
Gerçek Bir Hayattan Alıntıdır ! ARGO VE KÜFÜR içerir. Nisan 1982 – Kahramanmaraş (Fergan Kara)Kapının tokmağı hırçınca dövülürken Esma’nın eli telaşla gömleğinin düğmelerine gitti. İnce parmakları titriyordu.“Ablaaa, hadi gidelim. Babam kızacak bak, geç oldu!” diye seslendi kapının arkasındaki kız çocuğu.Esma’nın telaşı artarken, ben öfkeyle hırladım.“Getirme lan bir daha şu kardeşini. Her seferinde böyle oluyor.”Esma başını eğdi, suçüstü yakalanmış gibi. Fısıltıyla, neredeyse utanarak,“Ne yapayım… babam başka türlü yollamıyor,” dedi.Pantolonumu çekerken dişlerimin arasından tükürdüm kelimeleri:“Babanın amına koyim. Cesur ol biraz kızım. Bir daha böyle olacaksa hiç gelme.”Gözleri doldu. O, bendeki hoyratlığı sevgi sanıyordu. Kapıda bekleyen kardeşine döndü, çatlak sesle,“Bir şey olmaz, bekle biraz… geleceğim,” dedi.Sonra yeniden bana döndü. Bir anlığına tüm korkusunu, telaşını unutmuş gibiydi. Göğsünün önünü tekrar açtı, üzerime eğildi. Dudakları boynuma dokunduğunda, boğazımdan istemsizce bir kahkaha çıktı.“Tamam… tamam, özür dilerim,” diye fısıldadı.Esma’yı tekrar koltuğa yatırdım. Üzerine doğru eğildiğimde, daha önce defalarca bedenini tanımamışım gibi, iliklerime kadar işleyen bir açlıkla sahip oldum ona. Onun nefesi titriyor, benim nefesim kükreyen bir hayvanınkine dönüyordu. Ne kadar çok isterse istesin, ben sadece doyuyordum.İşim bitince üzerinden kalktım. O, gözlerini kapatıp hâlâ göğsü inip kalkarken, ben yere atılmış pantolonuma uzandım. Hızlıca üzerime çektim. Masanın üzerindeki paketi aldım, sararmış parmak uçlarımla bir sigara çıkardım. Çakmağı çaktığımda odanın içine duman değil, sanki kasvet doldu.Esma, suskunluğun ağırlığını dağıtır gibi gömleğini düğmelerken, kapının ardından o ürkek ses tekrar duyuldu:“Abla… ne olur, gidelim. Korkuyorum…”Esma, dudaklarını ısırarak kardeşine seslendi:“Geliyorum… birazdan…”Sigaradan derin bir nefes çektiğim sırada, Esma’nın aşk dolu sesi, boğucu odanın içinde yankılandı.“Senin için o kadar şeyi göze alıyorum… Ne zaman isteyeceksin beni babamdan?”Gözlerimi devirdim. Tüm hevesim bir anda kâğıt gibi yırtılıp atıldı.“Offff…” dedim öfkeyle. “Gene aynı muhabbetler…”O ise gözlerimin içine bakıyordu hâlâ, saf bir umutla.“Tamam ya, darlama. Zaten pederle aramız açık. Askerlik yapmadan evlendirmem diyor. Kızım ben napayım?”Sertçe elimle işaret ettim kapıya.“Hadi git. Kardeşin bekliyor zaten. Başlama bana gene bık bık bık…”O, kırık bir gülümsemeyle toparlanırken, ben sigaramı dudaklarımın arasına yerleştirip arkamı dönmüştüm bile.Esma ile o ürkek bacısı kimseye görünmeden arka kapıya süzülürken, ben gömleğimin yakasını yarım yamalak çekiştirip alt kata indim. Pavyonun ağır sigara kokusu daha merdivende boğazıma doldu. Mekân yeni yeni hareketleniyordu; masalarda rakılar kuruluyor, kadınlar makyaj tazeliyor, içeriden kısık bağlama sesleri yükseliyordu.Daha adımımı atar atmaz, babamın o kasvetli gövdesiyle karşı karşıya geldim. Sert bakışları ciğerime saplandı.“Nerdesin lan bir saattir, it oğlu it!” dedi, sesi uğultunun içinden sıyrılıp enseme tokat gibi indi.Omuz silktim, sigaramın dumanını burnumdan verdim.“Yav geldim işte baba… buralardayım. Amına koyim nereye gidecem sanki?”Babamın gözleri bir anda boynuma kilitlendi. Çatık kaşlarının arasındaki damar kabarmıştı.“Amına koyduğumun iti… Düğmele şu yakanı! Her tarafın morarmış gene… Şu orospular yüzünden işine gücüne sahip çıkmıyorsun piç kurusu! Yıkıl karşımdan!”Sözleri kurşun gibi dökülürken, ben gömleğimin yakasını aceleyle kapattım. İçimden de “senin işin gücün batsın” diye homurdanarak merdivenlerden aşağı, kumar salonuna indim.Salonun içi kesif duman ve kahkahadan ibaretti. Masaların üstünde iskambil kartları, pullar, yarısı içilmiş kadehler… Bizim çocuklar beni görür görmez gürültüyü patlattılar.“Gene siktin dimi lan kızı, şerefsiz!” diye bağırdı içlerinden biri, masaya yumruğunu vurarak. Kahkahalar uğuldayan tavan arasında çınladı.Yüzümde sinirle karışık bir sırıtma belirdi. Kartlara doğru uzandım, sesim sitemkâr çıktı:“Oynayın lan, sizene! Zaten babam bir sürü tan tana etti… hiç çekemem şimdi sizin geyiğinizi.”Masadakiler kartlarını açarken, içimdeki sıkıntı sigara dumanı gibi ciğerime çöktü. Babamın laneti, Esma’nın gözyaşı, kardeşin korkusu… hepsi aynı masada, aynı iskambil destesinin içinde dönüyordu sanki.

