MELİKE'NİN KARARSIZLIĞI

586 Kelimeler
Erkan sabah balkona çıktığında Melike gözlerini kapamış yatıyordu. Uyumuyordu. Ama Erkan bilmesin istiyordu. Telefon konuşmasını duydu — Selim'in sesini, "siyah araç", "plakası sahte", "Kudret Bey'in adamları olabilir" kelimelerini. Duydu ve içinde bir şey dondu. Erkan, o araçtaki adamların Kudret'in adamları olduğunu sanıyordu. Oysa orada Baran'ın alacaklıları vardı. Erkan içeri girdiğinde Melike doğruldu. Yüzündeki kaygıyı görünce midesi gerildi. "Melike." Omuzlarından tuttu. Sesi hem emir hem vedaydı. "Bir süre evden çıkma. Dışarısı karışık. Kudret Bey'in adamları binanın etrafında dolaşıyor. Benim peşimdeler — ama ucu sana dokunsun istemem." Melike donup kaldı. Söyle. Şimdi söyle. Onlar Baran'ın peşinde, Kudret'in değil. Ama söylerse her şey açılacaktı. Park. Sarılma. Yedi yıl. Baran'ın o kapıdan girişi. Erkan'ın o gözleri— o delici, affetmeyen gözler. "Kudret Bey neden senin peşinde olsun ki?" diyebildi sadece. Erkan acı bir gülümsemeyle: "Çünkü ben onun sahip olamadığı her şeye sahibim. Ve o, benim zayıf noktamı arıyor." Gitti. Melike salonda volta attı. Bir yanda Baran'ın son mesajı: "Zaman daralıyor. Parkın girişinde bekliyorlar. Bir saat içinde işaret vermezsen rezidansın güvenliğini geçmek için her yolu denerler." Diğer yanda Erkan'ın "seni kimsenin üzmesine izin vermem" sözü. İkisi de aynı anda doğruydu. İkisi de aynı anda yalancıydı. Baran ölürse o adamlar buraya gelecekti. Melike'yi "kaynak" olarak biliyorlardı — parkta görmüşlerdi. Ama parayı verirse bu bitmeyecekti. Baran'ın kuyusu dipsizdi. Bu, yedi yılda öğrendiği tek gerçekti. Çalışma odasına yürüdü. Kapı koluna tutundu. Parmaklarını o soğuk metale bastırdı. Bunu yapma. Ama içeri girdi. Kasa köşedeydi. Erkan'ın doğum tarihini denedi — olmadı. Ceyda ile evlendiği günü — olmadı. Bir an öylece durdu. Sonra, neredeyse kendiliğinden, kendi doğum tarihini girdi. Klik. Kasa açıldı. Melike içine bakarken gözleri doldu. Para demetleri, düzgünce istiflenmiş. Erkan bu kasanın şifresini Melike'nin doğum günü yapmıştı. Bu küçük, sessiz gerçek — şu an en çok acıtan şeydi. Elini uzattı. Dokundu. Sonra durdu. Bu son olmayacak. Düşünce o kadar netti, o kadar ani geldi ki Melike elini geri çekti. Bugün verirse yarın daha fazlası isteyecekti. Sonra daha fazlası. Baran her zaman böyle yapmıştı — az isteyerek başlar, sonra büyütürdü. Yedi yıl önce de hesaplarını böyle yapmıştı. Hep başkasının sırtından. Melike paraları bıraktı. Kasayı kapattı. O metalik klik sesi, içinde bir şeyin yerli yerine oturması gibiydi. Telefonunu çıkardı. Baran'ın numarasına yazdı: "Para yok. Olmayacak. Gittiğini duyarım." Gönderdi. Telefonu masaya koydu. Dışarıda, o sırada, her şey çok hızlı oldu. Siyah aracın içindeki iki adam sabırsızdı. "Kadın parayı getirmeyecek. Baran'ı bu gece bitiririz." Ama Erkan'ın adamı Selim onları saatlerce izlemişti. Ve Selim iyi bir okuyucuydu — bu adamların oturuşu, tekinsiz bekleyişi Kudret'in profesyonel adamlarına benzemiyordu. Bunlar başka birinin leş kargalarıydı. Telsizden kısık: "Hamle vakti." Beyaz minibüs yanaştı. Bir saniyeden kısa. Camlar, kabza, kapılar — ve içeridekiler etkisiz hâle getirildi. Selim yakalanan adamın boğazına baktı. "Kim gönderdi sizi?" Adam hırıldadı: "Baran oç'u borcunu ödemedi! Bizi buraya o gönderdi." Selim kaşlarını çattı. Baran. Bu isim hiçbir şeye karşılık gelmiyordu. Ama Erkan Bey'in rezidansının önünde bir borç meselesi — bu tesadüf olamazdı. "Arabayı ve bunları ortadan kaldırın," dedi soğukkanlılıkla. "Erkan Bey'e bildirin: tehlike bertaraf edildi. Kudret'in adamları değilmiş, bir borç davası yüzünden gelen serserilermiş." Siyah araç karanlığa karıştı. Asfaltaki birkaç damla kan silindi. Yukarıda Melike balkona çıkmıştı. Aşağı baktı. Araç yoktu. Nefes verdi — uzun, titreyerek. Belki Baran onları vazgeçirmişti. Belki pes etmişlerdi. Belki— Telefonu titredi. Erkan'dı. "Melike. Dışarıdaki sorun halloldu. Endişelenme." Kapattı. Melike balkonda öylece kaldı. Erkan "halloldu" diyordu ama ne olduğunu bilmiyordu. Ve Melike, o araçtaki adamların gerçek kimliğini Erkan'a söyleyemezdi — çünkü o soruyu yanıtlamak, her şeyi yanıtlamak demekti. Susacaktı. Bir yalan daha. Sessizliğin içine gömülecek, üzeri örtülecek, betonun altında kalacaktı. Tıpkı Erkan'ın dünyasındaki her şey gibi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE