AZRA
İnsan yaz günü üşür müydü? İçimdeki titremeler dışardan farkediliyor muydu? Neden,niçin .....diye bir sürü soru ile kendimi teskin etmek istemiyordum .Bende yorulmuştum artık yıllarca savaştığım herşeyden.
Şimdiki aklım olsa gerçekten herkes cezasını çeksin isterdim. Ama o zamanlar çocuktum ve korktum. Hem görünürdeki tek suçlu
Murat 'tı. Ama ben onu nedense hep aklarken buluyordum zihnimi. Murat ve ben sadece birer kurbandık. Selim abi onun kendine hayatı nasıl zindan ettiğini anlatmıştı. Hatta birde fotoğraf vardı yaşadığı evin. Kendi hapishanesi ,kendi mahkemesi ile vicdanını rahatlatıyordu. Oysa ben bir zamanlar onu suçlarken şimdi onunda ben gibi masum olduğunu anlıyordum. Aldığı maddelerle geçici olarak beyin fonksiyonları kullanım dışı kalıyordu. Kendine geldiğinde ki hali gözümün önüne geliyordu. Defalarca tedavi olduğu klinikte öldürmek istemiş kendini. Birgün kesinlikle onunla karşılaşmalı ve ona bu kadar cezanın yeterli olduğunu söylemeliydim.
.
.
.
Annemlere bu gece Selim abinin olmayacağını ve Dilara ile kalacağımı söylemiştik. Şimdi üç kız oturmuştuk. Dilara Selim abi ile konuştuktan sonra beti benzi solmuştu.
" Dilara korkutuyorsun beni bu ne hal Allah aşkına kime ne oldu?"
huzursuz hali ile kıvranıyor bir şeyler diyecek gibi oluyor susuyordu.
" söyle söyle kıvranma ne oldu? Bora ya mi bişey oldu?"
Kafasını iki yana salladı ve bir anda bir hıçkırık koptu ağzından. Hemen yanına gidip sarıldım. Allah korusun yıllardır beklediği haberi almışken bizim yüzümüzden bebeğine birşey olursa kendimi affetmezdim.
" yapma böyle ne olur bak mucizemize birşey olacak korkutma beni" diyerek elimi karnina koydum. Sihirli bir kelime gibi yetmişti ona mucizesi. Elleriyle gözyaşlarını silip Gülse'yi işaret etmişti.
Evet artık kim neyi ne kadar biliyor saklamaktan bıkmıştım.
" Inan artık yoruldum. Bir kısmını biliyor Gülse . Sende ne diyeceksen de"
" merak etme abla sen demesende o kriz geçirdiğin gün anladım ben . Hiç kimseye bişey demek zorunda değilsin. "
Anlayışlı kardeşime gözlerimle teşekkür ettim. Konuşmak şuan için kelime israfıydı benim için.
" Sıla senin başkaları tarafından da saldırıya uğradığını söylemiş." Söylerken zorlanması beni şok etti. Nasıl bir saldırıdan bahsediyordu acaba? Benim şaşkınlığımla yüzü aydınlandı biran ." biliyordum yalan " diyerek boynuma doladı kollarını ve ağladı.
" Şişt sakin ol lütfen cidden korkutuyorsun beni bişey olacak."
İnsanın böyle güzel dostlarının olması ne güzeldi.
" Kastettiğin cinsel bir saldırı ise öyle birşey olmadı. Sürekli kitaplarımın arasında notlar buldum yada sıramın altında .Evet benim yolumu kestiler sıkıştırıp Muratla yaşadığım şeyi onlarla da yaşamam gerektiğini söylediler .Hatta okulun ordaki harebeye götürmek istediler kaçtım ve yeni yapılan sitenin güvenliği farkedip onları kovdu sonrada beni mahalleye bıraktı. Sonrasında da okuldan ayrıldım zaten." Konuşmam Dilara'yı rahatlatırken Gülse'yi yıkmıştı.
" Gülsem Murat malesef arkadaş kurbanı olmuştu. Beni sevdiğini bildikleri için kullanmışlar madde ve alkol bağımlısı olmuştu. Zaten onları aldıktan sonra bana saldırdı. Başta hiç korkmamıştım. Beni kaçırdığı halde tavrı eskisi gibiydi. Kıyamadığını biliyordum. Ama sonra yanında getirdiği uyarıcı maddeleri içti. Bilincini kaybedince de saldırdı ama sonunu getiremeden sızıp kaldı." Gülse'nin gözyaşılarına kıyamıyordum yaklaşıp sarıldım. " yani bişey yapmadı demi?"
Şakaya vurmaktan başka çarem kalmamıştı.
" hayırdır kız kaynana gibi çarşaf mi istecekesin evlendiğimde?" koca gözlerini devirdiğinde " merak etme o iş olmadı" dediğimde sitemvari bir sesle "ablaaaa" .
Biraz durduktan sonra bir aydınlanma yaşadım ne yani Bora bu yüzden mi o haldeydi. İnanamıyorum adam benim birden çok kişinin tecavüzüne uğradığımı mı düşünüyordu? Bu olayı düzeltmek nasıl mümkün olacaktı bende artık bilmiyordum.
Ama onun ne kadar acı çektiğini görüyordum sanırım arasam iyi olurdu.
Dilara dan kocasını aramasını istedim.
Telefonu bana uzattığında alıp odaya geçtim. Bora teleofnun diğer ucunda benim gibi sessizdi. Bir süre sessizce birbirimizin nefesimi dinledik.
" Sıla sadece senin canını yakmak istemiş "
Derin bir nefes aldı.
" çok şükür. Sen iyi ol yeter."
Bişey diyemiyordum. Yine karşılıklı sessizliğe gark olduk.
" Yarım sabah Ağrı'ya gidiyorum. Hakkını hellal et uzun süre dönmeyeceğim. Hudutta olacağım telefon da çekmez ."
Ne desem bilmedim bir sevgilinin vedasından çok arkadaşına veda gibiydi.
" Helal olsun sende helal et.Allah'a emanet ol."
" helal olsun sende Allah a emanet ol Azra keşke birbirimizi dinlemeyi öğrenseydik bu kadar geç kalmasaydık. Olur da ölürsem içimdeki en büyük ukde sana inandıramadığım sevdam olurdu."
İnandım desem yıllardır ondan kaçtığımdan hiç benimde inanasım gelmiyordu. İnanamadim desem yaşadığımız zamanlarda hissettiğim o duygulara ihanet etmiş olurdum. Biz cidden neden birlikte olamıyorduk. Bu kadar mı zordu kavuşmak.
" bir önemi yok bunların artık yolun açık olsun . İyi geceler" diyerek kapattım telefonu.
Böylece yine bize kalan hasret oldu.
.
.
.
Sonraki gün Güneş teyze ve annemle oturuyorduk. Yine oğlu göreve gitti diye üzgündü. Annemde her zamanki gibi onu teselli ediyordu. Gözlerim Mert'e takıldı bi an.
Bildiğin hayran hayran bizim kızı izliyordu. Arada Gülse de kafasını kaldırıp ona bakıyor ve gözlerini kaçırıp duruyordu. Vallahi bunlar birbirinden hoşlanıyordu . Düşündüklerimle yüzüm nasıl güldüyse annemin dikkatini çekmiş.
" Azra sen niye öyle kendi kendine gülüyorsun?"
" hiç annem aklıma Dilara geldi de."
" ay çok şükür yavrumun da yüzü güldü. Dilara çok güzel bir anne olacak."
Annemin sözüne bende katıldım.
" hemde nasıl güzel anne olur canım arkadaşım."
Güneş teyzenin bakışları beni buldu. Anlayamadığım bir ifade ile bakıyordu.
"Siz yabancı değilsiniz Sezen yıllardır içimi yakıp kavuran bir şey var. Evladım yıllardır bana küskün . Bora'mın elinden yıllar önce mutluluğunu aldım." dedikleri ile ağlamaya başladı. Annem de enaz benim kadar şaşkındı. Mert kalkıp annesinin yanına gitti. Elinden tutup destek oldu. Biz öylece bakıyorduk. Annem " nasıl mutluluğunu elinden aldın kardeşim ne diyorsun?"
Gözyaşlarını silip önce benimle göz göze geldi ardından söze girdi.
" ben yaşı geldi evlensin çok istiyordum. Bora uzun süre görevdeydi geldiği gibi Istanbul'a yerleşti. Dedim burda bir yuvası evladı olursa hiç değilse evladım işi dışında da hayata tutunmak için bir sebebi olur. Bir zamamlar Sıla ile görüşüyordu. Sonra ayrılmışlardı. Nedenini hiç sormamıştım. Bir gün Sıla geldi dedi ki Bora'yla biz çok aşıktık sırf göreve gidiyor diye terk etti beni olurda dönemezsem diye. Dedim evladım madem aşkından böyle vazgeçmiş bende yuvasını kurayım. O aralar şekerim ara ara çok sıkınca hastanelik oluyordum. Bunu da biraz kullanıp onu evlilik fikrine alıştırmak istedim.Sonra kız istemeye gideceğimizi söyledim gelmedi ama biz istedik yinede ailesi de verdi. Sonraki hafta küçük bir söz yapalım dedik aile arasında . Bizim ev küçük sizin bahçede yapalım dediler bilirsin pintilikte kimse onlara yetişemez. Dedim olsun evladım mutlu olsun yeter.Bora sertti ama asker adam ardından bir kadın , çocuk bırakmak istemiyor dedim kendimce.Sonra hastalık bahanesi ile çağrıdık ve direkt kendi nişanına geldi. Kapıdan dönecekti çok sinirlendi. Dedim gir içeri yüzükler takılsın sonra ne yaparsan yap kızı da bizide rezil etme. Sonra zoraki içeri girip yüzükleri taktık. Misafirler dağılınca yüzüğünü çıkarıp nişanı bozduğunu söyledi. Kime nasıl açıklarsanız açıklayın dedi. Şaşırıp kaldım. Bir süre sonra yıkılmış oğlum geldi eve ağladı saatlerce dizimde sevdiği varmış Sıla fotoğrafları ona göstermiş kız Bora'yı terketmiş. O gün Bora benden uzaklaştı. "
Her cümlesi beynime kazındı.
" sevdiği varmış " derken yüzüme baktı. Allah'ım ben Bora'ya nasıl bir haksızlık ettim. Nasıl yollarımızı yıllarımızı ayırdım.,Ben nasıl bu kadar güvensiz oldum ona? Kimseye bişey demeden odama geçtim kapıyı kapatıp hemen telefonumu aldım. İnşallah henüz ulaşabileceğim bir yerdeydi. Hemen Dilara'dan numarasını istedim. Sorgusuz sualsiz yolladı. Aradım ama ulaşılamıyordu. Bir daha denedim . Yok yine aynı ses " aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor daha sonra tekrar deneyiniz"
lanet olası deniyorum deniyorum olmuyor . Geciktim işte o ulaşılamayacak bir yerdeydi demek ki. Çaresizlikle yatağıma düşermiş gibi oturdum.Dizlerimde takkatim kalmamıştı.
Gülse kapıyı aralayıp kafasını uzatıp bana baktı. Çekiniyordu içeri girmeye. " gel " dedim
" gel de aptal ablana sana ben bile o yapmaz birkez olsun dinle demiştim de."
yanıma oturup ellerimi tuttu.Abla yapma böyle olanla ölene çare yok . Sende böyle olsun istemezdin.
" aradım ulaşamadım. Gülse hudutta telefon çekmez günler belki aylarca ulaşamayacağım. Ya ona geç kalırsam. Gitmeden olurda ölürsem en büyük ukdem seni inandıramadığım sevgim olur dedi. " Ağlamak dövünmek istiyordum ama nafile hiç birşey kar etmiyordu. Giden gitmişti. Umarım sağ salim döner ve bende ona kendimi affettirebilirdim.
" üzülme ablam en kısa zamanda dönecek gör bak."
İnşallah demektan başka çare mi vardı? Ne güzel temenni aslında. " Allah dilerse olur" " Allah dilerse döner . Allah dilerse kavuşuruz."
İçimden duaya durdu yüreğim ; ne olur bizi birbirimize yazmış ol Allah' ım. Bana ömür diye biçtiğin vakti onunla sonlandır .
.
.
.
Selim abi sayesinde Tuğra'ya ulaşmış ve ondan bilgi almıştım. En az bir ay dönmezmiş telefon olan bölgeye. Ama istersem ona mektup yazabilirmişim. Döner dönmez okursa beni ararmış . Tabi bu fikri de bana Tuğra'nın eşi Elif vermişti.Meğer onlarda bi ara kırgın ayrılmışlar ve ulaşamayınca mektup yazmış. Döner dönmez okuduğu gibi ilk işi onu aramak olmuş .Aslında iyi fikirdi . Konuşmak yerine yazmak belki daha rahat yazardım ona.
Bora'ya
sana hitaben nasıl başlasam bilemedim şimdi. Bana kırgın gittin ya bende ardından hayata kırgınım . Annen sen gittikten sonra nişan olayını anlattığında tüm kırgınlıklarıma biraz daha ekledim.Sana güvenmediğim için kendime kırgınım.Seni dinlemediğim için . Sen benimle konuşmak için çırpınırken ben seni yok saydığım her an için kırgınım kendime . Seni ardımda bırakıp aramıza yollar yıllar koyan bana kırgınım . Yoruldum Bora çok yoruldum. Geçmiyor kırgınlıklarım hepsi yük oldu omzuma . Taşıyamıyorum. Ulaşmak istedim sen gitmeden enazindan biraz olsun hafiflesin yüküm dedim. Ulaşamadım. Diyemedim ki sana Çiçeğinin kanatlarını küçükken kırdılar . Güvenmez ki kendinden başka kimselere . Ama sen hiç kimse değildin ki . Sen benim Yüreğimin sahibiydin...Affet demeye dinlim varmaz ama kalemim yazar. Sende güzel kalbinle affettiğini söylersin belki birgün . Ela gözlerine bakıp bende sana seni ne kadar çok özlediğimi söylerim . Senin umuduna sarılıyorum bu aralar. Sen benim kaderimsin. Elbet birgün kavuşuruz....
.
.
.
Günler günleri kovalarken herkes hayatına devam ediyordu. Gülse artık tamamen Ankara'ya yerleşmişti.Mert benimle İstanbul'a gelmişti. Çok başarılı bir çocuktu. Son sınıfta olmasına rağmen katıldığı bir çok proje sayesinde şimdiden bir çok teklif almıştı. Çok başarılı bir mühendis olacağından emindim. Ev arkadaşları ile anlaşamayanca yanımda kalmasını teklif ettim. Hem ev işiyle de uğraşmazdı. Yatılı yardımcım vardı. Evim iki katlı şirince bir evdi . Çok büyük olmasada güzel bir bahçesi vardı. Alt katta sadece iki oda vardı birinde yardımcım kalıyor diğeri ise misafir odasıydı. Mert gelince evi çok beğenmiş ve teklifimi kabul etmişti. Misafir odasını onun için hazırlamıştık. Artık bir kardeşim daha vardı. Hem Bora'nın emanetiydi. Allah'ım çok özledim Bora'yı. Ela gözlüm ne olur biran evvel dön . Ben sana daha kendimi affettireceğim. Dilara ve Elif'in mutluluğunu imrenerek izliyordum. Elif ikinci çocuğuna hamileydi ve Tuğra eşini pamuklara sarıyordu. Artık uzun süreli görevleri kabul etmiyordu. Tam aile babası olmuştu. Selim abi zaten Dilara'nın yerine tüm hamilelik stresini yüklenmişti. Adam zaten aşıktı şimdi mecnun olmuştu. Evde bir bardak dahi kaldıramasına izin vermiyordu. Bora ile bizimde bir gün onlar gibi bir yuvamız mutluluğumuz olsun çok istiyordum.Bu aralar baya efkarlıydım . Neredeyse iki ay olmuş ama ses yoktu.Belkide Bora beni affetmek istemiyordu. Mektubumu okumuş muydu?
Çalışma odasının kapısı aralandı ve içeriye bir kıvırcık kafa uzandı. Bakışları Bora'yı andıran Mert.
" sürpriz saati değil ama sana bir sürpriz var aşağı inersen."
Allah'ım ne olur bu sürpriz Bora olsun. Yüreğim titreyerek kalktım. Yok canım ne yüreği bildiğin dizlerim. Hatta gözlerim. Çizim yaptığım kalemi kağıdın üzerine koyup masadan destek alıp kalktım . Odadan çıkıp merdivenden indim. Bütün ailem aşağıdaydı ama Bora yoktu. Şaşkınlığıma üzüntü ekledim.
" ay kız şok geçirdi.Yavrum iyi ki doğdun" diyen annemle aydınlandım. Tabi ya benim doğum günümdü.Annem, babam, kardeşim Güneş teyze ,Haluk amca ve Mert. Gülümseyerek yanlarına gidip tek tek hepsine sarılıp teşekür ettim. Yardımcım elinde pasta ile içeri girdi ve masaya koydu.
" dilek tutmayı unutma kızım"
diyen Güneş teyzeye göz kırptım. Tabi diyemedim kadına tek dileğim oğlun diye .
Birlikte çay içip pasta yerken herkesin keyfi yerindeydi. Babam açın televizyonu da haber izleyelim deyince Mert hemen yerinden fırladı. Bu haline Gülse bıyık altı gülerken bana yakalandı. Hemen gözlerini kaçırdı . Vardı bunlarda bı haller yakında öğrenirdim. İlla ki bu iki şaşkından birini sıkıştıracaktım. Babam haber kanallarını karıştırıyorken birden son dakika haberi diye anons geçince hepimizin odağı oraya kaydı.
" Alınan son bilgilere göre Ağrı Doğubeyazıt'ta yapılan operasyonda Türk askerleri terör örgütünün kurmuş olduğu tuzağa düşmüş iki şehidimiz var. Ve malesef ki bir rütbeli asker esir düşmüş. İsimleri henüz belli olmayan askerlerin bilgileri bize ulaştığında sizlere bildirmek üzere tekrar karşınızda olacağız. Başın sağolsun Türkiyem."
Ezberlemiş cümlelerle sunulan ruhsuz haber anonsu dinlerken hepimizin aklında tek kişi vardı. Kim ölse canımız yanardı ama onlardan biri Bora ise ......... Bu düşüncelerle etrafımdakileri izledim.Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. On dakika önceki neşemiz kursağımızda kalmıştı. Dakikalar saniyeleri kovalarken telefonumu aldığım gibi Elif'i aradım.
"Elif Tuğra evde mi?"
"Evde canım hayırdır inşallah?"
" Bora'nın olduğu yerde şehitler var isimleri belli değilmiş. Öğrenmem lazım o var mı içlerinde?"
Elif'in ahhhh diyen acılı sesine Tuğra telefonu aldı ve bilgi alıp bana döneceğini söyledi.
Mutfakta bildiğin volta atıyordum.Tekrar televizyondan gelen sesle salona koşturdum.
Genel kurmay başkanı telefonla bağlanıp açıklama yapıyordu. Önce şehit erin adını ve memleketini,ardından şehit olan subayın adını ve memleketini söyledikten sonra ses tonu sertleşerek terör örgütüne mesajını iletti. Rütbeli bir askeri yaralı olarak esir aldıklarını ve bunun kalleş bir plan olduğunu ordunun içindeki köstebeklerininde ifşa olduğunu söyledi. Rütbeli askerin ismini vermek bu aşamada doğru değil diyerek yayından ayrıldı.
Evet şükür ölmemişti ama bu seferde ismi verilmeyen rütbeli kimdi? Yaralı esir düştüyse kesin ölmüştür. Hoş ölmese bile öldürülecekti kim bilir ne işkencelerle . Allah'ım bu nasıl bir doğum günü . Ben daha ne acılar çekecektim. Ben bu kadar güçlü değilim Allah'ım ne olur sınavım bu kadar çetin geçmesin.
Telefonum çalınca mutfağa geçip açtım. Tuğra ses tonundan bile anlayacağım haberi vermek için kelimeler kuruyordu.
" esir düşen o mu?". diyebildim.
" üzgünüm " .
İçimde nasıl bir volkan patladi bilemiyordum. Avazım çıktığı kadar bağırdım.
" ahhhhhh ahhhhhhhhhhh" Olduğum yerde diz üstü düşüp haykırdım . İçerdekiler sesime koşup geldiler.
" kızım ne oldu korkutma beni yavrum "
Annemin gözlerinin içine baktım.
" anne daha ona kendimi affettirecektim. Bizim hikaye yine yarım kaldı."
Dediğimde bişey anlamayan annem öylece bakıyordu. Güneş teyze telefonumu elimden alıp baktı. Tuğra ile konuştuğumu anlayınca .
" Esir düşen Bora mı?"
Öylece bana bakıyordu.Kafamı salladığımda aynı feryadı o da kopardı. Evde süren matem havası telefon trafiğine döndü. Hızla hep birlikte yola çıktık. Ben arkada annemin dizine kafamı koyup ağlarken annem saçlarımı okşayıp kadersiz kızının yarım kalan sevdasına ağlıyordu. ...