Sare kaldırımın kenarında öylece kalakalmıştı. Gökyüzü lacivertin koyuluğuna bürünürken, karşı kaldırımdan geçen iki siluet onun gözlerinin içine işlemişti. Yusuf ve Mihran. Yusuf’un adımlarının arkasında taşıdığı o sessizlik, Mihran’ın başı önde ama Yusuf’un izini takip eden hali, bir bütün gibi yürümeyen ama yan yana durmanın içsel uyumunu taşıyan görüntü, hepsi Sare’nin içindeki son kırılganlığı da çatlatmıştı. Gözleri onların ardından bir süre daha bakakaldı. Yusuf’un yaşlı adamın duasına verdiği içten yanıt kulaklarında hâlâ yankılanıyordu. Bu sahne, kelimesiz bir kabulleniş gibiydi. Söze ihtiyaç kalmadan her şey anlatılmıştı. Ve Sare, hiçbir davetin yapılmadığı bir hikâyede, en son sayfada kalakaldığını hissetti. Telefonuna sarıldı. Parmakları titreyerek Melike’nin ismini buldu. Ara

