çıkar mısın sürekli bir uzaklaştırma içindesin." Demesiyle afalladım ancak hızlı toparladım. Kollarımı göğsümde birleştirdim, "Evliliğimizi gerçeğe çevirmemizi isteseydin eğer seni yanımdan uzaklaştırmazdım emin ol." Dedim. Tek kaşı havaya kalkarken hafif kirli sakalını kaşıdı gözlerini de kısarak. "Demek uzaklaştırmazdın, ne yapardın peki?" Anında gerildim. "Ne yapacağım seni ilgilendirmiyor bunu asla öğrenemeyeceksin malesef." Dedim meydan okurcasına. Bir adım daha atarak bana iyice yaklaşınca çaktırmadan derin bir soluk aldım. Başımı bana iyice yaklaşınca geriye atarak kaldırmak zorunda kaldım. Biraz geri itmek istedim sonuçta oda büyüktü ve alan varken dip dibe olmamızın anlamı yoktu ancak geriye doğru attığım tek adım sonunda tek eliyle belimi tutarak kendine çekmesini de beklemiyordum. "Merak ediyorum Mara lütfen inat etme ve cevap ver uzaklaştırmayıp ne yapardın?" Derinden gelen şu sesini sindirebilirdim de belimde hâlâ daha duran elini unutamazdım. "Ne demişler fazla merak gö-" "Mara!" Dedi uyarırcasına. Belimi de sıkmıştı ve bu bayıltacak kadar büyük bir hamleydi zannımca. Anlamıyordum şimdiye kadar uzak durup daha saatler öncesinde beni iterek evliliğimiz gerçek olamaz diyen oydu ama şu an yaptığı hareketler fazla akıl karıştırıcı, dengesizceydi. Sinirlenmiştim, canımı yakıyordu artık. Bir an da ittim sinirle onu ve bunu beklemediğinden neye uğradığını şaşırmıştı. "Senin derdin ne?" Diye çıkıştım. "Daha dün gece neler diyordun şimdi ise gelmiş bana dokunuyor, yaklaşıyor ve ilgiliniyormuş gibi gözlerin sürekli üzerimde! Bu dengesiz hallerin artık canımı yakmaya başladı, nasıl davranıp konusacağımı bile bilmiyorum senin yüzünden." Serzenişim onu mahçupça germişti. "Mara-" "Mara diyip durma bana, sadece ne istediğine karar ver çünkü bir oyuncak yok senin karşında insanım ben de ya insan!" "Özür dilerim." "Neyin özrünü diliyorsun?!" Bana yaklaşmaya çalışınca geriledim hemen ve elimi kaldırdım durması için, "Lütfen çık şu odadan ve kendine gelmeden konuşma bile benimle." Çehresi bir anda sertleştirken dediklerimden fena hâlde rahatsız olduğu her halinden belliydi. "Odadan falan çıkmıyorum!" Dedi sertçe. "Ne istediğimi de biliyorum emin ol, bana sadece biraz zaman ver." "Hah bir zamanımız eksikti, neyin zamanı peki Cahit Bey? Ya da ben bununla ilgileniyor muyum? Hayır! Çık şimdi odamdan!" "Çıkmıyorum dedim sana duymadın mı?!" Diye yükseldi o da bana. "Ruh hasta mısın derdin ne senin?" Çıldırmış gibi bir anda aramızdaki mesafeyi kapatıp kollarımdan tuttu sıkıca. "Tek derdim sensin lan!" Yüzüne bakakaldım. "Allah'ın cezası biraz zaman istiyorum sadece senden!" Ne diyeceğimi bilemedim, bu derece yakın ve sinirli gözükürken dilimdeki sözcükler tükenmişti. "Sadece biraz zaman istiyorum senden Mara, seninle iki yakın arkadaş belki daha ilerisi flört eden iki insan gibi takılalım oluru var mı yok mu görmek istiyorum." Sıcak soluğu yüzüme çarparken yutkundum art arda. "Ne?" Dedim dediklerini zorlukla sindirerek. "Ne diyorsun Cahit sen, sen böyle şeylerin adamı değilsin ki gerçekten derdin ne senin?" Onu tüm çıplaklığıyla görüyormuşum gibi gözlerini kaçırdı kısa bir an sonra ise sıkıntı dolu bir iç çekti. "Neden biraz zamana bırakmıyoruz her şeyi? Lütfen." Öyle içtendi ki kabul ederken buldum kendimi. Tek istediği biraz zamansa tamamdı, yeter ki net bir şekilde gelsindi bana. "Olur, peki istediğin zamansa senin olsun." Büyük bir rahatlamayla nefes koyverirken kollarımdan tutup çekmesini ve beni göğsüne bastırarak sarılmasını beklemiyordum kesinlikle. Kollarını bedenime sarması bedenimi kaskatı kesilmesine neden olmuştu. "Aferin sana doğru karar vereceğini biliyordum." Dedi elini saçıma koyarak okşadığında. Sanki ilk okul çocuğunu seviyormuş gibi kasıntıydı hareketleri. "Bana gerizekalı muamelesi yapmayı ne zaman keseceksin?" Dedim tersçe. Kokusu çok ama çok iyiydi. Geri çekilmek isteyince izin vermeyip göğsüne bastırdı, "Sen akıllanınca tabi ki." Demesiyle ise sinirle vurdum omzuna. Geri çekilmeme izin verdi sonunda. "Tamam tamam sinirlenme siz kısaların siniri hemen tepesine ulaşıyor zaten. Hakikaten boyun kaç senin?!" "Ne yapacaksın oğluna mı alacaksın?!" "Yok." Dedi genişçe sırıtarak. "Kendime aldım seni bir kere başkasına yar edemem artık." Demesiyle zaman durdu o an için. Bu adama her ne olduysa iyi ki olmuştu hatta istediği o zaman sonrasında daha da iyi olacaksa bu beni havalara uçurur mutluluktan delirtirdi. Cahit gerçekten her anlamda beni etkiliyordu ve herhangi bir ilişki içinde değilken bile böyleysem bu ilişki de canım yanarsa çok pis acı çekerdim. 🗝️🔗🗝️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE