KALBİN SESİ SUSTURULUR MU?..

4089 Kelimeler
Mirza eve geldiğinde babasını bahçede görünce arabayı parkedip selâm vererek yanına geldi. -Selâmun aleyküm... -Ve aleyküm selâm oğlum. Hoşgeldin. -Hoşbuldum babam. -Ahmet'in hanımı çocuğu nasıl yavrum iyi mi? -Çok şükür babam ikiside iyiler. Ahmet'in heyecanını görmen lazımdı. -Babalığı ilk defa yaşıyor. Hâyırlı bir ömrü olsun inşallah. Rabbim sana da yaşatsın oğlum. -Âmin babam cümlemize. Kızlar onlara yemek hazır diye seslenince -Hadi oğlum gel. Annenleri bekletmeyelim. Elinde ve cebinde telefonunu göremeyince Mirza da; -Tamam babam. Arabada telefonumu unutmuşum alıp geleyim. Sen geç eve. Babası eve geçerken o da telefonunu "Ah Mirza kafan nerde senin?" diyerek kendi kendine telefonunu alarak eve geçti... -Selâmun aleyküm güzel ailem. -Ve aleyküm selâm hoşgeldin -Hoşbuldum. Sofraya bak döktürmüşsün yine annem. -Bu sefer ben hiçbir şeye karışmadım kızlarım yaptı, Maşallah... demesiyle annesinin Mirza da "Demek yemeği kızlar yaptı. Kızları kızdırayım biraz" düşüncesiyle tatlı sert bir yüze bürünerek -Anne baba zehirlenirsem hakkınızı helal edin. Daha ben çok genc... demeye kalmadan Gül'den kırlent Güler'den de laf yedi... -(Gül) Abiiii -(Güler) Ellerine sağlık abla. Oh olsun sana. -Uğraşma benim kızlarımla. Annesinin koruyucu sözüyle o da bir umut babasına bakınca -Hiç bana bakma oğlum haklılar. -Ben acılar çocuğuyum deyip başını öne eğerek lavaboya ellerini yıkamaya gidince ailesi kahkahayı koparttılar. Tâbi o da lavaboda... Sofraya geçip ailecek neşeyle yemeklerini yediler. Ali Bey ailesine bakarak içten bir şükür ederek; -Çocuklarım, hatunum Allah sizlerden razı olsun. Meslek hayatımda o kadar çok aileyle karşılaştım ki aileler gülmeyi unutmuşlar, sorunlar kavgalar daha neler neler. Benim için hepsi bu evden içeri girdiğimde sizin mutluluğunuzla muhabbetinizle kapının önünde kalıyordu. İyi ki varsınız... dedi... Kızlar masadan kalkarak babalarına sarılınca onlara yer kalmayan Mirza ve annesi de elini tutarak -Allah'ıma şükürler olsun. Bana senin gibi bir eş, çocuklarıma da senin gibi bir baba nasip eyledi. Allah seni başımızdan eksik etmesin. Annelerinin duâsına üç kardeş yürekten "Âminnnn" diyerek cevap verdiler... ********** Sukeynâ eve geldiğinde annesine yardımcı olarak sofrayı hazırlayıp yemeklerini yiyip namazlarını kıldıktan sonra, annesinin odadan çıkmasıyla babasının yanına geçerek -Babacım seninle bir şey konuşmam lâzım... -Geldin geleli yüzünden birşeyler olduğunu anlamıştım zaten kızım... Buyur hâyır olsun inşallah... demesiyle babasına bugünkü hastaneye giderken yaptığı kazayı anlattı. - ...Daha sonra kendi numaramla senin numaranı verdim. Birimizden birimize ulaşamazsa diye. Babamla birlikte geliriz dedim. Hastaneye yetişeceğimden dolayı tekrardan özür dileyerek oradan ayrıldım. Beyfendinin adı Mirza YİĞİTOĞLU babacım. -Tamam kızım. Çok şükür ikinizi de bir şey olmamış, gerisini Allah'ın izniyle hallederiz yavrum. -Allah razı olsun babam. -Gel buraya... diyerek Yağız Bey kızının başından öpüp,kolunun altına aldı. -Bu durumdan annene bahsetmeyelim olur mu kızım? -Tamam babacım. -Beyin ismi Mirza mı demiştin? -Evet babacım. -Desene ikimizde Mirza isimli insanlara borçlandık. -Sen niye borçlandın babam? -Seni havalimanından alırken sen bayılınca bir bey bana yardım etti kızım. Ambulans görevlisi gelene kadar seni yerden kaldırıp koltuklara yatırdı. Sonra seni ambulansla götürdüklerinde benim tansiyonum çok düştüğünden ayakta durmakta zorlanıyordum. Bana yardım edip senin arkandan hastaneye götürdü. Ben toparlanıncaya kadar yanımda bekledi. Sonra seninde iyi olduğun haberini alınca müsade isteyerek ayrıldı. Oğlum bizim için zahmet ettin taksinin ücretini ödeyim dedim kabul etmedi. Mirza oğlunuzdan hâyır duâlarınızı eksik etmeyin yeter amca dedi ve gitti. Sukeynâ babasının söyledikleriyle düşüncelere daldı "Acaba bu Mirza beyde benim tanıdığım Mirza beyle aynı kişi mi? Yiğitliğini bir kere daha mı gösterdi? Ey Rabbim bir kere daha mı borçlandım?" Daldığı düşünce âleminden çıkarak babasına -Allah razı olsun babam. İnşallah iki cihanda da yaptıkları güzelliklerin karşılığını görürler. -Âmin kızım. Babası ile birlikte kalkıp annesinin yanına geçecekken onu çocuk odasında gözyaşları içinde kardeşi Muhsin'in kıyafetini kokladığını gördüklerinde, babasıyla birlikte annesinin yanına diz çöküp gözyaşlarını sildiler... -Sultanım -Yarimmm... Çok zorlanıyorum artık... Eskiden kokusuyla avunmaya çalışırdım. Artık kokusuda kalmadı. Öldü mü yaşıyor mu? Aç mı tok mu? Hasta mı iyi mi? Hiç bir şey bilmiyorum. Bu bilinmezlik beni mahvetti. Umudumda bitmesin diye Allah'a duâ ediyorum. İnsanın söyleyecek sözü olmaması ne kadar kötü bir şey. Yağız Bey eşine sımsıkı sarıldı gözleri dolarak... Kızları da gözyaşları içinde onlara bakıyordu, yürekten duâlar ederek... Sukeynâ ebeveylerinin bu hâlini çok nadir görmüştü, çünkü onlar evlatlarına bir şey hissettirmemeye çalışsalar da, evlat göremese de, hissediyordu... anlıyordu... Hayatındaki iki acı günü asla unutamadı Sukeynâ ve hep duâ etti -"Annemle babamın o bitmişlik hallerini Rabbim bir daha bana göstermesin." diyerek... İlki kardeşi Muhsin'in kaybolduktan 3 gün sonra polisin babası ve annesinin yanına gelerek "Ne yazık ki hiç bir bilgi ve iz yok" demişlerdi. Annesi ve babası bi anda yıkılmışlardı resmen... İkincisi ise abilerini toprağa verirken annesi ile babasının ellerini semaya kaldırarak "Allah'ım aklıma ve imanımıza sahip çık ya Rabbi" diyerek mezarlıkta baygınlık geçirmeleri... O anlarda da elinden bir şey gelmiyordu. Şu anda da gelmiyor. Yüce Yaratıcıya sığınarak, Rabbine duâlarına duâ ekliyordu Sukeynâ... "Allah'ım o kadar aciz o kadar muhtacız ki Allah'ım sen bizim yâr ve yardımcımız ol." Yağız Bey eşinden ayrılıp onunla gözgöze gelerek, gözyaşlarını silerek -Sultanım biliyorum çok zor. Gel sultanım gel gönlümün sahibi Allah'ın huzuruna çıkalım. Evladımız Rabbimize emanet. O kapıdan daha güzel emanet edilebilecek bir kapı var mı? Hadi gelin Kur'an okuyalım. Mihriban Hanım başını sallayıp kâbul ederek sığınılacak en güzel kapıya sığındılar... Yüce Allah'ın kapısını çaldılar... Kaç dakika Kur'an okudular bilmiyorlardı, gönülleri teskin oluncaya kadar okudular... Yağız Beyin imamlığında da yatsı namazlarımızı kılıp duâlarını ederek yatmak için odalarına çekildiler... Odalarına çekildiler ama hangisi uyuyabildik ki... ********** Namazlarını kıldıktan sonra Aliye Hanım oğluyla konuşmak için onu yanına çağırdı. -Buyur annem -Mirzam... Oğlum... Gel biraz babanın yanına oturma odasına geçelim seninle konuşmam gerek... -Tâbi annem... Oturma odasına geçtiklerinde Aliye Hanım önce eşine, daha sonra oğluna bakarak konuyu açtı -Geçenlerde kızları da alıp karşıya geçmiştiniz ya vapurla. -Evet annem -Gül seni Mine diye bir arkadaşıyla tanıştırmış. Bugün Gül yanıma gelerek anne ben abime söyleyemem sen söyle ikna et dedi. Mine kızımız senden hoşlanmış bir tanışmak istiyormuş. Bende tamam dedim. -Annem niye adıma söz verdin ki?.. Ben istemiyorum anne. -Oğlum lütfen bir tanışın. Konuşun istemezsen yine isteme. -İstemiyorum anne. Müsadenizle diyerek yanlarından ayrılıp dış kapısına doğru gitti. Ta ki annesinin dediğini duyup kapının kulpunda eli kaldı. -Onu istemezsin bunu istemezsin. Aklında yüreğinde birisi varsa söylede bizde bilelim. dedi. Kapıyı açarak bahçeye çıkmasıyla, Ali Bey de eşine bakarak başını olumsuzca sallayarak oğlunun peşinden çıktı... Mirza arabaya doğru ilerlerken babası seslenerek, -Oğlum beni de bekle. Mirza durup babasına döndüğünde -Erkek erkeğe konuşalım biraz oğlum. -Tamam babam... deyince arabaya bindiler ve Mirza sürmeye başladı. -Oğlum arabanın arkasına ne oldu bu arada. Kaza mı yaptın? -Küçük talihsiz bir kaza babam. Çok şükür iki tarafta da arabaların masrafı hariç bir şey yok. -Çok şükür oğlum. Cana geleceğine mala gelsin. Oğlum Orhan abinin çay bahçesine doğru sürsene. -Tamam babam. Çay bahçesine geldiklerinde masalarda bir kaç ailenin var olduğunu gördüler. Orhan, Ali Beyi görünce -Hoşgeldin Ali Başkomserim -Hoşbulduk oğlum. Emekli oldum. Ali abi de artık. -Olmaz. Sen bizim başkomserimizsin öyle de kalacaksın. -Sağol oğlum. Bugün sakin burası. -Nasip böyleymiş. Çay mı getireyim size? Ali Bey oğluna baktı oda başıyla onaylayınca -İki çay oğlum. İkiside... -Şekersiz. Biliyoruz artık başkomserim. Siz masrafsız misafirlerimizdensiniz. diyerek tebessüm edip ayrıldı. Baba oğul Orhan'ın söylediğine gülerek, Ali Bey söze girdi -Evet masrafsız misafir oğlum hâlâ anlatmayacak mısın? -Neyi babam? -Şu yaklaşık son bir aydır ki hal ve davranışlarını? -Anlatılacak bir şey yok baba. Herşey aynı. -İyi öyleyse konuya ben gireyim. Sivas, İstanbul desem Sukeynâ TOPRAK desem -Baba...(dedi şaşırarak.) Ama sen bunları... -Nerden biliyorum demi. Oğlum ben ne kadar emekli olsamda bir başkomserdim ve EMEKLİLİĞİM ANCAK TOPRAĞIN ALTINDA DOLACAK BİR BABAYIM... -Hep senin anlatmanı bekledim. Sen anlatmayınca bu sefer ben konuşmak istedim. Bu sırada çayları geldi. Teşekkür ederek aldılar ve Mirza anlatmaya başladı yüreğinin hâlini... -Babam bende bilmiyorum ne haldeyim. Ne düşündüğünü bilmiyorum ama beni bi dinle sen karar ver... dedi ve babasına başından geçen herşeyi bugünde yaşadığı olayı dahi anlattı... -İşte böyle baba. Sen ne dersin oğlunun bu haline? -Oğlum senin şu anda aklını da yüreğini de yüzünü görmediğin yüreğine hâyrân kaldığın bir insan doldurmuş. -Evet babam... -Peki oğlum şimdi ne yapmayı düşünüyorsun? Hanım kızımızı arayacak mısın? -Ben onu para için arayamam baba. -Para için ara diyen kim oğlum? Aklındaki ve yüreğindekileri konuşmak için arayacak mısın? -Bu sorunun cevabını bende bilsem bir baba. Bi bulabilsem cevabını bugün annemin karşısında da söylerdim Ali Bey oğluna bakıp düşüncelere dalarak sessiz kaldı, -"Senin bu hâlin, tavrın... Sen yoksa sevdalandın mı oğul. İnşallah yüreğindeki ateşin sahibine de söylersin"... Mirza da ne yapacağını bilmediğinden babasının sessizliğine ortak oldu... Geç saate kadar dertleşen baba oğul eve dönerken Mirza; -Baba bu konuş... deyip devam edemeden babası sözünü tamamladı... -Bu konuştuklarımız aramızda kalacak oğlum da. Sen daha ne kadar susacaksın peki. Gönül ateşi gönle dar geldi mi oğlum öyle bir patlar ki hem kendini yakar hem karşısındakini yakar. -Baba benn... -Ben diyeceğimi dedim oğlum gerisi sana kaldı. Babasıyla bir daha konuşmadılar. Eve geldiklerinde eşinin ve evladının sağ salim geldiğini gören Aliye Hanım da içten bir şükür diyerek, onlarla konuşmadan sessizce odasına çekildi. ********** Sukeynâ teheccüd namazını kılıp aşağıya su içmeye indiğinde annesinin babasının omzuna yaslanıp bahçede oturduklarını gördü. Üzerine bir şey alarak oda çıktı. -Bana da yer açar mısınız? Babası diğer omzunu göstererek onu da kolunun altına aldı. Annesi gülümsemeye çalışarak sevdiğine seslendi. -Yarim -Söyle gönlümün sultanı -Senin omuzlarında misafir olan bu iki kız çocuğuna masal anlatır mısın? Sonu mutlu bitenlerden olsun. Yağız Bey buruk bir tebessüm ederek onlara çok güzel masallar anlattı... Sabah ezanına kadar hiç yerlerinden kalkmadan onun masallarını dinlediler... Sabah ezanlarının yürekleri huzurla kaplayan sesinin duyulmasıyla -Evet küçük hanımlar bu Yağız oğlanın ordan burdan ekleyerek anlattığı masalları dinlediniz. Şimdi ise masallar diyarından daha güzel olan Cenneti kazanmamız için Rabbimiz bizi huzuruna çağırıyor. Haydi bugün sizde camiye gelin. Ana-kız birbirine bakıp tebessümle onaylayarak hazırlanmaya gittiler. Ailecek camiye geldiklerini gören, hem aile dostları hem caminin imamı olan Zülfikâr Hoca yakın dostuna takılarak -Benim aldığım sevaptan ailemde nasiplensin deyip onları da getirmişsin, iyi de etmişsin kardeşim... deyince tebessüm ederek Yağız Bey arkadaşının gözlerine bakarak, yüzüne buruk bir tebessüm kondurup -Cennetten ailecek yer ayırtalım dedik... Arkadaşının yüzünden gizlediği birşeyler olduğunu anlayan Zülfikar Hoca -Kardeşim iyi misin? diye sorunca Yüreği yanan ama ayakta kalmak dik durmak zorunda olan Yağız Bey, -Babasız büyüdüm, baba oldum... İki evladımı bu ellerimle toprağa koydum, bir evladımdan hâlâ haberim yok... Ve annemm... Bu kalp nereye kadar dayanır bilmiyorum... Ama karım için kızım için ayakta durmak zorundayım... Bu kardeşini duândan unutma olur mu? diyerek arkadaşının omzuna eliyle bir iki defa vurup, onun bir şey söylemesini beklemeden cemaatin arasına karıştı... Kendisi de bir baba olan Zülfikar Hoca, arkadaşının acısında yanıbaşında olduğundan ve bir baba olarak düşüncesinin bile zor olan durumu arkadaşının yaşadığına bizzat şahit olduğundan, arkasından bakakalarak onun gıyabında duâsına duâlar ekledi... Namazı kıldırırken de özellikle duâ ayetlerine yer verdi, namazdan sonra da hem arkadaşı için hem ümmet için duâsına duâlar ekleyerek tamamladı... Arkadaşını yolcu ederken, -Bu kapı nasıl sonuna kadar açıksa her dâim, bu arkadaşının evinin kapısıda gönlünün kapısı da sana ve ailene her daim sonuna kadar açık kardeşim... Başımız gözümüz üstünde yeriniz var... Buyrun gelin ne zaman dilerseniz... -Bilmukabele kardeşim... Allah razı olsun... -Eve geçmeyeceksiniz bize geçelim muhabbet edelim... -Sağol kardeşim... Hanımı da kızı da alıp açık hava da dolaştırmak istiyorum... -Anladım kardeşim... İyi düşünmüşsün... Size iyi gezmeler o zaman... dedi tebessüm ederek... Yağız Bey de gülümsemeye çalışarak -Eyvallah kardeşim... deyip vedalaştılar... Yüce Rabbimizin beytim dediği camide O'nun huzuruna çıkmanın verdiği huzuru, verdiği tadı hissetmeyi Rabbim cümlemize nasip eylesin... Caminin çıkışında eşinin ve kızının da gelmesiyle, düşüncesini onlarla paylaşan Yağız Bey, onlarında "seve seve" diyerek onay vermesiyle, önce ailecek güzel bir sabah yürüyüşü yaptılar. Fırından yeni çıkmış simit ve dumanı üstünde çayla güzel bir kahvaltı yapıp, vapura bindiler, gezdiler, dolaştılar. Yağız Bey resmen onlara bugün İzmir'i yeni baştan anlattı, tanıttı... Bir çay bahçesine oturduklarında Sukeynâ'nın telefonu çaldı. Arayan Demetti. -Efendim Demet'im -Sukeynâm sana bir şey söyliyeceğim ama fazla bağırma tamam mı? -Fazla bağırma mı? Neden bağırcam ki? O böyle deyince anne ve babası da yüzüne baktılar. "Ne oldu kızım?" dercesine -Şimdi anlarsın. -Sukeynââââ!!! Gülnur nasıl bağırdıysa telefonu kulağından uzaklaştırdı, yüzünü ekşiterek ve telefonu sonra tekrar kulağına götürdü -Abim delirdi. Kafayı yedi. Aşkı başına vurdu. Kurbandan sonra ben evleneceğim. Hazırlanın ne demek yaaaa... -Ne?!?! İçinden bağırmadığına şükür ederek arkadaşını dinlemeye devam etti... -Kızım sen bu oğlana ne dedin Allah aşkına? Ne dedin de bu oğlan böyle coştu? -Gülnur'um bi sakin olur musun? Telefonu sen bi Demet'e verir misin? -Efendim güzelim -Güzelim bu düğün mevzusu nedir? Sakin sakin bi anlatır mısınız? Aileler daha dün buluştu. Ne düğünü? -Güzelim aileler dün buluştu. Ayrıca bizim birbirimizi sevdiğimizi bildiklerinden dolayı dün isteme olayı ve aile arası söz kesildi. Zeyd abin "ben sevdama kavuşmak için bunca yıl bekledim yazın düğün olsun diye bir sene daha bekleyemem" dedi. Kurban bayramından sonra düğün istediğini söyledi. -Peki ailen? -İşte asıl beni şaşırtan da ailem oldu. Ailem Zeyd'in ve ailesinin düşüncelerinden sonra bu fikre sıcak baktı. -Peki Gül teyze ve Aslan amca ne diyor? -Aslan babam razı geldi. Oğlan da kızda razı olup evet dedikten sonra bu işin uzatılması doğru olmaz dedi ve kabul etti. Gül annemse gençler birbirini sevmişler bu işi fazla uzatmayalım dedi o da kabul etti. -Peki ya sen? -Ben Zeyd'i çok sevdim Sukeynâm. Eğer sen vesile olmasaydın biz birbirimize kavuşamayacaktık herhalde. Birbirimize kavuşmuşken sevdiğimden daha fazla ayrı kalmak istemiyorum. Ailemden bu kadar erken ayrılacağıma üzülüyorum ama O'nun her an yanımda olmasını istiyorum. -Anladım canım. Peki Gülnur'un düğünü de Kerem abi ile tanıştıkları gün olacaktı. Nasıl yapacaksınız? -İşte Gülnur'un bu kadar bağırmasının, söylenmesinin sebebi de bu tarih olayı. Zeyd bizim düğünümüz için, Gülnur'un düğünün ertelenmesini istiyor. Gülnur ve Kerem abi kabul etmiyor. Biz daha önceden karar aldık. Değiştirmeyiz diyorlar. Zeyd inat ediyor. Aslan babamla Gül annemde iki evladının arasında kaldı. -Güzelim ben seni 5 dakika sonra arayabilir miyim? -Tamam güzelim diyerek telefonu kapattı. Sukeynâ anne ve babasına dönerek -Annem babam size bir şey sorabilir miyim? -"Tabi kızım sor" dediler. Sukeynâ da Demetle konuştukları durumu anne ve babasına anlattı. -Siz olsanız ne yapardınız? diyerek sordu... -Gülnur ve Kerem haklı bence. Zeydi ikna etmeleri lazım. -Bence de öyle sultanım ama Zeyd'i bir sene beklemeye ikna etmeleri zor olacaktır. Sivas'ın kışı çetin olur. Kimse zorda kalmadığı sürece kışın düğün yapmak istemez. -Yarim sen Aslan abi ile konuşsan. Siz kardeşten daha yakınsınız. Zeyd'i ikna etmekte belki sende yardımcı olabilirsin. -Tamam gülüm. Eve geçelim nasipse ben bi Aslan'la konuşayım. İnşallah orta yol bulmalarına yardımcı olabilirim. Sukeynâ ailesiyle konuştuktan sonra arkadaşını tekrar arayarak anne ve babasının söylediklerini söyledi Gülnur'un "Yağız amca babamla kardeş gibiler. Oda bizden yana, Mihriban teyzemde bizden yana" diye söylendiğini duydu. -İnşallah iki taraf için de hayırlı olsun...diyerek telefonları kapattılar... Akşam üstü olunca Yağız Bey, Zeyd ve ailesi ile görüştü. Zeydi bir sene sonrasına ikna edemedikleri için Yağız Bey aklına gelen düşüncesini söyledi... -Gülnur ve Kerem'in düğünlerini ertelemeyin, o gençleri de kırmayın. Madem bu gençler bir sene daha beklemek istemiyorlar, sizin ve Demet kızımızın ailesi de uygun görürse Kurban Bayramı'ndan önce olsun... dedi. Zeyd dünden razı gelirken bu duruma Aslan Bey "dünürlerle bir konuşmadan bir şey diyemem"... diyerek ailelerin görüşmesi için vedalaşarak telefonları kapattılar... Mihriban Hanım eşine tebessüm ederek bakıp -Oğlan dayıya kız halaya çeker derler lakin. Zeyd oğlum Yağız amcasına çekmiş. Sevdalılar birbirine bakarak gülerken, Sukeynâ annesine sordu... -Nasıl yani annem? -Kızım, babanın beni görmesi, istemesi, nişanımız, düğünümüz 3 ay içinde oldu bitti. -Siz ciddi misiniz? Yani düğününüzü nişanınızı anlatmıştınız ama herşeyin 3 ay içinde olduğunu bilmiyordum. -Evet kızım. Asker dönüşü annemi Sivas'a götürmüştüm. Babamın sadece şehit düştüğünü biliyordum. Kim olduğunu bilmiyordum. Annemi bulunca babamıda öğrendim. Annemi Sivasa getirdim. Babaannem ve dedem ölmüşler. Onları göremedim tanıyamadım bile. Amcalarım ve halamı tanıdım. Gönlümün sultanını gördüm. Halamın kızı oluyormuş. Gördüğüm gibi tutuldum (sevdalandım). -Hâlâ merak etmişimdir. Sen benim o halime nasıl tutuldun? Baban beni ilk gördüğünde üzerimde günlük fistanım (elbisem) var. Hayvanlara bakmaktan geliyorum elimde de süt var. Babansa takımları giyinmiş civan gibi oğlan olarak karşıma çıktı. Benim erim (eşim) olacaksa böyle bir adam olsun dedim. Allah'ım kabul etti oldu. -Desenize siz ilk görüşte sevdalanmışınız. -Öyle kızımda. Annen beni gördüğünde abi demez mi? İçime bi ateş düştü. -Haksız mıyım? Yıllar sonra dayımın oğlunun yaşadığını öğrendim. Boylu poslu delikanlı adam. Tanımıyorum. Ne diyeyim abi diyeceğim tabi. -Annem haklı baba. Bende olsa bende abi derdim. -Ben duramadım. Helal olsun Zeyd durabilmiş. Amcamlara söyledim yürek yangınımı... Amcamlar bu işe çok sevindiler. -Gelip bana söyledi yengem böyle böyle diye. Annem ile babam eğer kız istemezse olmaz demişler. Ben babana ilk görüşte tutulduğumdan dolayı kabul ettim. Annem ve babamda kabul edince gelip istediler. Babanın işi İzmir'de ben Sivas'ta. Baban İzmir Sivas arası üç ay boyunca gel git yaptı. 3 ay sonrada evlenip beni İzmir'e getirdi. -Annem İzmir'i bilmeden geldin. Gurbetlikte var. Babamı sadece üç ay tanıdın oda ne kadar tanıyabildiysen. Babaannem ve babaannemin annesiyle yaşadın. Hiç pişman oldun mu? Annesi güldü. Ayağa kalktı ve babasının yanına gitti. Başını sevdiğinin kalbinin üstüne koyarak cevap verdi -Ben bu kalbin üzerine ilk başımı koyduğumda da şimdi de benim için attığını duydum. Tıpkı benim kalbimin baban için attığı gibi. Hiç pişman olmadım kızım. Hiç elhamdülillah... Yağız Bey de sevdiğinin başını kaldırıp gözlerinin içine bakarak -Seni ilk gördüğüm günden beri bu kalbim senin için nasıl attıysa öldükten sonra da öyle atmaya devam edecek bi iznillah. -O kadar hurinin içinde sen beni ister misin? -Ben bu dünyada hurimi bulmuşum. Neyleyim Cennetteki hurileri... ******** Sukeynâ anne ve babasını yalnız bırakarak odasına çıktı. Yatsı namazını kılıp biraz Kur'an okudu ve duâlar etti Rabbimize "Rabbim cümlemize koşarak Cennet-i âlâya gidecekleri eşler nasip eylesin." Hocasının sözü geldi aklına geldi bir anda -"Bu dünyada Muhammedler de bitmeyecek, Bu dünyada Haticeler de bitmeyecek. Siz Muhammed olun ki Haticenizi bulasınız, Siz Hatice olun ki Muhammedinizi bulasınız..." demişti. Telefonu çaldığında dalmış olduğu eski günlerinden çıkıp arayanın Ahsennur olduğunu gördü. Onunla konuştuğunda Ahsennur'un babasının onları affedip geleceğine çok sevinmişti. İnşallah kazasız belasız gelirler diye duâ ederken aklına Mirza geldi ve kendi kendine konuşmaya başladı iç âleminde "Kazasız belasız demişken Mirza bey bugün ne beni ne de babamı aradı. Mirza bey aklıma geldiğinde niye böyle nefesimin kesildiğini kalbimin neden böyle sıkıştığını bir türlü anlam veremiyorum." Hava alabilmek kendine gelebilmek için balkona çıktı telefonuna baktı tekrardan. "Lütfen arayın lütfen. Şu son bir ay içinde en zor anlarımda ailemin ve benim yanımda oldunuz. Arayın lütfen arayın. Yoksa ben hakkınızı nasıl ödeyeceğim. Ben bu yükün altından nasıl kalkarım." ******** Mirza'nın gözlerine de sabaha kadar uyku girmemişti. Kalbi öyle bir hâl aldıydı ki sadece namazlarını kılarken biraz olsun nefes alabiliyordu. Sabah olup iş saati yaklaştığında önce şirkete uğrayıp haber vererek tamirciye gitti. Arabayı gösterip ustanın "Abi fazla bir zararı yokmuş akşam üstü gelip alabilirsin" demesiyle teşekkür edip taksiye binerek geri şirkete döndü. İşlerine odaklanmaya çalışırken Abdullah Beyin aramasıyla onun odasına geçti. -Buyur abi. -Geç otur şöyle oğlum. Mirza'nın oturmasıyla diğer mühendis arkadaşı olan Ömer Faruk da kapıyı çalarak içeri girdi. Onun da selam vererek oturmasıyla Abdullah Bey konuya girdi -Sizi buraya çağırmamın sebebi ikinizden birinizin benim adıma Ankara'ya gitmenizi istiyorum. Ankara'daki büyük alışveriş merkezinin teslim edilmesine 6 ay kaldı. Bu süre zarfında bir aksilik çıkmaması için her adımda orada olmanızı istiyorum. İkiniz konuşun görüşün. Yarı yarıya mı yaparsınız tam mı yaparsınız bilmem. Nasıl yaparsınız siz karar verin. Ben dede oldum biraz torun seveyim. İşler size emanet dedi. Onların konuşmasına fırsat vermeden akşama kararınızı bekliyorum diyerek odadan ayrıldı... İki arkadaş da Abdullah Bey'in arkasından baka kalarak hem konuşup hemde odadan ayrıldılar -Mirza kardeşim biz de nasip olursa dede olunca böyle mi olacağız? Nereye gitti işkolik Abdullah ASLAN?.. -İşkolik Abdullah ASLAN dede oldu. Torun evlattan da işlerden de daha tatlı geldi. -Gel kardeşim bi çay içelim de şu işi de konuşalım. -Tamam kardeşim... diyerek tebessüm ederek Ömer Faruk'un odasına geçip çaylarda gelince iş konusunda konuşmaya başladılar. -Kardeşim sen istiyor musun 6 ay kalmayı? -Mirza 6 ay uzun bir süre. Açıkçası bu kadar uzun bir süre orda kalmayı seninde istemeyeceğini düşünüyorum. Benim bir fikrim var. -Buyur kardeşim. -Kardeşim projeyi ortak düzenledik. Zaten ya sen ya ben projeyi başından beri sık sık kontrol ediyoruz. Fikrime gelecek olursak 3 ay sen 3 ay ben durayım. Ne dersin? -Yengenin doğumuna kaç ay kaldı? -1.5 ay gibi bir süre kaldı kardeşim. O yüzden ilk 3 ay senin kalmanı sonraki 3 ay benim kalmamı isteyecektim. Bu zor günlerinde ve doğumunda yanında olmak için. -Benim daha iyi bir fikrim var kardeşim. Yengenin bu zor günlerinde de, doğumunda da ve evladınızın sen hep yanında dur. Ben 6 aylığına giderim. -Ama kardeşim sana ağır... -İsmin gibi adaletli olmaya çalışıyorsun biliyorum. Ama bana ağır gelmez. Ailenin sana ihtiyacı var. Ailenin yanında kal. -Sağol kardeşim. Bu iyiliğini unutmam. -Sen de sağol kardeşim. Diğer söylediğini duymamış olayım. Ben kaçtım kardeşim, hazırlık yapayım. Buralar sana emanet. -Allah razı olsun kardeşim. Bir telefon kadar yakınım. Ne zaman aramak istersen ara ben orda olurum Allah'ın izniyle. Sen buraları da kafana takma. -Sağol kardeşim. Haydi Allahaısmarladık. -Güle güle kardeşim. Yolun açık olsun... Ömer Farukla vedalaşıp işlerini toplayıp Abdullah Bey'in sekreterine gerekli dosyaları bırakıp eve geçti. Eve geldiğinde annesini bahçede çiçekleriyle muhabbet ederken görünce tebessüm ederek selâm verdi -Selâmun aleyküm anacım -Ve aleyküm selam oğlum hoşgeldin. Hâyırdır erkencisin. -Gel oturda anlatayım annem. diyerek annesini üzmeden nasıl söyleyeceğini düşüne kaldı. Annesinin seslenmesiyle direk konuya girdi -Hele çıkar bakalım ağzındaki baklayı oğlum. -Bizim Ankara'daki işi biliyorsun. -Alış-veriş mağazası yapıyorsunuz hatta arada kontrollere gidiyorsun. -Evet annem. İşi teslim etmemize 6 ay kaldı. Abdullah abide bi aksilik çıkmaması için orada olmamızı istedi. O yüzden ben eşyalarımı toplamaya geldim annem. Orada kalacağım. -Ama yavrum iyide git gel yapsan daha öncekiler gibi. 6 ay hiç gelmemek olur mu? -Annem gelmeyeceğimi kim söyledi. Bayramda burda olacağım nasipse. -Tekrar gideceksin ama kim bilir ne zaman geleceksin?.. -Annem bide şöyle düşün. Bilirsin Abdullah abi işinde titiz insandır. Eğer bende işimi hakkıyla yaparsam hem benim iş arkadaşlarım ekmeğinden olmamış olacak, hem o alış-veriş merkezinin zamanında açılmasıyla çok kişi ekmek sahibi olmuş olacak. -Orası öyle de... -Eee sen beni konuşmaya tutuyorsun. Senin şimdi kalkıp bu aç oğlunu doyurman gerekmiyor mu? En çokta senin yemeklerini özlüyorum oralarda. -Sadece yemeklerimi anneyi özlemek yok mu? -Özlemem mi sultanım?... diyerek annesine sımsıkı sarıldı. Ana yüreğiyle gözleri dolan Aliye Hanım mutfağa geçerken o da eşyalarını toplamaya odasına çıktı. Valizini hazırladıktan sonra babası kapıyı çalarak içeri girdi. -Yolculuk varmış oğlum. -Evet babam nasipse Ankara'ya. Babası düşünceli bir şekilde ona bakarken "Gidiyor musun? Kaçıyor musun oğlum? Hem kendinden hem kalbindekine adını koyamadığından?.." Mirza babasının gözlerinin içine bakamıyordu... Babası araba anahtarını çıkarıp oğluna uzattı -Bu arada araban olmuş oğlum. Usta beni görünce bana verdi. Buyur anahtarın. -Sağol babam. -Oğlum uçakla mı yoksa arabayla mı gideceksin? -Arabayla gitmeyi düşünüyorum babam. Orada kendi arabamla daha rahat olurum. -Sen bilirsin oğlum. Hâyırlısıyla gidip gel. -İnşallah babam. -Hadi gel işin bittiyse aşağı inelim annen ve kardeşlerin sofrayı hazırladılar seni bekliyorlar. -Tamam babam gidelim. İşim bitti benim... ******* Sukeynâ arabasına her bindikçe aklına Mirza geliyor, onun aramamasıyla kendi iç âleminde dertleşiyordu "Günler geçti. Mirza bey ne babamı ne de beni aradı. Hâlâ haber yok. Yapabileceğim tek bir şey kaldı. Onun ve ailesi için hâyır duası edebilmek. Rabbim Mirza beyi ve sevdiklerini iki dünyada da aziz kıl. Onlardan iki dünyada da razı ol. Gönüllerinde ne hâyır duaları varsa Sen kabul eyle Allah'ım. Âminnn Âminnn Âminnn..." Demet'in ve Zeyd'in isteği sonucu evlilik tarihleri erkene alınınca Demet'in yakın çevresi bu olaya çok şaşırsalarda sevdalıların hallerini görünce onlarda bir şey diyememişlerdi. Sivas'a gitmek hazırlıklarını tamamlayan Sukeynâ ile anne babası yola çıkmak için hazırlardı... -Tamam mı kızım bitti mi? -Bitti annecim. Hazırım. Yağız Bey kızına ve eşine takılarak -Öyleyse küçük hanım ve gönlümün sultanı bu ihtiyara eşlik eder misiniz? sorusunun üzerine eşi yüzünde tatlı bir ifade oluşturarak göz kırparak kızına sordu -Kızım sen burda ihtiyar bir bey görüyor musun? Ben tek erkek olarak benim yakışıklı kocamı görüyorum da. Oda ihtiyar değil yani. -Katılıyorum annecim. Senin o yakışıklı kocan benimde canım babam olduğundan dolayı, O bizim gönlümüzde hiç bir zaman yaşlanmayacak. Yağız Bey âdeta koltukları kabararak gülümseyip eşine ve kızına sarılarak -Allah'ın izniyle ben bu iltifatlar karşılığında Ankara'ya dinlenmeksizin gidebilirim. demesiyle eşi sol yanağını kızı da sağ yanağını öpüp eşyalarını alarak bahçeye çıktıklar. Sukeynâ arabanın önüne geldiklerinde tatlı diliyle -Babacııııım… dediğin de ne demek istediğini anlayan Yağız Bey o da tatlı dille red etti... -Önce ben süreceğim küçük hanım. -İyi de bunu diyeceğimi nasıl anladın babacım? -Babacım dediğin için -Aşk olsun babam. Ben sana babacım demiyor muyum? -Diyorsun kızım. Babacım kelimesini babadan daha çok duydum. Yalnız çok istediğin bir şeyi istemek için tatlı bir şekilde babacııııım deyip başını eğiyorsun. Bir baba olarakta kızımın ne istediğini anlayabiliyorum. -Benim zeki yakışıklı kocacığım. -Teveccühün gönlümün sultanı. Anne ve babasının birbirlerine bakışlarını yakalayan Sukeynâ tatlı dille hem sitem hem duâ etti -Ey Rabbim. Birde derler ki evlilik aşkı öldürüyor diye. Gelsinler de bir de sizi görsünler. Torun sahibi olacak yaşta insanlarsınız. Sevginiz azalacağına daha çok artıyor. İyi ki de artıyor. Annem babam sizin bu sevginizle, saygınızla bizler sevgi ortamında büyüdük. Rabbim sizden iki cihanda da razı olsun. Anne ve babası da kızlarına sarılıp. -"Sizden de güzel yavrum." dediler. Sevdiklerini toprağa verenler şehir dışına ne zaman çıkçak olsalar önce kabristana uğrayıp onları tek tek gezip duâ eder sonra yola çıkarlar. Sukeynâ da anne ve babası ile birlikte bugün yine öyle yapıp önce kabristana uğradılar daha sonra Demet'in ailesinin yaşadığı yer olan Ankara'ya doğru buruk bir yolculuğa başladılar...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE