14. Bölüm:

3681 Kelimeler
BORA Murat ile görüştükten sonra tekrar Ankara'ya döndüm aldığım izin sürem dolmak üzereydi ve ben hala istediğimi alamamıştım. Tek arzum suçluların hakettiği cezayı almasıydı. Yıllarca adamlar ellerini kollarını sallayarak yaşamış Azra ise ailesinden hayallerinden kopmuştu. Sabah ise Sıla'nın eşi ile ayrıldığını ailesinin yanına döndüğünü öğrendim . Küçük çocuğu için üzülsem de Sıla'ya zerre kadar üzülmemiştim. Evden çıkıp mahallenin ilerisindeki parka gittim. Koşup duran çocukları izledim bir süre. Ne kadar masum olduklarını düşündüm. Oysa küçükken hepimiz aynıydık. Nasıl olurda büyüyünce insan değişiyor. Bunu etkileyen yaşadığımız çevre mi? Ama bazen bakıyorum tek başına büyümek zorunda kalan çok zor şartlarda yaşayan insanlar var ve o bataklığa inat tertemiz çıkıyorlar. "ooo kimleri görüyorum burda Bora bey hayatımın içine sıçtın şimdi gelmiş huzurla etrafı mi izliyorsun? Aldın mı çıtır sevgilinin intikamını ?" Sıla sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. "yine ne saçmalıyorsun Sıla bana ne senin hayatından ?" Elini beline koymuş kadına baktım. Sinirden damarları kabarmış ağzından tükürükler saçarak konuşmasını dinledim sakince . " Allah'ın cezası senin yüzünden çok zor günler geçirdim. Kocam beni ve çocuğumu kapıya koydu. Azra hanıma olanları duyunca ve benim salak kardeşim de ailesi dağılmasın diye tüm suçu benim üzerime yıkınca." Sakinliğimden ödün vermeden oturduğum banka iyice yayılarak konuştum. "ne yani sen suçlu değilsin öyle mi?" " değilim" dedi pişkince . İnsanlar nasıl bu kadar vicdanı kör sağır yaşıyordu anlayamıyorum. Kendileri ve aileleri söz konusu olunca bencil olan insanlar başkası için canice planlar yapabiliyorlardı. Onu dinlemek istemediğim için banktan kalkıp yanından geçerek parktan çıktım. Mahalleye girişte Suat ve karısının el ele gülerek yürüdüğünü gördüm. Ne kadarda mutlu görünüyorlardı. Kadın hamile ve Suat iyi bir aile babası gibi görünüyor dışardan bakınca. Sanki Azra'ya ve Murat 'a bunları yaşatanlar kendileri değilmiş gibi. Şimdi düşündükçe Selim'e hak vermiştim. Gerçekten herkes öyle yada böyle hayatına yön vermişti. Bir tek Murat'ın hayatı diye birşey yoktu ortada. Birgün onu affeder miyidim bilmiyorum? Suat beni görünce yüzündeki ifade beni mutlu etti. Huzursuz ve korkulu ifadesi ve adımlarının hızlanması bir kaçışın göstergesiydi. Benden mi yoksa yaptıklarından mi kaçıyordu? Yanındaki kadın hamile olmasa ben şuan yüzünü dağıtmıştım. Şimdilik onu birazcık ertelesemde ilk fırsatta bı ziyareti hakediyordu. Eve geldiğimde annem ve Sezen teyze oturmuş sarma sarıyorlardı. Selam verip yanlarına oturdum. Belki Azra'dan haber alabilirdim. "oğlum aç mısın? Sezen çok güzel poğaça getirmiş." Gülümsedim bu kadınları seviyordum. Sürekli çalışıp duruyorlar ve ailelerine sonsuz sevgilerini sunuyorlardı. Merhametli güzel kadınlardı, kimseyi üzmez kırmazlardı. Hele Sezen teyze iyilik meleği misali bir şeydi.Birinin ihtiyacı varsa elindeki son şeyde olsa düşünmeden verirdi. " Gülse, Dilara 'nın okulda işe baslayacakmış bugün geliyor." "çok sevindim hayırlı olsun . Demek bizim prenses büyüdü de öğretmen oldu." "öyle oğlum şükür kızlarım ikiside kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendi." "aaa bacım Azra 'da gelecek mi ?" Annemin sorusu ile gözlerimi bile kırpmadan Sezen teyzenin ağzının içine bakmaya başladım. Nasılsa birazdan bana müjdeli bir haber verecek diye umuyordum. " yok bacım nerde yeni tasarım ekibi kurulacakmış Azra da baş tasarımcı olacakmış. Düzeni oturunca uzaktan çalışırım o zaman daha sık gelirim dedi ama henüz gelmesi mümkün değilmiş." Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Başarısı beni mutlu etse de yoğun olması ve onu görme ihtimalimin olmaması beni üzmüştü.Neyse zaten iki güne bende yeni görev yerim Ağrı'ya gidecektim. "eee hanımlar bu hazırlıklar Gülse için mi?" Annem ve Sezen teyzenin yüzünün aydınlanmasını saniye saniye izledim. Öyle mutlu görünüyorlardı ki. İkiside kafasını iki yana salladı. " yok oğlum biz dün muhteşem bı haber aldık. Bakalım deli oğlan duyunca neler olacak?" Dediklerinden pek bir şey anlamadım. Boş boş ikisine bakınca Sezen teyze gülümseyerek bana baktı . " Selim baba oluyor yıllar sonra çok şükür. Allah ikisininde güzel kalbine göre verdi." Şaşkındım . Demek can kardeşim sonunda baba olacaktı. Selim bunu çok takmasada Dilara üzülüyordu. Mahalledeki boş boğazlar sağolsun kızın canını çok sıkmışlardı. Hatta bı ara Dilara ben kısırım ve senin baba olma hakkını elinden alıyorum diyerek Selim'den ayrılmak istemişti. Evet baba olmayı istiyorum ama senin annesi olduğun çocuğun babası olmayacaksam baba olmak benim için anlam ifade etmiyor. Ben birtek seni istiyorum başkada istediğim kimse yok. Buna bir evlat da dahil diyerek ikna etmişti. Selim'in anne babası da iyi insanlardı ve onu ikna etmeyi başarmış ve böylece bugünlere gelmişlerdi. İçimde bir yerler ona kırgın olsada kardeşimin bu mutlu gününde yanında olmayı çok istemiştim. Annemler bunca hazırlığı akşam için yapıyorlardı. Hem Gülse bu akşam gelecek hemde Selim baba olacağını öğrenecekti. Kapının çalması ile annem gözümün içine baktı bu bakış kalk kapıyı aç demeti. Ellerimi dizime basıtırıp ayağa kalktım ve kapıya doğru yöneldim. Açtığım kapıda bir valizden başka birşey bulunmuyordu. Gülse mi geldi diye kafamı uzatacaktımki birden üzerime atlayan biri olunca gayri itiyari bir refleks ile onu duuvarla arama sıkıştırıp kolumu boğazına dayadım. " D-dur dur abi benimmm " diyen nefes nefese konuşan kıvırcık koyunu görmem ile kolumu gevşetim. "oğlum delirdin mi ne diye üstüme atlıyorsun? Ya boynunu kırsaydım. " Nefes nefese gülerek bana sarıldı. Bende ona kollarımı sardım. Küçük kardeşim artık hiçte küçük değildi. Hayvan kadar olmuştu. Boyumuz neredeyse aynı olsada bana göre daha zayıf ve güçsüzdü. Az daha cidden boynunu kırıyordum. " Abi özledin mi beni hadi itiraf et.?" diyerek kıvırcık saçlarına ellerini geçirip havalı pozlar kesiyordu. " gevşek gevşek konuşmada geç hadi içeri soytarı " sözlerimi duyduğu gibi etrafa gözlerini gezdirip omuzuma vurdu. " Bak abi anlaşalım artık soytarı kıvırcık yada marul demek falan yok. Tüm karizmamı yerle bir edersin. Ben ki okulun en havalı çocuğu genç kızların sevgilis senin yüzünden karizmamı çizemem" bir yandan konuşuyor bir yandanda üstünü başını düzeltiyordu. Sözleri ile onu incelemeye başladım. Cidden havalı çocuktu. İri ela gözleri, kumral kıvırcık saçları ,uzun boyu ve gerçekten bebek gibi yüzü vardı. Bı ara modellik yapmak istemiş ve babam engel olmuştu. Ülkenin en prestijli okulunda okuyup modellik yapması doğru değil demişti. Bence sorun değildi. İnsan sevdiği her işi yapabilmediydi. İkisini de bir arada yürütebileceğine inanıyordum. Annemin içerden kim geldi diye seslenmesi ile ben valizi içeri alırken Mert koşar adım içeri girdi. Annem onu görünce kirli elleri ile kollarını açtı. Tabi bizim koca bebek onun kucağına sığmayacak kadar büyüdüğü için annemi kucaklayıp etrafında döndürdü. Annem "seni serseri indir aaa başım döndü" dediğinde indirip yanaklarını şapurdata şapurdata öptü. Sezen teyze ise gülerek onları izliyordu. Mert onları çok fazla hatırlamasa da onlar onun bilirdi. Sonra Sezen teyzeye dönüp " merhaba " dedi uzaktan . Annem kafasına bir tane yapıştırıp " Git Sezen teyzenin elini öp" dediğinde Mert kadını gözlerini kısıp inceledi. " vallahi çok güzel kadınsın Sezen teyzem şimdi hatırladım birlikte bir sürü fotoğrafımız var." diyerek gidip ellerinden öptü sarıldılar birbirlerine. Bir süre daha muhabbet ederek sarma yapım işlerini izledikten sonra odama çekildim. Mert'te yol yorgunuyum diyerek duş alıp uyuyacağını söyledi. Neredeyse karanlık çökmek üzereyken annem gelip Mert ile bahçeyi düzenlememizi söyledi. Bahçeye indiğimde annem ardiyedeki fazla sandalye ve masaları çıkarıp silmemizi istedi. Anlaşılan eski günlerdeki gibi kalabalık bir ekip olacaktık. Odamda uyuyakalmadan önce Selim ile olan ilişkimi düşündüm. O benim için değerliydi evet kırgındım ama ondan vazgeçmek mümkün değildi. Hele böyle güzel bir günde onu yalnız bırakmayacaktım. Kafamadaki düşüncelerle işe koyuldum. Yarım saat içinde bahçe hazır olmuştu. Mert bir kolunu annemin bir kolunu da benim omzuma koyarak bahçeyi izliyordu. Bahçe kapısının aralanması ile Nazım amca ve Sezen teyze içeri girdiler. Onları karşılayıp bende içeriden gelmesi gerekenleri almaya gittim. Elimde sarma tabakları ile dönerken içeriye giren Azra'yı gördüm. Hani gelmeyecekti. Hiç beklemiyordum ki şimdi yaşadığım şokla yerime çivilenmişcesine durdum. İkimizde birbirimize öylece bakarken o göz temasını kesip masaya doğru gitti.Ardından bakarken " vay anasını yürüyen afet mübarek bu da kim?" dediğinde kardeşimi gözlerimle öldürecekmiş gibi baktım. Ellerini havaya kaldırıp " tamam abi şaka valla dünya ahiret bacım olsun. " ardından gülerek elimdeki tabakları alıp dönmeden önce " ben sarışın sevmem kumral bal gözlü kızlar ilgi alanıma giriyor " dediğinde derin nefes alıp onu önümden iterek masaya ulaştık. Babam semaveri yakmaya çalışırken Nazım amcada ona yardım ediyordu. Annemler masayı yerleştirirken Mert Azra ile tanışmıştı. Azra yüzünde sevecen bir ifade ile onunla konuşurken gözlerimi ondan alamıyordum. Annem yanıma gelip baktığım yere baktı. Yüzündeki şaşkınlıkla beni dürttü. " sen Azra'ya neden öyle bakıyorsun oğlum?" Hızla toparlanıp " hiç öylesine uzun zaman oldu ya ondan dedim" Ama hiç inanmış gibi değildi. " Bora benim aklıma birşey geldi." Gözlerimin içine bakıyordu. Ben ne desem bilemezken ellerini ağzına kapayıp " eyvahlar olsun o kız Azra mıydı" Evet sonunda sırrımı ailemden biri öğrenmişti. Hiç inkar edecek durumda değildim. Kafamla onayladım. Annem gözleri dolu dolu bana baktı ardından Azra'ya . Evet onun yaşadığı vicdan azabını anlıyordum. Hem oğlunun hemde kızı gibi sevdiği Azra'nın mutluluğunu elinden almıştı. Sıla gibi karaktersiz birinin oyununa gelip.Annem bir süre öylece kaldı. Zaten hastaydı üzülmesini istemediğim için gülerek sarıldım . Başını göğsüme koyup kalbimin üzerine öpücük bıraktı. " özür dilerim oğlum ben bilsem kanar mıydım o yılana. Keşke başta deseydin. Hem Azra'm dan iyi gelin mi olurdu? Belki yine olur he ne dersin?" Umut etmek güzeldi ve annem bana umut vermek istiyordu. Belkide kendine , çocuğunun mutsuzluğunda payı olduğu için. Mert bizi öyle sarılmış görünce kıskançlık dolu ifadesi ile yanımıza geldi. " ben yeni geldim bana sarılın diyerek annemi kendine çekti.Annem gülerek onada sarıldı.Bahce kapısından bu sefer Gülse girdi elinde balonlar ve süslemelerle . Mert bir an dönüp baktıktan sonra birkez daha baktı . " bu kütüphanede ki kız " dediğini anlamadım. Ama annem " kim, hangisi ?" diye yüksek sesle şaşırınca ikisininde bildiği bir olay olduğunu anladım. " yenim ederim o. Şaka gibi anne bu kütüphanedeki kız vallahi de o billahi de o" derken annem bir gülüyor bir üzülüyor gibi yapıp Mert'e baktı. Bende dayanamayıp sordum ." hayırdır soytarı sevgili mi yaptın?" dedim gülerek. Yüzünü bana çevirip gözlerini devirdi. "birincisi bir daha soytarı dersen seni burda ifşa ederim hani şu CD koleksiyonu vardı ya" kısık sesle söylediği şeyle gözlerim faltaşı gibi açıldı. O nerden biliyordu. " öyle şaşırma geceleri ne izlediğini merak edip bakmıştım " " kes ulan tamam demem bir daha" istediğini alınca yüz ifadesi yumuşadı. " bir sınav dönemi kütüphanede gördüm onu sonra her sınav dönemi o kütüphaneye gittim. Bir iki kez kalem, uç, kağıt muabbbeti kurdum ama gerisine cesaret edemedim. Sonra takip edip evini ve okulunu öğrendim hep tesadüfen karşılaşır gibi yoluna çıktım. Ama o kadar mesafeli ki kimseyle konuşmuyordu. Sadece iki kız arkadaşı vardı yanında bir yıldır onu izliyordum. Şimdi burda gördüğüme inanamıyorum." Gülümsedim demek kardeşimde aşık olmuştu. Tesadüf o ki iki kardeşte bize hem çok yakın hemde çok uzak olan iki kardeşe tutulmuştuk. " Gülse iyi kızdır dedim" " Gülse mi?" biraz durdu güldü. " abi yemin ediyorum bir insana ismi anca bu kadar yakışır Gülse . Zaten bal gözlü güzele başka hangi isim yakışırdı ki. " Bu çocuk cidden aşık olmuştu. Annemde tebessümle onu izliyordu. "sen onu tanıyor musun?" " evet bir süre İstanbul 'da da komşu olduk hep birlikteydik yani." Mert zeki çocuktu ve gözlerini kısmış bana bakıyordu. " yok canım o değildir değil mi?" kulağıma fısıldadığı şeyle ona anlamaz gözlerle baktım.Bir daha yaklaşıp " hani şu söz zamanı sevgilim var demiştin o Gülse değil de mi?" "yuh" deyip kafasına bir tane yapıştırdım. "oh çok şükür deyip annemle onlara doğru gittiler. Gülse de Mert 'i gördüğünde şaşırmıştı. Kesinlikle kardeşim farkında olmasa da Gülse onu tanıyordu. Muhtemelen hoşlanıyordu da kızaran yanakları ve ışıl gözleri onu ele veriyordu. Fark ettiğim bu bilgiyi şimdilik kıvırcıkla paylaşmayı düşünmüyordum. Bizimkiler etrafı süslerken Selim Dilara ve ailesi de kapıdan girdiler. Dilara resmen yürümüyor uçuyordu. Bu haberi yıllardır bekliyordu. Selim ve ailesi herşeyden habersiz selamlaşarak içeri girdiler . Dilara kızların yanına geçip süslemelere yardım etti. Babam, Nazım amca , Selim ve ailesi bu güzel haberi bilmedikleri için şaşkındılar. " kimin doğum günü yahu biz hediye de almadık " Annem onlara gülerek yaklaştı. " Abi doğum günü degil merak etme. Çok şükür yine eski günlerdeki gibi yanyana olmamızı kutlayalım dedik. Eee kızlarda süslemek istedi" Annem cidden bu işlerde ustaydı ben bile dedikerine inanmıştım.Birlikte masaya geçtik. Mert ve Gülse çay servisi yapıyorlardı. İkisi de halinden memnundu. Azra ve Dilara tabakma işini yaparken ben ve Selim de tabakları masaya taşıyorduk. İkimizde sessizdik. Hep birlikte oturup sohbet eşliğinde güzel bir gece geçiriyorduk.Annem arada Mert'i uyarıyordu. Çocuk cidden aşıktı. İstemeden olduğuna emindim. Gülse her güldüğünde dalıyordu. Bizim şebek olgun bir aşık mı olurdu yoksa cıvık bir aşık mı bilemiyordum.Umarım ikisininde mutlu olacağı bir karar verebilirlerdi. Gecenin sonunda Dilara Selim'in önüne bir hediye paketi koydu. Selim şaşkınlıkla etrafına baktı. " hayatım yanlışlık oldu sanırım benim doğum günüme daha çok var?" " yanlışlık yok canim senin için" " güzelim yıldönümü falan mı vallahi özür dilerim unuttum sanırım" arkadaşımın bu haline gülmeden edemedim. Dilara'nın gözlerinin içine bakıyordu. " artık açsan" " sen böyle ağlamaklı bakınca kendimi kötü hissediyorum bitanem " diyerek ayaklanıp sarıldı karısına. İmrendim onların bu güzel hallerine. Belki birgün bizde böyle oluruz diyerek ümit etmekten alamadım kendimi. Dönüp Azra'ya baktığımda oda aynı şekilde onları izliyordu. Dilara Selim'i kendinden uzaklaştırıp gözlerini sildi " lütfen aç şunu artık" dediğinde Selim paketi alıp açtı ve öylece içine baktı. Ben bile merak etmiştim içinde ne var diye. Elini içine koyup kaldırdı ve küçük bir Beşiktaş forması tutup kaldırdı.Yok bu odun anlamadı kesinlikle hepimizin ortak fikri aynıydı. Dilara sitem ederek " Selim Allah aşkına bu küçük formayı kim giyebilir?" " Anca bir bebeğe olur bu. İyi de ben bunu ne yapayım?" Hepimiz hayretler içinde onu izliyorduk. Babamlar kendilerini tutamayıp kahkahayı patlatınca Selim onlara döndü. Sonra tekrar Dilara'ya . " bebek mi?" Dilara gözyaşlarını tutamayıp kafasıyla onayladı.Selim bildiğin şok geçiriyordu. Önce Dilara'ya sarıldı ardından tekrar sordu " hamile misin?" " evet" Tekrar formayı tutup baktı ve sandalyesine oturdu.Kolunu yüzüne tutup ağlamaya başladı. Vay be bizim Selim baban oluyordu.Önce ailesi sarılıp tebrik etti sonra herkes teker teker sarıldı en sona ben kalmıştım. İçimde hiç tereddüt kalmadan ona doğru gittim. Tam karşısında durdum ve birbirimizin gözlerinin içine baktık. Aynı anda birbirimize sarıldık. " tebrik ederim kardeşim . Allah sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin." Aynı içtenlikle " inşallah kardeşim darısı başına " Ardından Dilara ya da sarılıp tebrik ettim. Böylece sevdiklerimle güzel bir gün daha geçirmiş ve unutulmaz anılar edinmiştik. . . . Sonraki gün yine sokakta Suat ile karşılaştım. Ona doğru yürüdüğümü gördüğünde kaçmak yerine bu sefer bekledi. Demek beyefendi de sevdiği kadını korumak adına dün korkak gibi kaçmıştı. " ooo Suat bey bugün kaçmıyorsun." Pişkince kafasını dikti sanki hiç suçlu değilmiş gibi. " konuşmak isteyeceğini düşündüm eşim hamile onun üzmene müsade edecek değildim. Şimdi yalnızım buyur ne diyeceksen de" "tabi ya bir senin karın değerli değil mi? Başkasının sevdiği ,kızı çokta umrunuzda değil." " Bak üzerinden çok zaman geçti şimdi bunları konuşmanın bir anlamı yok. Hem kız herşeyi kabullendi şikayet bile etmedi. Sana ne oluyor. " İyice deliye bağlamıştım bu aralar . Bunlar nasıl pişkin insanlar . " elimi koluna attığım gibi inşaatların olduğu tarafa doğru sürükledim. Bez parçası gibi peşimden sürükleniyordu. İnşaat kumunun üzerine doğru savurdum. Yere düştüğü hızla toparlanıp avucuna kum doldurduğu gibi bana attı. Sen kimsin be oğlum senin yapacağın her hamleyi önceden kestirmeyecek adam mıyım? Önce bir yumruk attım çenesine doğru ve tekrar kumun üzerine serildi. Üzerine doğru yürüdüğümde tekme atmaya çalışırken sağ bacağından tuttuğum gibi çevirdim. Üç yüz altmış derece etrafında dönüp kendini korudu. Yok olacak gibi değildi nefes aldırmadan dayak atacaktım yoksa bunun akıllanacağı yoktu üzerine çıktığımda sağlı sollu yumrukladım. Arkamdan birinin kollarımı tuttuğunu farketsemde bırakmadım.Ellerimi boğazına sardığımda morardı suratı. Arkamdaki kişinin Selim olduğunu anladım resmen kolumu koparmıştı. Ellerimi gevşettiğimde öksürerek toparlandı. "oğlum manyak mısın ? Öldürecektin " " gebersin it oğlu it." " kız kabullendi diyor bana ne oluyormuş.? Ulan sen hamile karın üzülmesin diye dün yol değiştirdin. Aynı şey senin karının başına gelse ha. Yaptığınız şerefsizliği birisi de seninn karına yapsa" " o benim karım. Peki sen hangi sıfatla onun adına hesap soruyorsun. Geç kalmadın mi hesap sormak için ?" Ona doğru atıldığımda Selim önüme geçerek engelledi. " Suat defol şurdan gözüm görmesin . Zaten sana karşı acayip doluyum. Hepiniz birlik olup Murat'a ve Azra'ya neler yaşattınız. Azra böyle olmasını istemese emin ol hepiniz içerideydiniz şimdi." Ağzındaki kanı koluyla silip yanımızdan geçip gitti. Bu olanlara hala inanamıyordum. Ben gerçekten neden bu kadar geciktim. "ulan Selim bana o zaman söyleseydin bu kadar gecikmezdi hesaplaşmak." " böyle olmasını Azra istedi. Kolay değildi onun için birde toplum baskısı ile yaşamak istemedi. Çok gençti korktu ve bende ona saygı gösterdim. Emin ol bende çok isterdim bu şerefsizler de cezasını çeksin.Kardeşimde tedavisini tamamlayıp cezasını çekerdi . Böyle bir ömür kendine ceza vermezdi." Ona hak vermiştim. Selim'in arabasına binip uzaklaştık mahalleden.Her zamanki tepeye geldiğimizde ikimizde sessizce inip esen rüzgara karıştırdık düşüncelerimizi. Ordan Selim içmeye gidelim dediğinde tövbe ettiğimi ve içmediğimi söyledim. " bende tövbe etsem iyi olur artık aile babası olacağım." " şaka maka baba oluyorsun oğlum nasıl bir duygu?" " ne bileyim oğlum bende anlamıyorum ki henüz ama Dilara zaten uzun zamandır hastaydı. Sürekli uyuyordu midesi bulanıyordu. O kadar ümidi kesmiş ki kadın farkında bile değilmiş belirtilerin. Meğer üç aylık olmuş bizim oğlan ." diyerek güldü. " ne malum oğlan belki de kızdır." "rüyamda gördüm Batuhan'ı" "yuh adına kadar mı?" Karşılıklı gülüyorduk. " Vallahi çok uzun zaman önce gördüm beni bekle babacım yakında hep yanında olacağım diyordu . Demek nasipte şimdi gelmek varmış." İki tövbekar kafa kafaya verip muhabbet ettikten sonra tekrar arabaya binip mahalleye gitmek için yola koyulduk. Mahalleye girer girmez Selim'in telefonu çaldı. " yanındakini al ve parka gel" diyen Sıla ile geldiğimiz yerden tekrar dönüp parka doğru gittik. Gece geç saatlerde ne işi vardı bu kadının parkta. Kesinlikle bir iş dönüyordu. Arabadan inip karanlıkta parka doğru gittik Sıla simsiyah giyinmiş elinde bir fener ile bizi bekliyordu. Yanına doğru gittik. " hayırdır gece gece " " yeter artık kimseyi sıkıştırıp durmayın. Ne bilmek istiyorsun Bora efendi sor hepsini söyleyeceğim yettiniz artık." Hayret bu niye şimdi durduk yere itirafçı oldu anlayamıyordum.Madem konuşacaktı en baştan anlat dedim. " ben seni gerçekten sevmiştim çıktığım diğer çocuklar gibi değil sana tutulmuştum ben.Daha o zamanlar farkındaydım Azra'nın sana olan duygularının sonra seninle sevgili olduk. Seninde Azra'ya değer verdiğini farkettim. Olabildiğince ondan uzak tutmaya çalıştım ama sen benim sevgimin kıymetini bilemedin ve ayrıldık. Bunun sebebini Azra olarak görmedim hiçbir zaman ta ki Murat gelip seninde ona karşı duygularının olduğunu söyleyene kadar. Dedim ben seninle olamadıysam o dünkü sümüklü çocukta olamayacak. Zaten Murat ta sümsüğün tekiydi. Ha bu arada Selim vallahi kardeşin bildiğin saf yahu ne desek inandı. Senin gibi kurnaz adamın kardeşi salak olmuş" Tavrı konuşması sinirlerimi iyice bozuyordu. " Sıla zorlama istersen sizin gibi karakterisiz insanlarla baş etmek kolay değil. Şimdi adam gibi anlat" " neyse komiser sende çok masum sayılmazsın nasılda üstünü örttün olayın tabi kardeşin söz konusu olunca.- " daha fazla konuşmasına müsade etmedim amacı bizi birbirimize düşürmekti anlaşılan. " sabrımı zorla mı Sıla sende gerçek suçlularin kimler olduğunu biliyorsun şimdi durum tespiti yapmak yerine olayı anlat." "emrin olur Bora sen yeterki iste. Bu akşam istediğin herşeyi vereceğim sana bakalım uyuku girecek mi gözüne " lafları beni gersede tavrımı bozmadım. "işte plan yaptık cinsel gücü tetikleyen birde ilaç verdik bizim Murat'a eee artık gerisini biliyorsunuz. Çocukta halletmiş işini " pis pis sırıtmasıyla deliye döndüm. Saçlarını elime doladığım gibi önümde diz çöktü. Hala gülüyordu. " Sıla ben onları buldum. Saldırmış evet ama düşündüğün şeyi yapmamıştı. Gözlerimle gördüm . Çok içtiği için sızıp kalmıştı." Selim'in sözleriyle gülmesi kesilip çenesini sıktı. Selim kolumdan tutup çektiğinde bende onu bırakıp uzaklaştım. Arkamızı dönüp giderken bağırdı. " peki Selim okulun ordaki metruk binada sıkıştırdıklarında da onu kurtarabildin mi?" ikimizde hayretler içinde ona döndük. "ne?" Bilmiş bilmiş kafasını sallayıp gülümsüyordu. "Suat Naim ve Metin onu okul çıkışı sıkıştırmış Azra nasıl anlatmadı. Eee Murat'a verdin sıra bizde diye." İkimizde şok olmuştuk. " yalan söylüyorsun sadece yolunu kesip laf atmışlar mektuplar yazmışlardı. Oda rahatsız olduğu için okuldan ayrıldı." Selim'in dediği ile rahatlasamda onun sözleri içimi parçalamıştı. " eee kız nasıl desin üç kişi üstümden geçti-" Bu sefer kimse bunu elimden alamazdı. Hızla üzerine yürüdüm ve attığım tokatla yere yapıştı. Hayatım boyunca ailemin mesleğimin getirisi karakterimden ödün vermeden yaşamış ben ilk defa bir kadına el kaldırıyordum. Şuan silahım olsa düşünmeden kafasına sıkardım. Demek insan böyle katil oluyordu. Böyle haysiyetsiz insanlar yüzünden. Selim'in beni tutmasıyla kalktığı gibi koşardım uzaklaştı. Bende olduğum yerde yığılıp kaldım. Selim olmadı öyle birşey dese de içim açıyordu. Ona bu kötülüğü yaptılarsa yemin olsun hiçbirini yaşatmazdım. " Selim ne yap et Azra ile buluştur beni " Biraz düşündükten sonra Dilara'yı aradı. Dilara onu alıp buraya getirecekti. Onu beklerken zaman geçmek bilmedi. Parkın girişinde Azra Gülse ve Dilara yı gördüm. Selim Dilara ve Gülse ile ileriye doğru gidince Azra ile karşılıklı bakışır halde kaldık. " gece gece neler oluyor yine Bora dedektifliğe soyulmuşsun bu aralar" " Azra bugün Sıla birşeyler dedi.Herkes zaten birşeyler diyor artık delirmek üzereyim. Ben bu insanların cezasız kalmasına dayanamıyorum. Ben bunların hepsinin yalan olmasını ve senin bunları yaşamadığını duymak istiyorum " AZRA Bora yine geçmişi kurcalıyordu. Benim unutmak istediğim yıllarca yok saydığım,babamı ailemi korumak istediğim mevzuyu o yeniden gün yüzüne çıkarmaya çalışıyordu. Bana iyilik yaptığını mi sanıyordu bu adam anlamış değildim. Arkamı dönüp gitmek istediğimde yeniden seslendi "Azra lütfen dur gitme. Öğrenmem lazım söyle bana ne olur ?" kurduğu cümle ile sinirle dönüp bu sefer ona doğru hızla adım atmaya başladım. Tam dibine gelip kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Gözleri yaşlarla dolu dolu yüzümü inceliyordu. Bakışından bile ne kadar acı çektiği belliydi. Ama bu umrumda bile değildi. Benim yaşadıklarımı o duymaya tahammül edememiş ve bir şekilde yalan olduğunu duymak istiyordu. Elimi kaldırıp hızla göğsüne vurdum ve ittim.Koca cüssesi boş bir kabuk misali savrulunca bir daha vurdum " senin yalan olmasını dilediğin herşey ve belki daha fazlasını ben yaşadım. Duydun rahatladın mı yüz başı?" Kafasını iki yanaa sallayıp inanmak istemez gibi gözlerini yumdu.Sonra ellerimi tutup beni kendine çekti öyle sıkı sarılıyordu ki kemiklerim kırılacak sandım . "özür dilerim çiçeğim koruyamadim seni çok çok özür dilerim" Kollarından kurtulmak istedim çırpınmaya başladım "Bırak Bora bırak . Sen vicdanını rahatlatmak için burdasın lanet olası vicdanını.... Rahat ol senin suçun yok. Senle alakası da yok. Benim hayatım benim sorunum benim travmam senlik birşey yok" Benden biraz uzaklaşıp yüzümü inceledi tüm duygularını gözlerinde yaşıyordu. Gözlerinden akan yaşlarla önümde diz çöktü ve belime sarılıp kafasını karnıma yasladı.O panikle ellerim havada öylece kalakaldım. " senin diye birşey yok. Bunu çok uzun zaman önce anladım. Ben diye birşey de yok. Sen varsan varım.Sen yoksan yokum." Beni sevmesini dilediğim tek adam önümde diz çökmüş bana aşkını ilan ederken ben duygularımı yitirdim bir an " sana asla inanamıyorum. Tek derdin vicdanını rahatlatmak . Şimdi bırak defolup evime gideyim. " Usulca ellerini çözdü ve başını önüne eğip sessizce bekledikten sonra "sen benim alın yazımsın çiçeğim. Bugün olmaz yarın olur ama birgün elbet olur. Ben hep o günü bekleyeceğim"....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE