8. Zindanlarda Baş Başa

1232 Kelimeler
Lavender stresten saçlarıyla oynayıp duruyordu. Kapı açılmıyor Dorcas bir türlü zindanlara gelmiyordu. Odada yüzlerce kez volta atmıştı. Oltayı kullanıp gölden bir şeyler yakalamıştı. Limon ağacının limonlarını koklayıp rahatlamaya çalışmış, gökyüzüne bakıp Maxi'nin ne yaşadığını düşünmüştü. Maxi'ye daha tanıdık görünebilmek için elbisesini dün gece yıkayıp geri giymişti. Saçlarını beceriksizce topuz yapmış ardından bozulunca hunharca geri dağıtmıştı. Heyecanla kapının açılmasını beklerken kalbi ağzında atıyordu. Sonra birden kilit sesini işitti. Heyecanını bastırmak için ellerini ovuştururken kapı açılmış beyazlar içinde bir kadın içeri girmişti. "Tarnish..." dedi Lavender nefesi kesilirken. Onu kendi bedeninde çok uzun süre görme şansı olmamıştı. Tarnish'in beyaza yakın sarı saçları bedenini örtüyordu. Tamamen çıplak olan vücudu ince ve kıvrımlıydı. Çıplak ayaklarında tıpkı topuklu ayakkabı varmış gibi basamaklardan inerken Lavender'ın ağzı açık kalmıştı. Tüm gerçekliğiyle kendisine doğru yanaşan Tarnish kendi bedenindeyken korkunç duruyordu. Keskin mavi bakışlarını Lavender'ın saçlarında gezdirdi. Soluk dudakları küçümsemeyle bakıyordu. "Lavender." diyen tiz sesiyle Lavender ürktü. Sesi beyninde yankı yapıyordu sanki. Öyle dehşet vericiydi ki tüyleri diken diken olmuştu. Uzun beyaz tırnaklarını Lavender'ın kısa saçlarında gezdirirken Lav gözlerini ondan kaçırdı. Boynunda asılı olan kolyeye baktı. Lavanta çiçeği... Elini kolyeye götürdüğünde Tarnish geri çekilip onu engellemiş ve suratındaki alaylı ifadeyi bozup ciddiyete bürünmüştü. Lavender dargın gözlerle ona baktı. "Maximillian'a bir şey yaptın." Gözleri arasında adeta şimşekler çakıyordu. Tarnish birden elini göğsünü kapatan saçlarına götürdü. Saçını itip göğsünü açıkta bıraktığında Lavender bıçak izini gördü. Rowen'ın onu ilk defa öldürdüğü bıçak izi miydi? Neden diğer izler yerine sadece o iz duruyordu? "Ölümü bir kez tadınca izi kalır." dedi Lavender'ın sorusundan bağımsız. Ses tonunun ürpertici etkisini göz ardı edip kaşlarını çatan Lavender gözlerini ondan çekti. "Buraya neden geldin ki?" dedi. Bebeğini hatırlayıp hüzünlenmişti. "Benimle gel." dedi Tarnish birden. Lavender hızla ona döndü. "Ne?" "Benimle beraber ol. Kızıl şifacı ve Tarnish Teraw! Dünyaya hükmederiz!" "Tarnish sen ne saçmalıyorsun!" "Eğer benimle gelirsen Maxi'nin hafızasını düzeltirim." "Bu-" Tam devam edecekti ki Dorcas zindana girmişti. Çıplak kadını arkadan görünce bir an afallamış ve tepki veremeden Tarnish gözden kaybolmuştu. Lavender, afallayan Dorcas'a baktı. Ne diyecekti şimdi? Yoksa duymuş muydu? "Tarnish miydi?" dedi büyülenmiş görüntüsünden sıyrılarak. Lavender sadece kafa salladı. Tarnish gerçekten Maxi'nin hafızasını silmişti ve kendisiyle birlik olmasını söylüyordu. Az önceki anın hala etkisindeyken eski duyguları gün yüzüne çıkmıştı. Ona duyduğu saf sevgi ve koruma isteği... Oysa korunacak durumdaki o muydu? "Sana ne söyledi?" dedi Dorcas merakla. Hızlı davranıp onu o anda kapana kıstırması gerekirdi ama çıplak bir beden görünce birden ne yapacağını şaşırmıştı. Üstelik onun Tarnish olduğundan bile emin değildi o an. "Şifacı olup olmadığımı teyit etmek için gelmiş." dedi Lavender düşünceli bir ifadeyle. Dorcas kafa salladı. "Demek öyle. Bir daha ki sefere onu hak-" "Vazgeç Dorcas. Tarnish bizden yüzlerce adım daha önde. Her zaman... Alt edemezsin." "İnsanken Tarnish'i alt eden sen, altı yaşındayken Tarnish'i öldüren Maximillian ve sen şimdi bana asıl canavar avcısı benken onu yenemeyeceğimi mi söylüyorsun?" Alınmıştı. Lavender bıkkınca ona baktı. "Aynı şey mi? Tarnish şu an kendi bedeninde eskisinden daha güçlü. Ben onu en savunmasız halinde aldım. Aksi takdirde beni anında öldürürdü." "Kusura bakma Lavender da anlaşılan sana eğitimlerde fazla nazik davranmışım. Maximillian'ı görmek istemiyor gibisin." Lavender derin bir nefes alıp Dorcas'ın sert suratına baktı. Belli ki kızmıştı eh haklıydı. "İstiyorum." "O halde onunla burada görüşürsün. Ne zaman getiririm bilemem." Sinirlenen Dorcas hışımla zindandan çıktı. Lavender arkasından aval aval baktı. Kapı sertçe suratına çarpmıştı. Şimdi ne kadar beklemesi gerektiğini bilmiyordu fakat birisinin Dorcas'a gerçekleri söylemesi gerekiyordu o da Lavender olmuştu. Alınmasına ne gerek vardı diye düşünerek hırsla banka tekme attı. Tarnish ile kaçarsa kimse onu bulamazdı. Hem Tarnish ona Maxi'nin hafızasını vereceğini söylüyordu. Bu planla zindanlardan kurtulabilir ve hayatına özgürce devam edebilirdi. Peki ya Tarnish ondan yapmak istemeyeceği şeyler isterse? Dünyaya hükmederken yine sorun çıkarıp her şeyi altüst ederse... Kendi ellerini de mi kana bulayacaktı? Şurada zindanlarda kalacak ne kadar zamanı vardı ki her şeyi riske atmayı seçecekti. Sırf Maximillian'ın hafızası için hayatıyla kumar oynamak zorunda mıydı? Düşünceleri birbirine girmiş halde yatağına oturdu ve göle baktı. Tarnish geri dönmeliydi... Nefesi kesildiğinde hemen yanında oturan Tarnish'i fark etti. Çıplak omzu omzuna değiyordu. Bacak bacak üstüne artan Tarnish ellerini yatağa koyup geriye doğru yaslandı. Lavender ona karşı dürüst davranmak istedi o an. Nasıl geri gelmişti? Sesini duyabiliyor muydu? "Sen benim bebeğimi öldürdün." Tarnish kaşları çatık ona baktı. Ne demek istediğini anlaması bir kaç saniye sürmüştü. "Hamile miydin?" Lavender usulca kafa salladı. Tarnish alaycı duruşundan vazgeçip doğruldu ve ona baktı. Lavender ona bakmak istememişti. Bakarsa hüngür hüngür ağlayabilirdi. "Tek şansım belki de o bebekti. Çünkü artık..." Sesi kısıldı. Gözyaşları gözlerine tırmandı. "Çünkü artık ne Maxi beni tanıyor ne de ben normal bir insanım... İki büyük büyücünün çocuğu olmaz..." Kelimeleri öyle zor bulup konuşmuştu ki elleri destek almak istercesine yorganı sıkıyordu. Ağlamamak için kirpiklerini kırpıştırdı. Tarnish ne hissettiğini bilmiyordu ama kalbinin orta yerine birisi ateş yakmıştı sanki. Kafasından aşağı kaynar sular dökülüyordu. "Neredeyse öldüm. Efendilik düştü. Beni neredeyse öldürdün. Şimdi... Nasıl geri dönmemi istersin ki?" Tarnish sustu. Uzun parmaklarıyla Lavender'ın omzuna dokunup destek vermek istedi ama yapamadı. Her şeyini elinden almıştı. Annesini öldürmüş, bebeğini öldürmüş ve Maxi'nin de hafızasını almıştı. Bir an pişmanlıkla doldu. "Özür dile." dedi Lavender ona dönüp. Tarnish'in gergin suratındaki tüm kan çekilmişti adeta. Birine bu denli zarar verdiği için tuhaf hissediyordu. İnsanlara bu kadar uzun süre acı verdiği olmamıştı. Hemen işlerini bitirirdi. Sarı kirpikleri titreşti. Bir özür her şeyi silip atabilir miydi? Ağzını açtı fakat bir şey diyememişti. Lavender gözleri sulu halde onun ağzından çıkacak kelimeleri bekledi umutla. Ona karşı hala umut dolu olmasını hazmedemiyordu. Nasıl bu kadar kolay affedebilirdi ki? Yine de etmişti. Bir özür dilese yeterdi. Bebeğin olduğunu bilmiyorum dese... "Maxi'nin hafızasını nasıl geri getireceğimi bilmiyorum Lavender." dedi şaşkınca. Lavender'a karşı bunu koz olarak kullanacaktı ama Lavender'ın sözleriyle her şey bozulmuştu. "Nasıl?" dedi Lavender çaresizce. İşte o an bir gözyaşı yanağına düşmüştü. "Ben... Seni yaraladıktan sonra Rowen ve Maximillian ile kaldım. Rowen insan bedenimi öldürdü. Amber Rowen'ı öldürdü. Ruhum açıkta kalınca..." Lavender merakla onu dinliyordu. Tarnish derin bir nefes alıp devam etti. Uzun zamandır kimseyle doğru düzgün konuşmamıştı bile. Şimdi oturup düzgünce Lavender ile konuşuyor olmak rahattı. Annesine kavuşmuş gibi bir his... Güvende hissediyordu kendini. O yokken dünya da yapayalnız kalmıştı sanki. İşte o yüzden onu geri istiyordu. "Maxi'nin bedenine girdim." "Bu mümkün olamaz..." dedi Lavender hayretle. Tarnish kafasını olumsuz manada salladı. "Nasıl oldu bilmiyorum o an ruhum uyumlu olan tek bedeni Maxi olarak seçti ve bir bütün olduk. Daha önce bir erkeğin bedenine girmemiş olan ben büyük büyücü bedenine hükmedemedim bile." Lavender daha ne kadar şaşırabilirim ki diye düşündü. Maxi elbette durup dururken o hale gelmemişti. "Bedenden çıkmam için beni zorladı. Bana uygun bir beden aradı. Bir kaç gün beraber beden aradık. Sonra baygın bir bedenle çıkageldiği gün vücudundan çıktım fakat..." Lavender devamını tahmin edebiliyordu. "Çıktığımda yeni bedene giremedim. Ne Maxi'ye girebiliyor ne de baygın bedene girebiliyordum. Sonra birden... Oldu. Bedenim şekillendi." Lavender'ın tüyleri diken diken olmuştu. "Maxi bayıldı. Öldü sandım. Uyandığında beni tanımadı. Seni tanımadı." Tarnish sustu. Maxi'nin bedenine girip ikisine ait ne varsa alıp kaçmıştı sanki. "Bilerek yapmadım yemin ederim. Nasıl olduğunu bilmiyorum... Rowen bana söz vermişti. Bedenimi verecekti belli ki büyük büyücü bedenine girmemden bahsediyordu. Bilmiyorum belki de bunun için Amber'ı seçmişti ne de olsa yeraltı büyücüsü oydu." "Belki de seni yeniden var eden benle senin anıların sayesinde bir bedene sahipsin..." dedi Lavender düşünceli bir ifadeyle. Sanki yine Rowen'ın oyunlarından birinin içinde gibi hissediyordu kendini. Bunu da düşünmüş olabilir miydi? Tarnish'i bu derece güçlü yapabilmek için başvurduğu yolların içinde bu da mı vardı? Maximillian tesadüfen yanlarına gelmemiş miydi? Bunu asla bilemeyeceklerdi şimdi. Ne Maxi hatırlıyordu ne de Rowen hayattaydı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE