Kapalıçarşı'nın arka sokaklarından birinde, turistlerin uğramadığı, yerel bile sayılmayacak kadar karanlık bir çay ocağı vardı. Plastik sandalyeler, sigara dumanına batmış duvarlar, tezgâhın arkasında dünyadan bihaber bardak yıkayan yaşlı bir adam. Selim içeri girdiğinde köşedeki masada beklenen kişiyi gördü. Tarık. Kudret Bey'in en eski, en sessiz, en tehlikeli adamı. Ellilerinin başında, sıradan bir esnaf gibi giyinmiş, elinde çay bardağıyla gazetesine bakıyordu. Selim onun son on beş yılda kaç kişinin sonunu getirdiğini biliyordu. Ve yine de karşısına geçip oturdu. "Geç kaldın," dedi Tarık, gözlerini gazeteden kaldırmadan. "Temkinli davrandım." Tarık gazeteyi katlayıp masaya bıraktı. Selim'e baktı. O bakış bir insanı değil, içindeki her sırrı tartan ve fiyatlandıran soğuk bir bak

