Selim, ofis binasının merdivenlerini çıkarken saatine baktı. Tam sekiz. Ne bir dakika erken, ne bir dakika geç. Yıllar içinde edindiği bu alışkanlık, Erkan'ın dünyasında hayatta kalmanın en temel kurallarından biriydi: Zamanında ol, fazla konuşma, sadece işini yap. Kapıyı açtığında Erkan masasının önünde ayakta duruyordu. Ceketini giymişti, elleri cebindeydi, gözleri kapıya dönüktü. Selim'i görünce ne bir şey söyledi ne oturmasını işaret etti. Sadece baktı — ama o bakışta Selim'in beklediği sorgu yoktu. Daha başka bir şey vardı. Yorgun, derin, sanki uzak bir yerde gezinen bir bakış. Selim içeri girdi. Ağzını açmak üzereydi ki Erkan toplandı. "Hadi gidiyoruz," dedi. Sesi düzdü, sıradan. Selim bir şey sormadı. Döndü, Erkan'ın peşinden çıktı. Arabalar şehrin gece trafiğinde yan yana sür

