84. Bölüm Part:1

2809 Kelimeler
"Gece" "Hoşgeldin hanımağam." Zehra'nın açtığı konak kapısından içeri geçerken gülümseyerek, "Hoşbuldum." Dedim. "Bizimkiler neredeler salonda mı?" Başını salladı. "Sizi bekliyorlardı." Merdivenlere yöneldim. İlk kata çıktığımda salona geçtim ağırca ve açık olan kapısından, "Selamün aleyküm." Diyerek girdim. Hep bir ağızdan sesli sessiz cevap almam uzun sürmedi. "Aleyküm selam." Diye. Babam, abim, amcalarım, babaannem ve baba tarafımın akrabasından iki yaşlı bey ve iki genç oğulları vardı. Annem ve kızlar muhtemelen odalardan birinde buradan çıkacak kararı bekliyorlardı içeri akraba bile olsa erkek varken gelip bir arada oturamazlardı bu pek uygun değildi bizde. Belki nadiren bir araya gelinirdi. Babam ayağa kalkarak bana doğru gelince bende ona doğru adımladım. "Hosgelmişsin kızım." Dedi kollarını açarak bana sarıldığında. Önceden olsa ona karşılık vermeyip engellerdim bu sebeple çoğu zaman bana sarılmaya bile yeltenemezdi ama şimdi ona ve kendime verdiğim sözler nedeniyle sarılışına karşılık veriyordum. "Gel hadi benim yanıma otur." Diyerek kolumdan tutarak yanına oturtunca Kubar amcam bir yanımda o bir yanımdaydı. Şu an bu kadar ilgiliyse acaba çocukken tüm bu kötülükler olmasa nasıl olurdu bana karşı, bunları düşünmemeye çalışsam da insanın elinde olmuyordu işte. "Nasılsın iyisin değil? Bebeğin durumu nasıl?" Diye ilgiyle sorduğunda odadakilerde bizi dinliyordu. Utanmıştım doğrusu bu sebeple kısıktan, "İyiyim." Dedim. "Boran nerededir gelmedi mi, damat bey?" Babaannemin sorusuyla ona baktım, yaşlı gözleri üzerimde dolanıyordu. Hamile olmama en çok sevinenlerdendi buna eminim ama fazla belli etmiyordu. "Yok babaanne beni bırakıp gitti o sonuçta verdiğimiz kararda bir etkisi olsun istemeyiz değil mi?" "Sanki sen kocandan farklı şey istersin." Dedi burun kıvırarak. Kadın bana laf sokmasa rahat edemiyordu resmen. Derin bir nefes aldım, dik duruşumdan ödün vermedim. "Ben sadece kardeşim için doğrusu ve hayırlı olan neyse o olsun istiyorum. O yüzden başlayalım en iyisi şu konuşmaya." Herkesten derin nefesler duyuldu yanımda oturan Kubar amcam ise lafa direkt, "Ben Hevdem'in o aileden kimseyle baş göz olmasını istemiyorum." Diyerek girdi. Amcam ciddi anlamda kolay kolay tamamiyle Asparşah aşiretini kabullenmeyecekti belli ki. Allah'tan kızı Asparşah aşiretinden birine gönül vermemişti yoksa vay halimize. "Ben de kızımızda bir kusur bulmamışım, Hevdem bizim kızımızdır ve selametini isteriz." Diye karşılık veren gür beyaz saçlı yaşlı adam babamın amcasıydı. "Asparşah aşiretiyle çok ters düştük fakat gerçekleri de biliriz, içlerinden bir kaç çürük elma çıktı diye tüm kasayı çöp edemeyiz değil. Boran Ağa'yı biliriz aha karısı da karşımızda kötü biri olsa kardeşini o aileye zaten kendi sokmaz. Ben Hevdem kızımızın günahına giremem gönlü varsa bu işte olsun derim." Adamın dedikleri öyle bir rahatlattı ki içinden derin bir nefes verdim sessizce. Odadakilerden hafifçe onaylar sesler çıkmıştı. Abim herkesin çaylarını tazelerken benimde önümdeki sehpaya bir bardak bırakmıştı. "Hacı doğru der bende sordum soruşturdum çocuğu bir kötü şeyini duymadım kızın da gönlü varsa ikisi de kötü yola düşmeden günaha girmeden yapılması gerekeni yapın." Diye karşılık verdi oldukça yaşlı ve kelleşen ak saçlarıyla diğer adam. İki genç adamda birbirlerine bakarak başlarını sağlamıştı katıldıklarını belli edercesine. Diğerine göre daha esmer olan orta yaşlardaki adam konuştu, "Şimdi engelleyip kavuşturmazsanız sonradan kaçtıklarında da başımızı eğdi diye dolaşmayın Kalender Ağam." Diyerek. "Kaçıyorsa öyle evlat olmaz zaten." Diyerek karşılık verdi sertçe yanındaki adam. "Herkes sevdiğine kavuşacak diye bir kanun yok, öyle olsaydı oho." Dedi alayvari bir tonla. Gerildim, anında gıcık kapmıştım bu adamdan. Daha öncesinde sima olarak bir kaç kere görsemde isim olarak bile zihnimde yer etmeyen bu genç adama sinir olmam için ses tonundaki alay bile yeterdi. "Sevenleri kavuşturma imkanı varken vicdansızca ayırmak gibi bir kanunda yok ama değil mi?" Diye sordum buz gibi bir tavırla. "Çok şükür bu gibi aşağılık bir karakterim yok!" "Gece." Diyerek anında müdahalede bulundu abim. Tamam biraz ağır olmuştu sanırım, kendimi kesinlikle her zaman dizginleyemiyordum. Öfke problemimi yendiğimi, azalttığımı ya da kontrol edebildiğimi zannetmem tam bir aptallıktı. Ne ara sıktığım ve tırnaklarımı avuvuma batırdığımı bilmediğim ellerimi çaktırmadan açtım. Ortam anında hafiften gerilirken laf çarptığım adam öfkeyle dikmişti gözlerini üzerime. Yanındaki esmer adamın ona yaklaşarak Mahmut diyerek bir şeyler söyleyip uyardığını farketmiştim. Babaannem elindeki bastonu zemine sertçe vurarak dikkati üzerine çekti, "Kimse kimseyi bile bile birinden ayırmaz hele de sevenleri." Dedi gözlerini herkeste gezdirip bende durdurarak. "Öyle birilerinin aşkına engel olunca da aşağılık olmazsın da. Evlenmeleri kötü şeylere yol açacaksa, iyi gelmeyecekse ve zarar göreceklerse onları ayırmak en doğrusu olur çoğu zaman, çünkü onlar gözlerini örten aşk zannettikleri duygu yüzünden ne ettiklerini bilmezler." "İyi de burada Hevdem ve Merih'ten bahsediyoruz onların birliktelikleri kime ne zararı verebilir ki?" Diye sordum hemen ama Mahmut denen hırt, hırs yapmış olmalı ki bana cevap vermekten geri durmadı. "Belli ki buraya kaynın için gelmişsin, bizde toplantı da doğru ve hayırlı karar neyse onu vermek için geldik güya ama belli ki sözlerimizin bir halta yarayacağı yok! Yine bildiğinizi okuyacaksanız bizi ne diye çağırdınız?!" "Biz burada büyüklerin onayıyla sağlıklı bir ilişkiye onay vermek için toplandık sen desteklemiyorsan eğer sus ve otur sorunca cevaplarsın." Dedim sert bir tavırla. Dişlerini sıkarak bana karşılık verdi. "Bir kadından emir alacak değilim!" Dediği an abim, "O sesine ve dediklerine dikkat et, yoksa emirleri işitecek kulak algılayacak beyin bırakmam sende!" Diye karşılık verince daha da öfkelendi, öfkeden kırmızı kesildi. "Ne dediysem o!" Diyerek ciddi anlamda kaşınınca hayrete kapılmadım değil. Neydi bu neyine güveniyordu acaba. "Mahmut kesesin o sesini!" Diye uyaran babası olmalıydı, kel ve yaşlı amca. O uyarınca biz bir şey demedik ama Jiyan amcam başta olmak üzere bizimkiler adama iyice bilenmişti bile. Dizini sürekli sallayarak sabırsız ve sinirle oturuyordu yerinde, illa kaşınan birilerinin çıkması normal olamazdı. Babam öksürerek dikkati kendine çekti yine, "Hevdem benim kızımdır, burada toplandıysak nedeni kızımı normal bir aileye vermeyeceğimdendir. Riva aşireti Asparşah aşiretine bir kız daha verir mi bunda izniniz ya da sıkıntınız olur mu bilmek istedim yoksa bende kızımın iyiliğini düşünüp kimseye danışmazdım zaten." Dedi babam. İkili yaşlı gurup başlarıyla bizi onaylarken, "İki aşiret arasındaki husumetin bittiğini koca bir düğünle ilan ettiniz zaten bu saatten sonra oraya kızda veririz damatta alırız. Aşiret destekliyor." Dedi Mahmut'un babası. Bunları duymak ciddi anlamda iyiydi o Zaza pisliği hiçbir sekilde emellerine ulaşamadığı için bir kez daha şükrettim. "Bu evliliği kaç kişi destekliyor o hâlde?" Diye soran babaannem oldu. İki yaşlı bey amca ve esmer beyfendi destek verdi tek tek. Sıra Mahmut'a geldiği an konuşulmasına izin vermeden herkes başını çevirerek bakmadı ona. Suratı kıpkırmızı olurken amcam konuştu. Kubar amcam mırın kırın etti ama istemeye istemeye, "Kızımız mutlu olacaksa isterim evliliklerini." Dedi. Jiyan amcam oturduğu koltukta gerindi rahatça, gözleri benim üzerimde oyalandı bir an sonra isteksizce birazda burun kıvırarak, "Yeğenime yamuğu olsun yeminle bu sefer onun için dayanırım o konağa!" Dedi. Gülümsememek için kendimi zor tuttum bu ciddi ortamda. Sanki sırayla ilerliyormuşuz gibi bu sefer abime döndü bakışlar. Abim oldukça rahat bir tavırla, "Onayım vardır, Merih'i tanırım kardeşime layıktır." Diyince içten bir tebessüm gönderdim ona. "Benim de müsadem vardır baş göz edelim tez vakitte kızla oğlanı." Diyen babaannem olunca onaylar mırıltılar yükseldi odadan. Bu defa bakışlar babama döndü sıra ona geldiği için, "Kız benim kızımdır, kızımla Merih'in izdivacına onay veririm," dediği an sevinç çığlıkları atmamak için zor durdum. "Ama kızım okuyor ve okulu bitmeden evlenmesine müsadem olmaz. Şimdi aramızda bir nişan yaparız dört seneye kadarda nişanlı kalır sonra evlenirler." "Ne?" Diyecektim ki durdum. Dört yıl fazla gibi gelmişti ama düşününce ikisininde tam yaşı olurdu, hem daha iyi tanırlardı birbilerini. Bu konuda bir şey diyemezdim. Yani şimdi Merih yirmi yedi Hevdem ise yirmi üç yaşına varınca evleneceklerdi. "Olmaz öyle şey dört sene fazladır." Diyerek itiraz eden otoriter sesiyle babaannem oldu. Babama uyaran bakışlar ataraken bir şeyler anlattığını farkettim. "Şimdi nişan yapak seneye yaza da düğünü ederiz, en münasibi budur. Okutmak istiyorum diyorsanda meraklanma en baştan deriz evlensede okuyacak diye." "Eyi o vakit arar derim şartlarımızla birlikte kabul ederlerse gelsinler." Diyince babam yerimde sabit kalabilmek üstün çabalar içindeydim. Bir zamanlar asla izin vermez dediğimiz ilişki alenen onaylanmıştı az önce. Merih duysa yemin ederim çıldırırdı mutluluktan. Akşama çiçeği çikolatayı kapıp gelmese iyiydi. "Sen ne dersin, senin kararın nedir hanımağam?" Diye sorulan sorunun bana yöneltildiğini anladığım an dikleştim oturduğum koltukta. Saçları yaşlı olmasına rağmen gür olan bey amcaydı bunu diyen ve ne sesinde ne ifadesinde bir alay yoktu aksine fazla ciddi birazda şefkatliydi bakışları. "Çoğunluk evet demişken benim aksine bir cevap vermem desteklememem neye yarar ki?" Diye sorunca manidar bir şekilde kıvrıldı dudakları, aynı şekilde Mahmut'un babası da gülümsemişti. "Bu odadaki herkes verilecek olan karar hakkında fikir beyan eder ancak kararı aşiretin Ağası verir, yani demem o ki biz ne dersek diyelim Ferman ağamız ve Hanımağamız ne derse odur." Dediğiyle abimle göz göze geldim. Omuz silkti ve, "Ben oyumu evlenmelerinden yana kullandım sıra sende Gece hanım de bakalım rızan var mı bu evliliğe?" Çok şükür ki abimle karşı karşıya kalacağım bir konunun içinde değildim aksi hâlde ikimizinde ne kadar inatçı olduğunu biliyordum. Cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki, "Koskoca aşireti yirmisinde bir kıza teslim etmek akıl kârı değil keşke bunun içinde çağırılsaydık ve fikirlerimiz alınsaydı baba, öyle değil mi?" Dedi Mahmut kindar bakışlarla beni süzerek. Sanırım derdini şimdi anlamıştım bu kadar genç yaşta kolayca hanımağa olmuş olmamı yedirememişti, keşke yaşadıklarımın çeyreğini yaşamış olsaydı ancak bu gibi adamlarda ne vicdan ne de empati gibi insani tepkimeler olmazdı. Yoğun ve fazla soğuk gergin bir hava odayı etkisi altına almıştı bile. Bileklerimde biten siyah esnek kumaştan bir elbise giymiştim bu sebeple rahatça bacak bacak üzerine atarak kollarımı hafifçe göğsümde birleştirdim. Küçümseyici bakışlarımı tam üzerine diktiğimde gerildi. "Keşke sende bu sorununu zamanında dile getirseydin Mahmut malûm ben yeni hanımağa olmadım." Dedim gözlerinin içine bakarak. "Yine de seni tebrik ederim karşımda durup bu şekilde konuşmakta cesaret ister." Kimse konuşmaması gerektiğini biliyor gibi sessiz kalırken her an her şey olabilirmiş gibi tetikteydi. Mahmut gözlerini kaçırmamak icin direnirken rahatsızca kıpırdandı oturduğu koltukta ama bunu da belli etmemeye çalıştı. "Sen kimsin ki senden korkacam Allah'tan başkasından korkum yok çok şükür!" Diyerek üstünlük çabasına girmesi sadece komikti. Adamın babası bembeyaz kesilmişti, Mahmut'un yanındaki genç esmer adam kısıktan kısıktan uyarıyordu ama Mahmut bir kere girmişti işe, kuyruğu dik tutma çabası içindeydi. "Şimdi ben bu iti benzetmeye kalksam kim yutacak beni?" Diye sordu Jiyan amcam. "Git dışarıda döv çay var burada ziyan olmasın." Dedi Kubar amcam anında. "Bana da verirsen benzetmem için o zaman tutmam seni." Dedi abim de. Mahmut elbette duymuştu bunları ve çaktırmamaya çalışsa da kaçacak delik arıyordu babam ise kaskatı bedeniyle yanımda duruyor bana adamın ağzının payını vermem için izin vermişti. Derin bir nefes alarak bir kaç saniyelik es vermenin ardından Mahmut'a diktim gözlerimi buz gibi bakışlarla. "Allah'tan başkasından korkmam diyorsun dediklerinin arasında takdir ettiğim tek cümlen bu olabilir çünkü karşımda şu an hayatı boyunca bir baltaya sap olamamış hiçbir halta yaramayan ailesinin içindeki en değersiz, iş görmez çürük elması olan sen dururken, tüm bunlara rağmen Allah'tan korkmaya devam etmen bu inancına bir zarar gelmemiş olması beni duygulandırdı." Ağzı acık kalmış ne diyeceğini bilemez hâlde bana bakarken rengi mora çalmaya başlamıştı. "Abim de genç yasında Ağa oldu mesela ama sen ve senin gibi zihniyetini köpeklere sevdirdiğim pislikler anca gelsin kadınlara kızlara diş bilesin!" "Sakin olasın yeğenim." Dedi amcam ama keyifli sesi konuş kız canımız sıkılıyordu der gibiydi. "Ne sakin olacağım! Karşıma geçipte kimse benimle bu şekilde konuşamaz! Bunca yaşadıklarımdan sonra tek bir kişiye bile muşamaha göstermem ben, bundan sonra bu mahlukat hiçbir şekilde gözüme görünmeyecek! Düğünler, toplantılar, aile ziyaretleri vesaire farketmez hiçbirinde olmayacak!" Diye bağırdım hiddetimi bastıramayarak. Karşımda ciddi anlamda sus pus olmuştu. Ne derse desin cevabını misliyle verirdim ve bunun farkına geçte olsa vardığı için tek kelime edemiyor ne yapacağını kestiremiyordu. "Haklısın hanımağam cahildir nefsine yenik düşmüştür affet." Diyen babasıydı. Oğlu yerine kendisinin af dilemesi öyle kötü bir durumdu ki. Dahası biliyordum ki karşımdaki gibi mahluklar asla haksız olduklarını kabul etmezlerdi ve bizleri hor görmeye devam ederdi. Bana olan kini ve nefreti ise içinde daha da çoğalıyordu hele de ben onu aşağılar gibi bakarken. Babasına kısa bir bakış attım, "Senin hatrına konağımdan ayakları üzerinde çıkmasına izin veriyorum ancak bil ki bir dahakine affım olmaz. Sağ da sol da adımı kullanarak dedikodu yapacak veya hakkımda atıp tutacak olursa işte o zaman eve kulaksız gönderirim onu sonra da her hatasında alırım bedeninden bir parça!" Ciddiyetim ve keskin sözlerim miydi onu kendine getiren bilmem oturuşunu toplamış un ufak olacak hale gelmişti. Sesini çıkarıpta bir şey demesini dört gözle bekledim ama bunu yaparsa hakkında iyi şeyler olmayacağını en iyisinden anladiğı için başını bile kaldıramadı yerden. Sırf kadınım diyeydi yemin ederim, dayanamıyorlardı onlardan üstün oluşumuza. Babam konuşmaya başladığında babaannem gurur duyan bakışları üzerimdeydi. Hak edene hak ettiği cevabı vermekten asla çekinmezdim bu babaannem olsa da olmasa da böyleydi. Çayımı yudumlayıp bıraktım sehpaya tekrar. Mahmut biri ona kalk demese kalkacak kadar bile cesarete sahip değildi artık, gören maşallah ne kadar güçlü birine benziyor taşı sıkar suyunu çıkarır derdi ama o kafanın içi boş olduktan sonra cüsse büyük olsa neye yarardı. En çokta bu küçük gördükleri kadınlar tarafından ağızlarının payını almasına seviniyordum bu mahlukların. Aklım başında olduğu her an da tüm kadınların adına dik durmaktan hak edene hak ettiğini vermeden geri durmayacaktım. Babam misafirleri akşam yemeğine kalmaya ikna edince gözleri sert bir şekilde Mahmut'a ilişti. "Ferman, Mahmut'a kapıya kadar eşlik edin konağımda işi olamaz artık!" Diyince abim bunu bekliyor gibi ayağa kalktı dizlerine vurarak. "Emrin olur babam." Derken Mahmut'a ilerledi ve korksada belli etmemek için çaba sarfeden adamın kolunu kavradı. "Ben kendim yürürüm." Diyerek kolunu çekti Mahmut ama abim bu sefer sertçe tutarak adama yaklaşarak kısıktan bir şeyler dedi. "Adam gibi yürü yoksa etrafta büyükler var demem gözünün değdiği her nesneyi sokarım mabadına!" Ne dediğini duymadım ama iyi şeyler demediğini tahmin etmek zor olmadı. Anlamıyorum kim misafirliğe gittiği evde, evin kızına karşı ileri geri konuşup laf atabilirdi ki ailesinin önünde. Abim adamla odadan çıkınca Jiyan amcam da gerinerek kalktı yerinden, "Ben bir gidip abdestimi tazeleyeyim." Diyerek müsade isteyip çıkınca abimlerin peşinden gittiğini anlamak zor olmadı. Kim bilir ne yapacaklardı. "Aç mısın yeğenim, diyeyim getirsinler bir şeyler sana?" Yanımda oturan amcamın sorusuyla başımı olumsuzca salladım hafifçe. "Sağ ol amca ama aç değilim bir şey istemiyor canım." Dedim kısıkça. Babam adamlarla konuşurken bizi pek duymuyordu ama babaannemin dikkati üzerimizdeydi. Amcam şefkatli bir şekilde başımı okşadı, eli sırtıma kayınca sırtımı sıvazlayıp kendine çekince bedenimi ona yasladım. Babamlardan ayrı biraz sohbet ettim onunla sonra ise kızlara bakmak ve verilmiş olan bu güzel kararı açıklamak için seke seke çıktım salondan. Salondan çıkıp avluya bakmak için balkona yaklaşmıştım ki abim merdivenleri çıkıyordu. "Annemler nerede?" Diye sordum abim ile karşı karşıya gelirken. "Anamla Hevdem mutfağa girdi az önce, sen git onların yanına ben de bir karıma bakayım." Dedi ve gitti. Aman karısından da ayrı kalamıyordu, insan bir bırakırda bizde biraz vakit geçirelim değil mi?! Karnımı okşayarak yürümeye başladım, aşağı inip mutfağa girdiğim de Hevdem ile son anda çarpışmaktan kurtulduk. "Abla?!" Dedi korku ve heyecanla. "Ne oldu ne dediler bir şey de kurban olayım. Abime sordum evde kaldın iyice dedi, ne demek bu izin verilmedi değil mi istemediler kavuşmamızı. Zaten Hevdem kim ki onun mutluluğunun ne önemi var değil mi? Haklılar." Gözleri dolu dolu olmuş benden uzaklaşırken üst üste yediğim cümleleri sindirmek için sandalye çekip annemin karşısına oturdum. Annemde tedirgince bakıyordu bana, "Ne oldu ne dediler?" Diye sordu sessizce. Mutfaktaki Zehra ve Cansu abla da hem ellerindeki işlerle uğraşıp hem de benden çıkacak kelimeleri bekliyordu. Vallahi biraz daha beklesinler. "Şöyle tuzlu bir şeyler yok mu ya canım çekti." Dedim ama canımın bir şey çektiği yoktu. "Kurabiye vardı yer misin hanımağam?" Zehra bir kapta kurabiye getirip gösterince burun kıvararak, "Ay yok vazgeçtim kalsın." "Olur mu heç öyle şey hanımım hamilesiniz, olmaz." Diyerek alttaki dolapları karıştırmaya başladı. Hamile olmak iyiydi baya, baksana millet bir iken iki kere düşüyordu artık üzerine. Karnımı okşadı sırıtarak, teşekkür ederim bebeğim diye geçirdim içimden. "Abla cevap versene bayılayım mı, onu mu istiyon sen?" Hevdem'in titreyen sitemli sesine karşın alttan alttan tersçe baktım suratına. "Çekil kız tepemden gölge etme." Dedim iterek onu. Omuzları düştü, "O zaman konuş kurbanın olayım." Diyince kıyamazdım daha fazla. Gencecik yaşında bulduğu aşkı gerçek olduğu için mi bu kadar iyiydi her şeye rağmen. Aşk iyileştiriyordu gerçekten. Zehra elindeki turşu kasesini önüme bırakınca bir tane alıp yedim hemen, bak bu baya güzeldi. Keyifle mırıldanıp kaseyi iyice kendime çekince Zehra rahatlayarak işinin başına döndü. Bana yavru kedi gibi masum ve içli içli bakan kardeşime kısa bir bakış atıp tabağıma aldım gözlerimi. İçinden bir salatalık turşusu alıp ısırdım, "Mantıken bakınca evde kalmıyorsun, abim dalga geçmiş seninle." Dedim. "Ne?" "Bu turşuyu kim kurdu anne, çok güzel olmuş." "Geçen sene kurmuştum, afiyet olsun ye bol bol. Hatta dur sana bir bidon vereyim götür yersin." "Ne turşusu ya soru soruyorum abla." "Gerçekten mi? Ver ver yerim ben çok güzelmiş vallahi, suyunu bile içerim kana kana." Hevdem, "Abla diyorum cevap versene ya! İzin mi verdiler bize?" Diye çıkışınca yüzümü buruşturdum ağzımdaki turşuyu yutarken. "Ne koca meraklısı çıktın sen böyle? Daha on sekizsin on sekiz!" "Başlatma yaşına Allah rızası için söyler misin ne dediklerini?!" "Bağırma bana!" "Bağırmıyorum ki abla?" "Bağırıyorsun! Ablanım ben senin nankör, bir erkek için nasıl sesini yükseltirsin bana!" "İyi de sen bağırıyorsun şu an?" "Sus bana cevap verme, hamileyim ben!" Diye daha da yükselince dudaklarını birbirine bastırdı zorlukla konuşmamak için. Allak bullak olmuş hâlde bakarken bu haline daha fazla dayanamayacağımı farkettim ve elimdeki tabağı masaya bırakıp ittim hafifçe. "Yerinde olsam nişan için kıyafet bakmaya başlardım kardeşim, çünkü bir daha ki aya nişan seneye yaza da düğün yapacaklarmış size." "Gerçekten mi?" Dedi titrekçe, ağladı ağlayacaktı. Derince gülümserken başımla onayladı
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE