AZRA
Gözümü açtığımda yüz yıllık uykudan uyanmış masal kahramanı gibi hissediyordum. Tekrar uyumak istiyordum. Gözlerimi kapattığım an içime dolan panikle hızla açıp etrafıma baktım. Bir hastane odası başımda Gülse ve Dilara . İkiside oldukça üzgündü.
Ah şu içimdeki sevdiklerine kıyamayan yanım onlara tebessüm yollamamı isterken bir diğer yandan sende insansın bırak kendini diyor. Ama ben zihnimden geçenlere inat göz kapaklarıma inen yükle tüm düşüncelerden azad olup kendimi bulunduğum ortamdan soyutlamaya koyuldum.
" çok yorgun görünüyor . Keşke annemle babama anlatsak onların da bilmek hakkı ve ablam böyle kimsesiz gibi olamaz. Bu benim canımı yakıyor" diyen Gülse hıçkırarak ağlıyordu. Dilara'nın onu teselli etmek için yanına gittiğini gözüm kapalı olsada çıkan seslerden anlıyordum.
"Canım senin ablam bin insan gücünde sen onun şuan ki haline bakma. Emin ol şuan bile uyandığında neler yapacağının planını yapıyordur. Ben onu bugün değil yıllar önce en bitik halde tanıdım. O zaman da ona hayran kaldım. Ondan dört yaş büyük olsamda onun olgunluğuna erişmiş değilim."
Evet Dilara benim için çok değerliydi. Selim abi ile ilişkilerinin mimarı da ben olmuştum. Mahallemize yeni gelen öğretmene annem kol kanat germişti ve evimizin kızı gibi olmuştu. Selim abi ise o gün aileme haber vermek istediğinde ben sadece Dilara 'yı istemiştim. O benim olmayan ablamdı. Benimle İstanbul'a gelmiş ve ordaki kuzeni ile tanıştırmıştı. Toparlanmamda emeği çok büyüktü. Selim abinin ona aşık olduğunu o dönemde anlamıştım. Aslında Dilara da ona boş değildi fakat Selim abinin odun olması onu bir nebze uzaklaştırmıştı ondan. Adam hep tesadüfî durumlarla karşısına çıkıyor selam veriyor ama gerisi yok. İkisi birlikte benim için uğraşırken bile Selim abinin tavırları dikkatimi çekiyordu. Kız acıktım demeden eline sandviç tutuşturur, bı anda su verir ,çikolata verir... Hatta bir ara İstanbul trafiğine takılmıştık ve ben arkada oturuyordum. Dilara'nın anlında ter oluşunca torpidoya eğilip peçete çıkarıp silmişti Dilara ise gerek yoktu ben silerdim dese de sildim işte diyerek geçiştirmişti. Dilara sinirlenip trafiğin ortasında arabadan inip arkaya yanıma geçmişti. Şaşkın şaşkın bakıp rahatsız mı ettim? diyince Dilara iyice parlamış ve içinde ne var ne yok dökmüştü. Bende Selim abiye biraz daha konuşmazsa onu kaybedeceğini hatta talipleri olduğunu söylediğimde küplere binmiş gidip iki alyans almış ve gelip kızın parmağına takıp benim maksimum romantiklik seviyem bu ama seni çok severim diyince Dilara gülümseyip ona sen bu dediğini unut olur mu Selim ? Çünkü romantik olmak demek hediye alıp süslü cümleler kurmak değil. Parkta güneş geliyor diye arkamda durduğunda yeterince romantiktin. Sen sanırım romantizmin ne olduğunu pek bilmiyorsun. Evet kabul çok az konuşuyorsun ama hareketlerin insanın aklını karıştırıyor. Açık açık söylemezsen ben senin bu hareketlerinin sebebini tam anlayamam. Benden anlamamı beklemen hata olur. Tavırlarına eşlik eden konuşman olursa bu yüzüğü kabul ederim ama bir ömrü benden iki kelimeyi esirgeyen adama veremem. Ben beni seven değer veren bir adamla yuva kurup çocuklarıma mutlu bir aile vermek istiyorum dediğinde Selim abi çok mutlu olmuş ve olurda çok konuşursam şikayet etme diyerek takılmıştı. Böylece ilişkileri başlamış iki yıl içinde evlenmişlerdi.Mutkuluklarının içinde yaşadıkları tek sorun bir çocuklarının olmamasıydı. Böyle güzel insanlara tek duam Allah'ın onlara vereceği bir evlat....
.
.
.
Bir süre daha onların konuşmasını duysamda gözlerimi açamadım ve uykuya yenik düştüm. Bir daha ki uyanmam karanlığa denk gelmişti. Işıklar yanıyordu ve yine iki kız başımdaydı.
Toparlanıp kalkmaya çalıştım. Daha iyi hissediyordum.
" iyi misin abla?" bunu öyle bir sesle söylemişti ki kardeşimin acısını anlıyordum.
" iyiyim Gülse biran korktum gerçekten ondan oldu ."
"abla inan seninle konuşmak istediğim o kadar çok şey var ki bı şurdan çıkalım bana ve anne babamıza rağmen bu yalnızlığın hesabını bana vermek zorundasın. "
Evet kardeşim gerçekten büyümüş. Sadece acı çekmiyor aynı zamanda öfkede hissediyordu. Dilara " canım acaba sandviç çay falan mı alsan hem Azra iyi gibi bişeyler yerse daha iyi olabilir"
Gülse hemen kalkıp çantasını aldığı gibi çıktı. Aslında yemek istemiyordum ama Dilara'nın anlatacağı şeyler vardı sanırım.
Düşündüğün gibi Gülse'nin çıkması ile yanıma yaklaştı.
" Bora bişeyler anladı senin bu halinden ve sanırım artık Selim ile olan dostluğu sona erdi. " Bunu söylerken derin iç çekmişti. Şaşkındım bunun onlarla ne alakası vardı.
" Bora durdurulamaz halde şuan sen eğer birşey yapmazsan katil bile olabilir."
İyice şaşkındım bunlar ben uyurken mi oldu?
" Dilara açık söyle kafam zonkluyor anlamıyorum."
Uzanıp ellerimi tuttu.
"Bora seninle konuşmak istemiş sende hep kaçmışsın. Son kez konuşacaktım ve eğer yine unut olmazsa tamamen vazgeçecektim dedi. Sen onlara gidince seni köşeye çekip konuşmak istemiş ve sende bayılmışsın. Aradı ve bizde seni gizlice hastaneye getirdik. Kimse bilmiyor merak etme. Birde tam olarak uyanamamanın sebebi sakinleşirici yapılması. Daha önceki travma nedeniyle sayıklıyordun. Selim'in kardeşinin yokluğu, senin gidişin Sıla'nın oyunları derken Bora herşeyi birleştirdi ve hesap sordu. Selim de sana söz verdiği için anlatamadı."
Evet şimdi ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Bora ne hakla bunları yapar bunu da anlamıyordum.
" Bora'yı ilgilendiren bir durum yok..... lafını bitirmeden Dilara kızgın bir şekilde bana sesini yükselterek konuşmaya başladı.
"ya Azra sen akıllı bir kızsın cidden anlamıyorum anlamadan dinlemeden kestirip atmışsın insan bir kez dinler be bu nasıl bir rahatlık. Hiç mi içinde şüphe duymadın ya yapmadıysa ya masumsa ."
Bu sefer ben dayanamadım ve sesim yükseldi.
" nasıl bir masumiyet anlayışın var anlamadım. Ya zorla mı yüzük taktılar başına silah mı dayadılar? Komik olma ikimizde Bora'yı tanıyoruz öleceğini bilse istemediği şeyi yapmaz." Sinirlenmiştim tekrar lafa girecekken onu susturdum ve artık bu Bora mevzusu kapanmalıydı tamamen.
.
.
.
Hastaneden çıkmış eve dönmüştük ve ailemizin ısrarı üzerine bir gün daha kalacaktık. İstesekte bu süreyi uzatamıyorduk. Hem Gülse tezini teslim etmek için okula gidecek hemde ben yeni anlaştığımız firma için özel bir sunum yapacaktım. Ailemizin en sevdiği çay saatimizi yaptıktan sonra odamıza çekildik.Cama doğru gidip mahalleyi izlemeye başladım. Kafamı kaldırıp karşıya baktığımda Bora 'yı gördüm. Ayan beyan bizim odaya bakıyordu. Mahallede biri görse ne laf döner bilmiyormus gibi bu rahatlığı beni rahatsız etti ve perdeyi çektim.
Sabah yine konuşma sesleri eşliğinde uyandık. Gülse söylene söylene odadan çıktı. Güneş teyze söyleniyordu Bora için.
" ay delirdim Sezen bi halini görsen aynı sokak serserisi . Ben bu çocuğu anlamıyorum. Milletin oğlu büyüdükçe olgunlaşır benimki büyüdükçe kudurdu. Ne yapsam konuşturmadım . Kimle dalaştın bu ellerinin hali ne desem de ne bir cevap verdi ne de beni dinledi." Of Bora seninle uğraşmak istemiyorum. Aslında ona kanarım yine diye korkuyorum. Ben onu hep sevdim ne kadar inkar etsemde hatta aklım beni oyuna getirse de . Çocukluğumdan beri hep rüyalarımda Bora ile evli olduğumu görürdüm. Onunla olmazsa kimseyle olmazdım ben . Benim zehirimde panzehirimde yine ela gözlü zalim Bora'ydı.
" Evdeyse Gülse ile biz bı bakalım mı?"
Gülse şaşkın ördek gibi bakakalırken Güneş teyze ve annem onaylamıştı. Gülse'yi de kaldırıp birlikte onların evine gittik. Kapıyı Bora açtı cidden berbat durumdaydı.
O da şaşkındı. İçeri geçtiğimizde karşılıklı koltuklarda oturduk.
" Burda olmak hiç istemiyorum ama mecbur hissettim Güneş teyze çok üzülüyor bu halinize lütfen biran evvel toparlanın ve sizi ilgilendirmeyen konulara müdahil olmayın. İnsanlar bu yüzden beni sıkıştırıp duruyor ben sizi durduracak konuma sahip değilim. Kendi iradenizle ne yapıyorsanız vazgeçin ve bunu kimse için değil aileniz için yapın. "
BORA
Karşımda konuşan kim bilmiyordum. İki gündür gecem gündüzüm şaştı. Sıla , kardeşi ve tayfası , Murat lanet olası bir bulsam dünya kaç bucak göstereceğim de onu henüz bulamadım. Sıla kendine yeni bir kurban bulmuş hatta evlenmiş çocuk yapmış ona ulaşmak zor olsa da ulaşmıştım. Malesef konuşmalarımıza istemeden kocası da şahit olmuş ve adam yıkılmıştı. Karısını tanıyamamanın verdiği yıkım . Allah korusun öyle kadının şerrinden . O akşam sarhoş olup Selimlerin evine gidip Azra'yı anlatmasam Murat onlara anlatmaz ve bu oyuna çekilmezdi. Sıla'nın oyunu sayesinde ikinci kez kaybetmiştim sevdiğimi. Murat her ne kadar suçlu görünse de bağımlı olması onu bir nebze gözümde temize çekiyordu. Ama bu ona hesap sormayacağım anlamına gelmiyordu. O leş tayfası okulu ,mahalleyi Azra'ya nasıl zehir etmiş duydukça içim acımıştı. Ben onu Selim'e emanet etmiştim. Ama adam onun yaşadığı hiçbir şeyi bana söylememişti. Her biri farklı birşey anlatıyordu. Şeref yoksunları büyümüş evlenmiş kimisi ama olanları tam anlamı ile aydınlatamamıştım. Azra'nın ne kadar zarar gördüğünü bilmiyorumdum. Bunları düşündükçe delirmemek elde değildi.
Ama o şimdi karşımda hiç tanımadığı biriyle konuşur gibi konuşurken içim bir tuhaf oldu. Bu iş burda bitmeyecekti. Azra ister bana dönsün ister dönmesin ben bu intikamı almadan rahat etmeyecektim.Ona yaşattıklarını yaşamadan ölmelerine müsade etmeyecektim.
Azra bir konuşmacı edası ile konuştu konuştu ve ben hiç bir tepki vermedim. O da bunu anladı ve geldiği gibi evine döndü. Onun dedikleri umrumda değildi bu saatten sonra önce ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Bu işin içinde kimler var ve en önemlisi küçüğüm ne kadar zarar gördü. Allah'ım aklımı oynatacak kadar çok acı çekiyordum. Aklımdan geçen bin senaryo vardı. Ama hiç birinde kötü son yoktu.Realist olmak mümkün değildi. İnsanin söz konusu sevdikleri olunca bir türlü kabullenemiyor olması da olası bir seçenekti ama benim bu düşüncelerle harcayacak zamanım yoktu. İlk iş kardeş bildiğim Selim ve onun serseri kardeşi ile yüzleşmekti. Selim bana bunu borçluydu.
.
.
.
Azra İstanbul'a dönmüş ve bende planımı uygulamaya koymuştum. Selim ile görüşmüş ve kardeşine ulaşmıştık. Murat ailesini bile kandırmıştı Rusya demiş ama Yunanistan'ın bir köyünde yaşıyordu.Selim'de yanımdaydı fakat artık ona itimadım yoktu. Birlikte onun yaşadığı eve doğru gittik. Selim kardeşini görünce gözleri dolmuştu. Uzaktan öylece bakıyorduk. Baya yakışıklı bir çocuktu gerçekten kısa saçları kirli sakalı ve kaslı vücuduyla dikkat çekiyordu. Üzerinde dar bı tişört ve kot pantolon vardı. Paçalarını kıvırmış bahçesindeki sebzeleri suluyordu. Arkasında bir kadın çıktı. Sarışın ufak tefek bir kadın elinde tabakla ona seslendi. İşin garibi kadın bozuk aksanla da olsa Türkçe konuşuyordu ve ona bakışları hayranlık barındırıyordu.
Murat ise tam tersi oldukça aksi ve huysuz görünüyordu. Kadının yüzüne bile bakmadan
" Eleni hanım bana yemek getirmeyin demiştim. Daha önce getirdikleirnizi de yemedim çöpe döktüm.. Benimle ilgili ne hayaller kuruyorsanız vazgeçin biraz grurlu olun.Sizin yüzünüze bile bakmayan adamın peşinden koşup duracağınıza kendinize uygun birini bulun. "
kadın elleri titreyip göz yaşları içinde yanından ayrıldı. Selim gözlerini kardeşinden ayırıyordu. Murat gerçekten kötü görünüyordu. Bu çocuk neler yaşadı bilmiyorum ama acı çektiği belliydi. Kafasını gökyüzüne kaldırmış elindeki küreğin sapını sıkıyordu. Selim benim önümden yürüyerek kardeşine yaklaştı. Elini omuzuna koyduğunda dönüp abisine baktı. Şaşkın ve mutlu yüz ifadesi anlık oluşsa da hızla eski haline dönüp sinirli bir hane büründü.
"neden geldin?"
Selim üzgündü bu hali içimde onu affetme hissi uyandırıyordu. Topladığımız bilgiler Murat'ı bir nebzede olsa masum yapıyordu. Elimizde son olarak Murat ve Sıla kalıyordu. Sıla ile henüz işim bitmemişti. Onu gerçek bir sorguya alacaktım. Onun yüzünden mutluluk beni iki kez teğet geçmişti şimdi Murat'ı dinleyecek ve sonra sıra Sıla'ya gelecekti.
Murat beni gördüğünde elindeki küreği düşürmüştü. Yüzündeki utanç dolu bakışı görmek beni de düşündürdü. Bu çocuk nasıl bu oyuna düştü Allah'ım bir masumun günahına giren bir koca grup var ve ben bunlara hesap soracağım derken vicdan yapıyordum. Ama olmaz sert olmalı ve yaşananları öğrenmeliydim.
Selim " Murat konuşmamız lazım "
Murat yüzümüze bile bakamıyordu. Mahçup olduğu her halinden belli olsa da bundan kaçamazdı ve onu dinledikten sonra geciken adelet yerini bulacak ve cezasını verecektim.
" tamam içeri geçin ben iki dakika ya gelirim"
Nedense içimden ona güvenmek gelmiyordu.
"yok aslan büyür sen önden nasılsa ev sahibi sensin."
Elindeki küreği bırakıp önden yürüdü ve evin kapısı açıp içeri geçti. Ev demeye bin şahit lazım. Bildiğin klübede yaşıyordu. Küçük bir yer yatağı ve masa birde banyo olduğu belli olan rutubet kokan bir çıkıntı. Murat gibi bir çocuğun böylesine bir yerde yaşaması akıl alır gibi değildi. Bildiğin hücre tipi bir klübede hayatını sürdürüyordu.
Selim de benim gibi etrafı inceliyordu.
" Birşeylerin cezasını kendine kesmişsin herhalinden belli oluyor. Şimdi bu cezanın sebebini birde bana açıkla. Yalansız dolansız mertçe gerçekleri söyle. Tabi mert olan adamın yapacaklarını yapmadığını bilsemde bir kez olsun duymam lazım ne tür bir suç işledin ki on yılı kendine hapis hayatı yaşatarak cezanı çekiyorsun."
Kurduğum her cümlede omuzları daha çok çöktü. Gerçek pişmanlık sarmıştı her halinden belliydi.
" biliyorum abi ben mertliği geç adam bile değilim"
" bunları dinlemeye gelmedim. Abi falan demeni de istemiyorum sen de abinde benim için yoksunuz. Şimdi düzgünce anlat."
sözlerim ikisini de yaralıyordu farkındaydım. Selim'in gözlerime bakışı vicdanımda çatlaklara sebep oluyordu. Göz temasını hemen kesip konuya odaklandım.
Küçük tahta taburelere oturuk. Murat ise karşımızda yere ayaklarını uzatıp sırtını duvara dayayarak oturdu.
" Ben kendimi bildim bileli Azra'yı seviyordum"
İlk cümlesi yumruklarımı sıkmam için yeterliydi. Ama sakin olup devamını dinlemem lazımdı.
Ondan bahsederken yüzündeki tebessüm sıktığım yumruğumu suratına geçirmem için bana sebep olsada yine kendimi tuttum.
" Altıncı sınıfta öğretmen bize ortak proje verdiğinde onunla konuşurken onunla ödev yaparken diğer arkadaşlar gibi olmadığını farkettim. Kimseye aynı duyguları beslemiyordum. Abim kardeşim gibi gördüğüm sevdiğim arkadaşlarım vardı ama o farklıydı . Sonra bu duygunun adını koymak zordu o yaşlarda ama liseye geldiğimizde bu duygunun aşk olduğuna kanaat getirdim. Bazen çarşı dönüşü ağır diye poşetlerini taşıdım bazen okul çantasını bazen. Ona kıyamadığımı farkettim. Okulda birgün cam kırılmış ve Azra yaralanmıştı. İlk defa orda onsuz yaşamak istemediğimi farkettim.. O gün benim miladım oldu. Ben artık ona duygularımı açmak istedim. Ama çevrem arkadaşlarım kötüydü ve okul hayatım da parlak değildi. Benim aksime o çok çalışkan ve iyi arkadaşları olan biriydi. Başlarda çekindim. Sonra Suat cesaret için alkol kullanmamı tavsiye etti. Başladım öylece alkole sonra diğerleri geldi. Alkol madde derken leş bir adam olup çıktım. Birgün cesaretimi toplayıp karşısına çıktım ve duygularımı anlattım. Beni kardeşi gibi gördüğünü benim yanlış anlamış olduğumu ve bu konuşma hiç olmadı farzetmemizi istedi. Onu kaybetmek istemediğim için sessiz kaldım. Ben onu seviyorum diye sevmek zorunda değildi ya. Sevemesin ama hep hayatımın bir yerlerinde olsun istedim. Sonra sizi duyduğum birgün içmeye gittim Suatlarla orda onlara anlatmışım sarhoşken. Sonraki gün Suat ablasının benimle görüşmek istediğini söyledi. Gittik birlikte ve aslında Azra'nın beni sevebileceğini ama senin varlığından dolayı beni göremediğini söyledi. Eğer onunla başbaşa kalırsam ve ona aşkımı anlatırsam beni dinler ve inanırdı. Hatta gerekirse dokununca tensel temasta aşkı güçlendirir dedi. Ama ben onun rızası olmadan ona asla dokunmayacağımı söyledim. Plan yaptık okul çıkışı onu götürmek için ve Suat kesinlikle cesaret için hap almam gerektiğini söyledi ve ben de bir tane içip onu almaya gittim. Tabi yanımda bir poşet dolusu madde ve alkolü de koydular gerekirse diye. Hiç sorgulamadım neden gereksin bu kadarı. Sonra onu zorla götürdüm bağ evine. O seni sevdiğini söyleyince unutmak istedim dediklerini ve içtim. Sonrası yok bende neler yaptığımı bilmiyorum. "
Hıçkırıklar içinde ağlıyor ve titriyordu. Bir yandan gidip tekme tokat dövmek geliyordu içimden bir yandan da sarılıp teselli etmek. Bu çocuk bizim elimizde büyümüş masum bir çocukken nasıl böyle bir batağa düşmüş ve biz farketmemişiz. Selim kalkıp bir bardak su verdi. Titreyen elleriyle içti. Hiç kafasını kaldırıp yüzümüze bakmıyordu.
" devam et" diye yüksek sesle konuştuğumda kafasıyla onayladı.
" Uyandığımda ..." cümlesinin devamını getiremiyordu ve ben delirecektim.
" devam et ulan ne bok yediğini anlat. Yaparken akmayan gözyaşın şimdi akmasın."
Selim bana sinirli bakış atmasına rağmen herhangi bir tepkide bulunmuyordu . Kısık sesle ve kesik cümlelerle devam etti.
" uy-uyandığımda Azra'nın üstündeydim."
Cümlesini bitirdiğinde yerimden kalkıp yumruğu yüzüne geçirdim. Benim için fazlaydı bu kadarı. Devamını elbet dinleyecektim ama önce cezasını kesmeliydim. Üst üste defalarca vurdum asla karşılık vermedi . Selim arkasını dönmüş bizi başbaşa bırakmıştı. Arkadaşım gördüğüm en adaletli en mert adamdı ve bu yaşananlara nasıl sessiz kaldı bende anlamıyordum. Yorgun düşmüştük İkimizde onu o halde bırakıp dışarı çıktım. Küçüğüm ne acılar çekti bilmeden yıllarca yaşamışım. Bundan sonraki hayatında o mutlu olsun diye ne gerekiyorsa yapacak ve o isterse yüzümü bile görmeden onu sevmeye devam edecektim. O iyi olsun mutlu olsun bana yeterdi.
.
.
.
Saatlerce oralarda dolandım. Neredeyse karanlık çökmek üzereyken tekrar onların yanına geçtim. Selim kardeşine çorba yapmış ve yaralarını sarmıştı. Patlayan dudağı kaşı morarmış gözü belkide vücudu umrumda değildi.
" duymaya cesaretim yok ama devam et"
" yalansız"gerekli uyarıyı da eklemek istedim.
Yattığı yerinden doğruldu ellerimi kucağında birleştirdi. Parmaklarıyla oynuyordu bir çocuk gibi. Aslında bu koca adam zorla büyümek zorunda kalmış ama hiç bir şey onun suçlu olduğunu değiştirmiyordu.
" uyandığımda ...."
"Kes ulan anladım devam et"bir daha o cümleyi duymak istemiyordum.
" İlk olarak göz göze geldik. Ağlamaktan şişmiş kızarmıştı gözleri. Yavaşça doğrulduğumda vücudunu gördüm. Üzerindeki kıyafetler parçalanmıştı ve bir kısmı görünüyordu. Hızla üstünden kalkıp kendimi kontrol ettim. Tüm kıyafetlerim üzerimde olsada emin değildim neler yaptığıma ve ona doğru gidip özür diledim ama bende korkup üstünü çekiştirip köşeye sindi. "
Göz yaşlarımı tutamıyordum ben bunları duymaktan korktuğum kadar korkmuş muydu çiçeğim kaç saat o halde kalmışlardı. O sızmış ve uyanana kadar kaç saat geçmişti. Canım yanıyordu.Kolumu yüzüme dayayıp ağladım.Odadaki tek ağlama sesi bana ait değildi. Erkekler ağlamaz diyenlere inat üç adam oturmuş ağlıyorduk. Selim yapamadığı abiliğine, ben koruyamadığım çiçeğime ,murat ise sahip olmadığı aklına.....
Sonrasına Selim devam etti.
" Azra'ya sözüm vardı ama bundan sonrasını anlatmak bana düştü. Ben gittiğimde Azra bir köşeye sinmiş kollarını kendine sarmış sallanıyordu. Evin içinde sağlam tek bir eşya yoktu. Murat kriz geçirmiş ve etrafi dağıtmış. Azra'ya yaptıklarını kabul edememişti. Gözlerini ona dikmiş sürekli aynı şeyi tekrarlıyordu. Affet ."
"peki kardeşini neden teslim etmedin. Sözde adaletin bekçisi dürüst insan."
İlk defa bana sesi k yükseltti.
" çünkü polislik değil hastanelikti. Yapmadığımı mı sanıyorsun. İlk başta onu karakola götürdüm. Azra sadece Dilara 'yı görmek istedi.Onunla kaldı bir gece sonra benimle görüşmek istedi. Ailesi bu olayı duyarsa babası katil olur korkusuyla sakladı. Çok yalvardı ve zaten Murat konuşmadığı için hastaneye yatırıldı. Azra'nın isteği üzerine olayın üzerini kapattık. Murat uzun süre tedavi gördü.Sonrasında da bizimle görüşmek istemedi. Kendi cezasını çekmek için gördüğün üzere bu hücre tipi klübede tek başına yaşıyor. Azra güçlüydü ve toparlandı. Şimdi ülke çapında tanınan bir modacı. Hayatını kurdu. "
Gözlerim istemsizce Murat'a kaydı Azra için mutlu olmuştu. Onun iyi olduğunu duyunca yüzü gülmüştü. Selim'in sözlerine devam etmesiyle ona döndü tekrar bakışlarım.
".Ama murat bitti görmüyor musun? Kardeşim tamamen masum demiyorum ama malesef kullanıldı bunu sende biliyorsun. Zaafını kullandılar . Bir suçlu arıyorsan kendine bak. Sıla sırf seni kaybetmemek için ne oyunlar çevirmiş ." Evet Murat masum değildi ama kullanılmak onun suçuydu...