7. Bölüm

1342 Kelimeler
“Doğru mu anlamışım? Senin benim yardımıma ihtiyacın var.” Sanki yardım istemeye değil de tahsilat yapmaya gelmiş biri gibi görünüyor daha çok. Oturduğu tekli koltuğa iyice yerleşmiş, bacak bacak üstüne atmış ve ellerini önünde birleştirerek “evet, doğru anlamışsın,” diyor. Gerçekte ne sorduğumu anlamamış gibi davranması beni hasta etse de bozmuyorum Başak’ı. “Nasıl bir yardım istiyorsun?” “Biliyorsundur, önümüzdeki cuma Berk’in doğum günü.” Tabii ki de Berk’in doğum gününü biliyorum. Sadece son zamanlarda aklım o kadar dolu ve karışıktı ki doğum gününün cumaya denk geldiğini unutmuşum. Ama bunu ona itiraf edecek değilim. “Evet, ne olmuş?” “Güya en yakın arkadaşın ve ...” deyip imalı bir bakış atıyor. Sözde, ve senin ilk aşkın, demek istediğini anlamadım. Ama ona istediğini verecek değilim. Sabırla cümlesini bitirmesini bekliyorum. Sessiz geçen bir iki dakikanın ardından “neyse işte senin için de önemli değil mi Berk,” diye yarım kalan cümlesini sonlandırıyor. “Elbette benim için değerli bir arkadaş. Ama bunun yardım istemenle ne alakası var?” “Karne dağıtımından sonra bizim sınıfta ona parti düzenlemek istiyorum. Sınıf öğretmenimiz, sınıfı çıkamadan temizlememiz koşuluyla birkaç saat sınıfta kutlama yapmamıza izin verdi.” Kulağa makul geliyor. Berk’in de hoşuna gideceğinden eminim. Ama benden ne istiyor ki? “Güzel düşünmüşsün Başak. Ama benden nasıl bir yardım istediğini anlamadım.” “Çok basit, ben ve birkaç arkadaşım sınıfı süslerken Berk’i oyalamanı istiyorum. Bir saat idare etsen yeter.” “Berk’le yalnız bir saat geçirecek olmam senin için sorun değil mi?” İnanamayan gözlerle cümlemi söyledim. Tepkisinden bir şey anlamak mümkün değil. Hani Berk’ten olabildiğince uzak durmamı istiyordu bu kız? “Artık sorun değil. Hem senin de bir erkek arkadaşın var. Neden sorun edeyim ki?” “Erkek arkadaş?” der demez yalan söylediğimi sadece Berk’e anlattığımı hatırlıyorum. Ne kadar toparladım bilmiyorum ama “ evet, haklısın,” demekle yetiniyorum. “O zaman yardım teklifimi kabul ediyorsun,” diyerek yerinden kalkıyor Başak. “Arkadaşımın doğum günü sonuçta, elbette yardım ederim.” “İyi, anlaştık. O zaman ben artık gideyim.” “Anlaştık,” diyorum. Nezaket gereği, kahvaltıya kalmasını teklif ediyorum ama bana Asyalarda kaldığını, ve kahvaltıya yetişeceğini söyleyerek oradan ayrıldığını söylüyor. Ben de tamam diyerek uğurluyorum onu. * Başak Asyalarda olduğu için Berk’le görüşmüyoruz. Annemler yine aramızın bozulduğunu düşünüyor olmalı. Serpil teyze bize kahveye geldiğinde birazcık durumu kurcalamaya çalışsa da yuvarlak cevaplarla onu rahatlatmaya çalışıyorum. Sonra ikisine de keyifli sohbetler dileyip mezarlığa doğru bir yürüyüşe çıkıyorum. Gece yağmur yağmış, mis gibi kokan orman havasını soluyarak her bir adımımın tadını çıkarıyorum. Birden aklıma takılan bir soruyla keyfim kaçıyor. Annemlerin Berk’le olan ilişkimize bu kadar alakadar olmaları garip değil mi? Eskiden bunu hiç düşünmezdim ama o zamanlar da bunu düşündürecek bir şeyler yaşanmamıştı. Aramız ne zaman açıldı, o zaman annemler yakınlığımızı irdeler oldu. Başta normal sandığım bu durumun aslında ne kadar tuhaf olduğunu yeni yeni fark ediyorum. Annemler aramızın iyi olup olmamasıyla neden bu kadar ilgileniyorlar, anlamıyorum. Eninde sonunda illa yollarımız Berk’le ayrılacak. Şimdi bile gelecekle ilgili farklı kararlar aldık. Açıkçası ben yaşadığımız yerden uzaklaşmak istemiyorum. Liseyi şehre inerek okuduğum gibi üniversiteyi de aynı yöntemle okumak istiyorum. Ama Berk buralardan gitmek istiyor. Onun gözü büyük şehirlerde. Belki bunda Başak’ın etkisi vardır. Başak üniversiteyi memleketi İzmir’de okumak istiyor. Bu muhabbeti onlar çıkmaya başlamadan yaptığımız için biliyorum. Önceleri Berk de benim gibi düşünüyordu. Ama Başak kendi isteğini söyledikten sonra Berk de, aslında İzmir’de üniversite okumak iyi bir tercih olabilir, diyerek Başak’ı onayladı. Tabii Başak da memleketini övmeye başlayıp sanki Berk’i ikna etmeye çalışmış. Bunu şimdi anlıyorum. O zamanlar sadece memleketini övmek istediğini sanmıştım. Berk’in ne kadar değiştiğini yavaş yavaş fark ediyorum tüm bunları düşününce. Bir kişi, bir insanı bu kadar mı etkiler? Aşk mı Berk’i bu kadar değiştirmiş? Eğer aşkın böyle bir etkisi varsa ben sandığım gibi Berk’e aşık değildim belki de. Hiç hayatımı ona göre şekillendirmeyi düşünmemiştim. Hoş, bu duygularımın üstesinden geldiğim için de olabilir. Dün akşam kendi duygularımı iyice tarttım. Ben artık Berk’i sadece iyi bir dost, çocukluk arkadaşı olarak görüyorum. Eğer hâlâ ona karşı duygularım olsaydı dün gördüklerim sınıftaki öpücükten daha fazla canımı yakardı. Ama ben hiç o zamanki gibi hissetmedim. Yalnızca utandım. Hani ailecek bir film izlersiniz ve birden öpüşme sahnesi çıkar, siz de annenizin babanızın yanında nereye bakacağınızı bilemezsiniz, benimki de öyle bir hissiyattı işte. Her neyse. Sonunda istediğim oldu, duygularımdan kurtuldum. Ama neden hâlâ kendimi mezarlıkta buluyorum? Paslanmış kapıyı ittirip içeri girmekten kendimi alamıyorum. Buraya çok mu alıştım? Oysa hava da her geçen gün daha da soğuyor. Toprak da henüz kurumamış, ağacımın altında da oturamam. Niye geldim ki ben şimdi? Kendimi sorgulasam da yürümeye devam ediyorum. Bu sefer mezarlığın ilerisine kadar gidip etrafı incelemek istiyorum. Evet, bu biraz ürpertici olabilir ama hep belli bir mesafeden ötesine gitmediğim bu yeri keşfetme düşüncesi birden bire heyecan duymama sebep oluyor. Mezarlık bir yerden sonra yükseliyormuş meğer. Patikayı takip ederek ilerlesem de adım adım yukarı çıktığımı biliyorum. Karmen’in evi en tepede mi acaba? O kadar ilerlemiş olsam da çeşitli taşlarla süslenmiş mezarlıklardan başka bir şey göremedim hâlâ. Biraz daha ilerleyip geri dönmeye karar veriyorum. Evi bulsam sanki kapıyı mı çalacağım? Zaten ortada evi andıracak bir yapı da gözükmüyor. Hayal kırıklığımla birlikte geri dönüyorum. Bu sefer anneanneme dua edip mezarlıktan çıkıyorum. Eve varmam uzun sürmüyor. Anneme görünüp akşam yemeğine kadar odama çıkma fikriyle eve giriyorum. “Anne, ben geldim. Yemeğe kadar odamdayım.” Tırabzanın oraya gelmiştim ki annemin söyledikleri dikkatimi çekti. “Duydun mu Berk’in dün akşam yaptığını? Serpil acayip kızmış, Berk’i de bir güzel azarlamış.” Dün akşama dair olanları Serpil teyzenin öğrenmiş olması fikri beni de korkutsa da anneme çaktırmadan onun anlatacaklarını öğrenmek istiyorum. “Ne yapmış ki Berk?” “Sorma, dün ikindi çayına Serpil gelirken arka odanın balkon kapısını açık görmüş.” “Ne var ki bunda?” “Dur kızım az dinle. Berk’in okuldan bir arkadaşı yöresel bir şey mi ne getirmiş. Berk de bakmış paket kokuyor, onu arka odaya koymuş. Koku çıksın diye de balkonu sonuna kadar açık bırakmış.” “Şaşırdım doğrusu, ben elinde bir paket görmemiştim okuldan ayrılırken.” “Okulda vermemiş galiba. Ben de anlamadım. Anlatırken Emir verdi galiba paketi, bir ara uğramıştı dedi kadıncağız.” “Berk Emir’le ne zaman hediye kabul edecek kadar yakın olmuş ki?” “Ne bileyim ben kızım. Sorun paket değil ki zaten.” “Haklısın anne, affedersin. Eee ne olmuş sonra.” “İşte Serpil de evden çıkmadan Berk’e yarım saat sonra kapıyı kapatmayı unutma, demiş.” “Ve Berk de unutmuş, öyle mi?” “Aynen öyle kızım. Unuttuğu yetmezmiş gibi eve birinin girdiğini de fark etmemiş.” İşte bu gerçekten çok enteresan. Ben de bir şey duymamıştım. Berk’in duyma ihtimali vardıysa da Başak’la birlikteyken bu daha da güç olmalı. “Hırsız mı girmiş yani Serpil teyzemlere?” “Yani aslında öyle de olmamış,” derken annem de düşünceli görünüyor. “Serpil kaybolan bir şey olmadığını söyledi.” “Peki birinin girdiğini nasıl anlamış?” “Balkonda farklı bir ayak izi görmüş. Sanırım eve kim, ne için girdiyse eve girmeden ayakkabısını balkonda bırakmış.” “Gördüğünün bir ayak izi olduğundan emin mi Serpil teyze?” “Başta değilmiş, balkonun başka yerlerinde de benzer izler görünce emin olmuş.” “Biri Berklerin balkonuna tırmanmış, içeri girmiş ama bir şey çalmamış. Bizim mahallede kim böyle bir şeyi niye yapsın ki anne? Kedi felandır bence.” “İzleri ben de gördüm Ece. Muhtemelen bir erkek ayakkabısı. Zaten balkonun kapısını açık görünce Serpil kapatmaya giderken önce iz Berk’e ait sanmış. Ama Berk’e çamurlu ayakkabılarınla balkonda ne yaptın, diye sorunca izlerin Berk’e ait olmadığı anlaşılmış. Kadın nasıl korktu anlatamam.” “Evet, haklıymış.” “Ay kızım, sen de dün akşam Berk’e gidecektin. Gidememende varmış bir hayır. Ya o yabancıyla sen karşılaşsaydın?” Dün akşam zaten oradaydım anne, diyemiyorum tabii. Hem desem bu sefer de eve birinin girmediğini ikimizin, hayır üçümüzün fark edemediğini nasıl açıklayacaktım? Gerçekten biz nasıl hiçbir şey duymamıştık? “Berk hafta sonu cezalı anlayacağın. Evin temizlenmesinde annesine yardım edip evden dışarı çıkmayacak.” Hahah! Başak boşuna gelmiş ta buraya kadar. Sevgilisiyle gezemeyecek, ne yazık. İçimden bu duruma keyiflensem de eve kim girdi ben de merak ediyorum. Acaba Berk’in bir fikri var mı?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE