Melike, taksiden indiğinde ayaklarının onu nereye götürdüğünü tam olarak anlayamadı. Ama vücudu biliyordu. Eller direksiyonsuz, ayaklar pusulasız, kalp ise yıllardır bastırılmış bir mıknatıs gibi çekiyordu onu. Şehrin arka sokaklarında, yenilenen binaların gölgesinde hâlâ ayakta duran o eski mahalleye gelmişti. Çocukluğunun, Baran'ın, ilk aşkın ve ilk kırılmanın mahallesi. Kaldırım taşları hâlâ aynıydı — çatlak, yosunlu, üzerinde yılların birikmiş yorgunluğuyla. Melike için bu taşlar bir zemin değil, bir hafıza haritasıydı. Yavaş yürüdü. Üzerinde o siyah trençkot, gözlerinde güneş gözlüğü. Bu mahallede kimse onu tanımayacaktı artık. Yedi yıl insanı değiştirir — bunu hem fiziksel hem ruhsal olarak biliyordu. O çaresiz, otoyol kenarlarında savrulan genç kız çoktan gitmişti. Yerine daha s

