2.Bölüm "Bora"

2668 Kelimeler
Ben kendimi bildim bileli hep asker olmak istedim. Bir askerin tek hayali mesleğinde hep en iyi olmak belki de efsanelerin arasına adını yazdırmak. Birgün birine aşık olmak gibi bir hayalim hiç olmadı. Ta ki neredeyse bebekliğini bile hatırladığım cam güzeline kadar. O küçük yüreğiyle bana olan aşırı sevgisini hep görmezden geldim. Farkına varsamda yok saydım . O daha çok küçüktü aramızda yedi yaş vardı ve onun ki bence sadece bir hayranlıktı. Beni kapıda şortla gördüğü gün gözlerinin kocaman açılması ve o halde bile beni incelemesi gözümden kaçmamıştı.Hele çıkmadan önce o koca gözlerini doldurup titrek ve aynı zamanda sinirli bir tavırla "sen benim abim olamazsın"deyip gitmesi ile ayan beyan duygularını belli etmişti benim küçük ama cesur çiçeğim. Henüz onbeş yaşında bu cesareti göstermesini sadece ergenliğin vermiş olduğu dengesizliğine bağladım. Sonraki iki yıl boyunca yine tavrımızda birbirimize bir değişiklik olmadı. O yine bana hayran hayran bakan kız ben yine onu görmezden gelen adam. Fakat bişeyler değişmişti. Artık ben de ona kayıtsız kalamiyordum. Büyüdükçe daha da güzelleşmişti.Olgunlaşan tavrı ve muhteşem zekası ile insanı kendine hayran bırakıyordu. Ama bizden olmazdı. Bizim ailelerimiz çok içiçeydi ve o hala küçüktü.Nazım amca arada gittiği seminerler uzadığında eğer ben burdaysam ailesini bana emanet ederdi. Hadi Azra çocuk düştü bir yanlışa sen ne diye düştün be adam. El kadar kıza aşık oldun demez miydi insanlar? Henüz duygularıma bir isim koymamışken bu işi bitirmem lazımdı.O daha çok küçük illaki birgün başkasını sever. Belki de gerçekten onunki hayranlıktan ibaretti. Vakti geldiğinde gerçek aşkı bulurdu. . . . Yine bir göreve gitmem gerekiyordu. Bu sefer sınır dışı bir operasyon yapılacaktı süresi uzun ,tehlikeli ve sonu belli olmayan bir görev. Azra son sınıftaydı ve çok başarılıydı benim neler yaşayacağım meçhuldü. Onun bu küçük yaşında büyük acılara gark etmek istemiyordum. Benden tamamen umudu kesmeliydi. Doğum günümde bana yazdığı mektupta öyle güzel anlatmıştı ki duygularını yüreğim sızlamıştı. Olurda geri dönmezsem çok üzülürdü en iyisi benden umudunu kesmesi diye düşünerek onunla konuşmaya karar verdim. Sonraki gün okulun çıkışında onu bekledim. Zilin çalması ile öğrenciler bir bir okuldan çıkmaya başladı. Gözlerim benim ufaklığı arıyordu. Bahçe kapısından iki kızla çıkıyordu. Pileli lacivert eteği ,beyaz gömleği kravatı ,örgü yaptığı uzun kestane rengi saçları.... Arkadaşlarına ne anlatıyordu bilmem ama öyle şirin, sevilesi bir tavrı vardı ki insanın sımsıkı sarılası geliyordu. Arkadaşlarına gülüşünü izlemek bile beni mutlu etmeye yetiyordu.Gülünce kısılan koca gözleri beni gördüğünde ışıldayan birer yıldız oldu adeta. Şaşkınlık ve heyecan dolu tavırlarıyla arkadaşlarına veda edip bana doğru adımlamaya başladı . Bir yandanda ellerini eteğine sürtüyordu.Ah küçüğüm keşke şartlar farklı olsaydı ve seni sarıp sarmalayabilseydim. "benim için mi geldin Bora" dedikten sonra abi dememesine şaşırsamda ses etmedim. Biran evvel bu konuyu kapatmam lazimdı. "konuşmamız gerekiyor ufaklık" dediğimde kaşlarını çattıp yüzüme baktı "17 yaşındayım ve sadece 4 ay sonra reşit oluyorum.Sence de ufaklık olmak için fazla değil mi?" Tepkisiz ve sessiz kalıp arabayı işaret ettim. Ona cevap vermemem onu üzse de arabaya yaklaşıp kapıyı açtı ve oturdu.Arabayı çalıştırıp mahalleden oldukça uzaklaştım. Kimsenin görüp onun hakkında olur olmaz şeyler söylemesini asla istemem. Arabayı durdurduğumda yüzünü bana dönüp incelemeye başladı.Bende onun yaptığı gibi ona dönüp yüzüne baktım. Cümlelerimi seçmek çok zor olsa da bir yerden başlamam lazımdı. "Bak Azra sen benim için çok kıymetlisin. Başka kızlara davrandığım gibi sana davranamam. Senin bu yaptığını başkası yapsa istediğini verip yollarım" dediğimde hüzünlere büründü yüzü. Farkındayım ağır konuştuğumun ama anlaması lazımdı. "başka mektup yazan mı var sana?" içimden kahkaha atmak gelirken dışımda kaşlarımı çatıp kızar gibi yaptım. Asker olmanın en güzel yanı duygularını gizleyebilmek ve kontrol sağlamaktı. Küçük kıskanç kedi. Sanki konumuz bana mektup yazılması."Azra ben olgun bir erkeğim işim gücümde var elbet etrafımda kızlar olacak" yine suratı düştü. " sevgilin mi var yoksa?" Ah ufaklık ah sen ne düşünüyorsun ben ne düşünüyorum. " Azra konumuz bu mu?" Ellerini kucağına koyup parmaklarını kütletmeye başladı. "lütfen söyle var mı?" "ne var mı Azra" dedim sesimin sert olmasına özen gösterdim. "s-sevgilin " ağzından zorla çıkanı kendi bile zor duymuştur sanırım. "Azra ben öyle birine bağlı olacak adam değilim. Benim için bu işler günlük haftalık bilemedin on günlük olur ve biter." Şaşırıp yüzüme baktı "nasıl yani?" Ha masum meleğim nasıl denir sana bunlar? Üzüleceksin ama enazindan iki gün ağlar değmezmiş der unutursun . "yatak arkadaşlığı ufaklık sen bunları duymasan daha iyi" dediğimde yüzü bariz bir şekilde kızardı. Nereye bakacağını şaşırmıştı resmen oturduğu yerde büzüldükçe büzüldü. " Sana gelecek olursak senin yaşındaki çocuklar genelde kendinden büyük insanlara hayran olur ve emin ol senin ki de öyle bir hayranlık ve gelip geçici bir durum sen bunu gözünde büyütme.Bende her gördüğün güzel kıza aşık olduğumu sanıp vakit geçirmek istiyorum fakat bir haftayı geçmiyor ilişkimiz sonu yatakta biter ve sonraki hafta bir başkasına aşık olurum " Elleriyle oynamayı bırakıp gözlerini dikip bana baktı. "evet haklısın bu kendini bilmeyen insanlar için geçerli. Yaşım küçük olabilir ama ben ne hissedeceğini bilemeyecek kadar aptal biri değilim. Ama bir konuda haklısın bazen insan dışardan gördüğü kabuğu adam sanıyor. Oysa içi boş değersiz ortalık malı olduğunu zamanla anlıyor" İnmek için elini kapı koluna attığında diğer kolundan yakaladım "sakın burda inme ıssız buralar seni evine bırakayım zaten Mert'i de almam lazım onu parka bırakmıştım." Sadece kafasını onaylarcasına sallayıp cama döndü. Ah küçüğüm ah... mecburum sen daha çok küçüksün bekle diyemem ki. Artık geri dönüşü yoktu. Tavrımı belli etmem lazımdı. Sessizlik içinde parka gelip ufaklık ve arkadaşlarını parktan aldım. Azra arabadan inip "ben burdan eve geçeyim Bora a-aabi" dediği gibi hızlı adımlarla uzaklaştı. Abi derken zorlanmasına mı yüzüme bakmadan yürüyüp uzaklaşmasına mı yada abi demesine mi üzüldüm bilmiyorum ama çok garip bir hismiş. O öyle üzgün öyle yıkılmış bir halde uzaklaştıkça ben ardından sadece bakakaldım. Ama yinede altta kalmayıp laf sokması aklıma gelince tebessüm ettim. Huysuz ,aksi ,sevimli ,lafbaz ve çokça merhametli küçüğüm.Yazın sokak sokak gezip o sıcakta her sokağa su bırakıyordu. Tüm mahallede bayat ekmeği yemeği olanlardan toplar ıslatır bırakır sokak başlarına.Onun sayesinde mahallemizde aç hayvan kalmaz. Büyüdüğünü görür müyüm bilmem ama çok isterim. Birgün elbet birini sever. Çok mutlu olsun küçüğüm bensiz olsa da çok güzel insanlar çıksın karşısına dilerim. En büyük hayali savcı olmak. Eminim ki çok iyi bir hukukçu olacak.Nerde bir mazlum görse ilk o koşar aynı annesi gibi. Sezen teyze bu dünyada gördüğüm en iyi kalpli insan. Boşuna büyükler dememiş anasına bak kızını al. Sahi cam güzeli nasıl bir anne olur ,nasıl bir eş olur? O zaman ben pişman olur muyum bu yaptığıma? Keşkelere çok gebe hayaller kurmanın bir anlamı yok. Bir defa düştü mü insan ümit deryasına çırpın dur. Ya olacak ya olacak... Batsanda, umudun yine yüzeye çıkmak oluyor. . . . .Göreve gitmeden önce mahalledeki en yakınım kardeşim dediğim Selim ile son bir efkar gecesi yapmak için evden çıktım. Veysel abinin arka mahalledeki küçük kahvesine girdik. Gece on ikiyi geçti mi kimse kalmazdı. Arka tarafa kendimiz için bir kaç tabure, meze hazırlayıp bir büyük açtık. Dört bardaktan sonra hafifledim sanki. Kaç zamandır içimi kemiren kurtlardan biranda kurtuldum. Demek ki ihtiyacım olan tek şey biraz kafayı bulmakmış. Annem ve babam içtiğimi bilmezlerdi. Annem duysa kesin eve almaz alsada önce kırklar. Öyle çok aramam bende kırk yılda bir arkadaşlarla içerdim. "kardeşim bizimkiler yok evde bu halde eve gitsen bu yaşta terlik yiyeceğin garanti deyip bı kahkaha koyverdi. Hoş sen böyle su gibi içmezdin hayırdır " diyen Selim'e bakıp iç çektim "aklımla kalbim savaşa tutuştu. Bir aklım galip oluyor bir kalbim. Onları dinlemekten ben yoruldum böyle bir güzel sustular şimdi ben konuşuyorum " gülerek arkama yaslandım. "kalk pis ayyaş anca eve gideriz. Veysel abi bir acı kahve yapıver şu cengavere çok çetin savaş veriyor " deyip pis pis sırıtan Selim'in karnına sıkı bir yumruk attığımda tabureden düştü. Sinirle kalkıp "ulan dua et sarhoşsun yoksa elimde kalırdın hırt" Sinirli tavrına gayet sakin ve gülerek cevap verdim "hırt mırt ayıp oluyor mahallemizin iyi polisi. Bekar kızların göz bebeği" derken kahkahalara boğuluyordum bir yandan da hala laf yetiştirmeye çalışıyordum " ha bu arada zerre sarhoş değilim sadece bi hafifledim " Selim içtiğim kahvenin yanındaki suyu sertçe suratıma fırlatıp " ha değilsin Allah'ın öküzü bakıp konuştuğun ben değilim Veysel abi ben düşünce bu tarafa oturdum" deyip solumda oturduğunu gösterdi. Gerçi sağdaki pek benzemiyordu ona zaten bende bir terslik olduğunu daha ilk andan anlamıştım. "ben bir hava alsam geçer gör bak "deyip hala ayık olduğumu ispatlamaya çalışıyordum.Ama hareketlerim sarhoş olsada bilincim gayet açıktı. Selim kolumun altına girerek dışarı çıkmama yardım etti. Gece gece Ankara 'nın ayazını yediğinde ne sarhoşluk kalıyor ne yürek yangını. "ulan selim ne diye su döktün dondum lan " pis pis sırıtan suratına bir tane yapıştırasım gelsede bu gece ona muhtaçtım. Güneş sultan almaz beni eve bu halde. "dur bebe sana montumu vereyim ısınırsın" suratına pis birşey görmüş gibi tiksinerek baktım.Bu arkadaş müsvettesi gece gece sinirimi iyi bozmuştu. En nefret ettiğim laftı bebe . Akademideyken komutanlar sinirlenince Ankara bebesi derdi. Bunu bilen arkadaşım inadıma inadıma söylüyordu. Şimdi ona muhtacım ama bunun birde yarını var kenafir gözlü Selim. . . . Yediğim soğuktan iyice ayılmıştım. Selim'le birlikte onların eve girdik. İlk işim banyoya girmek oldu. Selim kapıyı hafif tıklayınca açtım. Bana getirdiği kıyafet ve havluyu uzattı.Güzelce yıkandım. Annemin "Gusül alıp tövbe et bir daha yapmayacağım de evladım günah günah " sözleri resmen kulağımda çınlıyordu. Aynen onun dediği gibi yapıp çıktım banyodan. Selim yine kahve yapmış salonda beni bekliyordu. " kenafir gözlü bir çay yap uykum yok kahvenin muhabbeti kıt oluyor." Dediğim lafa sinirlenip " hey Allah'ım milletin sevdiği mavi göze deniz gözlüm der benim ki kenafir diyor. işte al kardeş dediğimizde onun yolunda gidiyor." demesiyle kahkahayı koyverdim. "oğlum kızın senden haberi bile yok. Ne diye sana deniz gözlüm desin?" Selim ve büyük egosu dediğime burun kıvırıp "nasıl yok be o kadar boşuna mı yolumuz denk geliyor. Her gün okul çıkışına devriye geziyorum bildiğin. Markette yolda karşısına çıktığında aaa tesadüf mü diyor. Kadın o kadar okumuş öğretmen olmuş anlamıyor mu onu beğendiğimi onun için geldiğimi sence .Ben biliyorum o bilerek öyle davranıyor kaçan kovalanır taktiği. Anladın mı?" Bu sözlerine de göz devirmekten başka bir şey yapılmaz. Bu çocuk bildiğin odun. " Hiç bir kadın böyle adam istemez bir kere bu ne böyle sana söylemem ama sen anla seni seviyorum. Ulan bir ömür kadın senden ilgi bekler sende eee anla işte mi diyeceksin.?" Bu sefer de o bana göz devirdi. ."neyse vakti gelince deriz bişeyler" diyerek olayı kapattı. "eee sen anlat asıl neydi bugün bu kadar seni dağıtan içindeki savaş sebebin?" Evet konu bana ve içimdeki kör kuyuya geldi. Bunları ilk defa birine anlatmak gerse de Selim benim en yakınım her şeyini bilen iki dostumdan biri. Diğeri can dostum silah arkadaşım Tuğra biri de mahalleden birlikte büyüdüğüm Selim . Belki anlatmak iyi gelebilirdi. Derin nefes alıp başladım " Kim diye sorup sorgulama Selim ben çok direndim iki yıldır kendini gözüme sokmak için yapmadığı şirinlik kalmadı." ondan bahsetmek bile yüzümü güldürüyordu. Hissettiğim şeylerden iyice korkar oldum . "Ben çok yanlış kişiyle olmadık hayallere kapılıyorum. Çok küçük ulan. Ailemiz çok içiçe evet ben çok evde olmasam da olduğum zamanlarda bile ayrı gayrı yok. Ben nasıl böyle bir hataya düştüm bilmiyorum." Selim hiç şaşırmamış gibi yüzüme baktı "Azra değil mi kardeşim " bilmesine şaşırsamda kafamla onayladığımda "boşuna şaşırma görmemek için aptal olmak lazım . Babası kızına cam güzeli boşuna dememiş ömrü sevdiğini camda beklemekle geçti yavrucuğın." İkimizde tebessüm ettik. "tam olarak ne oldu da sen böyle çıkmaza düştün.?" "hep tavırlarıyla belli ediyordu zaten ama açık açık doğum günümde mektup yazmış. Bende daha fazla umutlanmasın diye bugün konuştum sanırım biraz kırıcı da oldum.Ama mecburum kardeşim hem küçük hemde ben bir kaç güne göreve gidiyorum gelişim ne zaman bilmem. Belki de gelemem. Onun mutlu olmasını istiyorum. Sende ben yokken koru kolla kardeşim olurda birgün gelirsem ve o bu duyguları hala yaşıyorsa belki......" cümlenin devamı çıkmıyordu. "Merak etme kardeşim Azra benim kardeşim zaten şimdi iki kat daha dikkat ederim." Onu en güvendiğim adama emanet etmek rahatlamıştı beni. Onun gibi güzel bir kızın çevresi çakallarla dolu olurdu. Kimi kandırıyorum bildiğin ölümüne kıskanıyorum ufaklığı. Allah'ım işinimi kolaylaştır ben bu duygulara ne zaman kapıldım. Bir yanım çok mutlu olsun kimle olursa olsun diyor bir yanım benimle olsun. Gün aymak üzereyken henüz gözümü kırpmamıştım . Selim diğer koltukta fosur fosur uyurken kalkıp evden çıkmak için hazırlandım. Çıkardığım seslere gözünü yarım açan Selim " nereye bu saatte?" "Benim için gece sona erdi. Son iki günü ailemle geçirmek ve onlara uzun süreliğine gideceğimi söylenmem lazım " Yerinden doğrulup "iyi şanslar kardeşim bir ihtiyacın olursa burdayım " diyerek bana yaklaştı birbirimize sarılıp veda edince evden çıktım.Mahalledeki kisessizliğe eşlik eden sadece ayakkabılarımdan çıkan sesti. Bahçe kapısını açıp içeri geçtim. Önce ordaki çardakta bir süre oturdum bir süre sonra eve sessizce girip odama geçtim. İlk işim perdeyi çekip yolu izlemek oldu. Azra'nın odasının ışığı yanıyordu. Küçüğüm erken kalkar okula gitmeden önce iki saat ders çalışır öyle giderdi. Umarım tüm hayallerin gerçekleşir çiçeğim ve bu hayallerinin tek erkeği hep ben olurum. . . . Yarın sabah erkenden çıkacaktım. Bugün sevdiklerimle belki de son günümdü. Olurda dönersem kim bilir ne zaman dönerim?Annem Selimler ve Sezen teyzeler hep birlikte bahçede mangal yapılacaktı. Babamla ihtiyaç listesini alıp evden çıktık. Birimiz kasaba birimiz manava iki elden hızlı alışveriş yapıp eve dönmeliydik . Annem tek başına bunca hazırlığı yapamazdı.Bu dünyada kıyamadıklarımın başındaydı annem. Evdeysem her işine yardım ederdim. Bahçede paçaları sıvayıp halı yıkamışlığım çoktur.Canım annem Mert'e zor yetisiyordu. Söylenene göre küçük kardeşim üstün zekâliymıs ve tüm bu yaramazlığının bahanesi buydu .Tekne kazıntısı evimizin en küçüğüydü benden sonra uzun süre annem tedavi görmüş ve 13 yıl sonra Mert doğmuştu. Şimdi onları önce Allah'a sonra birbirlerine emanet etmekten başka çare yoktu. Alışverişi bitirip eve döndüm. Hızlıca üstümü değiştirip aşağı indim ve anneme yardım etmeye başladım. İlk Sezen teyze içeri girdi. Eli kolu dolu arkasından Azra ve minik Gülse girdi. Koşup belime sarıldı " sen gitme ne olur yoksa hasta oluyorum diye dondurma alan yok" diyen Gülse'yi sarıp saçlarından öptüm. " ben bakkala derim hesaba yazsın ben gelince öderim ama günde sadece bir tane ve soğuk olduğunda asla almak yok" güldüğünde gözlerinin altına oluşan gamzesini çıkarıp heyecanla kafasını salladı. "söz hemen de üstüne sıcak su içerim" Sezen teyze elindekileri masaya koyup eli belinde çaktırmadan bizi dinliyordu. " oğlum ben sana demedim mi buna yüz verme . Vallahi baş edemiyorum aaa. En son bunu da Mert'in gittiği yatılı okula yollayacam" Hızla asla gitmem ben evimden uzağa diye itiraz edince Azra geldiğinden beri açmadığı ağzını sonunda açmıştı. "istesen de gidemezsin kaynana dili o okula zeki çocukları alıyorlar" dediğinde sinirle ablasına bakıp dilini çıkardı. " bende zekiyim ama belli etmiyorum" Azra gözlerini devirip " hım öyle deyip köşeye çekildi." Tüm misafirler bir bir içeri girince gözümden kaçmayan tek şey Selim'in kardeşi Murat 'ın Azra'ya bakışı oldu. Geçen yıl disiplinlik olup okuldan kovulunca babası dükkana yanına almıştı. Seserinin önde gideniydi. Bu konuda Selim'i uyarmam gerektiğini aklıma not ettim. Bu çocuğun bakışlarını nasıl daha önce farketmemişim. Azra'yı anladım da bana bakışlarında da çok fark vardı. Bu çocuk belasını arıyordu. Gözümü kırpıp hayırdır işareti yaptım. Yok bişey dedi ama gözlerini dikmiş pis pis bakıyordu. Selim bakışmamızı fark edip elini attı ensesine oldukça kızgın bakışlarıyla kulağına birşey dedi. Selim biliyor mu bu çocuğun Azra'ya ilgisini.? Var bu işte bi terslik bakalım illaki anlarız. . . .Sevdiklerimle çok güzel bir gece geçirmiş ve sabah erkenden evden çıkmak üzere hazırlanmıştım. O kadar erken saat olmasına rağmen karşı komşularımız da kapıda hazır bekliyorlardı. Her gidişimde olduğu gibi yine Azra'nın elinde bir kap su. Annem başındaki örtünün uçlarını gözlerine süre süre ağlıyordu. Sezen teyze anneme sarılmış onun gibi ağlıyodu bir yandan da teselli ediyordu.. Babam ve Nazım amcanın elini öpüp hepsine tek tek sarıldım. Babam "yolun açık olsun Allah'a emanetsiniz oğlum . Sağ salim dönün inşallah yuvalarınıza." Hep birlikte "inşallah"dedik . En sona bilerek Azra'yı bırakmıştım.. Elini uzattığında şaşırdım. Hep boynuma atlar ağlardı. İlk defa bu kadar soğuk ve metanetliydi. "yolun açık olsun Bora Abi " elini sıkıp bıraktım dayanamayıp kafasını göğsüme yasladım. Bu nasıl bir iş arkadaş gelde dur de içinden geçenlere. Boş olan elini sırtıma doğru sarıp kafasını kaldırdı az önceki metaneti yerini göz yaşlarına bırakmıştı. saçlarının üstüne öpücük bıraktım bir kaç kez mis kokulu miniğim. Ben büyük bir hata yaptım seni kırdım biliyorum ama olurda dönebilirsem o güzel kalbini ne yapıp edip onaracağım. Hepsine tekrar son kez bakıp arabaya bindim. Elimi kaldırıp hepsine selam verip arabayı hareket ettirdim. Ardından su döken Azra bir o kadarda göz yaşlarını akıtarak bana veda etti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE