Kaan kapıdan çıktıktan sonra hâlâ yerde donakalmıştım. Elleri titreyen, nefesi düzensiz, kalbim göğsümden fırlayacak gibi. O sözler… o bakış hâlâ gözlerimdeydi: “Seni affetmeyeceğim, Leyla. Asla.” Her kelime içime bıçak gibi saplanmıştı. Yavaşça koltuğa çöktüm. Ellerimi yüzüme kapattım, gözyaşlarım sessizce yanaklarımdan süzüldü. İçimde bir karmaşa vardı: korku, suçluluk, pişmanlık ve… istemediğim bir özlem. Neden hâlâ seviyorum onu? Neden hâlâ kalbim, nefesim onun için çarpıyor? Yatağa sürüklendim. Yorganın altına saklandım, ama huzur yoktu. Kaan hâlâ oradaydı; zihnimde, kalbimde, her nefesimde. Gözlerimi kapattım ama kaçış yoktu. Birden kabuslar başladı. Karanlık depo… rutubetli metal… kan… ve Kaan gözlerimde, öfke ve acı dolu. “Leyla… neden?” diye bağırıyordu, sesi kulaklarımda yankı

