MARA'DAN
"Daha fazla doldurma vallahi şiştim." Elini çay bardağının üzerine koyarak kapatmıştı doldurmayayım diye annem. Zara, annem ve Renas gelmişti ziyaret için şimdi hepimiz salondaydık ve hem sohbet edip hem çaylarımızı içiyorduk. Cennet annem ve annem sohbetlerine devam ederken Renas elindeki tabletine gömülmüştü. Bu kadar kadın arasında yapacak başka şeyi yoktu zaten. Artık kimse çay içmeyince ben tepsiyi Zara da çaydanlıkları alarak arkamdan gelmişti.
Tepsiyi tezgaha bırakırken Zara'ya döndüm, "Akşam için ne yemek yapsam acaba aklıma hiçbir şey gelmiyor benim." Omzunu silkti tabi bilmem dercesine. "Bence bize yapma biz birazdan kalkarız yemeğe kalmayız." Dediği an omuzlarım düştü.
"Hayır ya zaten evde kimse yok nereye gidiyorsunuz, lütfen gitmeyin hemen."
"Bana ne diyon git anana söyle."
"Sen kadını sıkıştırmasan gitmez o." Buz dolabına yönelip sebzeleri çıkarıp tezgaha bıraktım. Zara arkamdan dolabı acarak göz atmış sonra başını dolaptan çıkararak bana kınarcasına bakmıştı, "Bu ne tatlısı?" Diye sordu dolapta gördüğü ayva tatlısına muhtemelen. "Neye benziyor gerizekalı ayva tatlısı işte."
Kapağı kapatarak yanıma gelerek tezgaha yasladı sırtını, "Madem böyle hunerlerin vardı da biz niye göremedik hiç?"
"Çünkü evde bunları yapanlar vardı zaten, babamın evinde niye çalışacaktım ki?"
"Orada çalışmadın ama burada çalışırım diyon yani?"
"Yo, burada da canım isterse yapıyorum hem alıştım hem de zamanım çok can sıkıntısından her haltı yapacak raddedeyim yemin ederim."
Domatesleri yıkarken bakışlarını üzerimde hissediyordum ama bakmadım. "Eniştem seninle ilgilenmiyor herhalde arada bir gezdirsin hafta sonları. Zaten balayı falanda yapmadınız bana bak bu adam seninle ilgilenmiyor mu sen bana telefonda çok iyiyiz falan filan diyordun da ben hiç o ışığı göremedim sende." Hiç kimseye dertlerimi anlatmamıştım ki ailemden ama Zara'ya anlatmak istiyordum o benim kız kardeşimdi ondan saklayacak bir şeylerim olmamalıydı. Abim öldükten sonra olanlar yüzünden birbirimizden iyice kopsakta Zara benim ikizim gibiydi.
"Mara neyin var senin? Annem düğünde sizden işkillendide gidelim görelim dedi şimdide hem sen hem eniştemi gözlemleyecek aslında." Dediği an irileşmiş gözlerle döndüm ona. Ne demek gözlemleyecek? Yahu adam eve bile biz uyuduktan sonra gecenin köründe geliyordu neyini gözlemleyecek, resmen bitmiştim ben.
"Anlatıyor musun yoksa ben abime varana dek herkesi burayamı dökeyim gerçi onlar daha gelmedi ama Merih var, biliyorsun benden çok seni seviyor Boran abim gibi." Göz devirdim haline çünkü öyle bir şey yoktu hepimiz eşit seviliyorduk hatta ne halt yersek yiyeyim abilerim benden asla nefret etmez aksine daha da bağırlarına basarlardı. Gerçek kardeşlik buradaydı zaten, önemli olan bağların kopmamasıydı.
Zara'dan saklanamayacağımı bildiğim için elimdeki bıçağı ve domatesi bıraktım, ellerimi havluya kuruladıktan sonra mutfak masasının sandalyesini çekerek oturdum o da geldi karşıma oturdu meraklı bakışlarla.
Mutfağın kapısını kontrol ederek olan biten her şeyi Cahit'i başta arayıp sözleşmeli evlileğe varana dek anlatmıştım Zara'ya. "Bu son olayda artık patladım Zara, bana resmen orospu muamelesi yaptı neden peki sırf Emir'le sevgili oldum diye. Her ne kadar o piç Emir'i artık hiçbir şeyim olarak görsemde bu Cahit'i ilgilendirmiyor. İster bir ister on tane de sevgili yapardım bu onu zerre alakadar edemezdi sonuçta bunlar benim geçmişim. İki üç gün konuşmak için çok uğraştı ama hiç taviz vermeyince pes etti beyfendi dün gece iki de geldi eve bugün kaçta gelir bilmiyorum ama umurumda da değil artık." Biraz ağlamıştım bu yüzden burnum ve gözlerim kızarmıştı eminim.
"Ne yapacağım hiç bilmiyorum Zara, beni sevmeyen belkide hâlâ başka bir kızı seven adam için uğraşamam ki. Onun karısıyım ama beni karısı olarak bile görmüyor layıkta değilim beyfendiye zaten."
"Kim layık değil sen mi? Dönsün kendine baksın o, benim ablamın maşallahı var o Zeynep denen kıza da bin basarsın ve farkındasın sende. Bak Mara." Masanın üzerindeki kolumu okşadı. Ben anlattıkça haklı ve haksız olduğum yerleri açık açık yüzüme vurmuştu bu sebeple dediklerini ciddi anlamda dinliyordum. "Gördüğüm kadarıyla sen bu adamdan baya baya hoşlanıyorsun ve bu çok güzel ama eniştemizde senin gideceğini düşündüğü için temkinli davranıyor gibi geldi bana ve enişteciğimi azıcık tanıdıysam sana söyledikleri içinde deli gibi pişmandır. Asla ama asla kendini affettirmeden ona karşı yumuşama Mara yoksa seni kırmak kadar onarmanın da kolay olduğunu sanıp kırmaktan çekinmeyebilir. Bana kalırsa da geç karşısına dürüstçe anlat, konuş de ki ben bu evliliği gerçeğe çevirmek istiyorum sen bana adam gibi davranıp değer gösterirsende salak değilim gitmem ben de! Ama yok hâlâ kavgalar devam ediyorsa ikinizde birbirinize zarar veriyorsanız hiç zorlama sonrasında öyle Cennet annem için o üzülmesin diye kalmaya devam edecem falan da deme, kendine verirsin en büyük zararı. Abimden ailenden çekinme ve utanmada, Mara bizim ailemizden başka kimimiz var ki kim ne der diye düşünme burada mutlu değilsen acı çekiyorsan tek bir telefonun yeter Boran abim anında gelir alır seni biliyorsun. Adam başına bir iş gelirde biz dedemin elinde falan rezil oluruz diye güvendikleriyle evlendirdi şimdi mutsuz olduğunu acı çektiğini öğrense bir dakika daha bırakmaz burada seni."
Konuştukça konuştu Zara ve dediği her kelimede üzerimden yükler kalktı sanki. O kadar iyi gelmişti ki içimi döküp birde baştan savuşturan tavsiyeler almadığıma. Şimdi artık Cahit efendi düşünürdü ben dayanabildiğim yere kadar götürürdüm ama o istemez ve devam ederse bu öküzlüklerine o zaman defolur giderdim o da kendine layık bir kadını belki Zeynep hanımı getirirdi evine.
Akşama doğru yemekler hazırdı artık, Merih'te gelmişti üstelik. Cennet annemin gözleri artık Cahit'i ararken mahçup olmak istemiyordu dünürlerine karşı. Dayanamyarak mutfağa geçtim ve telefonumu çıkardım, muhtemelen haberi yoktu misafirlerden bizde bilgilendirirdik.
"Neredesin?" Diyerek ilk mesajı attım ve mesaj gider gitmez mavi tik olmuştu.
"Ne yapacaksın?" Attığı mesajda onun kadar soğuktu.
Ben: Yakınlarda bir uçurum ya da arabaların vızır vızır gectiği yerler varsa atlamanı isteyecektim.
Cahit: Neden kendi ellerinle öldürmeyi denemiyorsun, odamın kapısını da kilitlemiyorum hiç.
Oda ne lakaydı şimdi? Her neyse kafamı karıştıramazdı.
Ben: Eminim ahlaksız ve üç kuruşluk bir orospu gibi gördüğün karının ellerini sana sürmesini istemezsin.
Yazmaya başladığı an hemen tekrar mesaj attım.
Ben: Annemler evde.
Yazmayı bırakınca devam ettim.
Ben: Birazdan akşam yemeği yiyeceğiz gelirsen iyi olur gelmesende umurumda değil ama annenin gözü sürekli pencerede o yüzden aileme karşı yalancı durumuna düşmemek için gelip gelmeyeceğini söyle.
Cahit: on dakikaya oradayım.
Cahit: Gelirken almamı istediğin bir şey var mı?
Bıkkınca nefes verdim.
Ben: Bulabilirsen beyaz ekmek al Renas için, buradakinde kalmamıştı halk ekmeği yemiyor.
Annem mutfağa girince telefonu kapatarak masaya bıraktım.
Beni ve mutfağı süzdü şöyle bir, "Maşallah maşallah tam ev kadını olmuşsun mutfağa da yakışmışsın." Diyince gülümsedim. Ona kedi gibi sokularak sarılınca gülerek karşılık verdi.
"Keşke babamda olsaydı." Dedim bir anda bedeni gerildi. Onca yıllık sevdiği adamın sebep oldukları o kadar ağırdı ki belli etmemeye çocukları için iyi görünmeye çalışsada acı çekiyordu çünkü bizde çekiyorduk. Babam bana bir kez olsun vurmamıştı Emir olayı dışında hep saçımı okşayan gözleriyle bile sevgisini şefkatini hissettiren bir babaydı o. Onu arayıp konuştuğumu kimseye söylemiyordum mesela, evet suçu vardı Pare ablama sessiz kalmamalıydı ama dayanamamıştım işte. Affetmemiştim tam olarak ama kimsesizde bırakamazdım.
"Baban adam olsaydı korkak olmasaydı çocukları gibi azıcık cesareti olsaydı ne kızım ve torunum bunca acıyı çekerdi nede o piç babası yüzünden gelinim ve oğlumdan olurdum! O adam benim ahiretimde de olamaz artık! Yanımda lafını bile geçirmeyin sakın!" Diye şiddetle konuşmuş çıkmıştı mutfaktan. Haklıydı tek kelime bile edemezdim.
Zara'yla birlikte salona kurduğumuz yer sofrasına yemekleri taşırken kaç kere Merih'i gözlerimle durması sofra tamamen kurulmadan dokunmasın diye tembihledim bilmiyordum. Bu aç midesi yüzünde pis bir dayak yiyecekti bir gün birinden ama bakalım ne zaman. Cennet anne için tekerlekli yemek masasını önüme çekerek koymuştum tepsisini.
"Nerede kaldı bu enişte midem sırtıma yapıştı kızım!" Merih'in sitemiyle annem durtsede aldırmadı bile.
"Az bekle ölmezsin!" Diye karşılık verdim dişlerimin arasından.
"Çocuk haklı başlayalım o gelir nasıl olsa." Cennet anne sen bu yumuşak kaple bu yaşa nasıl geldin be kuzum.
"Olur mu hiç ayıptır bekleriz biz biraz daha." Diyen annemle Merih omuzlarını düşürürken içli içli baktı içli köftelere. "Sen bana düşman mısın ana anlamadım ki. Zaten sevdiğime kavuşamıyorum kendimi yemeklere vermişim ona da izin vermiyorsunuz." Annem yan yan baktı Merih'e.
"O güzelim kızı nasıl kandırdın da aşık ettin kendine hâlâ inanamıyorum oğlum, sus o yüzden hâlâ şoklardayım."
"Ayıp oluyor ana şimdi insanların yanında neyim var benim niye sevmesin kız beni böyle yakışıklı boylu poslu zengi adamın peşinde kimler kimler dolanıyor sen biliyor musun?"
Zara anında uyarırcasına girmişti araya, "O bilmiyor ama istersen Hevdem bilsin Merih." Uyarıyı alan Merih anında dikleşerek uzaklaşmıştı sofradan. "Zaten kavuşamıyoruz yılan gibi girme aramıza!"
"Ne yılanı be ben olmasam sizin aranız olur muydu sanıyorsun sen, iki dakika konuşayım diye yalvardığın günleri unuttun herhalde?" Diyerek sesini yükseltince, "Sanki sevabına yaptın donuma kadar ne kadar param varsa alıyordun lan sen, kazandığım tüm staj paralarını sana yedirdim ben!"
"Merih, Zara!" Diye uyardı annem anında. "Misafirlikte yapmayın bari az terbiyeli olun!"
"Bırak rahat olsunlar Lalezar uzun zaman oldu evimde böyle sesler duymayalı insanın içi açılıyor yeminle hep gelin siz sesiniz hiç eksik olmasın inşallah." Diyince Cennet annem ikiside sırıtarak döndü önlerine.
Tam o anda kapı çalınca içimden şükür çekerek çıktım salondan. Kapıyı açınca uzun boyu geniş gövdesiyle simsiyah takımının içinde karşımdaydı. İçeri girdi, elindeki poşeti bana uzatınca ekmek dışında abur cuburda vardı. Poşeti alıp mutfağa geçtim yüzüne bakmadan. Ekmeği alıp gerisini bıraktım.
"Tatlı alacaktım ama mesajıma dönmedin bende sen yapmışsındır diye almadım alayım mı?" Mutfağa girmesi bile istemsizce nabzımı hızlandırırken ona dönmeden önce derin derin nefesler aldım. Yine yüzüne bakmadan, "Gerek yok tatlıya yapmıştım evet. İçeri gel artık herkes seni bekliyor." Yanından geçip mutfaktan çıktım. Salona girince çok geçmeden o da arkamdan geldi. Evlendiğimizden beri ilk defa birlikte aynı sofraya oturuyorduk hemde yan yana. Sofrada olsakta annemin elini öpmüş Merih'le tokalaşmış Renas'ın başını okşamıştı ama Renas tuhaf bir şekilde başını ondan kaçırıp ters ters bakıp durmuştu.
Yemek boyunca pek konuşulmadı herkes özellikle Merih yemeğe gömülmüştü. Kaşığıma önce biraz yoğurt sonra bulgur alarak ağzıma yönlendirmiştim ki kısık bir ses duydum kulağımın dibinde, "Biraz daha sarma var mı?" Gözüm hızla sofradakileri süzdü, kimse bize bakmıyorken rahat bir nefes alarak Cahit'e bakmadan boş tabağını alarak kalktım sofradan. Bir kaç gün önceden lahana sarıp atmıştım buzluğa bugün sadece su ekleyip pişirmiştim ve Cahit'in beğenmesi aşırı derecede mutlu etmişti beni. Çorba bile içmeden sarmaları tek seferde midesine indirmiş üzerine bir tabak daha istemişti. Allah'ım keşke birde aramız düzelseydi ne iyi olurdu.
Tabağı tepeleme doldurup odaya geri döndüm ve o o tabağı da bitirdi tekrar doldurmak istediğimde tabağı almak istediğim an bileğimden yakalayınca göz göze geldik. "Fazlasıyla yedim çok güzeldi ellerine sağlık."
"Afiyet olsun." Dedim fazlasıyla kısık bir sesle. Gözleri çok derin bakarken bileğimi baş parmağıyla okşayarak bıraktı ve önüne döndü. Hızla sirkelendim, bir kelimeye bir bakışa da böyle düşersem benim işim yaştı.
Yemekten sonra çaylar ve sohbet derken bu kadar iyi geçeceğini düşünmemiştim. Ama olur ya hani tam her şey güzel giderken bir pürüzde çıkmasa olmazdı. Annem bu gece bizde kalmak istediğini söylediği an ben şoka girerken diğerleri olağan karşılamıştı Cahit bile oysa aynı odada kalmak zorunda olduğumuzu henüz farketmemişti. Annem zehir gibi kadındı biri itinayla onu kandırmaya çalışmazsa şüphesinin önüne geçmek zordu. Kaşla göz arasında Cahit'in odasındaki kıyafetlerini Zara'yla birlikte odama tasıyıp sokmuş, nevresimleri değiştirmiş etrafta tek bir eşya bırakmamıştık.
Zara ve Merih konağa geri gitmek için evden çıkarlarken Renas gitmeyip annemle kalmayı seçmişti. Bir tanecik yeğenim benim canımdı onun kalmasına sevinmiştim ama kilitlenmiş gibi sürekli Cahit'e ters ters bakması içime kurt düşürmüştü.
Henüz Zara ve Merih gitmişti ki Renas annemin karşısına dikildi. "Bence burada kalmak yerine halamı da alıp gidelim babaanne burada mutlu değil Cahit abi ona hiç iyi davranmıyormuş!" O an ne diyeceğimi bilemedim Cahit'te bana döndü mahçup bir ifadeyle, suçluluk duyuyordu.
Annem, "Oğlum ne diyorsun sen ayıptır bilip bilmeden etme böyle laflar." Diye uyardı ama Renas yine hiç beklemediğimiz şekilde, "Duydum halamı konuşurken babaanne!" Diye bağırdı. "Ağlıyordu hatta Zara halama anlatıyordu Cahit abi başka kızı seviyormuş halama da kötü kotü laflar edip kalbini kırmış! Boran amcamı arayacağım halamı burada bırakmasın diye ona da Pare halama yaptıklarını yapamasınlar diye!" Renas'ı ilk defa böyle görüyordum, büyüdüğü için mi bilmem sesi daha yüksek daha netti dahası gözleri, gözlerinde korku, endişe ve öfke öyle belirgindi ki ne desem onu inandıramam anladım. Karşımda bir çocuk durmuyordu karşımda resmen Melkan abimin ta kendisi duruyordu sanki. O da küçüklüğümden hatırladığım kadarıyla dedeme ve babama dahil boyuna posuna bakmaz karşılarına dikilirdi kardeşleri için. O ölene dek bizi daima korumuştu tüm kötülüklerden ama öldüğü an hepimiz mahvolmuş hayatlarımıza birer canavarlar almıştık.
Annemde benimle aynı seyleri düşünüyor gibi gözleri dolu dolu olmuştu ancak kendini toparlayıp bize hesap sorar gibi dönmesi de uzun sürmedi.
"Efend-" Cahit'in tedirgin sesi bile işi batıracağını haykırırken lafını keserek ben girdim araya, "Anne, her evlilikte olan şeyler bizimki öyle büyütülecek bir sey değil evet ağladım ama beni de bilirsin abartmayı severim her zaman. İnan Cahit ile aramız kötü falan değil." Yanımdaki adam gerim gerim gerilirken beni de gerdiğinin farkında mıydı.
"Sende Pare gibi kandırıyor musun beni Mara?!"
"Ha-hayır." Dedim hızla. "Yemin ederim kandırmıyorum anne, Cahit'ten bahsediyoruz Allah aşkına." Cahit'in kolumu tutarak gösterdim hayretle. "Bu adam bana ne yapacak saçmalamayın dedim ya ufak bir tartışmaydı her evli çiftin arasında olduğu gibi. Hem gerçekten iyi olmasam arayacağım ilk kişi sen olursun anne n'olur kötü düşünme şimdi." Renas burnundan soluyarak Cahit'e bakarken annem asla tatmin olmamış şekildeydi. Olan onca şeyden sonra artık öldürsen inanmazdı da.
"Evlilik bu, tartışma anlaşmazsızlık olur normaldir ama şiddet varsa-"
"Öyle bir şey olamaz!" Diye araya girdi anında Cahit keskin bir sesle. "Ona asla el kaldırmam sesimi yükseltip kızsamda kızında benim ağzımın payını verecek kadar zeki. Dediği gibi biraz tartıştık ama aşacağız hatta aştık bile diyebiliriz. Annemin üzerine yemin ederim ki kızınıza bile bile asla zarar vermem." Annem Cahit ve bana süpheyle bakmaya devam etti elbette.
"Hepimiz yorulduk bence, hadi yatalım artık." Diyerek annemin ve Renas'ın kolunu tutarak misafir odasına çekiştirdim. Annemi ve Renas'ı ikna etmek öyle zordu ki ellerinden kurtulana kadar ruhumu teslim ediyordum.
Odalarından çıkıp hemen karşımdaki odaya girmeden önce koridor dışında tüm elektrikleri kapattım koridoru açık bırakmamda Renas içindi çünkü gece tuvalete diye kalkarda bir yerlerini vurur diye, korkmasın diyeydi.
Cahit yüksek ihtimalle odamdaydı ve şimdi ne halt edecektim hiçbir fikrim yoktu. Odaya yavaşça girdim mecburen ve girer girmez yatakta oturmuş başı elleri arasında gözleri öylece yere dalmış olan Cahit karşıladı. İçeri girdiğimi farkedince sıkıntılı bir solukla kaldırdı başını.
"Özür dilerim." Dedi ayağa kalkarken. "Defalarca kez anlatmaya söylemeye çalıştım ama dinlemedin Mara. Allah belamı versin ki isteyerek ve senin düşündüğün gibi bir anlamda demedim o sözleri. Gerçekten özür dilerim yeminle bak." İyice yaklaşmasıyla uzaklaştım bir iki adım ve kesinlikle yüzüne doğru dürüst bakmıyordum bile.
"Özür falan dileme bir önemi yok simdi çekil şu yatak işini halledelim." Yanından geçmeme izin vermeden bileğimden tutarak engel buna. "Önemi yok diyerek başından atamazsın beni!" Dedi yüzüme doğru öfkeyle.
"Sen kimsin ki seni başımdan atacağım ben." Sesimi tıpkı onun gibi kısık çıkarıyordum kimsenin duymaması için. Gözü seğirmeye başladı, bileğimi sıkıca tutarken üzerime iyice eğildi. Kan dolaşımım an itibariyle zamana meydan okuyordu. "Bana karşı bu tür kelimeler kullanmaya kalkma seni bir daha uyarmam Mara." Sıcak ferah nefesi yüzüme vurunca titrememek için zor durdum.
"Yalan mı söylüyorum anlamadım ki?" Dedim alay eder gibi gülümseyerek ve bu onu daha da çıldırttı. "Sen benim karımsın ben senin kocan o yüzden bir daha sen kimsin demeyeceksin!"
"Karın mı?" Dedim gülerek. "Daha bir kaç gün önce millete kuyruk sallıyorum iması yapıyordun ne karısından bahsediyorsun sen?"
"Mara!" Diye bir anda sesi yükseldi. Dişlerini birbirine bastırdı.
Dayanamadım bileğimi elinden sertçe çekerek ittim öfkeyle. "Ne Mara'sı be ne Mara'sı ne istiyorsun sen benden?! Ne güzel uslu uslu dediğin gibi evinde kalıyor annene gelinlik yapıyorum gözüne batmamaya çalışıyorum ama sen gelip karışıyorsun bana!"
"Keyfimizden karışmadık herhalde o salak kalbin yine gidip şerefsizin tekine düşmesin diye ettim o lafları! Biri seni uyarmazsa korkutmasa anlamazsın çünkü!"
"Ne diyorsun be sen sensin aptal! O gerizekalı Emir bile aylarca köpek gibi peşimde koştu bir şans vereyim diye şimdi evliyken birine bakabileceğimi zina yapacağımı nasıl düşünürsün!! Benim kalbim bile aklımla birlikte boş seninkilerin aksine. Ayrıca senin için formalite olabilir ama benim için bitene kadar gerçek bir evlilik olacak bu evlilik o yüzden bana değil gitte kendine bak sen!!" Güldü sinirle, ellerini kısa saçlarından geçirerek basını ovdu sinirle. "Deliriceğim lan delireceğim!" Diyordu birde odada volta atarken.
"Sürekli şunu diyip durmayı bırak artık, kalbimde de aklımda da kimse yok! Sana da güvenmiyorum çünkü safsın iki sevgiye gidebilecek kadar hemde!"
"Ben mi safım?" Diye sordum hayretle.
"Evet sensin!"
"Ben seni susuz götürür susuz getiririm korkma!"
"Korkuyorum ama!" Diye yüzüme çıkışmasıyla irkildim geri adımladım korkuyla ama o kollarımı tutarak kendine çekti kaçmama izin vermek istemezcesine. "Şimdi ben varım seni korurum öyle yada böyle ama ya sen benden gittiğinde ne olacak bu sefer hangi piç musallat olacak sana?" Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki yutkunamadım konuşamadım da.
"Ben." Dedim zorlukla. "Ben gitmek istemiyorum ki." Bedeni anında gerildi. Kollarımdaki elleri sıkılaştı gözleri yoğun duygular içindeydi. "Anlamıyorsun beni en başından beri ben bu evliliği gerçekten kabul ediyorum ama sen istemiyorsun. Neden bir şans vermiyorsun bize?" Ellerini anında çekti kollarımdan ve uzaklaştı benden.
"Öyle bir şey olmayacak." Sesi buz gibi çarptı tenime. İrkildim. Arkasını dönmüştü bana. "Zamanı gelince yollarımızı ayıracağız bunun bilincinde davranalım ikimizde." Kalbim sanki kırılmamış gibi daha da paramparça oldu. Ben neyi zorluyordum ki adam asla istemiyordu beni de bu evliliği de. Aklım ve kalbim boş diyordu ama nikahlı karısını reddediyordu şiddetle.
Gözlerimden yaşlar sessizce akarken burnumu çektim seslice, ağladığımı farkedince sırtı gerildi dönecekken buna izin vermeyerek ona sırtımı döndüm. Dolaptan pijama takımımı alarak hızla banoya girdim. Yanaklarımı sildim hemen, ağlamayacaktım hayır sadece direnecektim ve içerideki dengesiz aptal bana kendi ayaklarıyla gelecekti!
Üzerimi hızla değiştirip donuk bir ifadeyle çıktım banyodan. Oturduğu yataktan hemen kalktı elindeki pijamalarıyla o da.
Yüzüne bakmadan yatağın yattığım kısmına geçerek kaldırdım ve girdim içine bu sırada gözleri üzerimden ayrılmıyordu. "Sende diğer tarafında uyursun ama dikkat et parmağının ucu bile değerse eğer bana siktir olup giderim evinden!" Yastığıma sertçe vurup düzelterek uzandım ve örtüyü boğazıma kadar çıkardım.
"Korkma, uyumayacağım oturacağım sabaha kadar rahat rahat uyu sen." Sesi az öncesine nazar yoğun bir şefkatle çıkınca yutkundum sertçe bu adam ciddi manada dengemle oynuyordu benim. Sırtım ona dönükken omuz silktim, "Ne yaparsan yap hatta mümkünse ben uyuyana kadar nefes bile alma." Diyince sert ve sıkıntı dolu soluğu doldu odaya ancak o da umurumda olmadı.
Tek umudum pişman olacağı günün hemen gelmesiydi..
🔗🗝️🔗
Bu ev kadınları genelde neden kiloluydu anlamıştım galiba. Sürekli yemek yaparken yerlerse yemek pişene kadar davul gibi oluyorlardı da ondan.
Neyseki ben yememiştim fazla midem sağ olsun tuhaf bir haldeydi.
Mutfaktan çıkıp merdivenlere yöneldim. Odama çıkarak üzerimdekilerden kurtuldum çünkü biraz sakarlık yapmış batırmıştım kendimi. Üzerimdeki pijama takımından kurtularak rahat bir şort ve askılı bluz giydim. Saçlarımı rahat bir topuz yaparak aşağı inerken salondan gelen telefonumu duyunca adımlarımı hızlandırdım. Kapanmaya yakınken cevaplayarak kulağıma yasladım hemen.
"Kocam!" Dedim şakıyarak.
"Kocan yesin seni!" Diye karşılık verdi keyifli sesiyle. "Neredesin, nerede kaldın özledim seni." Sona doğru çocuk gibi çıkan sesimi yadırgamak yerine benimsemiş gibi gülmüştü. "Yoldayım yavrum az kaldı on dakikaya kalmaz oradayım."
"O zaman ben yemeği hazırlamaya başlayayım açsın değil mi?"
"Sen yemek yapmış mıydın?" Diye sordu şaşkınca ve bu tuhafıma gitti. "Evet ne var bunda sanki hiç yapmıyorum. İnşallah karnını doyurmamışsın dışarıdayken o kadar yemek yaptım bak!" Sessizcede olsa küfür savurduğunu duydum hemen sonra konuştu.
"Hemen sinirlenmesene bir tanem, tok falan değilim. Ben sen hamile halinle yorma kendini diye dedim neyse bekle beni gelince hazırlarız yemeği." Ama akşam yemeği yerine yerdim ben bu adamı.
"Bekliyorum." Dedim neşeyle kapatmadan önce.
Bir kaç gündür çiftlik evindeydik ve harika geçmişti her şeyden yine uzak kalmak. Günümü hayvanlarla oynayarak geçiriyor akşama doğru ya yemek yapıyor ya sipariş edip film seyrediyorduk. Son iki gündür Boran işleri yüzünden gidiyordu bugün aşiretlerin toplantısı vardı bilmem kaç yüzüncü sorunlarından dolayı. Gerçi bazen sadece sohbet için toplanıyorlardı.
Beş dakika sonra hakikaten gelince kapıya koştum hemen yani yürüdüm. Kapıyı o çalmadan açtım. "Hoşgeldin evimin direği." Gözlerinin içi gülüyordu. İçeri girdi ve ayağıyla kapıyı kapatırken kolları arasına aldı hemen beni. "Hoşbuldum Evimin huzuru." Dudaklarını dudaklarıma bastırarak öptü yoğun bir şekilde.
Yavaşça ayrılınca baş parmağı ile dudaklarımı okşadı ezerek. "Karnım hazır açken seni mi yesem acaba?" Diyince sırıtarak daha da sıkı sarıldım boynuna. "Daha az önce bende seni mi yesem diye düşünüyordum." Diyince güldü erkeksi bir şekilde.
"Bu bir teklif mi yoksa, öyleyse ben varım hadi odamıza çıkalım." Der demez kalçalarımdan tutup kucağına almasını beklemediğimden irileşti gözlerim. "Saçmalama ne odası Boran dur!" Durdu ve olduğumuz yere yani kapının önündeki holü kontrol etti. "Tamam." Dedi sakince. "Sen burada olsun diyorsan burası da olur bana yer farketmez biliyorsun." Diyince vurdum omuzuna o ise güldü. Dalga geçiyordu birde. Beni bırakmadan ayakkabılarını çıkarıp mutfağa girdik.
Tezgahın üzerine oturtunca tezgahın ıslak olmadığına sevindim. Beni bırakıp ocağa gitti ve tencereleri açarak kontrol etti. Kırmızı etten sebzeli sulu yemek yapmıştım yanına da en iyi pilav gider diye pilav yapmıştım. Pirinç pilavına sadece pilav dediğim için dayımın o uyuz kızları olsa anında düzeltme çabasına girerlerdi beni ama böyle alışmıştım ve doğulular piriç pilavı bulgur pilavı demez direk bulgur ya da pilav derlerdi genel olarak. Tabi birde soğuk ayran çorbası yapmıştım. Ayran çorbasını canım istemişti o yüzden özel olarak kendime yapmıştım.
Tezgahın üstündeki sulu yemeğin tadına baktığım yemek kaşığını alarak pilava daldırdı ve bir kaşık alarak yedi sonra o sulu yemektende bir kaşık alıp yerken onaylayan zevk dolu mırıltıları yükseldi. Gözlerini anlık bir zevkle kapatıp açarken başını iki yana salladı. "Kızım var ya sen harbi mükemmelsin nasıl yapıyorsun ben anlamıyorum ama dehşet güzel yapıyon yemekleri bak. Böyle bir şey yok lan!" Dedikleri zaten ona karşı şımarık olan beni daha da şımartıyordu.
"Tamam ama yeme artık Boran, masayı kuralım önce." Sonra aklıma gelenle alnıma vurdum. "Salata yapmayı unuttum."
"Onu da ben yaparım bebeğim sen yerinde otur." Diyerek bana bırakmadan salata malzemelerini çıkarıp tezgaha koydu ve hepsini yıkadı tek tek. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamaya başlayınca çocuk gibi pür dikkat seyretemeye başladım onu. Doğrama tahtası falan asla kullanmadan direkt tezgahın üzerinde kesmeye başladı hepsini. Elbette temizdi tezgah onda sorun yoktu da zavallı mermeri o bıçakla böyle çizmeye devam ederse girişebilirdim. Ama neyse sonuçta bu tezgahta eskitecekti ki yenisi yaptıralım, o kadar parayı neye harcayaktım başka.
Soyduğu salatayı ikiye böldü, böldüğü parçayı tek hamlede yarısını yerken kalanını dudaklarıma uzatınca ağzımı kocaman açarak aldım hemen.
"Maşallah kocamın ellerine de her şey yakışıyor." Dedim cilveli bir edayla. Göz kırptı gerinirken, "En çok sen yakışıyorsun ama bebeğim." Açılan ağzımı kapattım çenem düşmesin diye. Tek bir bakışı bile yakmaya yetiyordu beni.
Salatayı bitirip ellerini yıkadıktan sonra masadaki peçetelerle kurulayıp çöpe attı. İnmek için hamle yapmıştım ki hemen gelerek tuttuğu gibi indirdi beni. Az önceye kadar onunla aynı boydayken yine düşüşe geçmiştik iyi mi. "Ayağını burkabilirsin Gece kendine ve bebeğimize dikkat etmen için daha ne kadar uyarmalıyım seni?" Saçlarımın başlangıç yerinden öperek geri çekildi ve dolaba yoneldi tabak çıkarmak için ben ise akışkan krema kıvamında dolaşıyordum götünde.
Tabakları doldurup mutfaktaki masaya dizerken kapı çalınca Boran'a baktım birini mi bekliyoruz diye çünkü buranın çalışanları ben varken eve bana haber vermeden gelmiyorlardı.
Boran, "Sen burada kal, az önce bana kapıyı açarken gözümden kaçtı sanma. O kıyafetlerle bir daha kapı falan açmayacaksın." Diyince mavi gözlerim iyice açarak baktım ona masumca. "Neyim var ki kocama kapıda mı açmayalım yani?"
"Bu kılıkla mümkünse açma yavrum her yerin ortada malum. Yahu hiç mi biri görür demiyorsun illa öldürtecek misin adamları!!" Diye sinirle söylenerek mutfaktan çıkınca arkasından ilerledim ama mutfak kapısından çıkmadan başımı uzattım ona doğru. "Ben senin geldiğini camdan gördüm de açtım kapıyı kimsenin olmadığını görmüştüm etrafta." Diye acıklama yapsamda takmadı beyfendi.
Merakla kimin geldiğine gizli gizli bakarken Boran kapıyı açtı ağırca ve korumalardan biri vardı kapıda. Elindeki poşeti Boran'a uzatarak, "Ağam sen arabadaki yemekleri imha edin dedin de bu tatlıları ne yapalım bilemedik bunlarıda mı biz yiyek?"
Pardon?
"Sizin ben yapacağınız işi sikeyim! Ver ulan şunu karımın bu tabiki yemeyeceksiniz kaybol!" Diyerek kapıyı adamın yüzünde kapattı poşeti aldıktan sonra. Arkasını başına gelecekleri biliyormus gibi yavaşça döndü. Ellerim belimde ona hesap sorar gibi baktığımı gorünce homurdandı.
"Sen sinirden bizi harcamadan söyleyeyim yavrum, gelirken yemek aldım bizim için ama sen yemek yaptım diyince bende bu dangalaklara alın siz yiyin dedim."
Ellerimi belimden indirerek ayaklarımı yere süre süre yanında biterek elindeki poşeti aldım hemen. "Banane be yemekten, ne tatlısın aldın ki sen?" Tatlı ilgimi çektiği için rahat bir nefes alırken saçlarını karıştırdı. "Pastanenin vitrininde gördüm meyveli kremalı kekler vardı bende bebeğimin ve bebeğimizin hoşuna gider diye alayım dedim." Kutuyu açınca minik cup keklerle burun buruna geldim ve çok güzel göründüler gözlerime. Bir tane almak istediğim an ise kutu ellerimden alındı.
Boran kaşlarını kaldırarak iki yana salladı başını. "Yemekten sonra yersin yoksa miden ağrıyabilir, hadi." Omuzlarım düştü dudaklarımı büzdüm masum masum baktım ama yinede vermedi bir tane bile.
Yemeğimizi yavaş yavaş sohbet ede ede yemiştik. Sohbetimizin genel konusu Hevdem ve Merih olmuştu tabiki çünkü yarın babam ve amcamlar bir kaç aile büyüğü de olmak üzere bizim konakta toplanacaklardı Hevdem için. Durumlarıyla ilgili tartışacaklardı ve olumlu sonuçlanırsa Merih ve Hevdem evlenecekti. Karar dün çıkmıştı babamın nasıl ikna olduğunu bilmiyordum ama babaannemi doldurusa getirip konuşmamın etkisi olduğunu biliyordum. Merih heyecandan dünden beri beni arıyor ve yazıyordu artık dayanamadığım için her yerden engellemiştim onu. Yarın erkenden eve dönüyorduk ve öğleden sonra Riva aşiretinin hanımağası olarak toplantıda olmak zorundaydım.
Her şeyin sadece hayırlısı olsun diyordum.
Yemekten sonra çayları ve tatlıları alarak salona geçmiş rahatça yayılmıştık. Televizyonda komedi programı oynuyordu, camlar açık perdeler kapalı hafif hafif ılık akşam rüzgarı perdeye vuruyor sarsıyor ve gidiyordu. Boran'a yaslanmıştım, eli bluzumun altından çıplak karnımda dolaşıyordu ve bunu da oturduğumuzdan beri yapıyordu.
Sabahları karnımla konuşuyor, evden giderken benimle ayrı bebeğiyle ayrı vedalaşıp karnımı öperek gidiyordu. Öyle anlarda karnımdan çıkarıp al bebeğin diyesim geliyordu bir an önce doğurup kucağına veresim geliyordu bebeğimizi.
Birde tuhaf tuhaf sorularıyla beni de zıvanadan çıkarmadan durmuyordu tabi ki. Niye karnın büyümedi hâlâ, sen yemek yemiyorsun bebeğin seni yemesine izin veriyorsun, kendini hasta edip iyice zayıflamak mı derdin. Onu ye vitamin olur bunu ye protein olur Gece. Sırf kilo almamak için yememezlik yaparsan yemin ederim tek seferde üç porsiyon yediririm. Yine bayılamazsın, tansiyonunu ölçelim, şekerine dikkat, yürürken ufak adımlar at bir yerlere tutunarak yürü gibi bir sürü şeyle şişirmeyi başarabiliyordu beni. Tamam ilgili Boran'ı severiz ama bu ultra ilgili olunca nefes aldırmıyordu elinde olsa dışkı muayenesi bile yapardı utanmadan.
Parmaklarımı karnımdaki elinin parmaklarından geçirdim kendi kendime gülerek.
Ne oldu?" Diye sordu anında. Bu televizyon izlemiyor muydu?
"Hiç... Gülemez miyim?" Diye sordum tatlı tatlı başımı omzumun üstünden ona çevirerek.
Kehribarları gülüşümde zevkle memnuniyetle dolaşırken tek hamlede kucağına aldı beni. Göğsüne sinerken bacaklarımı iyice uzattım koltuğa.
"Gülebilirsin tabii ki... Ama o sesinden de mahrum etme bizi, biliyorsun sesine ayrı aşığım. Neşeliyken çıkan tatlı, öfkeliyken hiddetli, sevişirken inlemeli, sesinin her tonuna ayrı ayrı aşığım yavrum." Kalbim onun için yapabileceği her hamleyi yapmış her şekilde atmıştı beynim ve tüm sinirlerim ise ayrı ayrı aşinaydı, aşıktı. Yine de utanmadan yapamıyordum.
"Neden her şeyi oraya çekiyorsun ki illa?" Diye sordum bir tarafıma kaçan sesimle.
Çenemi okşayarak kendi yüzüne kaldırdı. Kehribarları mavi gözlerime değdiği an dokuzunda üstünde şiddetli depremlere neden oluyordu. Gözlerine bakarken derin bir iç çekince gulümsedi.
"Ben her şeyi oraya çekmiyorum ki güzel bebeğim, sadece olanı biteni içimden geldiği gibi," Öptü dudaklarımdan. "Açık açık." Tekrar öptü. "Kaçmadan söylüyorum." Dedi ve tekrar öperek sersemletti iyice beni. "Senin sesinin her tonuna ayrı ayrı aşığım diyorum." Bu sefer uzunca öperek çekince dudaklarımı yaladım zevkli bir nidayla.
"Bazen hissettirdiklerin yüzünden bayılacakmış gibi hissediyorum kendimi." Diye itiraf ettim.
Burnunu yanağıma sürterek derince kokladı tenimi. "Bayılma uyanık ve sağlıklı kal hep." Derin bir iç çekerken bedenimi sıkıca sardı kollarıyla. Başımı kalbinin üzerine yasladım. "Büyüklerimiz hep der ya Allah seni başımızdan eksik etmesin diye bana hep düz pek bir şey hissettirmeyen normal bir cümle gibi gelirdi ama artık bu da seninle anlam kazandı." Burnunu saçlarıma gömerek derin derin kokladı. "Cennet kokulum." Dedi dolu dolu beni titretecek kadar derince. "Allah seni başımdan eksik etmesin, sen hep benimle kal. Ben seni de bebeğimizi de koynumda büyütür korurum son nefesime kadar."
•••••••BÖLÜM SONU•••••••