bc

Paşa Ali

book_age18+
179
TAKİP ET
1K
OKU
dark
love-triangle
family
love after marriage
badboy
mafia
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
city
office/work place
musclebear
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Kulağımın dibinde durmadan çalan telefonun sesi odanın sessizliğini delip geçiyordu. Duymazlıktan geldim, başımı biraz daha yastığa gömdüm. Tam yeniden uykuya dalacakken adını bile bilmediğim kadının parmakları sırtıma dokundu.

“Telefonun çalıyor.” dedi uykulu bir sesle.

Kafamı yastıktan hiç kaldırmadım. Gözlerimi bile açmadan cevap verdim.

“Susar.”

Telefon susmadı.

İnat eder gibi yeniden çaldı. Bir daha… Bir daha…

Kadın sonunda homurdanarak doğruldu.

“Off Ali… Bakmıyorsan da kıs şunu. Uyutmadı.”

Telefonun sesi umurumda değildi. Bana hesap sorar gibi konuşması sinirimi bozmuştu. Tam telefona uzandığı sırada doğrulup bileğini yakaladım.

“Tamam… Siktir git. Evinde uyu.”

Kadın olduğu yerde donup kaldı. Birkaç saniye yüzüme baktı. Gözlerindeki şaşkınlığı gülümsemeyle örtmeye çalıştı.

“Ne o? Sen de mi uykudan kalkınca sinirli olanlardansın?”

“Heee…” dedim alaylı bir gülümsemeyle. “Hadi giyin çık.”

Söylene söylene odanın içine dağılmış kıyafetlerini toplamaya başladı. Elbisesini yerden aldı, topuklusunu yatağın altından çekti. Ağzının içinde hâlâ bir şeyler söyleniyordu ama tek kelimesini bile dinlemedim. Telefonu sessize alıp tekrar yastığa uzandım. Gözlerimi kapattım ama artık uyuyamayacağımı ben de biliyordum.

Hazırlanıp çıkarken kapıyı öyle sert çarptı ki odanın duvarları bile yankılandı.

“Amına koyayım…”

Söylene söylene doğruldum. Koltuğun üzerine attığım pantolonumu giyip masanın üzerindeki sigara paketinden bir dal çıkardım. Çakmağı çakıp derin bir nefes çektikten sonra camın önüne yürüdüm.

Saat gece üçü geçmişti.

Aşağıdaki cadde hâlâ doluydu. Arabalar durmadan akıyor, uzaktan korna sesleri yükseliyor, şehrin ışıkları tek bir an bile sönmüyordu. İstanbul yine bildiği işi yapıyordu. Uyumuyordu.

Sigaramdan daha ikinci nefesi yeni çekmiştim ki kapı çaldı.

Kapıya gitmeden önce gözüm odanın içinde dolaştı. Kadın bir şeyini mi unuttu diye baktım.

Ama kapı bu kez çalınmıyordu.

Resmen yumruklanıyordu.

“Patlama amına koyayım… Geldim.”

Kapıyı açtığımda karşımda Necip duruyordu.

Dedem Züğürt Ali’nin sağ kolu…

Çocukluğumdan beri yüzündeki ifadeyi ezbere bildiğim adamın suratında ilk kez böyle bir gerginlik görüyordum.

Daha ağzımı açmama fırsat vermeden konuştu.

“Paşam… Deden gönderdi beni.”

“E iyi.”

Sigaramdan bir nefes daha çekip dumanı tavana doğru üfledim. Arkamı dönüp içeri yürümeye başladım.

“Deden seni görmek istiyor Paşa Ali.”

Berjere geçip kendimi bıraktım.

“İyi… Görür. Akşama uğrarım.”

Necip susmadı.

Yerinde kaldı.

“Akşam değil paşam…”

Sesinde alışık olmadığım bir ağırlık vardı.

“Şimdi.”

Omzumun üzerinden dönüp baktım.

Bir adım daha yaklaştı. Başını hafifçe eğdi.

“Dedeni hastaneye kaldırdılar.”

Sustu.

Boğazını temizledi.

“Belki… akşam olduğunda Züğürt Ali olmayabilir.”

Necip konuşmasını bitirdiğinde odada derin bir sessizlik çöktü.

Elimdeki sigaranın külü fark etmeden pantolonuma döküldü.

Silkelemedim.

Gözüm hâlâ Necip’in üzerindeydi.

Boğazıma oturan düğümü yutkunarak bastırdım. Sonra sigaramı ağır ağır küllüğe ezdim.

“Tamam.”

Sesimde en ufak bir değişiklik yoktu.

“Sen git.”

Necip birkaç saniye daha yüzüme baktı. Sanki başka bir tepki bekliyordu. Bulamayınca arkasını döndü.

Kapıya vardığında arkasından seslendim.

“Hangi hastaneyse… yaz bana.”

Kapı kapandı.

Ben hâlâ olduğum yerde oturuyordum.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
B1- Umut Ali Kara
( Umut Ali Kara ) Kulağımın dibinde durmadan çalan telefonun sesi odanın sessizliğini delip geçiyordu. Duymazlıktan geldim, başımı biraz daha yastığa gömdüm. Tam yeniden uykuya dalacakken adını bile bilmediğim kadının parmakları sırtıma dokundu. “Telefonun çalıyor.” dedi uykulu bir sesle. Kafamı yastıktan hiç kaldırmadım. Gözlerimi bile açmadan cevap verdim. “Susar.” Telefon susmadı. İnat eder gibi yeniden çaldı. Bir daha… Bir daha… Kadın sonunda homurdanarak doğruldu. “Off Ali… Bakmıyorsan da kıs şunu. Uyutmadı.” Telefonun sesi umurumda değildi. Bana hesap sorar gibi konuşması sinirimi bozmuştu. Tam telefona uzandığı sırada doğrulup bileğini yakaladım. “Tamam… Siktir git. Evinde uyu.” Kadın olduğu yerde donup kaldı. Birkaç saniye yüzüme baktı. Gözlerindeki şaşkınlığı gülümsemeyle örtmeye çalıştı. “Ne o? Sen de mi uykudan kalkınca sinirli olanlardansın?” “Heee…” dedim alaylı bir gülümsemeyle. “Hadi giyin çık.” Söylene söylene odanın içine dağılmış kıyafetlerini toplamaya başladı. Elbisesini yerden aldı, topuklusunu yatağın altından çekti. Ağzının içinde hâlâ bir şeyler söyleniyordu ama tek kelimesini bile dinlemedim. Telefonu sessize alıp tekrar yastığa uzandım. Gözlerimi kapattım ama artık uyuyamayacağımı ben de biliyordum. Hazırlanıp çıkarken kapıyı öyle sert çarptı ki odanın duvarları bile yankılandı. “Amına koyayım…” Söylene söylene doğruldum. Koltuğun üzerine attığım pantolonumu giyip masanın üzerindeki sigara paketinden bir dal çıkardım. Çakmağı çakıp derin bir nefes çektikten sonra camın önüne yürüdüm. Saat gece üçü geçmişti. Aşağıdaki cadde hâlâ doluydu. Arabalar durmadan akıyor, uzaktan korna sesleri yükseliyor, şehrin ışıkları tek bir an bile sönmüyordu. İstanbul yine bildiği işi yapıyordu. Uyumuyordu. Sigaramdan daha ikinci nefesi yeni çekmiştim ki kapı çaldı. Kapıya gitmeden önce gözüm odanın içinde dolaştı. Kadın bir şeyini mi unuttu diye baktım. Ama kapı bu kez çalınmıyordu. Resmen yumruklanıyordu. “Patlama amına koyayım… Geldim.” Kapıyı açtığımda karşımda Necip duruyordu. Dedem Züğürt Ali’nin sağ kolu… Çocukluğumdan beri yüzündeki ifadeyi ezbere bildiğim adamın suratında ilk kez böyle bir gerginlik görüyordum. Daha ağzımı açmama fırsat vermeden konuştu. “Paşam… Deden gönderdi beni.” “E iyi.” Sigaramdan bir nefes daha çekip dumanı tavana doğru üfledim. Arkamı dönüp içeri yürümeye başladım. “Deden seni görmek istiyor Paşa Ali.” Berjere geçip kendimi bıraktım. “İyi… Görür. Akşama uğrarım.” Necip susmadı. Yerinde kaldı. “Akşam değil paşa Ali…” Sesinde alışık olmadığım bir ağırlık vardı. “Şimdi.” Omzumun üzerinden dönüp baktım. Bir adım daha yaklaştı. Başını hafifçe eğdi. “Dedeni hastaneye kaldırdılar.” Sustu. Boğazını temizledi. “Belki… akşam olduğunda Züğürt Ali olmayabilir.” Necip konuşmasını bitirdiğinde odada derin bir sessizlik çöktü. Elimdeki sigaranın külü fark etmeden pantolonuma döküldü. Silkelemedim. Gözüm hâlâ Necip’in üzerindeydi. Boğazıma oturan düğümü yutkunarak bastırdım. Sonra sigaramı ağır ağır küllüğe ezdim. “Tamam.” Sesimde en ufak bir değişiklik yoktu. “Sen git.” Necip birkaç saniye daha yüzüme baktı. Sanki başka bir tepki bekliyordu. Bulamayınca arkasını döndü. Kapıya vardığında arkasından seslendim. “Hangi hastaneyse… yaz bana.” Kapı kapandı. Ben hâlâ olduğum yerde oturuyordum. … Züğürt Ali… Bana kendi adını veren dedem. Umut’u Paşa Ali yapan adam. Beni ben yapan adam. Yaşlılık sonunda onu da yavaşlatmıştı. Eskisi gibi yürüyemiyor, eskisi gibi bağırmıyordu belki ama bugünkü hali bile insanların önünü kesmeye yetiyordu. Maraş’ın meşhur kabadayısıydı. Şimdi ise hastanenin bir odasında ölümle pazarlık ediyordu. Hayatın kimseye kalmadığı gerçeği tokat gibi çarptı yüzüme. “Ulan Paşa…” dedim kendi kendime. “Doğru yoldasın oğlum. Siktir et.” “Vur patlasın, çal oynasın amına koyayım.” … Üzerime sinen gecelik alkol kokusundan kurtulmak için kendimi duşa attım. Hazırlanıp otelden çıkarken kapının önünde bekleyen adamlara döndüm. “Cengiz’e söyleyin lan, ben çıkıyorum. Kalkınca arasın beni.” İçlerinden biri tereddüt ederek cevap verdi. “Cengiz çıktı Umut Ali Bey.” Kaşlarım çatıldı. “Nereye çıktı amına kodumun piçi?” Söylene söylene arabaya yürüdüm. Direksiyona geçerken bir yandan kontağı çevirdim, bir yandan da Cengiz’i aradım. Telefon uzun uzun çaldıktan sonra açıldı. Daha “alo” demesine fırsat vermeden konuşmaya başladım. “Neredesin lan sen?” “Kardeş vallahi işi vardı dedim de… Baba tutturdu, ‘O piç kurusu da gelsin.’ diye. Oyalayamadım amına koyayım.” dedi kendini savunur gibi. “Neredesin?” “Hastanedeyim amına koyayım. Fergan abi sana ulaşamayınca beni aradı. ‘Babamı hastaneye kaldırdılar, Ali gelsin.’ dedi. Seni de karının koynundan alırsam belamı sikersin diye hiç uğraşmadım. Neyse… Geliyorsun galiba?” “Geliyorum amına koyayım. Kritik falan dediler. Nasıl lan, iyi mi dedem?” Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. “Kardeş…” dedi sonunda. “Ne diyeyim şimdi sana? Ben de görmedim amına koyayım. Yoğun bakımda. Ama Azrail bile verdiği canı alamıyor Züğürt Ali’den… Biliyorsun.” İstemsizce güldüm. Haklıydı. Dedemin ilk yoğun bakım macerası değildi bu. Doktorların “Hazırlıklı olun, her şey olabilir.” demesinin üzerinden bir buçuk sene geçmişti. O günden beri adam evle hastane arasında mekik dokuyordu. Ama ne olursa olsun dönüp dolaşıp yine ayağa kalkıyordu. Sanki ölmekle inatlaşıyordu. Gecenin sabaha karıştığı saatte vardım hastaneye. Daha danışmaya doğru yürürken ağlamaklı bir ses çalındı kulağıma. “Abii! Buradayıız!” Zeynep… Sesin geldiği tarafa döndüğümde bütün ev oradaydı. Kapıdaki bekçiden küçücük Yusuf’a kadar herkes yoğun bakımın önüne dizilmişti. Beni görür görmez Zeynep’le babaannem aynı anda üzerime yürüdü. İkisi de sıkı sıkıya sarıldı. “Abii…” dedi Zeynep. Nefesi titriyordu. “Zar zor nefesi çıkarken bile ‘Paşa Ali’yi çağırın.’ dedi. Neden geciktin? Bak… Şimdi almıyorlar içeri.” Boğazıma kocaman bir düğüm oturdu. Tek kelime edemedim. Tam o sırada babamın sesi koridoru doldurdu. “Avradını siktiğimin oğlu! Kaç kez aradık seni piç kurusu! İnsan merak edip de telefonu açmaz mı lan? Ölsek haberin olmayacak.” Annem hiç bekletmeden girdi araya. “Tamam Fergan. Şimdi sırası değil.” “Duymamışım. Ne yapayım amına koyayım? Uyuyordum. Geldim işte.” Kendimi savunur gibi çıkmıştı sesim. Babam yeniden üzerime yürümek için yerinden doğruldu. Tam o anda yoğun bakımın kapısı açıldı. Koridordaki herkes bir anda doktora döndü. Babam sustu. Zeynep elimden ayrıldı. Herkes aynı anda doktorun etrafını sardı. Babaannem ise kimseyi beklemedi. Doktorun tam karşısına dikildi. “Oğlum…” dedi sesi titreyerek. “Nasıl hastamız? İyi mi? Bir şey de hele.” Doktor derin bir nefes aldı. Yüzündeki ifade söyleyeceklerinden önce her şeyi anlatıyordu. “Yapılacak her şeyi yaptık.” dedi yorgun bir sesle. “Bundan sonrası Ali amcada…” Kısa bir an durdu. “…Allah’tan ümit kesilmez teyzeciğim.” Doktor uzaklaşıp koridorun sonunda gözden kaybolurken aynı ağırlık yeniden çöktü yoğun bakımın kapısının önüne. Kimisi sessizce sandalyeye bıraktı kendini. Kimisi başını iki elinin arasına aldı. Kimisi de öylece kapıya bakmaya devam etti. Ben ise ellerim cebimde, olduğum yerde kaldım. Kimseye görünmeden durmaya çalışıyordum ama Veysel amcamla babamın bakışlarını üzerimde hissediyordum. İkisi de annemin yanında olmasa çoktan üzerime yürüyecek adamlardı. Daha fazla göz önünde durmamak için kapıya yöneldim. Tam birkaç adım atmıştım ki babamın sesi arkamdan geldi. “Kaybolma bir yere.” Arkamı dönmedim. Sadece elimin tersiyle havayı işaret ettim. “Tamam.” Hastanenin kapısından çıkar çıkmaz sigaramı yaktım. İlk nefesi daha ciğerime çekmeden Cengiz yanıma geldi. Paketten bir sigara çekip o da yaktı. Yan yana durduk. Hiç konuşmadık. Dumanlarımız konuşuyordu sanki. Bir tarafta dedemin adamları… Diğer tarafta bizim aile… Ben ise ikisinin tam ortasında kalmıştım. Ne gerçekten aileden sayılıyordum… Ne de dedemin kurduğu o karanlık dünyanın adamıydım. Kapıdan içeri girsem üzerime çöken bakışlar. Üç adım atsam dedemin omzuma yüklediği sorumluluk. Yıllardır babama da, Veysel amcama da yaptıramadığı ne kadar kirli iş varsa dönüp dolaşıp benim önüme bırakıyordu. Silahı… Belayı… Karanlığı… Oysa ben bunların hiçbirini istememiştim. Benim derdim çok daha basitti. Para olsun… Kadın olsun… Bir de kafam güzel olsun. Gerisini sikeyim.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
767.0K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.9M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
994.0K
bc

A Warrior's Second Chance

read
368.1K
bc

Not just, the Beta

read
353.0K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook