bc

Kontrolsüz Komuta

book_age18+
2.9K
TAKİP ET
39.4K
OKU
adventure
dark
contract marriage
family
HE
age gap
fated
forced
opposites attract
friends to lovers
sporty
mafia
sweet
bxg
kicking
bold
game player
soldier
city
office/work place
small town
enimies to lovers
secrets
war
musclebear
surrender
addiction
actor
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Yüzbaşı Çağatay KeskinHafta sonu şehir merkezinden lojmana doğru dönüyordum. Direksiyonun başında, aklım hâlâ sabah teslim ettiğim raporlardaydı. Yolu tanırım, her taşını bilirim, düzenli ve sakin bir güzergâhtır normalde. Ama o gün… asfaltın üstünde sanki yıldırım düştü.Yanımdan turuncu-siyah bir motor öyle bir hızla geçti ki, rüzgârı arabanın camlarını zangırdattı. Silme… resmen sıyırıp geçti beni.Fren refleksiyle ayağım pedala gitti. Kalbim göğsüme sertçe vurdu.Bu neyin cesareti?Gazı bastım, az ileride ışıklarda yakaladım onu. Arabanın camını sertçe indirdim, sesim emir tonundaydı:— Dangalak gibi kullanma şunu! Neyine güveniyorsun? Bir çarpsak beyninin pekmezi asfaltın üstüne yayılır, farkında mısın?!Başında parlak siyah bir kask vardı. Bana doğru döndü. Yüzünü göremedim ama hissettim; o umursamaz, kışkırtıcı bakış vizörün arkasından bile üzerime geldi.Tam o anda yeşil yandı. Kaskın üzerine iki parmağını kaldırıp bana havalı bir selam çaktı. Ardından kornaya bastı, motorun o tok sesiyle birlikte bir kez daha yolun üstünden kayboldu.Dişlerimi sıktım. Direksiyonun derisini neredeyse parçalayıp öyle tuttum.Kim olursan ol… bu iş burada bitmeyecek.Lojmana vardığımda gözüm hemen o motora takıldı. Turuncu-siyah gövdesi güneşte parlıyor, egzozunun ucundan hâlâ sıcağın buğusu tütüyordu.İşte buradasın.Burası askeri lojman. O motorun, o hızın burada ne işi var?Tam çevreme bakınıyordum ki bina kapısı açıldı. Ve motorun sahibi çıktı.Koluna kaskını takmış, kulağında telefon, adımlarında meydan okuyan bir rahatlık. Uzun saçları rüzgârla yüzüne düşmüş, bakışları umursamaz, yürüyüşü kendinden emin…Şaşkınlığım saniyeler sürdü.O motorda, o hızda… bir kadın.Koluna taktığı turuncu-siyah kask hâlâ parlıyordu. Kulağında telefon, yüzünde “dünya umurunda değilmiş” gibi bir rahatlık vardı. Dudak kenarında küçücük bir kıvrım… belli ki alaycı bir tebessüm.O adımları… Sanki asfalt onun kırmızı halısıymış gibi. Rahat, özgüvenli, meydan okuyan.Demek yanımdan roket gibi geçen sensin ha…

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
B1- Demek o roket sensin.
Yüzbaşı Çağatay Keskin Hafta sonu şehir merkezinden lojmana doğru dönüyordum. Direksiyonun başında, aklım hâlâ sabah teslim ettiğim raporlardaydı. Yolu tanırım, her taşını bilirim, düzenli ve sakin bir güzergâhtır normalde. Ama o gün… asfaltın üstünde sanki yıldırım düştü. Yanımdan turuncu-siyah bir motor öyle bir hızla geçti ki, rüzgârı arabanın camlarını zangırdattı. Silme… resmen sıyırıp geçti beni. Fren refleksiyle ayağım pedala gitti. Kalbim göğsüme sertçe vurdu. Bu neyin cesareti? Gazı bastım, az ileride ışıklarda yakaladım onu. Arabanın camını sertçe indirdim, sesim emir tonundaydı: — Dangalak gibi kullanma şunu! Neyine güveniyorsun? Bir çarpsak beyninin pekmezi asfaltın üstüne yayılır, farkında mısın?! Başında parlak siyah bir kask vardı. Bana doğru döndü. Yüzünü göremedim ama hissettim; o umursamaz, kışkırtıcı bakış vizörün arkasından bile üzerime geldi. Tam o anda yeşil yandı. Kaskın üzerine iki parmağını kaldırıp bana havalı bir selam çaktı. Ardından kornaya bastı, motorun o tok sesiyle birlikte bir kez daha yolun üstünden kayboldu. Dişlerimi sıktım. Direksiyonun derisini neredeyse parçalayıp öyle tuttum. Kim olursan ol… bu iş burada bitmeyecek. Lojmana vardığımda gözüm hemen o motora takıldı. Turuncu-siyah gövdesi güneşte parlıyor, egzozunun ucundan hâlâ sıcağın buğusu tütüyordu. İşte buradasın. Burası askeri lojman. O motorun, o hızın burada ne işi var? Tam çevreme bakınıyordum ki bina kapısı açıldı. Ve motorun sahibi çıktı. Koluna kaskını takmış, kulağında telefon, adımlarında meydan okuyan bir rahatlık. Uzun saçları rüzgârla yüzüne düşmüş, bakışları umursamaz, yürüyüşü kendinden emin… Şaşkınlığım saniyeler sürdü. O motorda, o hızda… bir kadın. Koluna taktığı turuncu-siyah kask hâlâ parlıyordu. Kulağında telefon, yüzünde “dünya umurunda değilmiş” gibi bir rahatlık vardı. Dudak kenarında küçücük bir kıvrım… belli ki alaycı bir tebessüm. O adımları… Sanki asfalt onun kırmızı halısıymış gibi. Rahat, özgüvenli, meydan okuyan. Demek yanımdan roket gibi geçen sensin ha… Arabamdan indim. Kapıyı sertçe çarpıp yürüyüşümü dik tuttum. Asker yürüyüşüdür bu; toprağa adımımı bırakırken bile otoriteyi hissettirir. Önüne geçtim. O hâlâ telefondaydı. “Evet babacım… merak etme, döndüm. Lojmandayım artık…” dedi, sesi ipeksi ama dalga geçer gibiydi. Gözlerimi kısarak sordum: “Motor senin mi?” Başını kaldırdı. İlk kez göz göze geldik. Dudak kenarı hafifçe kıvrıldı. “Evet. Problem mi var yüzbaşı?” Beni tanıyordu. Rütbemden bahsettiğine göre belli ki tesadüf değildi bu karşılaşma. “Var.” dedim, sesim sert, tok ve emirdi. “Burası yarış pisti değil. Bir daha öyle kullandığını görürsem—” Sözümü kesti. Başını yana eğdi, kaşlarının arasına haylaz bir gölge düştü. “Ne yaparsınız? Ceza mı yazarsınız? Motorumu bağlar mısınız?” İçimdeki asker disiplinle haykırıyor, sinirli tarafım ise bu kadına haddini bildirmek için can atıyordu. Bir adım daha yaklaştım, gözlerimi onun gözlerine diktim. “Hayatını hiçe sayabilirsin, umurumda değil.” dedim, dişlerimin arasından. “Ama burada yaşayanların güvenliğini tehlikeye atamazsın. Burada benim sözüm geçer.” Bu sözümle duracağını sandım. Ama gözleri bir an parladı. Kahkaha atacak gibi oldu. Sonra dudaklarından o cümle döküldü: “Yanılıyorsunuz yüzbaşı. Burada sizin değil… babamın sözü geçer.” İşte o an her şey yerine oturdu. Albay Sancak’ın kızı. Yani benim komutanımın kızı. Yanımdan roket gibi geçen, kaskını havalı bir selamla kaldıran, gözünü budaktan sakınmayan kadın… oydu. Kontrolsüzlük mü? Bu kız resmen onun vücut bulmuş haliydi. Bir an nefesim kesildi. O kelimeyi öyle bir vurguyla söyledi ki, göğsümün içine kurşun gibi saplandı: babam. Albay Sancak’ın kızı… Benim komutanımın göz bebeği, tek kızı. Ve ben az önce ona “dangalak” dedim. Kelimeler boğazımda düğümlendi, ama gururum geri adım atmayı reddetti. Kaşlarımı çatıp daha da dikleştim. “Sen… Albay Sancak’ın kızı mısın?” Gözlerinde küçücük bir ışık yandı. Bu ışıltı kibir miydi, oyunbazlık mıydı… bilmiyorum. Dudaklarını ısırır gibi yaptı, sonra ukala bir tebessümle kafasını salladı. “Bingo, yüzbaşı. Ödülümü isterim.” Şaka yapar gibi söyledi. Ama ben gülmedim. Çenemi sıktım, damarlarım gerildi. “Demek babanın kızı olduğun için yolları yarış pistine çevirebileceğini sanıyorsun.” Kaskını omzuna daha da sıkıştırdı, gözlerini kıstı. “bilemediniz. Babamın kızı olduğum için değil… ben olduğum için o yollar pistime dönüşür.” İçimdeki bütün alarmlar çalmaya başladı. Bu kadın ciddiydi. Ve kontrolsüzdü. Yine de askeri refleksle sesimi bastırmadan çıkardım. “Kurallar herkes için geçerlidir. Sen istesen de istemesen de burada benden izinsiz böyle bir şey yapamazsın.” O ise başını geriye atıp güldü. Kahkahası lojmanın duvarlarından çarpıp bana geri döndü. “Benden izin almamı mı istiyorsunuz? Şaka yapıyor olmalısınız. Kusura bakmayın yüzbaşı, ben öyle emirle, komutla yaşamıyorum. Hele bir de sizin gibi sinirli adamların talimatıyla hiç.” Gözlerim ona kilitlendi. Derin nefes aldım, sakin kalmaya çalıştım ama boğazımda bir şey düğümlendi. “Sen… babanın kim olduğunun farkında mısın? Senin bu ukalalığın sadece seni değil, onu da zor durumda bırakır.” Gözleri bir an ciddileşti, sonra yine alaycılığa döndü. “Merak etmeyin yüzbaşı. Babam benim alışkanlıklarımla çoktan barıştı. Siz de alışsanız iyi edersiniz.” Ben ise donup kalmıştım. Bir yanda kuralları çiğneyen, tehlikeyi hiçe sayan bir kadın… diğer yanda komutanımın kızı. Ve ikisini aynı bedende görmek bana delilik gibi geliyordu. Gözlerim hâlâ onda. Çenemi dikleştirdim, nefesimi bastırdım. İçimdeki asker, ona haddini bildirmek için yanıp tutuşuyordu ama karşımdaki kadının bakışında öyle bir şey vardı ki… emirle değil, meydan okumayla yaşıyordu. Adımlarını ağır ağır yaklaştırdı. Aramızdaki mesafeyi kendi belirler gibi, özgürce. Kaskını kolundan çözdü, elinde savurur gibi salladı. Dudaklarının kenarı alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Belli ki siz kuralları çok seviyorsunuz yüzbaşı.” dedi, sesi ipeksi ama alayla dolu. “Benim dünyamda ise kurallar, hızla geçip giderken aynada küçücük bir nokta gibi kalır. Tıpkı sizi az önce arkamda bıraktığım gibi. ” Şımarıkça göz kırptı alaycı bir gülüşle. Yutkundum. Damarlarımda kan daha hızlı akmaya başladı. Bu kız tehlikeydi. Kontrolsüzdü. Ve o kontrolsüzlük beni tuhaf bir şekilde kendine çekiyordu. Gözlerimi gözlerinden ayırmadım. “Burada öyle olmayacak.” dedim, kelimelerim sert ve tok çıktı. “Burası benim kontrolümde.” O ise başını yana eğdi, gözlerinde küçücük bir kıvılcım parladı. İleriye eğilip neredeyse fısıldar gibi söyledi: “Öyle mi? Seyret o zaman yüzbaşı…” Sonra kaskını omzuna vurdu, telefonunu cebine sıkıştırıp arkasını döndü. Adımlarının çıkardığı ses sanki meydan okuyan bir marş gibiydi. Ben ise olduğu yere çakılıp kalmıştım. Kontrol bende… öyle mi? Hayır. İlk defa hayatımda kontrolün elimden kaydığını hissettim. Yanımdan öyle bir geçti ki… sanki az önce söylediklerim onun için sadece bir oyundan ibaretti. Kaskını kolundan aldı, motorunun üzerine atladı. Ben istemsizce döndüm, gözlerim arkadan onu takip etmeye başladı. Motorun gövdesi güneşin altında yanıyordu adeta; turuncu ve siyah renkler, gözümü kamaştıran bir meydan okuma gibiydi. O ise kaskı başına geçirdi, vizörün kapanma sesi taş duvarlarda yankılandı. Ardından iki kez üst üste gaza dokundu. Motorun homurtusu içime işleyen bir meydan okuma gibiydi. Sanki “beni durduramazsın” diye haykırıyordu. Vizörün arkasından başını bana doğru eğdi. Az önceki havalı selamın aynısını yaptı. Kaskın parlak yüzeyi, güneşin ışığını gözlerime vururken ben sadece donup kaldım. Sonra… bir hamlede gazı kökledi. Tekerlekler taşlı otoparkta kayar gibi çıkış yaptı, taşların çıtırtısı kulaklarımda çınladı. Turuncu-siyah gövde, geriye duman ve yankı bırakarak gözden kayboldu. Ben ise olduğum yerde… nefesim düğümlenmiş, kelimelerim boğazıma saplanmış halde sadece arkasından bakakaldım. Az önce ettiğim bütün sert cümleler… bir bir içime gömülüyordu. Ve ilk defa hissettim: Ben Yüzbaşı Çağatay Keskin, kontrolün, otoritenin vücut bulmuş hali… ama bu kadın karşısında kontrolsüzüm.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Sessiz Çığlık

read
10.6K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
35.0K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
28.0K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
29.3K
bc

İNFAZ

read
4.9K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
15.0K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.5K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook