KAPININ ARKASINDAKİ ADAM

610 Kelimeler
"Ne kadar?" Baran başını kaldırdı. Gözlerinde bir şaşkınlık vardı — sanki bu soğukluğu beklemiyordu. Sanki kapıyı açacak kişinin hâlâ o eski Melike olduğunu umuyordu. O yumuşak, her şeyi bağışlayan, kollarını açık tutan Melike. Ama o Melike, yedi yıl önce bu şehrin ortasında ölmüştü. "Söyle," dedi Melike. Sesi düzdü, taşı andırıyordu. "Bunun için geldin. Söyle." Baran bir rakam söyledi. Melike gülmedi. Sadece baktı. Sonra konsolun üzerindeki çantasını aldı, içinden bir deste para çıkardı ve Baran'ın göğsüne doğru fırlattı. Paralar yere saçıldı. Baran onlara bakmadı bile. Gözleri Melike'nin gözlerinde kalmıştı. "Al," dedi Melike. "Ve git." Baran eğilip paraları yerden toplamadı. Sadece ayağa kalktı. Yavaşça. Ve Melike'ye doğru bir adım attı. "Ben sadece para için gelmedim," dedi. "Dur." Melike elini kaldırdı. "Sakın o cümleyi bitir." Baran durmadı. Bir adım daha. Artık aralarında sadece birkaç santim vardı. Melike, sırtı duvara yaslanana kadar geri çekildi. "Seni özledim Melike." Baran'ın sesi boğuluyordu. "Yedi yıldır her sabah sana dair bir şeyle uyandım. Bir koku, bir ses, bir renk... Hiçbirinden kurtulamadım." "Güzel." Melike'nin sesi titriyordu ama gözleri kuruydu. "Yedi yıl boyunca özledin. Güzel geçirdin zamanını." "Melike—" "Bıraktın beni Baran." Kelimeler birer birer, ağır ağır düştü. "Tek kelime etmeden. Tek bir geri dönüş sinyali vermeden. Ben ne haldeydim, biliyor musun? Neler yaşadım? Nasıl ayakta kalmaya çalıştım?" Baran cevap vermedi. O sessizlik, Melike'ye hiçbir cümleden daha çok şey söyledi. Tam o sırada dış kapıda bir ses duyuldu. Metalik, tanıdık. Anahtarın kilide girme sesi. Melike'nin kanı dondu. "Erkan," diye fısıldadı. Baran da duymuştu. Yüzündeki ifade değişti — o cüretkâr yakınlık yerini ani bir gerçekliğe bıraktı. Melike onu kolundan yakaladı. "Yatak odası. Şimdi. Nefes bile alma." Kapıyı kapattı. Döndü. Yüzündeki dehşeti silmeye çalıştı. Elleri titriyordu. Erkan içeri girdi. Onu her zamanki gibi bir enerji çevreliyordu — ağır, soğuk, her şeyi dolduran cinsten. Ceketini çıkardı. Melike'ye baktı. Ve durdu. "Bir sorun mu var?" dedi Erkan. Sesi düzdü ama içinde bir kıpırtı vardı, her zaman orada olan o keskin soru işareti. "Yüzün kireç gibi olmuş." Melike zoraki bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına. "Yok. Gelmeni beklemiyordum, şaşırdım." Erkan ona yaklaştı. Elini yanağına koydu. Parmakları soğuktu. "Sende bir tuhaflık var," dedi alçak sesle. Gözleri Melike'nin gözlerinin içindeydi. "Benden bir şey mi saklıyorsun?" Melike'nin kalbi göğüs kafesini zorladı. Tam o an Erkan'ın cebindeki telefon çaldı. Özel hat. Sadece birkaç kişinin bildiği numara. Erkan ekrana baktı. Ve Melike, o sarsılmaz adamın yüzünün bir saniyede nasıl değiştiğini gördü. Çenesi gerildi. Gözleri karardı. Arayan Kudret'ti. Kayınpederi. Erkan'ın sahip olduğu her şeyin gerçek sahibi. Erkan telefonu açtı. Konuşmadı bile — karşı taraftan gelen ses odayı doldurdu. "Otoparkta ne haltlar karıştırdığını biliyorum. Hemen ofise geliyorsun. Bekliyorum." Telefon kapandı. Bir an sessizlik oldu. Sonra Erkan ceketini geri giydi. Melike'ye bakmadı. "Gitmem lazım," dedi dişlerinin arasından. "Bu gece dönmem. Kapıyı kimseye açma." Fırtına gibi geldi, fırtına gibi gitti. Kapı sertçe kapandı. Melike, dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu. Sırtını duvara yasladı. Derin bir nefes aldı. Gitti. Ama yatak odasının kapısı yavaşça aralandı ve Baran çıktı. Gözlerinde o perişan hâl yoktu artık. Onun yerine tuhaf, ölçülü bir bakış vardı. "Demek büyük patronun bu," dedi. Sesi alaycıydı. "Bir telefonla her şeyi bırakıp kaçan adam." "Kes sesini." Melike ayağa kalktı. "Şu an burada olman bile ölüm fermanı. Hemen gitmelisin." Baran gitmek yerine yerdeki paraları aldı. Cebine koydu. Kapıya yürüdü. Ama eşikte durdu. Döndü. "Yarın," dedi. "Eskiden buluştuğumuz parkta. Beni bekliyorsun." "Hayır." "Gelirsin Melike." Sesi düzdü, soğuktu — para isterken kullandığı o aynı ses. "Yoksa Erkan'ın ofisine gider, her şeyi kendim anlatırım. Kaybedecek bir şeyim yok. Ama senin kaybedeceklerin var." Kapıyı kapattı. Melike olduğu yere yığıldı. Evin yasemin kokusu üzerine ağır bir is gibi çökmüştü. Baran'ın tehdidi hâlâ havada asılıydı. Erkan'ın "kimseye açma" emri kulaklarında çınlıyordu. İki ucu keskin bir bıçağın tam ortasındaydı. Ve fırtına, daha yeni başlamıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE