Lavender artık öyle bitkindi ki içinden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Karşısında oturan yabancı adama baktığında Maximillian'ı görmüyordu. O başka biriydi. Ne Tarnish'i zamanında alt eden kişiydi ne de kocası...
Ters giden bir şeylerin olduğunu bilse dahi dayanacak gücü kendinde bulamadı. Düşüncelerine nazaran vücudu Maximillian'a karşı tepki vermeden duramıyordu. Kalbi güm güm atıyor dizlerinin bağı çözülüyordu. Bir tutku dalgası bedeninden gelip geçerken mantığı oradan kaç git diye seslenip duruyordu. Nefes alamıyordu. Gözyaşları bile ona ihanet ederek kaçmışlardı.
"Beni götür." dedi masaya bakarken. Dorcas bir süre bir şey diyemedi. Lavender'ı anlaması imkansızdı ama aylarca aradığı adamı bulduğu halde gitmek istemesini mantıklı bulmamıştı.
"Seni zindanlara götüremem."
"Zindanlar mı? Neden bir büyük büyücü zindanlara girsin ki?" diyen Maximillian bardağı taşıran son cümleyi söylemişti. "Yeter artık! Hepinizden nefret ediyorum! Tarnish her neredeysen geldiğinde sana bunun bedelini ödeteceğim!"
Sinirle tehditler savurup ayağa fırladı. Masadaki kupa titredi. Dorcas korktu. Lavender şu an da kaçarsa Wren'den büyük bir azar yiyecekti. Elini çabuk tutup Maxi'ye ve ona dokundu. Bir anda ikisi de şaşırmıştı.
Lavender girdiği karanlık odayla sersemledi. Dorcas gidip ışıkları açınca karşısında dikilen Maximillian'ı gördü. O an aklına gelen boynuna atlamaktı öyle de yaptı. Maxi'nin boynuna atlayıp dudaklarını adamın şaşkınca aralanmış dudaklarına yapıştırdı ve ayların hıncını alırcasına öptü. Elleri Maxi'nin boynunda ve saçındaydı. Parmak ucunda yükselmişti. Saçındaki elini çekip omzuna koydu ve onu kendine daha çok bastırdı. Maxi karşılaştığı bu beklenmedik öpücük karşısında afallamıştı. Lavender'ın yumuşak dudakları dudakları üzerinde hırçınca hareket ettikçe kendini kaybediyordu. Bu hiç tatmadığı bir histi. Yabancıydı ama çekiciydi. Kendini kaptırıp ellerini Lavender'ın beline sardı ve onu kendine çekti. Lavender karşılık bulduğu için gülümsediğinde bir gözyaşı dudakları arasına girip tuzlu tadını ikisine de dağıtmıştı.
Dorcas karşılaştığı manzara karşısında bir tutam hayal kırıklığı doluydu. Karşısında tutkuyla öpüşen çifti daha fazla izlemek istemediğini fark edince bir öksürük sesi çıkardı. Bozulmuştu. Lavender öyle tutkulu öpüyordu ki Maxi'nin yerinde kendisinin olmasını arzulamıştı fakat buradan bakınca birbirlerine uyumlu görünüyorlardı. Lavender zayıfladığı için Maximillian'ın elleri arasında minicik kalsa da güzel duruyorlardı.
İlk geri çekilen Maximillian olmuştu. Nefes nefese kalmışlardı. Alınları birbirine değerken Lavender heyecandan yerinde duramıyordu. Maxi'nin yanağından boynundan öpmeye başladığında Maxi onu itti. Dudağındaki kanı parmağına sildi ve Lavender'a baktı. Lavender Maxi'nin dudağını ısırmıştı.
Gözleri kopkoyu bir siyaha dönüşmüştü. Lavender itilmesine biraz bozulsa bile karşılık verdiği için umutla dolmuştu. Bu kesinlikle şu ana kadar yaşadıkları en tutkulu andı. Nefesini düzene sokmaya çalışırken kendi dudağına bulaşmış Maxi'nin kanını sildi. Gerçi kanın çoğunu yanağına ve boynuna bulaştırmıştı bile.
"Bunu neden yaptık?" diyen Maximillan utançla Dorcas'a baktı. Kalbi ağzında atarken hiç tanımadığı bu yabancı kadından anında hoşlanmıştı. "Kusura bakmayın biz..."
"Neyin kusuru! Biz evliyiz!"
Lavender dayanamıştı. Maximillian şokla ona döndü. "Bundan daha fazlasını zaten yaptık!"
Maximillian yutkundu. Duyduklarını idrak edememişti. "Ben bekarım. Evet bir evlilik yaşadım fakat güzel bitmedi."
Amber'ı hatırlıyordu ve kendisini unutmuştu! Lavender kaşlarını kaldırıp bulduğu koltuğa çöktü. "Tarnish yaptı bunu sana. Beni ve kendisini hafızandan sildi."
"Bahsettiğiniz kişiyi tanımıyorum." diyerek dağılan saçlarını toparladı ve sıcakladığı için paltosunu çıkardı. Lavender'la yaşadığı tutku dolu an yüzünden kalbi hala tuhaf atıyordu. Tekli koltuğa oturup gömleğinin üst düğmelerini açtı. Balıklar tamamen görünüyordu.
"Bana ne demiştin biliyor musun Maximillian?" dedi Lavender histerik bir şekilde. Maximillan ne dedim dercesine gözlerini şüpheyle yeşil gözlere dikti.
"Büyük büyücü olduğumda balıkları bizzat kendin keşfe çıkacaktın."
Dorcas gelip karşılarındaki koltuğa oturdu. Kıskanmıştı. Lavender ile kaç haftadır güzel vakit geçiriyorlardı. Şimdi Maximillian ortaya çıkmış ve her şeyi berbat etmişti. Fakat şöyle bir bakınca Lavender'ın gözlerinde bir umut kırıntısı görmüştü. Canlı ve istekli bakıyordu artık.
"Saçmalık." dedi Maximillian. Artık buna son vermesi gerekiyormuş gibi hissetmişti. "Size inanmıyorum."
"O zaman neden karşılık verdin bana az önce!"
"Çünkü..." diyerek bocalayan Maximillian mantıklı bir şey demek için durakladı. Dorcas bu noktada olaya müdahil oldu.
"Kara kavaklıkta bir kabus gördüm. Yok olmak üzereydi. Buraya onun için mi geldin?"
Dorcas Maximillian'ı kurtarmıştı. Lavender ona ölümcül bakışlar atıyordu şimdi. Fakat bir dakika... Ormandaki kabus muydu?
"Evet. Buraya yakın bir yerde kabus kovalıyordum sonra buraya kaçtı. Normalde şehirleri terk etmezler... Bu seferki kabus beni buraya çekti."
Lavender Maximillian'ı daha önce hiç kabus kovalarken görmemişti. Öyle çok meşgullerdi ki Tarnish yüzünden... Kimse kendi görevini düzgünce yapmamıştı.
"Tarnish'in planı olmalı." dedi Lavender düşünceli bir şekilde.
"Yine başladık. Tarnish kim!"
Maximillian bir an çileden çıkmıştı. Ayağa kalktı hışımla. "Madem bilmiyorum kim olduğunu bir zahmet tanıtın!"
Lavender derin bir nefes aldı. Maxi'ye kavuşmasına sevinmesi gerektiği yerde daha fazla acı çekiyordu. Özleme acı karışmıştı şimdi. Hiç böyle hayal etmemişti oysa.
"Tarnish yarı iblis yarı kahin ve ölümsüz bir ruh."
"Yarı kahin mi?"
Dorcas şaşkınca Lavender'a baktı. Lavender kafa salladı sadece.
"Aizel'ın kızı Tarnish miydi? Gemma'nın ölümünü söyleyen kahin Tarnish ise onunla bir yerde oturup geleceğimi konuştum."
Dorcas hırsla ayağa fırladı. "Benimle bir oyuncak gibi oynuyor! Hah!"
Lavender Tarnish'in ne yapmaya çalıştığını anlamıyordu. Maxi'nin hafızasını nasıl silmişti. "Tarnish'i yakalayamazsın Dorcas." dedi Lavender derin bir nefes alıp. "Göreceksin Lavender. Bu defa Maximillan değil onu haklayan ben olacağım."
"Hah yine bana geldi konu! Tanrı aşkına! Kafayı yiyeceğim şimdi!"
Lavender sıkıntılı bir nefes verip göz devirdi. Dorcas kafasını olumsuz anlamda sallarken Maximillan az önce kendisini hunharca öpen kadının dudaklarında gezdirdi gözlerini. İstemsizce attığı bakışı yakalayan Lavender arsızca tebessüm etmişti. Maxi hemen gözlerini kaçırsa da açık vermişti bir kere.
"O yanındaki kadın kimdi?"
"Seni ilgilendirmez." diye cevabı yapıştıran Maximillian'a ters bir bakış attı. "Ne zaman Altemur'a gideceksin?"
"Hemen bugün."
"Hemen bugün demek... Hah... Bir iki yıl sonra tekrar görüşürüz o zaman ha..."
Maximillian bir an umarım bir daha görüşmeyiz diyecekti ki son anda vazgeçti. Kızıl Şifacıdaki bir şey onu kendine çekiyordu. Şimdiden onu tekrar öpme isteği gelmişti bile oysa dudağındaki yaranın izi daha tazeydi. Kendini kaybetmeden önce silkelendi ve derin bir nefes alıp yerine sindi.
"Bu gece burada kal Maximillan. Lavender zindanlara dönmek zorunda fakat yarın tekrar buluşup konuşabilirsiniz."
"Bunu neden yapayım?" diyen Maxi aksi davranmaya başlamıştı. Lavender hayal kırıklığı ile koltukta geriye yaslandı. "Hadi ben yalan söylüyorum Dorcas da mı yalancı? İkimiz ne ara yalan uydurup sana bunları söylüyor olabiliriz acaba küçük büyücü?"
"Küçük büyücü de ne demek? Gücümü küçük görmeniz onur kırıcı?"
"Bana sen diye hitap et Maxi. Ayrıca küçük büyücü küçümseyici değil aksine gücünü gösteren bir lakap."
Maxi kafası karışmış halde bir Dorcas'a bir de kendisini karısı ilan eden kadına baktı.
"Her neyse sırf daha ne saçmalayacağınızı merak ettiğim için bugün burada kalacağım."
"Güzel..." dedi Lavender neredeyse tıslayarak. Bir yandan hıçkıra hıçkıra ağlamak bir yandan da Maxi'yi pataklamak istiyordu.
Dorcas, Lavender kocasıyla vedalaşamadan onu zindanlara ışınladı ve karanlık zindanda Lavender'ı karman çorman olmuş hisleriyle baş başa bıraktı.