ZARF

686 Kelimeler
Daire Ceyda'nın topuklarının son yankısından sonra yeniden sessizliğe battı. Ama bu sessizlik artık farklıydı. O pahalı yasemin kokusu bile huzur vermiyordu — şimdi bir tuzağın içine sindirilmiş, süslü bir yalanın kokusuydu. Melike masanın üzerindeki zarfa bakıyordu. Uzanmıyordu, dokunmuyordu. Sanki dokunursa gerçek olacaktı. Git. Kalma. Git. Bu iki kelime zihninde birbirini boğmaya çalışan iki düşman gibi güreşiyordu. Aynaya baktı. Karşısındaki kadın tanıdık gelmiyordu. Yedi yıllık bir hayatın, iki erkeğin ve sayısız yalanın törpülediği biriydi o. Ne Erkan'ın sığınağına, ne Baran'ın nostalji oyuncağına, ne de Ceyda'nın satranç tahtasındaki piyona benziyordu artık. Peki kim olduğunu biliyor muydu? Zarfa uzandı. Parmakları kâğıdın soğuk yüzeyine değdiğinde durdu. Kavramak yerine sadece üzerine koydu elini — sanki içindekinin nabzını tutmaya çalışıyordu. Erkan'ın "sen benim tek huzurumsun" dediği geceyi düşündü. O cümleyi söylerken gözlerindeki nadir, savunmasız parıltıyı. Kan döken, otopark betonlarını cesetlerle donatan o adamın içinde, sadece Melike'nin yanında açılan küçük, kırılgan bir pencere vardı. O pencereyi kırmak bir canavarı değil, bir insanı kırmak demekti. Ama kalmak ne anlama geliyordu? Ceyda onu piyon olarak kullanıyor. Baran onu kaçış bileti olarak görüyor. Erkan onu mülk olarak seviyor. Üçü de farklı tuzaklardı. Üçü de gerçekti. Zarfı eline aldı. İnce kâğıdın içinden anahtarın sert hatlarını hissetti. Giderse Ceyda'nın oyununa girecekti — başkasının yazdığı bir senaryonun figüranı. Kalırsa Erkan görüntüleri bulacak, Selim'in ağı kapanacak ve bu dairenin o lüks sessizliği bir mezar sessizliğine dönüşecekti. İki uçurum. İkisi de derin, ikisi de karanlık. Tam o anda telefonu titredi. Erkan. Melike bir an nefesini tuttu. Açtı. "Melike." Sesi her zamankinden farklıydı. Yorgun, soyulmuş, bir kabuğun içinde kalan çıplak bir ses. "Gece geç olacak. Ama gelmeden önce sormak istedim... İyi misin?" Melike'nin boğazı düğümlendi. Erkan hiç sormaz bunu. Erkan gelir, varlığıyla doldurur, sahipliğini hissettirir ve giderdi. Ama şimdi uzaktan, sesi yorgun ve çıplak, sadece "iyi misin" diyordu. Bu sorunun içinde o küçük pencere vardı yine — Erkan'ın sadece Melike'nin yanında açılan, kırılgan, mahrem pencere. "İyiyim," dedi Melike. Sesi hayatının en ağır yalanını taşıyordu. "Sadece yorgunum." Kısa bir sessizlik. Hat açıktı ama ikisi de konuşmuyordu. O sessizliğin içinde Melike Erkan'ın nefes alışını duydu — derin, kontrollü ama bir yerde kırık. Bir şey daha söylemek istiyordu. Söylemedi. "Uyu o zaman. Geldiğimde uyandırmam." Telefon kapandı. Melike zarfı yavaşça masaya bıraktı. Atmadı. Ama açmadı da. Aynı saatlerde malikanede Ceyda pencere önünde duruyordu. Elinde kadeh yoktu bu kez. Avuçları birbirine kenetlenmiş, hesaplıyordu. Hakan kapıda bekliyordu — sessizce, her zamanki gibi. "Melike zarfı aldı mı?" diye sordu Ceyda, sırtı Hakan'a dönük. "Henüz binadan çıkış yok efendim." Ceyda hafifçe güldü. Zafer değil, tespit. "Almadı. Ama atmadı da." Döndü. "Melike benden zeki. Piyonum olmayı reddediyor." Durdu. "Bu işe yarar." Hakan kaşlarını çattı. "Hareket etmezse plan—" "Plan değişmiyor." Ceyda masadaki ince dosyaya uzandı. İçinde sayfalar vardı — rakamlar, tarihler, imzalar. Hepsi Kudret Bey'e ait. Yıllarca gizlenen, devlet kapılarını parayla geçen, şehrin yarısını sessizce mühürleyen o derin çukurlar. Ve en önemlisi: mirasın gerçekte kimin üzerine yazılı olduğunun belgesi. "Babam bu imparatorluğu kanla kurdu Hakan. Ben onu kanla yıkmayacağım." Dosyayı kapattı. "Rakamlarla yıkacağım." "Erkan bu dosyada ne kadar yer kaplıyor?" Ceyda bir an duraksadı — cevabın ağırlığını tartıyordu. "Erkan'ın bu dosyada yeri var. Onu yok etmek istemiyorum — yok etmek çok kaba, çok gürültülü. Ben sadece dizginlemek istiyorum. Bu dosya onun tasmasının zinciri. O zinciri çektiğim gün hem Erkan hem de babam masada benimle oturmak zorunda kalacak." Sesi alçaldı. "Ama önce Melike kendi kararını vermeli." Hakan kapıya yöneldi. "Baran'ı iyi koru," dedi Ceyda. "Henüz işi bitmedi. Ama o adam kontrolden çıkarsa planın tamamını yakar. Melike'ye olan saplantısı hesabın dışında bir değişken." Rezidansta Melike yatağa uzanmıştı. Uyumuyordu. Tavana bakıyordu — beyaz, boş, sonsuz. Erkan'ın "iyi misin" sorusu kulaklarında çınlıyordu. Baran'ın "seni bırakmayacağım" fısıltısı da. Ceyda'nın "bu evde kalmak ölmeyi beklemektir" kehaneti de. Üç ses. Üç tuzak. Tek bir hayat. Gözlerini kapattı. Zihninde o zarf, o anahtar, o adres hâlâ asılı duruyordu. Ceyda kendi kararını vermesini söylemişti. Ama Melike yıllarca başkasının kararlarıyla yaşamıştı — kendi sesini bulmak, yeniden yürümeyi öğrenmek gibiydi. Ağrılı, yavaş, korkutucu. Bu gece o sesi bulmaya çalışıyordu. Erkan'ın değil. Baran'ın değil. Ceyda'nın buz gibi sesini değil. Kendi sesini. Ve o ses henüz çok kısıktı. Ama vardı. Ilık ve titrek ama vardı. Bu gece ilk kez onu dinlemeye karar verdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE