bc

Ruhu Fahişe +18

book_age18+
2.0K
TAKİP ET
53.7K
OKU
revenge
love-triangle
contract marriage
opposites attract
stepfather
mafia
gangster
drama
tragedy
bxg
kicking
city
highschool
office/work place
small town
childhood crush
musclebear
friends with benefits
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Gerçek Bir Hayattan Alıntıdır ! ARGO VE KÜFÜR içerir. Nisan 1982 – Kahramanmaraş (Fergan Kara)Kapının tokmağı hırçınca dövülürken Esma’nın eli telaşla gömleğinin düğmelerine gitti. İnce parmakları titriyordu.“Ablaaa, hadi gidelim. Babam kızacak bak, geç oldu!” diye seslendi kapının arkasındaki kız çocuğu.Esma’nın telaşı artarken, ben öfkeyle hırladım.“Getirme lan bir daha şu kardeşini. Her seferinde böyle oluyor.”Esma başını eğdi, suçüstü yakalanmış gibi. Fısıltıyla, neredeyse utanarak,“Ne yapayım… babam başka türlü yollamıyor,” dedi.Pantolonumu çekerken dişlerimin arasından tükürdüm kelimeleri:“Babanın amına koyim. Cesur ol biraz kızım. Bir daha böyle olacaksa hiç gelme.”Gözleri doldu. O, bendeki hoyratlığı sevgi sanıyordu. Kapıda bekleyen kardeşine döndü, çatlak sesle,“Bir şey olmaz, bekle biraz… geleceğim,” dedi.Sonra yeniden bana döndü. Bir anlığına tüm korkusunu, telaşını unutmuş gibiydi. Göğsünün önünü tekrar açtı, üzerime eğildi. Dudakları boynuma dokunduğunda, boğazımdan istemsizce bir kahkaha çıktı.“Tamam… tamam, özür dilerim,” diye fısıldadı.Esma’yı tekrar koltuğa yatırdım. Üzerine doğru eğildiğimde, daha önce defalarca bedenini tanımamışım gibi, iliklerime kadar işleyen bir açlıkla sahip oldum ona. Onun nefesi titriyor, benim nefesim kükreyen bir hayvanınkine dönüyordu. Ne kadar çok isterse istesin, ben sadece doyuyordum.İşim bitince üzerinden kalktım. O, gözlerini kapatıp hâlâ göğsü inip kalkarken, ben yere atılmış pantolonuma uzandım. Hızlıca üzerime çektim. Masanın üzerindeki paketi aldım, sararmış parmak uçlarımla bir sigara çıkardım. Çakmağı çaktığımda odanın içine duman değil, sanki kasvet doldu.Esma, suskunluğun ağırlığını dağıtır gibi gömleğini düğmelerken, kapının ardından o ürkek ses tekrar duyuldu:“Abla… ne olur, gidelim. Korkuyorum…”Esma, dudaklarını ısırarak kardeşine seslendi:“Geliyorum… birazdan…”Sigaradan derin bir nefes çektiğim sırada, Esma’nın aşk dolu sesi, boğucu odanın içinde yankılandı.“Senin için o kadar şeyi göze alıyorum… Ne zaman isteyeceksin beni babamdan?”Gözlerimi devirdim. Tüm hevesim bir anda kâğıt gibi yırtılıp atıldı.“Offff…” dedim öfkeyle. “Gene aynı muhabbetler…”O ise gözlerimin içine bakıyordu hâlâ, saf bir umutla.“Tamam ya, darlama. Zaten pederle aramız açık. Askerlik yapmadan evlendirmem diyor. Kızım ben napayım?”Sertçe elimle işaret ettim kapıya.“Hadi git. Kardeşin bekliyor zaten. Başlama bana gene bık bık bık…”O, kırık bir gülümsemeyle toparlanırken, ben sigaramı dudaklarımın arasına yerleştirip arkamı dönmüştüm bile.Esma ile o ürkek bacısı kimseye görünmeden arka kapıya süzülürken, ben gömleğimin yakasını yarım yamalak çekiştirip alt kata indim. Pavyonun ağır sigara kokusu daha merdivende boğazıma doldu. Mekân yeni yeni hareketleniyordu; masalarda rakılar kuruluyor, kadınlar makyaj tazeliyor, içeriden kısık bağlama sesleri yükseliyordu.Daha adımımı atar atmaz, babamın o kasvetli gövdesiyle karşı karşıya geldim. Sert bakışları ciğerime saplandı.“Nerdesin lan bir saattir, it oğlu it!” dedi, sesi uğultunun içinden sıyrılıp enseme tokat gibi indi.Omuz silktim, sigaramın dumanını burnumdan verdim.“Yav geldim işte baba… buralardayım. Amına koyim nereye gidecem sanki?”Babamın gözleri bir anda boynuma kilitlendi. Çatık kaşlarının arasındaki damar kabarmıştı.“Amına koyduğumun iti… Düğmele şu yakanı! Her tarafın morarmış gene… Şu orospular yüzünden işine gücüne sahip çıkmıyorsun piç kurusu! Yıkıl karşımdan!”Sözleri kurşun gibi dökülürken, ben gömleğimin yakasını aceleyle kapattım. İçimden de “senin işin gücün batsın” diye homurdanarak merdivenlerden aşağı, kumar salonuna indim.Salonun içi kesif duman ve kahkahadan ibaretti. Masaların üstünde iskambil kartları, pullar, yarısı içilmiş kadehler… Bizim çocuklar beni görür görmez gürültüyü patlattılar.“Gene siktin dimi lan kızı, şerefsiz!” diye bağırdı içlerinden biri, masaya yumruğunu vurarak. Kahkahalar uğuldayan tavan arasında çınladı.Yüzümde sinirle karışık bir sırıtma belirdi. Kartlara doğru uzandım, sesim sitemkâr çıktı:“Oynayın lan, sizene! Zaten babam bir sürü tan tana etti… hiç çekemem şimdi sizin geyiğinizi.”Masadakiler kartlarını açarken, içimdeki sıkıntı sigara dumanı gibi ciğerime çöktü. Babamın laneti, Esma’nın gözyaşı, kardeşin korkusu… hepsi aynı masada, aynı iskambil destesinin içinde dönüyordu sanki.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
B1- Fergan Kara
Nisan 1982 – Kahramanmaraş (Fergan Kara) Kapının tokmağı hırçınca dövülürken Esma’nın eli telaşla gömleğinin düğmelerine gitti. İnce parmakları titriyordu. “Ablaaa, hadi gidelim. Babam kızacak bak, geç oldu!” diye seslendi kapının arkasındaki kız çocuğu. Esma’nın telaşı artarken, ben öfkeyle hırladım. “Getirme lan bir daha şu kardeşini. Her seferinde böyle oluyor.” Esma başını eğdi, suçüstü yakalanmış gibi. Fısıltıyla, neredeyse utanarak, “Ne yapayım… babam başka türlü yollamıyor,” dedi. Pantolonumu çekerken dişlerimin arasından tükürdüm kelimeleri: “Babanın amına koyim. Cesur ol biraz kızım. Bir daha böyle olacaksa hiç gelme.” Gözleri doldu. O, bendeki hoyratlığı sevgi sanıyordu. Kapıda bekleyen kardeşine döndü, çatlak sesle, “Bir şey olmaz, bekle biraz… geleceğim,” dedi. Sonra yeniden bana döndü. Bir anlığına tüm korkusunu, telaşını unutmuş gibiydi. Göğsünün önünü tekrar açtı, üzerime eğildi. Dudakları boynuma dokunduğunda, boğazımdan istemsizce bir kahkaha çıktı. “Tamam… tamam, özür dilerim,” diye fısıldadı. Esma’yı tekrar koltuğa yatırdım. Üzerine doğru eğildiğimde, daha önce defalarca bedenini tanımamışım gibi, iliklerime kadar işleyen bir açlıkla sahip oldum ona. Onun nefesi titriyor, benim nefesim kükreyen bir hayvanınkine dönüyordu. Ne kadar çok isterse istesin, ben sadece doyuyordum. İşim bitince üzerinden kalktım. O, gözlerini kapatıp hâlâ göğsü inip kalkarken, ben yere atılmış pantolonuma uzandım. Hızlıca üzerime çektim. Masanın üzerindeki paketi aldım, sararmış parmak uçlarımla bir sigara çıkardım. Çakmağı çaktığımda odanın içine duman değil, sanki kasvet doldu. Esma, suskunluğun ağırlığını dağıtır gibi gömleğini düğmelerken, kapının ardından o ürkek ses tekrar duyuldu: “Abla… ne olur, gidelim. Korkuyorum…” Esma, dudaklarını ısırarak kardeşine seslendi: “Geliyorum… birazdan…” Sigaradan derin bir nefes çektiğim sırada, Esma’nın aşk dolu sesi, boğucu odanın içinde yankılandı. “Senin için o kadar şeyi göze alıyorum… Ne zaman isteyeceksin beni babamdan?” Gözlerimi devirdim. Tüm hevesim bir anda kâğıt gibi yırtılıp atıldı. “Offff…” dedim öfkeyle. “Gene aynı muhabbetler…” O ise gözlerimin içine bakıyordu hâlâ, saf bir umutla. “Tamam ya, darlama. Zaten pederle aramız açık. Askerlik yapmadan evlendirmem diyor. Kızım ben napayım?” Sertçe elimle işaret ettim kapıya. “Hadi git. Kardeşin bekliyor zaten. Başlama bana gene bık bık bık…” O, kırık bir gülümsemeyle toparlanırken, ben sigaramı dudaklarımın arasına yerleştirip arkamı dönmüştüm bile. Esma ile o ürkek bacısı kimseye görünmeden arka kapıya süzülürken, ben gömleğimin yakasını yarım yamalak çekiştirip alt kata indim. Pavyonun ağır sigara kokusu daha merdivende boğazıma doldu. Mekân yeni yeni hareketleniyordu; masalarda rakılar kuruluyor, kadınlar makyaj tazeliyor, içeriden kısık bağlama sesleri yükseliyordu. Daha adımımı atar atmaz, babamın o kasvetli gövdesiyle karşı karşıya geldim. Sert bakışları ciğerime saplandı. “Nerdesin lan bir saattir, it oğlu it!” dedi, sesi uğultunun içinden sıyrılıp enseme tokat gibi indi. Omuz silktim, sigaramın dumanını burnumdan verdim. “Yav geldim işte baba… buralardayım. Amına koyim nereye gidecem sanki?” Babamın gözleri bir anda boynuma kilitlendi. Çatık kaşlarının arasındaki damar kabarmıştı. “Amına koyduğumun iti… Düğmele şu yakanı! Her tarafın morarmış gene… Şu orospular yüzünden işine gücüne sahip çıkmıyorsun piç kurusu! Yıkıl karşımdan!” Sözleri kurşun gibi dökülürken, ben gömleğimin yakasını aceleyle kapattım. İçimden de “senin işin gücün batsın” diye homurdanarak merdivenlerden aşağı, kumar salonuna indim. Salonun içi kesif duman ve kahkahadan ibaretti. Masaların üstünde iskambil kartları, pullar, yarısı içilmiş kadehler… Bizim çocuklar beni görür görmez gürültüyü patlattılar. “Gene siktin dimi lan kızı, şerefsiz!” diye bağırdı içlerinden biri, masaya yumruğunu vurarak. Kahkahalar uğuldayan tavan arasında çınladı. Yüzümde sinirle karışık bir sırıtma belirdi. Kartlara doğru uzandım, sesim sitemkâr çıktı: “Oynayın lan, sizene! Zaten babam bir sürü tan tana etti… hiç çekemem şimdi sizin geyiğinizi.” Masadakiler kartlarını açarken, içimdeki sıkıntı sigara dumanı gibi ciğerime çöktü. Babamın laneti, Esma’nın gözyaşı, kardeşin korkusu… hepsi aynı masada, aynı iskambil destesinin içinde dönüyordu sanki. Kartları önüme alıp dağıtırken, pavyonun uğultusu ağır ağır yükseliyordu. İçerdeki loş ışık, duvarlarda nikotin lekeleriyle birleşmiş; masa lambalarının altındaki cam bardaklarda rakı parlıyordu. Duman, tavanda kalın bir perde gibi asılıydı. Kapının önünde içeri müşteri girdikçe kadınlar da hazır bekleyen avcılar gibi masalara süzülüyordu. Kırmızı rujlu gülüşler, bacak dekolteleri, saten elbiselerin hışırtısı… Bütün bunların arasında insan sesiyle müzik birbirine karışıyor, ortam giderek hararetleniyordu. Bizim masada çocuklar hâlâ gülüşüyor, laflar sallıyordu. Kiminin gömleği yarıya kadar açık, kiminin elinde yarım kalmış sigara… Ne kadar küfretseler de, hepsi babamın gölgesinden çekinirdi. O yüzden lafı bana sallarken göz ucuyla yukarıyı yoklarlardı. Kartı ortaya bırakırken gözüm bara ilişti. Babamın yıllardır yanında tuttuğu adamı, Veysel, gelen paraları defterine yazıyor, ara sıra etrafı kolaçan ediyordu. Kumar masası sadece iskambil değildi; para akıyor, borç yazılıyor, birinin canı sıkıldığında kavga çıkıyordu. Herkes bu oyunun kuralını bilirdi: masada kazanan yoktu, kaybeden de. Asıl kazanan hep babamdı. İçeride bağlama telleri cızırdadı, ardından kadın sesi yükseldi. Pavyon artık geceye açılmıştı. Sarhoş bağırışları, bardak şıngırtıları, kahkahalar birbirine karıştı. O sırada bizim masadan biri eğilip kulağıma fısıldadı: “Lan Fergan, yeni bir kadın gelmiş. Ankara’dan. Babamın masasına oturttular. Meğer felaket güzelmiş…” Başımı çevirip baktım. Loş ışığın altında, köşedeki masada bir kadın oturuyordu. Siyah saçlarını ensesinde toplamış, dudaklarında sigara, bakışlarında meydan okur bir serinlik vardı. Diğer kadınlardan farklıydı; gülücük dağıtmıyor, masaya oturan adamın gözünün içine dik bakıyordu. İçimde tuhaf bir merak kıpırdadı. Esma’nın gözyaşları daha yarım saat önce boynumdayken, şimdi yeni bir yüzün ihtimali masanın üstündeki iskambil destesi kadar cazip görünüyordu. “Dur hele… şu oyun bitsin. Kalabalık bir dağılsın, sonra tanışırız,” dedim gözlerim yeni kadının sert duruşlu, makyajla daha da keskinleşmiş yüzünde gezinirken. Kartlar defalarca dağıtıldı, toplandı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Kaybedenler söve söve, küfrederek mekândan ayrılıyor; kimileri de rakının ağır kokusuyla sendeleyerek kapıya yöneliyordu. Masanın üstünde iskambilin, pulların ve yarısı içilmiş bardakların arasında ben sigaramı tüttürürken elimle Veysel’e işaret ettim. Veysel hemen yanıma eğildi, gürültünün arasından sesimi kapabilmek için kulağını bana çevirdi. “Şu yeni karıyı bana gönder,” dedim. Başını kısaca salladı, fazla söze gerek yoktu. Az sonra kadın loş ışığın altından ağır adımlarla masama doğru geldi. Topuklarının sesi masanın uğultusuna karıştı. Sert bakışlı, dudaklarında ince bir sigara izi, bedeninde başka kadınlarda pek görmediğim bir soğuk özgüven vardı. Sandalyeye ilişti, bana hafifçe eğilerek, “İçki açtırayım mı bebeğim? Gece uzun,” dedi. Sesinde cilveyle karışık bir meydan okuma vardı. Ben kahkahayı patlattım. Gözlerim alaycı bir iştahla üzerinde gezindi. “Benim malımı bana mı satacaksın kızım?” dedim. “Otur hele, otur… çocukların gözü gönlü açılsın. Hep aynı yüzler. Bir değişik yüz görsünler.” Kadın yanıma iyice sokuldu, sigarasını masadaki küllüğe bastırdı. Elini bacağıma koyarken başını yana eğip bana baktı. “İyi tamam… yakışıklı,” dedi, cilveli bir tonda. Masadaki diğerleri kahkahalarla güldü. Tanju’nun dişlerinin arasından gelen ıslıklı kahkaha, Asım’ın sert omuz vuruşu, Şahin’in kısık “vay vay vay”ı havayı doldurdu. Çocukluk arkadaşlarım… Benimle aynı sokaklarda büyümüş, aynı kavgaları yemiş, aynı günahların içinde pişmişlerdi.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
27.9K
bc

Sessiz Çığlık

read
10.6K
bc

İNFAZ

read
4.9K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
35.0K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
29.3K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.9K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.5K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook