Sabahın huzurlu sessizliği yavaşça şehrin ritmine karışırken, Lina evin içinde çıplak ayaklarıyla yavaş adımlarla dolaşıyordu. Henüz üzerini bile giymemişti; üzerine geçirdiği oversize kazak bedenine hafifçe dokunuyor, evin içini dolduran vanilya ve sandal ağacı kokusuyla birlikte ona sıcak bir koza gibi hissettiriyordu. Yağmur yeniden yağmaya başlamıştı, bu sefer gecenin aksine daha sakin, daha ince ve daha sessiz şekilde. Camın gerisinde damlaların iz bıraktığı bulanık manzara, Lina’nın içinde garip bir dinginlik uyandırıyordu. Bir gece önceki tutkunun bedeninde bıraktığı ağırlık, ruhunda ise hafif bir sarhoşluk gibi salınıyordu. Masanın üzerinde, Eren’in kendini hatırlatmak istercesine izini bırakmak için yazdığı not kağıdı duruyordu. "İçimdeki sen." Sadece iki kelime. Ama her harf

