Part I
Hafta sonunun bitip okul gününün gelmesini iple çektim. Başak burada diye Berklere gidemedim. Cezalı diye de telefonla haberleşemedim. Serpil teyze canına okumuş olmalı. Şehre inen otobüs durağında Berk’i gördüm. Tam yanına gidecektim ki Başak ve Asya’yı da beraberinde gördüm. Konuşmamız akşama kaldı.
Bu sırada oralı değilmişim gibi görünsem de otobüs gelene kadar Berk’le Başak’ın konuşmalarına kulak misafiri oldum. Bir ara Başak’ın bakışını fark edince hemen müzik dinleyecekmişim gibi kulaklığımı taktım. O zaman Başak Berk’le daha rahat konuştu.
“Tüm hafta sonunu seninle geçirmek için ailemden zorla izin alıp buralara kadar geliyorum, sen evden çıkmıyorsun.”
“Cezalıydım aşkım, ne yapayım?”
“Bir telefon açmak da zor olmamalı,” derken Başak’ın ne kadar öfkeli olduğu sesine yansıyor.
“Annem telefonumu da aldı.”
“Of tamam, niye ceza aldın bari onu söyle.”
Berk şimdi kaygılı görünüyor. Gözlerini kaçırarak “cuma akşamı evimize biri girmiş,” diyor.
“Yaa,” diye yanıtlıyor Başak da onu. Birden öfkesi yatışıyor, sanki tedirgin görünüyor.
Başak başka bir şey demeyince Berk konuşmaya devam ediyor.
“Balkon kapısını açık unutmuşum da,” diyor mahcup mahcup.
Berk’in utanmış hâlini bir nebze anlasam da Başak’ın kaygılı görünmesine anlam veremiyorum. Belki de ikisi romantik dakikalar yaşarken aslında evde bir başkasının daha olması fikrinden kaynaklanıyordur endişesi. Aman bana ne?
“Tamam aşkım, o zaman affedildin,” diyor Başak. Yanağına bir öpücük kondurmayı da ihmal etmiyor.
Berk’in de yüzü hemen güneş gibi parlıyor. Mutluluğuna sevinsem de sevincinin kaynağına hâlâ ısınamıyorum. Bu kızda sevemediğim bir şeyler var.
Berk’e olan duygularım da artık arkadaşlıktan ibaret olmasına rağmen beni hâlâ ne rahatsız ediyor ki?
*
Bu cuma karne alacağımız için daha fazla ders işlenmiyor okulda. Okula gitmesem bir şey olmaz bundan böyle. Ama okulda en çok bu zamanlar vakit geçirmeyi seviyorum. Çok gürültü yapmadığımız sürece öğretmenlerimiz sohbet etmemize, küçük oyunlar oynamamıza izin veriyor. İlginç bir şekilde grubumuzda Başak ve Berk de var. Açıkçası Başak’ın Asyaların dahil olduğu grupla takılacağını varsaymıştım ki beklenmedik bir şekilde aramıza katılmayı Başak kendi teklif etti. Şimdi sene başından beri çok yakınmışız gibi ben, Başak, Berk, Selin, Melis, Doruk, Alp ve Soner birlikte Tabu oynuyoruz. Kızlar erkeklere karşı. Eğlenceli geçtiğini bile söyleyebilirim.
Oyunun en heyecanlı yerinde “Ece, seninle bir şey konuşmak istiyorum,” diye kulağıma fısıldadı Selin.
Sıradaki kartı seçmeye odaklanmışken Selin’den gelen bu istek beni şaşırtsa da ne konuşacağını çok merak ettim. Selin, o kadar yakın bir arkadaşım olmamasına rağmen bir kez bile ters düşmediğim nadir insanlardan. Belki birbirimize daha çok vakit ayırabilseydik yakın arkadaş olabilirdik. Ama o daha çok Melis’le takılıyor. Ben de bundan öncesine kadar Berk’le takılıyordum.
“Tamam, oyundan sonra konuşuruz,” dedim Selin’e yalnızca.
Başak’ın, “beyler bu turu da alırsak biz kazanıyoruz,” diye atılmasıyla ben de tüm dikkatimi tekrar oyuna yönelttim. Kaybedenler kazananlara öğle yemeği ısmarlayacak çünkü.
Kart kontrolünü Alp yaparken kelimeleri Başak anlatıyor. Ben de kelimeleri teker teker bilirken gözümün önünde duran samimiyeti son anda fark ediyorum. Alp, Başak’a fazla mı yakın yoksa bana mı öyle geliyor? Sanki sadece kartı kontrol etmiyor. Başak’ın kart değiştirdiği her seferde Alp de karta bakıyormuş gibi yapıp sanki kıza sokuluyormuş gibi görünüyor. Neredeyse kızın omuzlarına dökülen saçları koklayacak yahut boynuna bir öpücük konduracak. Bu o kadar hızlı oluyor ki gördüklerime inanmakta zorluk çekiyorum.
Benden başka kimsenin dikkatini çekmiyor mu acaba diye arkadaşlarıma bakarken Berk’in tüm dikkatinin sürede, Doruk’un da Melis’te olduğunu görüyorum. Soner ise çoktan telefonuna yönelmiş, yalnızca bedenen burada.
“Süre bitti,” diye el çırpan Berk neredeyse çığlık atmama sebep olacaktı. Dikkatimin dağılması oyunu kaybetmemize sebep oldu.
“Neredeyse kazanıyorduk,” diyen Melis’e bakarken Selin’in yüzünün düştüğünü görmem bir oluyor. Kazanmayı çok mu istiyordu acaba?
“Evet kızlar, bizlere ne ısmarlıyorsunuz bakalım?”
Soru Alp’ten gelmişti. Çok bir seçeneğimiz yoktu zaten. Kantinde belli ürünler olurdu. Kimin ne istediğini not alıp kantine kimin gideceğine karar verelim dedik. Tam kura çekelim diyecektim ki Selin “Ece ile ben gideriz,” dedi. Konuşacağı konuyu merak ettiğim için ben de itiraz etmedim tabii. Diğerleri de sıraları birleştirip yemek yenilecek hâlâ getirme görevini aldılar.
Sınıftan çıktıktan sonra Selin’in ne zaman konuşmaya başlayacak diye bekledim. Ama o, kantine varana kadar sessiz kaldı.
“Ece, sen bir masaya geç. Ben de siparişleri verip yanına geleceğim.”
“Tamam, bekliyorum.”
Bir süre sipariş veren Selin’i izledim. Okulun son haftası olduğundan olsa gerek kantinde pek öğrenci yoktu. Parayı da aramızda önceden toplamıştık. Ödeme yapması uzun sürmedi Selin’in.
“Hepsi hazır olduğunda seslenecekler.”
“Tamam.”
Konuya ben mi girmeliyim? Vaktimiz de kısıtlı sonuçta.
“Benimle ne ...”
“Ece ben ...”
İkimiz de aynı anda konuşunca yine bir sessizlik oldu. Bu sürenin uzamaması adına direkt Selin’e sen başla, dedim.
“Ece şimdi söyleyeceklerim aramızda kalacak, söz mü?”
“Tabii, sorman bile yersiz.”
“Nereden başlayayım, bilmiyorum. O yüzden doğrudan konuya gireceğim.”
“Tamam, en doğrusu.”
“Ece ben Alp’ e aşığım.”
“Aa, çok sevindim. Bence çok yakışırsınız.”
İkisini yan yana düşününce hoş bir görüntü oluştu kafamda. Selin benden birkaç cm uzun, ince yapılı bir kız. Hoş bir çehresi, ela gözleri, minik bir burnu ve yine mim gibi dudakları var. Divan edebiyatında tasvir edilen sevgili gibi resmen. Alp de yakışıklı çocuk şimdi. Uzun boylu, yapılı, beyaz tenli. Gözleri mavi, saçları simsiyah. Tıpkı Karmen gibi. Ama Karmen’in yüzü daha güzel ve Karmen Alp kadar yapılı değil. Nereden geldi aklıma şimdi? Bir dakika Selin ağlıyor mu?
“Ama o ...” deyip cümlesini bitiremedi. Masadaki peçetelikten uzattığım birkaç yumuşak kağıdı verdim hemen. Gözyaşlarını silerken cümlesini “ başkasına aşık,” diye tamamladı. Onu o kadar iyi anlıyorum ki... Daha birkaç gün öncesine kadar ben de onunla aynı hissediyordum.
“Seni o kadar iyi anlıyorum ki...”
“Biliyorum Ece. O yüzden seninle konuşmak istedim. Üstesinden nasıl geldin?”
“İnan benim için de kolay olmadı.”
Alp kime aşık acaba diye düşünürken cevabın uzaklarda olmadığını fark etmem uzun sürmedi. Tabii ki Selin de aslında oyunu kaybetmemize üzülmedi. Parçaları birleştirmek zor değil. Ama bir dakika Selin benim durumumu nasıl biliyor? Konuyu dağıtacak olduğumu bilsem de bunu sormak zorundayım. Hâlâ beni Başak’a karşı zor duruma düşüren kişiyi arıyorum. Duygularıma son vermiş olmam durumu değiştirmiyor.
“Selin seni anlıyorum ama benim durumumu nasıl biliyorsun?”
“Alp kime aşık diye sormayacak mısın?”
“Oyunu kaybetme sebebimiz sence ne?”
Histerik bir gülüşle “çok zekisin,” diyor Selin.
“Şimdi sen söyle benim kime aşık olduğumu nereden biliyorsun?”
“Bak buna çok şaşıracaksın şimdi. Kimden öğrendiğimi tahmin edemezsin. Daha doğrusu nasıl öğrendiğimi...”
Ben Berk’e olan duygularımı çok mu belli ettim vaktiyle? Oysa kendimi çok dikkatli farz ederdim. İki yıl boyunca Berk’in bile bir kere olsun şüphelendiğini hissetmedim. Erkek diye mi acaba?
“Sen söyle, orasına ben bakayım.”
“Tamam, sen bilirsin.”