bc

YÜZBAŞI’NIN SEVDASI: TÖREYE KARŞI

book_age18+
1.8K
TAKİP ET
20.1K
OKU
dark
love-triangle
contract marriage
BE
family
HE
love after marriage
fated
forced
friends to lovers
kickass heroine
stepfather
single mother
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
serious
kicking
soldier
campus
city
highschool
mythology
office/work place
small town
lies
secrets
war
sassy
love at the first sight
surrender
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bazen aşk, hayatın en beklenmedik anında kapıyı çalar. Yüzbaşı Cesur Şahinbey, ailesinin ve aşiretinin baskısından kaçıp asker olmuştu… Ta ki, babaannesinin ağır hastalığı onu köyüne, kaderiyle yüzleşmeye götürene kadar. Miray Çetin, küçük yaşta annesini kaybetmiş, babasının borçları ve tehditleriyle mücadele eden güçlü bir öğretmendir. Hayatı kendi ellerinde sürdürmeye çalışırken, bir gecede kaderi Cesur’un ellerinde birleşir. Töreye, aile baskısına ve geçmişin gölgesine karşı verilen bir mücadele… Ve her şeyin ortasında, yavaş yavaş filizlenen bir aşk. “Yüzbaşı’nın Sevdası: Töreye Karşı” – Aşk, cesaret ve kaderin kesiştiği hikaye.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1-BÖLÜM - TÖRE
Gece saat on ikiyi gösteriyordu. Köy karakolunun önündeki eski ahşap çardakta, Cesur Şahinbey ve birkaç asker arkadaşı, soğuk havayı delen dumanı tüten kahve fincanlarını ellerinde tutuyordu. Gökyüzü bulutsuzdu, ay karanlık köyün üzerine hafif bir sis gibi yayılmıştı. Mert, fincanını hafifçe masaya bıraktı ve gözleriyle Cesur’a dikkatle bakarak sordu: “Şimdi gerçekten gidiyor musunuz komutanım?” Cesur gözlerini uzaklara dikti, sessizce bir nefes aldı ve ardından ağır bir tonla yanıtladı: “Evet… gitmek zorundayım. Babaannemi kıramam. Onu çok seviyorum.” Mesut, her zamanki ciddi ama biraz da şaşkın bakışıyla konuştu: “Eee komutanım… bunca sene kaçtınız onlardan, çok çaba gösterdiniz. Şimdi giderseniz…” Cesur, cümleyi tamamlamasını beklemeden sertçe, ama yumuşak bir tonla müdahale etti: “Zorla evlendirecekler beni… o kızla. Biliyorsunuz, töre… aile baskısı… Her şeyi çocukluğumdan beri yaşadım. Ama artık zaman geldi sanırım.” Mert, gözlerinde endişe ile tekrar sordu: “Ne yapacaksınız komutanım?” Cesur derin bir iç çekti, gözlerinde hem yorgunluk hem çaresizlik vardı. Sessiz bir an geçti, ardından boğuk bir sesle söyledi: “Bilmiyorum… Tek bildiğim şey, töreye kurban gideceğim.” Kafasının içinde gürültü gibi yankılanan düşüncelerle umutsuzca gülümsedi. Arkadaşlarının gözlerindeki şaşkınlık ve endişeyi hissetti. Kahve fincanını masaya bırakıp doğruldu, omuzlarındaki yükün ağırlığını hissetti. Tam o sırada, karakolun kapısından bir er koşarak içeri girdi. Soluk soluğa asker selamını verdi ve aceleyle rapor etti: “Komutanım! Aşağı köyden ihbar var… Öğretmeni bir adam zorla sürükleyerek götürmeye çalışıyormuş!” Cesur anında harekete geçti. İçinde garip bir adrenalin yükseldi, gözleri keskinleşti. “Asker, hazırlanıp araçlara binin! Hemen yola çıkıyoruz!” diye bağırdı. Üç dakika bile geçmeden zırhlı araç karakolun önünde hazır bekliyordu. Cesur, aracın önüne oturdu. Öğretmeni hiç görmemiş olmasına rağmen ismini defalarca duymuştu. Bu Miray Çetin isimli kadın, köydeki çocuklar için elinden gelenin fazlasını yapıyor, onlara umut oluyordu. Güzelliği, duruşu ve çocuklara olan sevgisi herkesin dilindeydi. Ama Cesur… o sadece ismini ve hikayesini biliyordu. Aracın motoru çalıştı, taşlı köy yollarında toz bulutları yükselirken Cesur’un gözleri kararlı bir şekilde öne bakıyordu. Bu yol, onun hayatını değiştirecek bir yolculuğun başlangıcıydı. —————————— Karanlık köy meydanına vardıklarında, Cesur aracın içinde, köy meydanından gelen acı bir çığlıkla irkildi — o ses, geceyi ikiye bölen bir feryattı. Araç aniden fren yaptı; taş yolun üzerinde lastiklerin inleme sesi yankılanırken toz bulutu hafifçe dağıldı. Cesur kapıyı ardına kadar açıp sıçrar gibi indi; ay ışığı aralıklı taş duvarlara vuruyor, insanların yüzleri gölgeler arasında titrer gibiydi. Kolundan çekilerek dışarıya savrulmuş bir kadın gördü: yüzü ve elleri kanla kirlenmiş, saçları dağılmış; elbisesi sürünmekten yırtılmış, paçaları kir içindeydi. Bir ayağı yere takılı duran parça kumaş arasından dizine kadar açılmış bir yara görünüyor olabilir ama asıl yara, gözleriydi — dehşet ve tükenmişlik iç içe geçmiş. Kadının elleri boşlukta havada titriyordu, çığlıkları hâlâ kesik kesikti. Başında duran adam orta yaşlıydı; sert hatlı, gözlerinde karanlık bir öfke. Elinde bir silah tutuyordu ve tüm köyü tehdit eden bir sesle bağırıyordu: “O benim kızım! Onu buradan alıp götüreceğim!” Köy halkı adeta donmuştu. Yüzlerde korku, utanma ve çaresizlik karışımı ifadeler vardı; kimse bir adım atamıyor, kimse silahlı adama yaklaşamıyordu. Çocuklar evlerin arkasına saklanmış, kadınlar sessizce dua eder gibiydi. Birkaç kişi ağzını açıp yardım etmek istedi ama o silahın soğuk gölgesi hepsini susturmuştu. Cesur bütün manzarayı bir an durup kavramaya çalıştı; kalbinin atışı hızlandı. “Baba kızına böyle bir şey yapar mı?” diye düşündü—içinden geçen soru hem korkutucu hem de anlaşılmazdı. Kendisi de töreye, zorla kurban edilme tehdidiyle büyümüştü; şimdi karşısında bir babanın kızına karşı böyle bir zalimlikte bulunması, içindeki öfkeyi ve acıyı bilemiyecek bir şekilde alevlendirdi. Silahına uzanıp adama doğrulttu; sesi sert, ama kontrol altındaydı: “Dur! Jandarma! Sert bir ses ile emrini tekrarladı: At silahını yere!” Adam Cesur’u görünce sanki daha da alevlendi; kızına dönerek, sesi kırılıp hırçınlaşıp çatlarken bağırdı: “Hep senin yüzünden böyleyim! Hep sen in yüzünden! Düzgünce gelemedin!” Kızına yönelttiği suçlama, çaresizlikten doğan bir kin gibiydi—ama öfkesi silahla birleşmişti. Cesur, adamın dikkatinin bir an dağıldığını gördü; öfke ve suçlama arasında bocalayan adamın kolu hafifçe açıldı. Adamın dikkati dağıldı, fırsat doğdu. Cesur nefesini tuttu, soğukkanlılığını korudu ve bir el ateş etti — hedefi adamın silah tuttuğu koluydu. Kurşun adamın koluna isabet ettiğinde, silahın çıkardığı tıkırtı ve ardından düşüşün sesi meydanı doldurdu. Adam acıyla bir inilti kopardı, dengesini kaybedip sarsıldı ve yere çöktü. Silah avuçlarından kayıp taş zemine çarptı. O anda Cesur’un bacakları ona itaat etti; adamın karşısından sıçrayıp Miray’ın yanına koştu. Mesut ve birkaç asker hızlıca adama doğru ilerleyip ellerine kelepçe takıp etkisiz hale getirdiler. Köylüler bir adım daha yaklaşmaya cesaret etti; birkaç kadının yüzünde gözyaşı parlıyordu. Cesur, dizlerinin üzerine çöktü; öğretmenin başucuna eğildi. Sesi yumuşadı, emirden çok insanî bir çağrıydı: “Öğretmen hanım… iyi misiniz?” Kadın, önce tanımadığı birine sarılmaktan çekindi; sonra kontrolünü kaybedip sıkıca sarıldı. Gözleri kapandı, sonra açıldı; bir elini Cesur’un üniformasına, diğerini göğsüne bastı ve sarsılarak, içi parçalanır gibi ağlamaya başladı: “Komutanım… lütfen… yardım edin… ne olur yardım edin…” Hıçkıra hıçkıra gelen kelimeler, geceye bir ağıt gibi yayıldı. Cesur, onun başını elleri arasına alırken, kendi içinde de bir şey kıvrıldı: koruma arzusu, hem askerî bir görev hem insani bir refleksti. Kız titriyordu; soluk alış verişleri düzensizdi, yüzünde hem gözyaşının hem de kirin izleri vardı. Gözleri açıldığında Cesur’a baktı — korku ve o günün sonunda gelen, şaşkın bir güven arasında gidip gelen bir bakış. Köyün sessizliği, adeta iki insanın nefeslerine eşlik ediyordu. Mesut arkasından alçak bir sesle, “Komutanım, adam etkisiz… çevreyi kontrol ediyorum,” dedi; diğer askerler etrafı tarıyor, köylüleri güvenli bölgeye çekiyorlardı. Cesur, Miray’ı daha sıkı tuttu, dondurucu gece havası içinde hem kendisi hem de karşındaki kadının hayatlarının benzer iplerle bağlı olduğunu, zorla, isteksizce başa konulan kaderlerin ne kadar acı verici olduğunu düşündü—ama o an tek düşündüğü, öğretmeni sakinleştirmek ve ona yardım etmekti. Miray gözyaşlarını kontrol edemiyor, “Babam…” diyebildi sadece; sesi kırık bir fısıltıydı. ———————————- Adam hastaneye kaldırılmıştı. Miray da oradaydı; vücudunda yalnızca yüzeysel yaralar vardı. Doktorlar yaralarına müdahale edip onu normal odaya aldılar. Oda sessizdi; Miray tek başına yatağa uzanmış, düşünceler içinde kaybolmuştu. Kapı açıldığında bir an irkildi ve ayağa kalkmaya çalıştı. Ama Cesur’u görünce ve onun sakin sesini duyunca biraz rahatladı. “Korkma, öğretmen hanım… Ben Yüzbaşı Cesur,” dedi. Miray derin bir nefes aldı ve acı ile yatağına geri uzandı. Cesur sedyenin yanındaki koltuğa oturdu. Aralarına sessizlik çökmüştü; sadece kalp atışları ve soluk alış verişleri duyuluyordu. Miray dayanamayarak fısıldadı: “O adam… yani ba…” Cesur onun lafını kesip, anlayışla başını salladı: “İyi, öğretmen hanım, iyi.” Miray gözyaşlarını silmeden, acı ile konuştu: “Ölse umrumda değil… ama ben sizin için endişelendim.” Cesur hafifçe gülümsedi: “Merak etme… yasalar içinde bulunduğum durumdan dolayı benim yanımda.” Miray acı bir tebessümle yatağa gömüldü. Cesur derin bir nefes alıp konuştu: “Sen… bir adamın dini nikah…” demeye çalıştı ama Miray sinirle bağırdı: “Hayır! Ben evli değilim! Dini nikahtan haberim bile yoktu, yüzbaşı! Babam beni, borçları uğruna, kendi başına satmış… haberim bile olmadan!” Cesur derin bir nefes alıp sakin bir sesle cevap verdi: “Tamam… sakin ol.” Gözyaşları tekrar süzüldü Miray’ın yanaklarından. Hafifçe, Cesur hüzün ve merakla sordu: “Ne yapacaksın?” Miray acı bir tebessümle cevapladı: “En iyi bildiğim şeyi… kaçıcam.” Cesur gülümsedi “inatçısın” dedi, ama Miray sert bir tonla karşı çıktı: “Hayır… sadece hayatımı yaşamak istiyorum.” Aralarında kısa bir sessizlik oldu. Cesur’un aklında hem kendini, hem de Miray’ın hayatını kurtaracak bir plan vardı; ama bunu nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Uzun bir sessizlikten sonra, kararlı bir bakışla Miray’a baktı: “Ben seni korurum.” Miray acı bir tebessümle gözlerini kısarak yanıtladı: “Hep aynı şeyleri duyuyorum… ama kimse beni o adamın elinden kurtaramıyor.” Cesur tekrar konuştu, kararlılıkla: “Ben seni korurum… benimle evlen.” Oda sessizliğe bürünürken, Miray’ın yüzündeki acı tebessüm hem korku hem de bir umut ışığı gibi parladı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

HÜKÜM

read
228.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
539.7K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
80.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
88.4K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
53.2K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
33.5K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook