Hikayesi Miona Öz
author-avatar

Miona Öz

HAKKINDAquote
Hoş geldin 🎯 Burada kalbin kırılabilir, ama kesinlikle sıkılmazsın. 👇🏻 Sosyal medya : mionaoz
bc
Ruhu Fahişe +18
Güncellenme zamanı Feb 12, 2026, 12:16
Gerçek Bir Hayattan Alıntıdır ! ARGO VE KÜFÜR içerir. Nisan 1982 – Kahramanmaraş (Fergan Kara)Kapının tokmağı hırçınca dövülürken Esma’nın eli telaşla gömleğinin düğmelerine gitti. İnce parmakları titriyordu.“Ablaaa, hadi gidelim. Babam kızacak bak, geç oldu!” diye seslendi kapının arkasındaki kız çocuğu.Esma’nın telaşı artarken, ben öfkeyle hırladım.“Getirme lan bir daha şu kardeşini. Her seferinde böyle oluyor.”Esma başını eğdi, suçüstü yakalanmış gibi. Fısıltıyla, neredeyse utanarak,“Ne yapayım… babam başka türlü yollamıyor,” dedi.Pantolonumu çekerken dişlerimin arasından tükürdüm kelimeleri:“Babanın amına koyim. Cesur ol biraz kızım. Bir daha böyle olacaksa hiç gelme.”Gözleri doldu. O, bendeki hoyratlığı sevgi sanıyordu. Kapıda bekleyen kardeşine döndü, çatlak sesle,“Bir şey olmaz, bekle biraz… geleceğim,” dedi.Sonra yeniden bana döndü. Bir anlığına tüm korkusunu, telaşını unutmuş gibiydi. Göğsünün önünü tekrar açtı, üzerime eğildi. Dudakları boynuma dokunduğunda, boğazımdan istemsizce bir kahkaha çıktı.“Tamam… tamam, özür dilerim,” diye fısıldadı.Esma’yı tekrar koltuğa yatırdım. Üzerine doğru eğildiğimde, daha önce defalarca bedenini tanımamışım gibi, iliklerime kadar işleyen bir açlıkla sahip oldum ona. Onun nefesi titriyor, benim nefesim kükreyen bir hayvanınkine dönüyordu. Ne kadar çok isterse istesin, ben sadece doyuyordum.İşim bitince üzerinden kalktım. O, gözlerini kapatıp hâlâ göğsü inip kalkarken, ben yere atılmış pantolonuma uzandım. Hızlıca üzerime çektim. Masanın üzerindeki paketi aldım, sararmış parmak uçlarımla bir sigara çıkardım. Çakmağı çaktığımda odanın içine duman değil, sanki kasvet doldu.Esma, suskunluğun ağırlığını dağıtır gibi gömleğini düğmelerken, kapının ardından o ürkek ses tekrar duyuldu:“Abla… ne olur, gidelim. Korkuyorum…”Esma, dudaklarını ısırarak kardeşine seslendi:“Geliyorum… birazdan…”Sigaradan derin bir nefes çektiğim sırada, Esma’nın aşk dolu sesi, boğucu odanın içinde yankılandı.“Senin için o kadar şeyi göze alıyorum… Ne zaman isteyeceksin beni babamdan?”Gözlerimi devirdim. Tüm hevesim bir anda kâğıt gibi yırtılıp atıldı.“Offff…” dedim öfkeyle. “Gene aynı muhabbetler…”O ise gözlerimin içine bakıyordu hâlâ, saf bir umutla.“Tamam ya, darlama. Zaten pederle aramız açık. Askerlik yapmadan evlendirmem diyor. Kızım ben napayım?”Sertçe elimle işaret ettim kapıya.“Hadi git. Kardeşin bekliyor zaten. Başlama bana gene bık bık bık…”O, kırık bir gülümsemeyle toparlanırken, ben sigaramı dudaklarımın arasına yerleştirip arkamı dönmüştüm bile.Esma ile o ürkek bacısı kimseye görünmeden arka kapıya süzülürken, ben gömleğimin yakasını yarım yamalak çekiştirip alt kata indim. Pavyonun ağır sigara kokusu daha merdivende boğazıma doldu. Mekân yeni yeni hareketleniyordu; masalarda rakılar kuruluyor, kadınlar makyaj tazeliyor, içeriden kısık bağlama sesleri yükseliyordu.Daha adımımı atar atmaz, babamın o kasvetli gövdesiyle karşı karşıya geldim. Sert bakışları ciğerime saplandı.“Nerdesin lan bir saattir, it oğlu it!” dedi, sesi uğultunun içinden sıyrılıp enseme tokat gibi indi.Omuz silktim, sigaramın dumanını burnumdan verdim.“Yav geldim işte baba… buralardayım. Amına koyim nereye gidecem sanki?”Babamın gözleri bir anda boynuma kilitlendi. Çatık kaşlarının arasındaki damar kabarmıştı.“Amına koyduğumun iti… Düğmele şu yakanı! Her tarafın morarmış gene… Şu orospular yüzünden işine gücüne sahip çıkmıyorsun piç kurusu! Yıkıl karşımdan!”Sözleri kurşun gibi dökülürken, ben gömleğimin yakasını aceleyle kapattım. İçimden de “senin işin gücün batsın” diye homurdanarak merdivenlerden aşağı, kumar salonuna indim.Salonun içi kesif duman ve kahkahadan ibaretti. Masaların üstünde iskambil kartları, pullar, yarısı içilmiş kadehler… Bizim çocuklar beni görür görmez gürültüyü patlattılar.“Gene siktin dimi lan kızı, şerefsiz!” diye bağırdı içlerinden biri, masaya yumruğunu vurarak. Kahkahalar uğuldayan tavan arasında çınladı.Yüzümde sinirle karışık bir sırıtma belirdi. Kartlara doğru uzandım, sesim sitemkâr çıktı:“Oynayın lan, sizene! Zaten babam bir sürü tan tana etti… hiç çekemem şimdi sizin geyiğinizi.”Masadakiler kartlarını açarken, içimdeki sıkıntı sigara dumanı gibi ciğerime çöktü. Babamın laneti, Esma’nın gözyaşı, kardeşin korkusu… hepsi aynı masada, aynı iskambil destesinin içinde dönüyordu sanki.
like
bc
Şeytan Görsün Yüzünü
Güncellenme zamanı Aug 23, 2025, 19:32
Sabah kahvemi içmeden dışarı çıkarsam, ya biri ölür ya da ben tutuklanırım.Ama hayat işte…Bazen seni kahvene varmadan sınar.Arabaya doğru yürürken, gözüm önce rüya görmüş gibi oldu. Arabamın tam arkasında.Yani daha doğrusu… arabamın içine girmiş gibi.Sıfır sıfıra park etmiş.Arabamı ordan çıkarmam imkansız. Önü zaten taş duvar, ordan çıkmam da mümkün değil.Yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi.Sakin Ceylin.Sadece sıradan bir gün.Kendine “Bugün kimseye sövmeyeceğim.” demiştin. Hadi bakalım.Güvenliğe yürüdüm.“Abicim kolay gelsin, şu benim arabanın arkasına park eden araç sahibinin numarasını alabilir miyim?” dedim.Kibarca.Kelimeleri çiçek gibi sunarak.Tabi içimden geçenler, “ver de o mal kimmiş göreyim.”Aldım numarayı.Aradım.AçmadıBir daha aradım.Yine yok.Üç.Dört.Beş.Beşinci aramada açtı.Açtı da… açmaz olaydı.“Ahh… Sarp… yapma… orası—”İç sesim: “NE DİYORSUN KIZ SEN?”Sadece durdum.Sessizlik.Ne desem boş. Hiçbir kelime bu ana uygun değil.Ben o telefonu usulca kapattım.Derin bir nefes aldım.Ve dedim ki kendi kendime:“Senin adın Ceylin.Sen yıllarını bu adamın ‘komşum, çocukluk aşkım, belki bir gün fark eder’ hayaline gömdün.Ama artık büyüdün.Ve bıçağın nerede olduğunu biliyorsun.”Eve döndüm.Direkt mutfağa.Bıçağı aldım. Keskin olanı.Böyle… hani çatallı bide, korkutan türden.Hiç istifimi bile bozmadan çıktım dışarı.Cipin başına geldim.Eğildim.Ve…“Pıssssss”O an…O ses bana Beethoven’dan daha huzurlu geldi.Bir.İki.Üç.Dört.Son lastikte içimden geçen:“Geçmiş olsun Sarp.Hayatına kattığın boş hava gazı dolu kadınları başlattığın gibi… ben de seni patlattım.”Taksi çağırdım.Arabam hâlâ orada.Çıkamadım.Ama ruhum?Ruhum özgür.
like
bc
PAS
Güncellenme zamanı Apr 21, 2026, 13:52
Tapu memuru kâğıdı önüme itti. “İmza buraya.” Ev satılıyordu. Annemin mutfağı, babamın akşamları oturduğu koltuk… Hepsi şimdi bir başkasına ait olacaktı. Kardeşimin kumar borcu o masanın üzerinde rakama dönüşmüştü. Kalemi elime aldım. Titremedim. On iki yaşımda titremeyi bırakmıştım zaten. Noterden çıktım. Hava kapalıydı. Bir an durdum, başımı kaldırdım, gökyüzüne baktım. Gülümsedim. O bildiğim, sinirli gülüşle: “Sevmeyecektin madem… niye yarattın ya?” Cevap gelmedi. Beklemiyordum da zaten. Çantamı omzuma taktım. Ev bitti. Sıra Trabzon’daydı. … Gözüm gecenin karanlığında farların aydınlattığı yolda takılıydı. Arkada çalan kısık sesli bir şarkıda film sahneleri geçiyordu gözümden. Işıl ışıl bir hayatım olamaz mıydı? Zor zamanımda annemin dizlerine başımı koyup “Babam halleder” diyebilseydim… Olmaz mıydı ya? Hep mi ben tek başıma mücadele etmek zorundayım? Bir kere de bana her şeyi altın tepside sunmayacaklar mı? Gözlerim yolda, aklımda kaderime isyan metinleri sıralanırken o sessizlikte Yasir’in sesi çıktı; kısık, ürkek ve kırgın: “Abla? Kızgınsın dimi… bana… hâlâ?” Gözlerimi yoldan çevirmedim. Bezgin, yorgun bir nefes çıktı dudaklarımdan. “Yoo… Sana kızgın değilim,” dedim sakin bir sesle. Sesi hafifçe titredi. “Benim yüzümden… hayatın… alt üst oldu,” dedi. Boğazımdan acı bir gülümseme çıktı. “Yani diyorsun ki… mükemmel hayatımız bozuldu, öyle mi?” “Abla… ben özür dilerim… benim yüzümden… babamlardan bize kalan tek hatıra şeyi… sattın… affet beni,” dedi. Titreyen sesi, ağlamasını tutmaya çalışırken boğuluyordu. O an gözlerim kardeşim Yasir’e döndü. Annemlerden kalan tek bir gerçek hatıram: “Son değil… merak etme… bir sonraki hatanda da onu satacağım. Gerçi o pek para etmez ama… neyse.” Anlamaz gözlerle baktı: “Ney o abla son şey?” Gülümsedim, net bir şekilde: “Sen… yani böyle para etmezsin. O yüzden organlarını falan satarım muhtemelen.” “Yaaa ablaa!” dedi, ağlamaklı sesiyle gülerek. “Ne kadar özür dilesem… biliyorum düzelmeyecek… ama söz veriyorum… bir daha böyle hatalar yapmayacağım,” dedi kendinden emin bir şekilde. “Yapamazsın zaten… o lüksümüz yok,” dedim acı bir tebessümle. “Dedemizin Trabzon’daki evi para etmez biliyorsun… Arabamı da satarsam işe gidip gelemem… Bence bu sene üniversite işini çöz; adam gibi bir yer kazan… bitsin bu çilemiz.” “Söz!” dedi, acı bir tebessümle. “Gece gündüz ders çalışacağım, abla… inan bana.” Sustum. Sadece onayladığımı belli edecek şekilde başımı salladım. … Sabahın erken saatlerinde vardık Sürmene’ye. Camı hafifçe açtım, dağlardan gelen o ferah koku arabaya doldu. Serindi. Mayıs ayında bile bu kadar serin olması şaşırtmıştı beni. Albümler arasında Sürmene’de dedemin omuzlarında çekilmiş bir fotoğrafım vardı; iki, bilemedin üç yaşlarındaymışım. Sürmene’yle ilgili tek anım bu. Başka yok. Arabayı navigasyonun seslerini takip ederek sürdüm, sahil yolundan sola saptım. Bir süre sonra, navigasyondaki sağ-sol seslerinin ardından: “Hedefiniz soldadır,” dedi. Frene bastım, camı indirdim. Karşımdaki manzara karşısında irkildim. Evin bahçesi boy boy otlarla, dikenlerle kaplıydı. Sarmaşıklar, evin bir cephesini sarmıştı. Gözüm evi taramaya devam ederken, Yasir’in sesi patladı kulaklarımda: “Ablaaa!” dedi şaşkın bir tonda. “Biz burada mı yaşayacağız?” Gözlerimi sıkıca kapattım, tedirginliğimi gizlemeye çalışarak döndüm ona: “Çok iyi değil mi? Denizi de görüyor. Bence harika.”
like
bc
UNUTTUĞUMUZ YEMİN
Güncellenme zamanı Mar 11, 2026, 11:06
( Ezgi Toprak ) Karanlık bir yer. Kalabalık etrafımı sarmış, üzerimdeki elbiseler antik çağdan kalma gibi. Hava sisli, puslu, iğrenç bir soğuk taşıyor. Üstüm başım ıslak; korkuyla üşümek arasında bir yerdeyim. Tüm vücudum titriyor. Kımıldayacak hâlim yok. Sadece gözlerim oynuyor. Kalabalığın içinde, karşımda bir adam var. Zapt edilmeye çalışılıyor. Beni kurtarmak için çırpınıyor ama çevresindeki adamlar kollarından tutup geri çekiyor. Dizlerim çamura çökmüş. Ellerimin üstü yaralı. Avuçlarım yanıyor. Karşımda bir darağacı yükseliyor. Nefesim boğazımda düğümleniyor. Bağıramıyorum. Ağlayamıyorum. Yardım isteyemiyorum. İçimde yankılanan tek şey korku. Beni kaldırıyorlar. Ayaklarımı yere bastırmaya çalışıyorum, direniyorum. Bağırmaya çalışıyorum ama sesim çıkmıyor. Gözlerim kalabalığı tarıyor; kimisi tezahürat yapıyor, kimisi yüzünü çeviriyor, kimisi halime acıyor. Ama benim hissettiğim tek şey, birazdan boynuma geçecek olan ipin soğukluğu. Adam başka bir dilde konuşuyor. Ama ben onu anlıyorum. Parmağını kaldırıp kalabalığın içindeki o adamı işaret ediyor. Korkuyorum. Eğer ben ölmezsem, o ölecek. Titreyerek sandalyeye bir adım atıyorum. Urganı kendi ellerimle boynuma geçiriyorum. Dizlerim kilitleniyor. Adamlar kalabalığa benimle ilgili bir şeyler bağırıyor: büyücü olduğumu, hain olduğumu, yasak bir aşka bulaştığımı… O an utancım, korkumun önüne geçiyor. Kendi ayaklarımla sandalyeyi deviriyorum. Ölmekten korkan ben, kendi ölümümü kendim hazırlıyorum. Ayaklarım boşlukta sallanırken nefesim kesiliyor. Gözlerim büyüyor, ciğerlerime dolan hava yetmiyor. Dünya kararıyor. Sonra… Sisi yaran bir ses kulaklarıma çarptı, “Ezgi! Ezgi, aşkım buradayım. Canım, tamam… kendine gel. İyisin.”
like
bc
Kontrolsüz Komuta
Güncellenme zamanı Nov 3, 2025, 12:47
Yüzbaşı Çağatay KeskinHafta sonu şehir merkezinden lojmana doğru dönüyordum. Direksiyonun başında, aklım hâlâ sabah teslim ettiğim raporlardaydı. Yolu tanırım, her taşını bilirim, düzenli ve sakin bir güzergâhtır normalde. Ama o gün… asfaltın üstünde sanki yıldırım düştü.Yanımdan turuncu-siyah bir motor öyle bir hızla geçti ki, rüzgârı arabanın camlarını zangırdattı. Silme… resmen sıyırıp geçti beni.Fren refleksiyle ayağım pedala gitti. Kalbim göğsüme sertçe vurdu.Bu neyin cesareti?Gazı bastım, az ileride ışıklarda yakaladım onu. Arabanın camını sertçe indirdim, sesim emir tonundaydı:— Dangalak gibi kullanma şunu! Neyine güveniyorsun? Bir çarpsak beyninin pekmezi asfaltın üstüne yayılır, farkında mısın?!Başında parlak siyah bir kask vardı. Bana doğru döndü. Yüzünü göremedim ama hissettim; o umursamaz, kışkırtıcı bakış vizörün arkasından bile üzerime geldi.Tam o anda yeşil yandı. Kaskın üzerine iki parmağını kaldırıp bana havalı bir selam çaktı. Ardından kornaya bastı, motorun o tok sesiyle birlikte bir kez daha yolun üstünden kayboldu.Dişlerimi sıktım. Direksiyonun derisini neredeyse parçalayıp öyle tuttum.Kim olursan ol… bu iş burada bitmeyecek.Lojmana vardığımda gözüm hemen o motora takıldı. Turuncu-siyah gövdesi güneşte parlıyor, egzozunun ucundan hâlâ sıcağın buğusu tütüyordu.İşte buradasın.Burası askeri lojman. O motorun, o hızın burada ne işi var?Tam çevreme bakınıyordum ki bina kapısı açıldı. Ve motorun sahibi çıktı.Koluna kaskını takmış, kulağında telefon, adımlarında meydan okuyan bir rahatlık. Uzun saçları rüzgârla yüzüne düşmüş, bakışları umursamaz, yürüyüşü kendinden emin…Şaşkınlığım saniyeler sürdü.O motorda, o hızda… bir kadın.Koluna taktığı turuncu-siyah kask hâlâ parlıyordu. Kulağında telefon, yüzünde “dünya umurunda değilmiş” gibi bir rahatlık vardı. Dudak kenarında küçücük bir kıvrım… belli ki alaycı bir tebessüm.O adımları… Sanki asfalt onun kırmızı halısıymış gibi. Rahat, özgüvenli, meydan okuyan.Demek yanımdan roket gibi geçen sensin ha…
like
bc
Ben Belamı Bulurum
Güncellenme zamanı Aug 19, 2025, 04:17
Bölüm 1 - Takılma be Alya, sadece evleniyor. Baran evleniyor ! Cümle bu kadar basit, ama yaşadıklarım hiç basit değil. İnstagram da fotoğraf paylaşmış damat bey hazırlıkta yazıp yanına da kalp koymuş. Eminim onu kız paylaştı ama ne fark eder! Ben bir kez elime bile alamadım o telefonu. Elin kızı fotoğraf paylaşıyor. Yanaklarım kızardı dizlerim istemsizce sallanmaya başladı. Telefonu duvara vurup parçalamak istedim ama Baran için değmezdi tabi ki. Sakinleşmeliydim. Ofisimde arkama yaslandım gözlerim doldu resmen. Ay Alya saçmalama daha neler ! Dedim kendi kendime. Fotoğrafı tekrar açtım altında ki yorumları okumaya başladım yalama arkadaşları bir sürü yorum yapmış. Fotoğrafı yakınlaştırıp kızı incelerken Eylül aradı - Efendim Eylül heyecanla konuşmaya başladı - Bebeğim fotoğrafı gördün müüü ?? Ya şok oldum. Görmez olaydım dedim içimden. - Evet canım gördüm. Mutluluklar benden uzak olsun cehenneme direk. Eylül - Saçmalamaa bu kadar kolay mı bunu demek? Haklıydı, hiç kolay değildi. Çünkü Baran’ın sürünmesi gerekiyordu evlenmesi değil. Ya bu bedduanın direk tutması için bir ritüel falan mı var? Nasıl tutmadı benim bu beddualarım. - Baran benim için bitti. Ben sadece onunla heba olan 2 seneme üzülüyorum. Fotoğrafı görmeden önce de üzülüyordum. Şimdi o güzelim kıza da yazık olacak. Dedim Eylül - İşin kaç gibi biter. Buluşalım bu telefonda konuşulacak bir konu değil. Senin bu cevapların beni tatmin etmedi. Ben senin ciğerini bilirim. - Senden kurtuluş yok bugün değil mi ? - Asla! - Tamam saat 3 gibi sahilde ki nevazende görüşelim. - Tamam kuzu öpüyorum seni. Dedi ve telefonu kapattı. Eylül benim çocukluğumdan beri yanımda kalan tek dostumdu. Aldığım nefesden içinde bulunduğum duydu durumunu anlardı telefondan kandırabilirdim ama şimdi imkansız. Neyse yaşanacaksa yaşanacak. İşlerimi toparladım. Lavaboya geçip makyajımı tazeledim ofise geçip toparlanmadan önce abimin kapısını tıklattım. Gel sesini beklemeden içeri girdim. - Akın beycim nasılsınız? Benimle bir işiniz yoksa ben çıkıyorum Eylül ile buluşacağım. - Akşama geç kalma. Biliyorsun akşama Kerem ve kız kardeşi gelecek. - Aaa o bu akşammıydı yaa? O benim tamamen aklımdan çıkmış. - Evet güzelim bu akşamdı. Ve bir sorun çıksın istemiyorum. Yeni proje için Kerem’in sponsorluğu önemli. Güzel ağırlayalım. - Off bitmiyor bitmiyorr ! Tamaam, tamaam merak etme misafirlerden önce evde olacağım yakışıklı.Abimden bir makas aldım ve çıktım. Ofisime geçtim toparlandım ve çıktım. Mekana vardığımda Eylül masada beni bekliyordu. Hemen yanına geçtim sarıldım. Masama oturdum. - Bişeyler söyledin mi? Ne yicez ne içcez çok açım! Eylül’e bakmadan menüyü hızlı hızlı değiştiriyordum. Eylül elimde ki menüyü aldı ve masaya koydu. Garsona seslendi. - Bana tavuklu salata, tavuklar ızgara olsun ve güzel pişsin lütfen. Arkadaşıma da sezar. Sosunu bol koymanızı rica ederim. Nazikçe garsona teşekkür edip, gözlerini açıp bana döndü. - Senin bu sakinliğin şaka mı? - Ya kızım zaten bu mal beni aldattığı gün benim için bitti. Benim canımı yakan bu şerefsizin bu kadar kısa sürede mutlu olması. Ya bu beni restoranında çalışan kız ile aldattı. Şuan çok daha farklı biri ile evleniyor. Biz ayrılalı daha 3 ay oldu. Demek ki ben birden fazla aldatıldım. Eylül masaya doğru uzandı ellerimi tuttu. - Aşkım mesele bu mu? Ya hiç mi bişey yapmicaksın. Ödetmeyecek misin? - Saçmalama Eylül! Ben sence gidip hesap sorup kendimi küçük düşürürmüyüm. Ellerimi çekip arkama yaslandım. Kollarımı göğsümde bağladım ve Eylül belki sesini keser diye sağa sola bakmaya başladım. Ama Eylül durur mu! - Ya aptal! Ben sana bunu mu söylüyorum. Baran sana takıntılıydı. Sen ayrıldıktan sonra tamamen Rabbim sen büyüksün edasıyla evinden işine, işinden evine hanım hanımcık bir kız oldun. Noldu benim Alya’ma ? Haklıydı. Ben hep sosyal neşeli aktif ve fazla popülerdim. Ama Baran’ın üzerime kurduğu o baskı resmen beni sindirmişti. Neredesin ? Kimlesin? Telefonun neden meşguldü ? Bir kadınla bir erkek yakın arkadaş olamazdı!! Dağ ayısı. Düşündükçe sinirlerim gerildi. Eylül’e dönüp - aşkım çevremde kim kaldı? Bi bak ? Sen, Funda, Sibel, Kübra. Funda ile Sibel zaten evli belik bebek derdinden bana mı zaman ayırsın. Kübra zaten sürekli şehir dışında. Elimde avucumda bir sen kaldın. Seninde manitan malum. E ben adam mı kiralicam.? - Haklısın kuşum. Ben hiç böyle düşünmedim. Hadi bu cumartesi akalım. Hemde Baran’ın hep takıldığı o mekana. Ne dersin? Ne kaybettiğini son bi görsün. İçine otursun. Bi kaç saniye düşündüm. Yarım ağız bir gülüş attım. - Akalım lan. Bi görsün bakalım o dağ ayısı. Alya öyle kolay sinip gidecek kızmı. Eylül ile muhabbet sohbet gülüşmeler derken sohbet eşliğinde yedik içtik saatin nasıl ilerlediğini bile farketmedim. Ya şapsal kız. Bu kız benim yaşayasımı getiriyor. Neşe kaynağı resmen. Tam yüzüne bakıp ne kadar şanslı biri olduğumu düşünürken gözüm telefonun ekranında ki saate takıldı. - Allah kahretsin! Hızlıca toparlanmaya başladım. - Noluyor lan ? Bişey mi oldu. ?
like