Alarmın çalmasıyla güne gözümü açmak yerine iç çekerek uykusuz geçen geceme selam çakarcasına tek hamlede yataktan kalktım. Pavlov'un köpeği gibi alarma koşullanmış,tüm gece gözümü bile kırpmamışken zil çalmadan şu yataktan çıkma vaktimin geldiğini anlayamamışım sanki. Oysa güneş doğmuş odam geceden kalma karanlk ve kasvetli halinden sıyrılmıştı. Bugünkü ruh halime inat mor ve beyaz renklerin hakim olduğu odama iç geçirerek banyoda günlük işlerimi halledip dolabımdan giyebileceğim rahat bir kıyafet giyip saçlarımı sıkı bir balerin topuzu yapıp odamdan çıktım.
Ah Ankara ah çocukluğum , genç kızlığıla ilk adım attığım,en yakın dostlarımı ailemi arkamda bıraktığım ismiyle hüzünlenip aynı zamanda özlem duyduğum şehir..
Ben yaşadığım tatsız olaylardan sonra İstanbul'a halam ve babaannemin yanına gelmiş ve ailemi arkadaşlarımı ardımda bırakmıştım.
Babam Trabzon'da bir bankaya müdür olarak tayin isteyince onlarda çok sevdiğimiz mahalleye veda etmiş ve Trabzon'a yerleşmişlerdi. Şimdi ise kız kardeşim ve ben İstanbul'da kendimize ait evde yaşıyoruz. O burda okulunu okurken bende kendi emeğimle çabalayarak oluşturduğum kariyerime son hız devam ediyorum.
Babam ise emekli olduktan sonra doğup büyüdüğümüz mahalleye geri dönme kararı
aldığını açıkladığında geçmiş gözümün önünde film şeridi gibi geçmişti. Bir haftadır ruh gibi ertafta dolanıyordum. Atölyeye bile uğrayamadım. Asistan olduğum günden beri bu bir ilkti. Hasta olduğum için gelemediğimi söylediğimde iş arkadaşlarım bunun çok ciddi bir hastalık olduğunu düşünmüşlerdi.O yüzden herkes teker teker beni aramış ve geçmiş olsun demişti.Bugün ise ailem tam anlamı ile taşınıyordu. Gülse ile onlara yardım etmeye Ankara'ya gidiyorduk. Odasından ses çıkmayınca
"Gülse hazır mısın ?"diyerek kapısını çaldığımda tüm zerafeti ile ailemizin öğretmen adayı kardeşim kapıyı açıp sımsıkı sarıldı bana. Ailem içinde başıma gelenlerin bir kısmını bilen tek kişiydi Gülsem . Geçen yaz ağlayarak ben büyüdüm derdine ortak olamayacaksam kardeş olmayalım yeter artık diye sitem edip bu soğuk duygusuz halimin sebebini öğrenmek istediğini söylediğinde tüm ayrıntıları ile olmasada bir kısmını anlatmıştım . Şimdi ise o benim ablam gibi beni teselli eden olgun tavırları ile kendine hayran bırakınca bir kez daha Allah'a şükrettim. İyi ki kardeşim var , iyi ki Gülse'm var ailemin bana kazandırdığı en değerli varlık...
Birbirimize tebessüm ederek hafta sonu iki gün ailenizle kalacağımız için hazırladığımız küçük çantalarımızı alıp evden çıktık. Yol boyunca Gülse'nin neşeli sesi ile bende neşemi bulup bağıra bağıra şarkılara eşlik ederek yolumuza devam ediyorduk.
Bı ara canım kardeşim oturduğu yerden bana doğru gerdan kırarak Çelik'in şarkısına eşlik ederken ben direksiyon başında kahkahalara boğuluyordum.
Meyhaneci sarhoşum bu gece
Aşığım aşık çal bu gece
"Tak etti" canıma yalnız her gece
İçiyoruz yine bu gece
İçiyorum her gece
Her gece başka bir eğlence
İçiyorum gönlümce
Hayat güzel sevince
Patlat bir şarkı, koy bir kadeh
İçiyoruz yine bu gece
Her şeyi boş ver çal bu gece
İçiyoruz yine bu gece
İçiyorum her gece
Her gece başka bir eğlence
İçiyorum gönlümce
Hayat güzel sevince
İçiyorum her gece
Meyhaneci durma söyle bu gece
Aşkın asıl adı çilemi sence
Ne çilesi babam sanki işkence
İçiyoruz yine bu gece
Meyhaneci durma söyle bu gece
Aşkın asıl adı çilemi sence
Ne çilesi babam sanki işkence
İçiyoruz yine bu gece
İçiyorum her gece
Her gece başka bir eğlence
İçiyorum gönlümce
Hayat güzel sevince
Patlat bir şarkı, koy bir kadeh
İçiyoruz yine bu gece
Her şeyi boş ver çal bu gece
İçiyoruz yine bu gece
Deli kız kafam şişmişti ama Ankara il sınırına sonunda geldik.Babamı arayıp tam adres isteyip mahalleye doğru yola çıktık.Heryer değişmişti yada bana öyle geliyordu. Okuduğum lisenin önünden geçerken 15 yaşındaki Azra gözümün önüne geldi. ne hayaller kurardım. Okulun en başarılı ve gözde öğrencilerindendim hep savcı olmak isterdim bunu tüm öğretmenlerim bilir ve yardımcı olurlardı her konuda. Şimdi ise hobimi mesleğim haline getirmiş ünlü bir moda evinin tasarımcısı olmuştum. Başlarda asistan olarak girdiğim işe çizimlerim beğenildikce ve katıldığım tüm yarışmalarda derece aldıkça moda evi sahibi bunun bir fırsat olduğunu söyleyip kendi bünyelerinde tasarım yapmamı teklif etmişti. Böylece benim devrim baslamıştı. Üç yıldır bir çok defilede baş mankenlerin giydiği en beğenilen kıyafetlerin tasarımcısı bendim. Şimdiki hedefim sadece bana ait olan bir defile düzenlemek ve bunun için ciddi anlamda hazırlıklar yapıyorum . Ben herşeyi kendi emeğimle elde ettim hiç kolay olmadı bu kurtlar sofrasında ayakta durmak.
"abla bu parkı hatırlıyorum hiç değişmemiş" diyen Gülse'nin sesi ile hayal dünyamdan sıyrıldım. Gerçekten park olduğu gibi bizi karşılıyordu. Parkı geçtikten sonra sola sapınca bizim sokağa girmiş bulunduk. Bizim evin önündeki büyük kalabalık gözümü korkutsa da belli etmemeye çalışarak frene bastım. Annem, babam ,Haluk amca ve Güneş teyze tüm sıcaklıkları ile bize doğru yaklaşıyorlardı.
"aman Allah'ım bunlar benim çiçeklerim mi Sezen "diye anneme sorarken bize kucak açmışti. Annem onaylayınca daha ne olduğunu anlamadan tombik kollarının arasında buldum kendimi. "kuzum sen çok güzel bir kız olmuşsun. Daha küçükken belliydi. " beni bırakıp yanımdaki Gülse ye de aynı sıcaklıkta sarılıp "saçlarını öreyim mi Gülse'm " dedi. Gülse kıkırdayıp "olur teyzecim ama ben büyüdüm öyle renkli toka istemem" derken hepimiz ona güldük. Küçükken zenci hayranlığı olan Gülse beyaz tenli diye sinir olurdu ve ona çare bulamayınca saçlarını bari onlara benzesin diye Güneş teyzeye küçük küçük ördürüp renkli tokalar takardı.Güneş teyze hep bir kızı olsun istemiş ama her iki çocuğu da erkek olunca el mahkum başkasının kızlarını seveyim derdi.
Haluk amca da yaklaşıp aynı sıcaklıkla "hoş geldiniz kızlar " dedi. "hoş bulduk Haluk amca"
diyerek babamlar içeri geçerken bizde arkalarından içeriye doğru geçtik. Bahçe tam bir curcunayken üçüncü kattaki dairemize doğru merdivenden çıktık. Apartman tadilat görmüş bakım yapılmış yeni gibi olmuştu. Evimizin kapısından geçerken anılar canlandı yine gözümde.
"kızım akşam Bora abin görevden gelmiş su hazırladığım tabağı karşıya götürüver"
annemin günü vardı tüm kadınlar toplanmış kısır ıslak kek poğaça yerken dedikodu yapıyordu. Annemin elime verdiği tabağı alıp binadan çıkıp sokağın karşısındaki binaya girip evlerinin kapısına geldim. Heyecandan elim titreyerek zile bastım.Bir süre ses çıkmayınca kapıya vurmak üzere yumruğumu sıkıp tam vuracakken kapı açıldı. Bora üstünde sadece şortu ile duruyor bir eli kapıda diğerinde havlu saçını kuruluyordu.
Panikle gözlerimi kapatıp "B-bora abi çıplaksın diye haykırdım"
o ise kahkaha atıp dibine kadar girdi. "aç gözünü ufaklık ben çıplak değilim"dediğinde tek gözümü açıp kontrol ettim.
"ayyy Bora abi sen niye yalan söylüyorsun çıplaksın işte" diye bağırıp arkamı döndüm "
yine gülüp içeriye doğru giderken " cadı sen geç ben bı tişört giyim geliyorum" diyerek kapıyı ardına kadar açık bırakıp ortadan kayboldu.
Tedirgin adımlarla içeri girdiğimde tabağı mutfaktaki masaya bıraktım. Tabi içimdeki Bora aşkı onun bunları kuru kuru yemesine razı gelmeyince hızla çaydanlığı alıp su doldurdum ve ocağa koydum. Bora gelip masaya oturduğunda çekmeceden kaşık ve çatal alıp önüne koydum.
"Teşekkür ederim Azra otur lütfen keşke zahmet etmeseydin ben bişeyler atıştırırdım" derken onun yüzüne bakmadan "ne zahmeti sen onca yol gelmişsin ben karşı binadan getiremeyecek miyim?" dediğimde elini omuzuna koyup ona bakmamı sağladı. Gözlerimin içine bakıp şaşkın yüz ifadesiyle "sen benden utanıyor musun?"
"y-yok niye-e utanayım ki .Ama sende kapıya niye öyle çıkıyorsun ki kim olsa etkilenir. Bende ondan şey oldummmm..." Allah'ım neler diyorum elimi ağzıma koyup gözlerine baktım bunları kesinlikle söylememeliydim.
Yine aynı tatlı gülüşü ile tebessüm edip kolumu okşadı "insan abisinden utanır mi?"
Tüm bedenimi bir titreme aldı nereden abim oluyorsun annem mi doğurdu diye bağırmak istesemde engel olup dolan gözlerimle yüzüne bakmadan "sen benim abim olamazsın "dediğim gibi hızla evden çıktım.
.
.
.
Annem bizim odamızı gösterdiğinde şok üstüne şok yaşadım biz apartmanın en üst katında oturuyorduk ve kocaman bir terasımız vardı. Bizim odanın camı da o terasın içindeydi. Şimdiki hali muhteşem ötesi görünüyordu.Terası odamıza katmışlar ve ön duvar yerelere kadar camdan ve önünde bir çalışma masası bol ışık alanından hemde. Hemen yandaki duvara gömme kitaplık.Burda muhteşem çizimler yapabilirim. Gülse ise benden farklı değildi beğeniyle inceliyorduk. "beğendiniz mi kızlar Haluk amcanızın fikri"
tabi ya Haluk amca dekorasyon işiyle ilgileniyodu. Duyduğum kadarıyla işi de baya büyütmüş.
"muhteşem tam çalışmalık alan emeğinize sağlık Haluk amca "
babacan tavrı ile koluma patpatlayıp tebessüm etti. Gülse ile odamıza yerleşirken yeni alınan bazı eşyalar da geldiği için bizimkiler aşağı indi.
Bende canım önündeki kitaplığa kitapları yerleştirmeye başladım. Gelir gelmez ise koyulduk ki biran evvel düzen kurulsun. İşim bittikten sonra biraz uzaklaşıp elimi belime koyup kitaplığı kontrol ettim. Kitapları boy ve türlerine göre ayrı ayrı kategorize edip yerleştirmiştim ve gayet iyi görünüyordu. Kitaplığı incelerken gayri ihtiyari bi an camdan dışarıya bakma isteği oluşunca kafamı çevirip baktım.Tam karşı binada gözlerini bana dikmiş bakan Bora'yı görmekle baştan aşağıya bir sızı kapladı tüm vücudumu. Aradaki mesafeye rağmen bakışlarındakı yakıcı etki beni huzursuz etmeye yetti. Ama ne o ne de ben bakışlarımızı birbirimizden çekemiyorduk. Gülse yanıma gelip başını omzuna yaslayıp sokağı izlemeye başlayınca bi an kendime geldim ve boş boş kardeşimin kafasını izledim bir süre. Tekrar karşıya baktığımda Bora yoktu. Hayal mi gördüm acaba diye düşünmedim değil? Ama oydu eminim...
.
.
.
Gülse ile odamızı yerleştirdikten sonra mutfağa geçip anneme yardım ettik. Artık karanlık çökmüş ve bizde aşırı yorulmuştuk. Güneş teyze de en az bizim kadar yorgun görünüyordu. Kadın annemi hiç bir işte yalnız bırakmamış ve kendi evini temizleyip yerleştirir gibi uğraşıyordu. Kapının deliğinde çevirilen anahtar sesi ile hepimizin bakışları o tarafa yöneldi. Babam içeri girmeden kapıdan bize seslendi. Kadınların olduğu yerde mahremiyet sağlamak adına oldukça düşünceli bir davranıştı. Bazen de geçmeden önce hafif öksürük ile orda olduğunu belirtirdi. " bahçeye yiyecek bişeyler hazırladık. Hadi yoruldunuz bugünlük bu kadar yeter hem kızlar yol yorgunu "
Annem bi an bize bakıp üzgün gözlerle kafasını hafif yana eğip " haklısın Nazım ben nasıl düşünemedim? Hem Sezen de çok yoruldu. Gerisi yarın hallederiz."
Gülse içindeki coşkuyu dışarıya yansıtırcasına "aslında ben hiç yorulmadan ama kurt gibi acıktım " onun bu söylemine katılırcasına elimi omuzuna atıp bahçeye doğru yola koyulduk.Arada atışarak ve Gülse'nin cıvıl cıvıl sesi eşliğinde bahçeye girdik. Haluk amca masayı hazırlıyordu. Bizde yanına geçip kaşık ve çatalları yerleştirdik ve oturduk.Bahçe kapısının gıcırtısıyla içeriye birinin girdiğini anladım. Hemen yanımdaki sandalyenin çekilmesi ile gelen toprak kokusunu gözlerimi kapatıp içime çektim.10 yıl öncesine dair o koku.
..
"Hoş geldiniz Azra "
oldukça gür sesiyle kulağımın dibinden konuşunca gözlerimi açıp ona döndüm. Elimden geldiğince duygusuz görünerek ve bakışımı kısa tutarak "teşekkürler sizde hoş geldiniz"dedim.
Bı an tek kaşını kaldırıp şaşırsa da kafasıyla onaylar gibi yapıp Gülse'ye de hoşgeldin deyip konuşmayı kesti. Yine aklım eskilere gitti. Bundan 5 yıl önce doğum günümde gelen çiçeklerin üzerindeki notta aynen şöyle yazıyordu "küçük yüreğinin cesaretine sahip olamayan büyük adamların affedilmeye hakkı olmasada birgün eskisi gibi yolumu gözlediğini görme ümidiyle iyi ki doğdun cam güzelim " . ve ondan sonraki her doğum günümde bir çiçek ve bir not geldi. Her notta "unutulmamış olmayı diliyorum" yazıyordu.
Açık açık kim olduğu yazmasa da ben kim olduğunu gayet iyi biliyordum.
.
.
.
"Azra tuzu uzatır mısın?" istese rahatça alabileceği tuzu benden istemesine sinir olsamda kimseye belli etmemek için alıp uzattığı eline vermek yerine sıfır temasla önüne koydum. Hızla koyduğum yerden alıp aceleci bir tavırla tuzu dökmeye başladı. Sinirlendiği her halinden belli olan Bora bir anda çatalını yere düşürdü. Masanın altına eğilip onu alırken bir anda kucağıma bir not bıraktı. Kimsenin görmemesini umarak avucumda sıkıp boşalan sürahiyi alıp içeri geçtim. "12 de bahçede ol lütfen. Konuşmamız gereken çok şey var"
Ya sen kendini ne sanıyorsun Bora. Ben emir erin miyim? Daha çok beklersin asla ama asla bu görüşme gerçekleşmeyecek ve sadece bir gün sonra Ankara macerası tekrar sonlanacak benim için. Bir daha bahçeye çıkmak yerine odama geçip yatağıma uzandım. Bı yarım saat sonra Gülse de gelip uyumaya hazırlandı. Dün geceden kalma uykusuzluğumdan mı ailemle olmanın huzurundan mı bilmem gözümü kapattığım gibi uyumuş ve sabah beşte uyanmıştım. Uzun zamandır ilk defa bu kadar deliksiz uykumuştum. Gözümü açtığım gibi aklıma not geldi. Uyumasam bile gitmeyi düşünmüyordum. Çünkü benim konuşacak hiçbir şeyim yoktu. Telefonumu elime aldığımda 10 mesaj olduğunu gördüm. Bilmediğim numara tabi Bora. Beyefendiyi kızdırmışız sitem üstüne sitem bildiren mesajlar atmış. Son mesajda ise eve geldiğini annemin kontrol için odamıza gelip baktığında uyuduğumuzu söylediği için rahatlamış ve sanki gitmeyi istemişimde uyuyakalmışım ondan gidememişim imasını görünce hoşlanmadım ve hemen yazma isteği doğdu içimde.
"benim sizinle konuşmak gibi bir niyetim yoktu. Görevinizi özel durumlarınız için kullanıp telefon numaramı bulmanız hiç etik değil yüzbaşı" yazarak yolladım. Yolladıktan sonra da kendime sitem ettim ne diye cevap verdim ki keşke hiç yazmasaydım . Anında gelen titreşim ile Bora 'nın da bana cevap yazdığını farkedince kendime daha çok kızdım . "konuşacak çok şeyimiz var. Sen benim için kapanmamış en özel konumsun"
Allah'ım bu adamın kafasına taş mı düştü "
Bir titreşim daha olunca tekrar mesaj kutusuna baktım.
" bugün bana zaman ayırmazsan evinize girmem çok kolay biliyorsun ve birilerinin bizi görmesini istemiyorsan sabah ilk iş benimle buluşmak olmalı. "
asla buluşmayı da ona cevap yazmayı da düşünmüyordum. Telefonu tamamen sessize alıp tekrar huzurlu uykumun kollarına bıraktım kendimi.
.
.
.
Evimizi büyük ölçüde yerleştirmiş olmamıza rağmen neden gittiğimizi bilmesem de karşı eve kahvaltıya çağırılmıştık. Hiç gitmek istemiyorum desem de bir yanım olacaklardan kaçamazsın diye tutturmuş gidiyordu. Evet el mahkum düştüm bizimkilerin peşine. Bizim bina gibi burası da bakım görmüştü .Güneş teyzenin altın ve ışıltı sevdası kendini daha dış kapıda gösteriyordu. Onlarında aynı bizim gibi bahçesi arka tarafta kalıyordu.Bahçeye geçtiğimizde hayranlıkla inceledim. Bir mimarın elinden çıkmış gibi muhteşem görünüyordu. Küçük süs havuzu mini yapay şelale etrafında yeşillikler ve yol boyu oturma alanına kadar ortancalar. Bu bahçenin Ankara da olduğuna kimi inandirabilirsin ki. Tabi bu bina tamamen onlara aitti ve kendilerine küçük bı cennet yaratmışlardı.Maddi durumları oldukça iyiydi eskiden sanırım şimdi daha iyi durumdalar. Tabi bunu altın varaklı duvar kabartması ,kapı ve bu minik gösterişli bahçeden mi anladın derseniz kesinlikle haklısınız.
Annem Güneş teyzeye yardım etmemizi isteyince yine bir mecburiyet ile onu takip ettim. Kadın enerji deposu resmen. Sabah sabah pişi yapmış ,helva kavurmuş ve fırında pişeduran pofuduk poğaçalar. Gülse ile elimize aldığımız tepsilerle bahçeye çıktık. O sofrayı kurarken ben tekrar içeri girdim henüz mutfağa varmadan bir el ağzımı kapatıp belimden tuttuğu gibi kuytuya çekildim. Can havliyle çırpınmaya başladım. Aklımda o an kimin olduğunu olacağı yerine geçmişten bir sahne canlandı. Göz yaşlarım benden önce olaya karışmıştı. Bedenimi saran elektrik şoku gibi anı titemeyle hafif uğultu eşliğinde bilincimi yavaş yavaş yitirmeye başladım.