Maskelerin Altındaki Zehir

462 Kelimeler
Baran depoya öğleden sonra vardı. Kapıyı itti. Paslı demir gıcırdadı, rutubet kokusu vurdu burnuna. Melike'nin yazdığı adres doğruydu. Burası gerçekten vardı, gerçekten boştu ve gerçekten Erkan'ın haritasında yoktu. Emin olmak için binanın etrafında birkaç dakika dolanmış, çevreyi tartmıştı. İçeri girdi. Tozlu bir sandalyeyi çekip oturdu. Cebinden sigara paketini çıkardı. Dumanı karanlığa üfledi. Gözleri boşluğa dalmıştı ama beyni tam gaz çalışıyordu. Keskin, uyanık, hesaplayan bir beyin. --- Baran'ın hayatında hesap her zaman önce gelirdi. Bu bilinçli bir tercih değildi. Yıllar içinde derisine işlemiş bir refleks gibiydi. Çocukken mahallede en hızlı koşan oydu ama koşmasının sebebi kazanmak değildi. Her zaman bir adım önde olmak içindi. Akrep'e olan borç gerçekti. Rakamlar değişmiyordu. Son tarih yaklaşıyordu. Akrep'in sabırsızlığı ise... O adamın gülümserken bile tehlikeli olan sabrı, bu şehirde kimsenin hafife alamayacağı bir şeydi. Bir milyon. Kelime içinde her döndüğünde biraz daha büyüyordu. --- Melike'yi düşündü. Gözlerini kapattı. Sabahki görüntü geldi: Melike'nin saçları, boynunun çukuru, sırtının çizgisi. Sonra bir anda değişen yüzü. Erkan'ı beklemeye başladığı an başka bir kadın olmuştu. Aynı yüz, aynı eller, aynı ses... Ama içindeki her şey yer değiştirmişti. Baran bunu fark etmişti. İkisi de birbirini kullandığını sanıyordu. Ama asıl ipi kimin çektiğini göremiyordu hiçbiri. --- Sigarasını söndürdü. Telefonunu çıkardı. Ekranda Akrep'ten gelen son mesaj duruyordu: "Zaman bitti fırıldak. Para ya da kan. Sen seç." Baran mesajı bir kez daha okudu. Sonra telefonu cebine koydu. İkisi de olabilir, diye geçirdi içinden. Birini sevmek ve onun sayesinde ayakta kalmak... Neden aynı anda olmasın? Cevabını biliyordu aslında. Ama sormamak daha kolaydı. --- Aynı saatlerde şehrin öte yakasında Melike, Erkan'ı karşılamaya hazırlanıyordu. Erkan kapıdan girdiğinde üzerinde Ankara'nın yorgunluğu vardı. Ama bu sıradan bir yorgunluk değildi. Mağlubiyetti. "Hoş geldin canım," dedi Melike. Boynuna sarılırken sesi tam kıvamındaydı. "Ankara yormuş seni. Elmas pes etti mi?" Erkan Melike'nin beline sarılıp kendine çekti. "O iş bende. Kadın biraz dişli çıktı... Hallederim." Melike gülümsedi. Ama gülümsemenin altında beyni çalışıyordu. Halledemedi. Elmas onu geri çevirdi. Kudret sıkıştırmıştı. Erkan şu an en savunmasız halindeydi. --- O gece Erkan uykuya daldığında Melike kalktı. Çalışma odasının kapısını usulca itti. Ekranın mavi ışığı vurdu yüzüne. Oturdu. Şifreyi girdi. Sistem açıldı. Elleri klavyenin üzerindeyken bir saniye bekledi. Geri dönüşü olmayan son andı bu. Sonra ilerledi. Ankara projesi için bloke edilen fonu bulması uzun sürmedi. Bir milyon iki yüz bin lira. Askıdaydı. Askıda olan şeyler, doğru ellerde özgürdü. Transfer emrini oluşturdu. Parmakları durdu. Bir milyon. Bu onun özgürlüğüydü. Sonra düzeltti: Bu bizim başlangıcımızdı. Enter'a bastı. --- Şehrin karanlık bir köşesinde Baran hâlâ uyanıktı. Melike'den henüz haber gelmemişti. Ama gelecekti. Bundan emindi. Ampulün titrek ışığında başka bir şey düşündü. Melike sabah nasıl da hızlı değişmişti. Bir saniyede. Kapı kapandı, kadın gitti, başkası geldi. Bunu bu kadar kolay yapabilmesi... Kim öğretti sana bunu Melike? Soruyu sormadı. Sormayacaktı. Ama içinde, farkında olmadan, o sorunun bıraktığı küçük iz duruyordu. Derinde, görünmez, ama orada.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE