9. Kaçma Planı

1835 Kelimeler
Tarnish gitmişti. Lavender kafasında binbir düşünce ile baş başa kaldığında kapının kilit sesini bir kez daha işitti. “Maxi!” dedi heyecanla yerinden fırlarken. Fakat gelen ne Maximillian’dı ne de son zamanlarda arkadaşlığına alıştığı Dorcas’tı. Bu defa Wren karşısında dikiliyordu. Takım elbisesini düzelterek içeri giren Wren önce etrafına göz attı. Derin bir nefes alıp kalın dudaklarını araladığında Lavender ürkmüştü. Neden buradaydı şimdi? “Duydum ki Maximillian ile buluşacakmışsın.” Lavender yutkundu. Dorcas kıskançlık yapıp Wren’e olanlardan bahsettiyse ve Wren de buna müdahale etmek için geldiyse Dorcas’a yapacağını çok iyi biliyordu. “Bir mahsuru mu var?” dedi Lavender diklenerek. Wren küstah bir gülüş sergileyip ona üstten bir bakış attı. “Elbette var. Burada mahkumumuzsun Lavender. Tahta Kuru’larında bira içip kocanla vakit geçirmene izin verirsek bu nasıl bir mahkumluk olurdu?” “Dışarı çıkmama izin veren sizdiniz!” dedi Lavender burnundan soluyarak. Maximillian bugün buradan Lavender’ı göremeden giderse zindanı başlarına yıkardı. Öfkesine hakim olmaya çalışsa da bedeni titriyordu. Maxi çoktan gittiyse… “Bundan sonra dışarı çıkmayacaksın.” Diyerek kapıya yönelen Wren’le itiraz etmeye hazırlanıyordu ki durdu. Buradan Tarnish ile kaçacaktı. Çok geç olmadan Maxi’yi bulmalıydı. Beyni fıldır fıldır dönerken yutkundu ve tüm sözlerini yutup kafasını eğdi. Wren ona bakmadan zindanı terk edip kilidi aktive etmişti. O gider gitmez yanına ışınlanan Tarnish ile bir an ürktü. “Bir planım var.” Dedi Lavender kararlı gözlerini Tarnish’in buz mavisi gözlerine dikerek. Tarnish, Lavender’ın gözlerindeki ateş saçan kıvılcımı açık seçik görebiliyordu sanki. Heyecanlanmıştı. “Söyle.” Dediğinde dilini dudağında gezdirdi. Avını gören vahşi bir yaratık gibi duruyordu. “Öncelikle gidip Maximillian’ı buradan gitmeden önce yakalaman gerekiyor. Planın gerisini onu yakaladığın zaman anlatırım. Vaktin yok.” Tarnish merakına yenik düşse de vaktin olmadığına ikna olmuştu. “İyi bir plan olsa iyi olur Lavender yoksa zindanları yok etmek zorunda kalırım.” Söyler söylemez ortadan kaybolduğunda Lavender planını daha ince bir şekilde düşünmeye başladı. Tarnish’i büyük büyücülere kabul ettirmesi gerekiyordu. Eğer bunu yapabilirlerse kimsenin zindanlara girmesi gerekmeyecekti. Tarnish’i kabul etmeleri için Tarnish’in onlara yardım ediyor olması gerekiyordu ve bunun için elinden ne geliyorsa denemeye hazırdı. Tıpkı Rowen gibi düşünmeliydi. Wren ve Dorcas’ı öyle çaresiz bırakmalıydı ki Tarnish’ten yardım dilenmekten başka seçenekleri kalmamalıydı. Tarnish’i çaresizce kabul ettiklerinde görevine kaldığı yerden devam edebilirdi. Elbette özgür bir şifacı ve koruyucu büyücünün karısı olarak… Tarnish Maximillian’ın şu an kaldığı eve ışınlandığında üzerinde hiçbir şey yoktu. Maxi’nin yatak odasına daldığında Maxi ve yeni sevgilisini yatakta basmıştı. Bunu beklememişti. O an Lavender için kendini kötü hissettiğinde silkelendi ve yakalanan çiftin suratındaki şoku izledi. Siyah saçlı kadın bir çığlık atıp çarşafı göğsüne çektiğinde Tarnish burun kıvırdı. Maxi ise bu beyaz kadının kim olduğunu çıkarmak üzereydi. Onu en son gördüğünde kendisine tuhaf sorular sorup durmuştu ve sonra ortadan yok olmuştu. Şimdi neden buradaydı? Maxi şaşkınca yataktan çıktığında Tarnish onu izledi. Kaslı ve yapılı vücudu tüm çıplaklığıyla karşısında dikilirken beş kuyruklu balık omzunda parlıyordu. “Sen… Sen osun.” Dedi şaşkınca kadının buz mavisi gözlerine bakarak. “Evet ben oyum küçük büyücü. Şimdi neden gidip üzerini giyinmiyorsun.” Maxi o an çıplak olduğunu fark ederek çarşafı çekiştirdiğinde Tarnish kadına baktı. Kendisine şok olmuş bakışlarla bakmaya devam edecek miydi? “Sen neden giyinmiyorsun…” dedi kadın onu süzerken. “Güzelliğimi görmeniz için.” Diye cevap veren Tarnish kendi bedenine kavuştuğu için fazlasıyla mutluydu ve bedenini görmek ona mutluluk veriyordu bundandır doğru düzgün üzerine bir şey giymemeye başlamıştı. “Al şunu!” dedi Maximillian sandalyede asılı duran sabahlığı fırlatarak. Tarnish burun kıvırsa da ikna edici olabilmek için eski püskü sabahlığı üzerine geçirdi. Saçlarını düzeltip kafasını eğdiğinde Maximillian üzerini giyinmişti. Telaşla gömleğinin düğmelerini iliklerken Tarnish ona yardımcı olarak ellerine dokundu. “Otur.” Dediğinde Maxi şaşkınca yatağa oturdu. Gömleğin düğmelerini iliklerken Maxi onu incelemeye devam ediyordu. Bembeyaz teninin üzerinde görünen yeşil damarlar, incecik dudakları ve keskin mavi gözleriyle insan olmayacak kadar tuhaf bir ifadesi vardı. Aynı zamanda çok hassas ve kırılgan dururken bir o kadar da güçlü hissettiriyordu. “Tarnish miydi?” dedi Maxi hafızasını zorlayarak. Tarnish düğmeleri bırakıp doğrulduğunda kadının gözleri dehşet saçıyordu. “Bizi öldürecek misin? Yemin ederim onunla sadece takılıyordum!” diyen kadın bir anda Maxi’den vazgeçmişti. Tarnish bir kahkaha patlattı. “Sadece takılsan iyi edersin kadın. Maximillian’ın senden kat kat güzel ve güçlü bir karısı zaten var.” “Ah yine mi?” dedi Maxi bıkkın bir ifadeyle elini saçları arasından geçirerek. “Max düzgün konuş şu an karşısında Tarnish Teraw var!” dedi kadın korkakça titrerken. Maxi ne var dercesine kaşlarını çattı. “Kızıl şifacıdan gizli yaptıklarının bir bedeli olmalı.” Dedi Tarnish öfkeyle kadına bakarak. Kadın daha fazla korkarak yataktan fırladığı gibi salona kaçtı. Biraz sonra dış kapının sesini işittiklerinde Maxi arkasından şaşkınca bakakalmakla yetinmişti. “Tanrı aşkına bu neydi şimdi!” “Benimle geliyorsun küçük büyücü!” “Bana küçük büyücü demeyi kesin! Ben büyük büyücüyüm.” “Yazık. Ben yokken ne kadar da sıradanlaşıyorsun öyle.” Diyen Tarnish elini Maximillian’ın omzuna koydu ve zindanlara ışınlandı. Afallayan Maxi etrafına bakınca kızıl şifacıyı gördü hemen. Üzerinde eski ama güzel bir elbise vardı. Kızıl saçları zindanlarda bile kıpkırmızı duruyordu. Parlayan yeşil gözlerini Maximillian’a çevirdiğinde Maxi atmaya başlayan kalbine hayretle tepki verdi. Pekala kadını aklından çıkaramıyordu hatta onu aklından çıkarmak için son zamanlarda takıldığı kadını tekrar eve çağırmıştı ama nafileydi. Ne zaman o kadına dokunsa Lavender’ı görür gibi olmuştu. “Harika…” dedi Lavender minnetle Tarnish’e bakıp. “Sırada ne var?” dedi Tarnish merakla göle ayak parmağını sokarak. Suyu parmağıyla dalgalandırırken kollarını göğsünde kavuşturmuştu. “Öncelikle planı yaparken buradan kaçmamam gerekiyor. Bir süre buradan yürütmem lazım her şeyi…” dedi Lav yorgunca. “Buradan gidiyorum.” Diyen Maxi ile hızla kolundan yakaladı. “Bekle!” Maxi kolunu tutan kızıl şifacıya bakarken gözbebekleri titriyordu. Lavender dudaklarını açıp bir şeyler demek için çırpındı. Onun gitmesini engellemek için bir şeyler bulmalıydı. “Yüzük…” dedi çaresizce sonra. “Ne yüzüğü?” dedi Maximillian. Kolunu Lavender’ın ellerinden çekemiyordu. Kızın dokunduğu yerler adeta yanıyordu ve bu histen vazgeçmek öyle kolay bir şey değildi. Daha fazla ona temas etmek istiyor titreyen bedenini kolları arasına alıp sıkıca sarılmak istiyordu. “Yüzüğünü ne yaptın?” dedi Lavender. Onu atmış olabilir miydi? Maxi o an Lavender’ın parmağındaki yüzüğe baktı. Evet bir yüzüğü vardı. “Evde…” dedi sonra fark ederek. “Yüzüğün. Bizim evlilik yüzüğümüz.” “Bu…” “Kendini daha ne kadar ikna edebilirsin ki küçük büyücü. Sen onunla evlisin.” dedi Tarnish bıkkınca. “Ayrıca bizimlesin.” “Beni zorla hiçbir şeye dahil edemezsiniz.” dedi Maxi kendinden emin bir duruş sergileyerek. Lavender elini indirdi ve dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı. “Tamam gitmek istiyorsan git!” dedi bir anda hiddetlenerek. Maxi kolundan giden parmaklara baktı. Yutkundu. Bu çıkışı beklememişti. “Onları yatak odasında bastım Lavender.” Dedi Tarnish yatağa uzanarak. Maxi bunu neden söyledin der gibi ona kızgın bir bakış attığında Tarnish omuz silkti. Lavender ise duyduğu bu bilgiyle ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Hıçkırarak ağlamak ve Maxi’nin ihanetinin acısıyla kavrulup yok olmak mı… “Wren ve Dorcas’a Tarnish’i kabul ettirecek bir plan yapacağız.” dedi Lavender acısını bastırarak. “Nasıl?” dedi ve Tarnish merakla doğruldu. “Dorcas’ı pekala ölümden kurtarabilirsin. Bir canavar avı sırasında… Dorcas duygusal biri.” “O pis canavar avcısını kurtarmayacağım!” dedi Tarnish tiksinmiş bir ifade takınarak. Maxi sessizleşmişti. “Kendini kabul ettirmek istemiyor musun Tarnish. Yapacaksın. Hatta canavarı da sen bulup Dorcas’a saldırtabilirsin." “Burada ayak işlerini bana yaptırıyormuşsun gibi bir his var içimde Lavender.” dedi ve kalkıp Lavender’ın yanına geldi. “Bil bakalım neden?” dedi Lavender içinde bulunduğu konumu hatırlatarak. Tarnish gözlerini devirip kendilerine kaşları çatık bakmaya devam eden Maximillian’a döndü. “Hayırdır sesin kesildi?” “Hayır ben sadece…” “Devam etmeme izin verin. Her an geri gelebilirler.” “Tamam devam kızıl şifacı.” dedi Tarnish umursamaz görünmeye çalışarak. Maxi’nin onu hatırlamaması belki de daha iyiydi. “Wren konusunda ne yapmamız gerektiğini bilmiyorum. Bir zaafı olmalı değil mi?” dedi çaresizce kilitli kapıya bakıp. Tarnish hızlı bir dönüş yapmıştı Lavender’a. Uzun saçları küçük zindanda adeta savrulmuştu. “Wren’ın bir kızı var. Onu kızından vurabiliriz. Kızını kaçırabilirim.” “Ya da kıza bir kabus musallat ederim.” Diyen Maxi ile ikisi de şaşkınca ona döndü. Lavender Wren’ın kızı olduğunu dahi bilmiyordu. “Normalde güçlerimi böyle kullanmam yanlış fakat…” “Bu harika olur.” dedi Lavender. Maxi onun kendisiyle kurduğu cüretkar göz kontağıyla beraber yandığını hissediyordu. Kızıl saçlarının görünmez alevi her yerini sarıp dilini damağını kurutmuştu adeta. “İyi ama kabus musallat olursa bunun Maxi’nin bir oyunu olduğunu anlamazlar mı?” dedi Tarnish bilmişçe. “Kabusu musallat ettiğimde kızın psikolojisini bozacağım. Kabus koruyucusu benim Tarnish. Sen zaten bir kabusu kızdan çekip alamazsın.” Dediğinde Tarnish bozguna uğramıştı. Elbette bunu yapabilecek tek kişi Maximillian’dı. “Öyleyse burada Tarnish’in rolü ne olacak?” dedi Lavender anlamayarak. “Kabus musallat olduğunda ben devreye girerim ve kızı kabuslardan korumaya çalışırım tabi eğer başım belada değilse…” “Yani kızı değil seni mi kurtaracak Tarnish.” dedi Lavender anlamaya başlayarak. Maxi kafasını salladı. Lavender’ın gözleri şimdi daha umutlu bakmaya başlamıştı. “Beni kurtarmak için Tarnish’e başvurmaktan başka şansları kalmayacak.” “Ya anlarlarsa…” “Anlasalar bile yapacakları bir şey olamaz. Onlarla bir anlaşma yapacaksın.” dedi Lavender banka oturup. “Tıpkı benimle yaptığın gibi.” dedi daha sonra da. Tarnish anladım dercesine kafa salladığında her şey kafasında yerli yerine oturmaya başlamıştı. “Sende tüm bu süre boyunca burada olacaksın. Şüphe etmesinler diye.” diye ekleyen Maximillian, Lavender ile biraz daha fazla konuşmak için can atsa da tereddüt ediyordu. Lavender boş bakışlarını kocasına çevirdi. Şimdi tamamen kendisine yabancı olan adama bakarken canı acısa da hoş bir tebessüm etti. “Evet.” dedi kuru bir sesle. “Buranın bariyerini kırmak ne zor sen biliyor musun Lavender?” dedi Tarnish homurdanarak. “Benim kadar güce sahip olmayan bir büyücü buraya elini kolunu sallayarak asla giremezdi. Burada duramazsın. Ya güvenliği artırırlarsa ve bir daha giremezsem buraya!” “Dışarı çıkmanın bir yolu yok Tarnish fakat en azından bazı dönemler beni buradan çıkarıyorlar. Her ne kadar Wren bir daha dışarı yasak dese bile Dorcas ile bunu halledebilirim.” “Bunu nasıl yapacaksın?” dedi Maxi sarı kaşlarını çatarak. Gözlerini çevreleyen sarı kirpikleri titreşiyordu. “Cazibemi kullanırım.” dedi Lavender ona diklenerek. Maxi bir hah sesi çıkardı istemsizce. “Saçmalık!” “Bence mantıklı.” dedi Tarnish ona inatla. “Yok daha neler.” diye de ekledi Maximillian göletin etrafında tur atarken. Tarnish ona bıyık altından güldü. “Bundan sana ne?” diyen Lavender birden ayağa fırladı. Maxi ile göz göze gelmiş adeta meydan okuma yapıyorlardı. “Ne… Demek bana ne?” “Evet sana ne?” dedi Lavender ona bir adım daha yaklaşarak. Aralarında az mesafe kaldığında Maxi’nin göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Parmağını uzatsa Lavender’ın yüzüne dokunabilir çenesinden kaldırarak dudaklarına ulaşabilirdi. Belinden kavrayıp onu kendine çekebilirdi. İhtimaller beyninde cirit atarken Lavender küstahça güldü. “Ben de öyle düşünmüştüm.” diye cevap verdi. Maxi ne diyeceğini bilememiş o an Lavender’ın yakınlığı yüzünden aklı başından gitmişti. Şimdi bozguna uğramış halde omuzları düşmüşken kapının kilit sesini işittiler. Tam o anda Lavender’ın güzel suretine son kez baktı. Sonrası tamamen karanlıktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE