10. Cazibe

1269 Kelimeler
Lavender hiçbir şey olmamış gibi banka oturup oltayı daldırdı ve dalgınca esnedi. İçeri giren Dorcas’a göz ucuyla baktı ve dudaklarını birbirine bastırdı. Maxi’nin hiddetlenen görüntüsü, alnında belirginleşen damarı ve büyüyen göz bebeklerini unutup yapması gerekene odaklanması gerekiyordu. Üstelik dili damağı öyle çok kurumuştu ki yemek vaktini iple çeker olmuştu. “Duyduğum kadarıyla dışarıya çıkmama izin yok neden geldin?” dedi buz gibi bir sesle. Dorcas mahcup bir şekilde kılıcını kapının yanına bırakıp göletin yanına yürüdü. Saçları kirli görünüyordu. Çenesinde kurumuş kanın izlerini taşıyordu. Yırtılmış eldivenlerini çıkarırken yutkundu. “Bizi neden ispiyonladın?” dedi Lavender dayanamayarak. Dorcas kahve gözlerini Lavender’dan kaçırmaya devam ediyordu. “Maxi ile bir kez daha görüşmek istemiştim sadece…” diye devam etti. Sesi istemsizce kırılmıştı. Eğer Tarnish olmasaydı onu gerçekten göremeyecekti üstelik. “Sizi ispiyonlamadım.” dedi Dorcas zorlanarak. “Öyle mi? O zaman nasıl haberi oldu ki? Havadan sudan mı?” Lavender ayağa kalktı ve giydiği kıyafeti işaret etti. “Bak sırf onu göreceğim diye elbisemi giyinmiştim. Saçlarımı yaptım.” dedi burukça. Dorcas ona ve saçlarına baktı. “Pekala evet ben söyledim.” diye kolayca itiraf ettiğinde Lavender derin bir nefes çekti. İstediği kıvama getirmek çok da zor olamazdı. “Aferin. Şimdi yapmam gereken görevler varken bu aptal yerde çürümem gerekiyor.” “Lavender… Bunu senin iyiliğin için yaptım.” “Bu ne saçma iyilik. Kıskandım desene.” Dorcas şaşkınca bakışlarını Lavender’a dikti. Konuşmak için dudaklarını araladı. Kıskanmıştı ama bunu Lavender’a söylemek konusunda emin değildi. “Maximillian’ı tekrar görmek seni daha fazla incitirdi Lavender. Onun seni bir kez daha elinin tersiyle atmasına göz yumamazdım.” Lavender içinden konuşmaya başlamıştı. Yanılıyorsun Dorcas. Maximillian tam olarak inanmadığı karısına kaçma planında yardım etmek için fikir verdi. “İstediğini yapabilirdi Dorcas. Sadece bir kez daha görmek istemiştim.” Tam şu anda ağlamaya başlayabilirdi. Göz yaşları hazırda bekliyor gibi gözlerine ulaştığında Dorcas yaptığından biraz utanmaya başladı. “Cesurca gelip bana bunu söyleyebilirdin bunun yerine gidip bir çocuk gibi Wren’e olanları anlattın!” “Sakin ol Lavender…” “Onu bana getir…” “Getiremem o gitti. Muhtemelen gitmiştir yani.” “Gidene kadar bekledin değil mi? O gittikten sonra buraya geldin ve elinden hiçbir şey gelmiyormuş gibi çaresizce bana bakıyorsun.” “Hayır ben…” “Ben aptal değilim Dorcas. Ya bana Maximillian’ı getirirsin ya da dışarı çıkmama izin verirsin!” “İyi ama Wren dışarı çıkmanı istemiyor.” “Görevlerde kıçını başka bir şifacı kurtarsın o zaman.” Lavender ağzını bozduğuna dahi inanmıyordu. Dorcas şaşkınca ona baktı. Göz yaşlarına boğulmuş hırçın şifacı burnunu çekip duruyor bir yandan da yumruklarını sıkıp duruyordu. “Wren’le konuşacağım.” “İyi edersin.” dedi Lavender omuzlarını düşürüp.”Belli ki Maximillian’ı getirmemek konusunda ısrarcısın.” diye de ekledi. Dorcas derin bir nefes alıp yutkundu. “Üzgünüm o gitti Lavender. Sevgilisi bana onun çoktan gitmiş olduğunu söyledi.” “Sevgilisi mi… Karısı olan birinin sevgilisi…” diye konuştu Lav. Dorcas bilerek bu tarz kelimeleri seçiyordu. Lavender’ı ondan soğutmak istiyordu ama Lavender bunun gayet tabi farkındaydı. “Her neyse… Yarın seninle geleceğim. En azından düzgün bir şifacı olmamı engellememeniz lazım.” “Pekala… Merak etme o iş bende.” “Umarım.” dedi Lavender kinayeli konuşarak. Dorcas yaptığından utansa bile bir daha olsa yine yapacağını biliyordu. Lavender ona sinirle baktı. Tarnish’in başına açacağı belayı hak etmişti belki de… *** Maxi ve Tarnish, otel odasında oturmuş sessizce düşünüyordu. Köhne otellerden birine giriş yapıp çatı katında kalan tek odayı tuttuklarından beri konuşmamışlardı. Dar odanın çatısı eğikti ve tek kişilik yatağın üzerinde fare pisliği ve insan saçı vardı. Tarnish’in oturduğu sallanan sandalye her sallanmada döşemeleri gıcırdatıyordu. Çatı katı olsa bile otel dört katlıydı. Aşağıdan gelip geçen insanları izliyor ve buranın acayip bir olduğu izlenimine kapılmaya devam ediyordu. “Belki de Altemur yerine buraya hükmetmem daha kolaydır.” dedi sesli düşünerek. Maxi odada volta atmayı bırakıp ona döndü. “Size neden yardım ediyorum ki? Ayrıca ne hükmetmesi…” dedi anlamsızca. “Sana küçük bir hikaye anlatayım Koruyucu.” dedi Tarnish gülümseyerek. Üzerinde hala o sabahlık vardı fakat ayakları çıplaktı. Otelin kirli zemini yüzünden ayaklarının altı kapkara olmuştu. “Annesi kahin babası iblis küçük bir kız çocuğu hayal et. Sarı bukleli mavi gözlü ve sıradan bir büyücü…” Maxi gidip yatağa oturmak istedi ama fare pisliğinden ötürü vazgeçmeye yeltendi yine de yorgun hissettiği için battaniyeyi kaldırıp oturmuştu. “İblis Rowen, kızı daha bebekken kara büyülerle olduğundan daha güçlü hale getiriyor. Kahin Aizel’ın yapabileceği bir müdahale yok. Kızını bir ölüm makinesine çeviriyor ama o daha adeta bir bebek...” Tarnish durakladı. Kendi hikayesini böyle vurdumduymaz bir şekilde anlatmaya çalışmak boğazına bir yumru oturmasına sebebiyet vermişti. Burnunun direğinin sızladığını hissetti. Aizel’ın görüntüsü zihninde yer edinirken yutkunup devam etti. “Yaptığı büyülerle ona bir efendi oluşturuyor. Efendim olabilmesi için beni öldürmesi gerekiyor. Öldürmeli yeniden diriltmeli ki beni kendine daha fazla bağlayabilsin.” “Bir dakika kendinden mi bahsediyordun?” dedi Maxi şaşkınca. Tarnish o an farkında olmadan ben diye bahsettiğini fark etti. “Elbette benim.” “Devam ediyorum. Beni öldürüp yeniden diriltiyor. Öldürüyor diriltiyor. Kullanıyor atıyor… Sonra bir gün onu ben öldürüyorum. Özgürüm. Altemur’a hükmediyorum yıllar sonra. Biri çıkıp hakkımda kötü yorumlar içeren bir haber yayınlıyor. Daha altı yaşında bir çocuk…” Tarnish gözlerini Maxi’ye dikti. “Onu bulmak için seferber oluyorum. Buluyorum fakat beni yakıp kül ediyor. 25 yıl boyunca bir kavanoza hapsediyor. O küçük büyücü sensin Maximillian.” Maximillian nefes almayı unutmuş gibiydi. Şaşkınca Tarnish’e bakmaya devam etti. “Ben… Hatırlamıyorum.” dedi saçını kaşıyarak. Karşısında 25 yıl önce öldürdüğü kadın mı otuyordu yani? Öyleyse neden kendisini öldürmek yerine onunla kaçma planı kuruyordu ki? “Dinle. İblis Rowen uyanıyor beni diriltmek için Şifacı Gemma’yı lanetliyor. Kızı Lavender Tarnish’i diriltmek için anlaşmalar yapıyor ve beni dünyaya bir bebeğin bedeninde uyandırıp elleriyle besliyor.” “Tarnish’i büyütürken bir gün Koruyucu Büyücü çıkageliyor. Lavender’ı ilk kez görüyor, gördüğü an büyüleniyor. Aşık oluyor. Lavender ve hasta annesini tedavi etmek için kendi evine getiriyor. Lavender Tarnish’i Maxi’den Maxi’yi de Tarnish’in varlığından yalanlarla koruyor. Beraber yaşıyorlar. Sonra Tarnish büyüyor ve Gemma’yı sağlığına kavuşturup intikamını almak için geri dönüyor ama…” “Ama ne?” “Ama sen ve Lavender… Yapamadım.” dedi ve başını eğdi. Buna pişman değildi. “Ne sen beni öldürmeye çalıştın ne de ben seni…” “Neden?” dedi Maximillian anlamak istercesine. “Ben… Galiba… Sizi seviyorum.” dedi Tarnish belki de ilk kez. Bunu itiraf etmek dilinde tuhaf hisleri peydah etmişti. Kendine inanamayarak derin bir nefes alıp caddeye baktı. Boğuluyordu sanki. “Lavender bana uzun zamandır görmediğim şefkati gösterdi… Sense korudun.” “O halde ben küçük büyücüyüm…” dedi Maximillian şaşkınca. “Sana sizi sevdiğimi söylüyorum sense buna mı takılı kalıyorsun?” dedi Tarnish afallayarak. Eski Maximillian olsa buna duygusal bir tepki verirdi diye düşündü. Hikayenin geri kalanını anlatıp neden hafızasının gittiğini açıkladığında Maxi için kayıp taşlar yerine oturmuştu. Bir nebze anlamlı geliyordu şimdi her şey. “Gidip Dorcas’a saldırması için güçlü bir yaratık bulmalıyız.” dedi sonra Maxi. “Gerek yok.” dedi Tarnish umursamazca. “Ne demek bu şimdi? Lavender ile böyle konuşmadık mı?” “Hemen atlama Maximillian. Her nasıl yaratık bulursak bulalım onu büyüyle yenilmez yapabilirim. Şimdi izninle uyumak istiyorum.” Sallanan sandalyede gözlerini kapadı ve esnedi. Maxi onun rahat tavrına anlam veremeyerek olanları kafasından tekrar tekrar gözden geçirdi.”O halde gidip Wren’in kızına bir kabus musallat edeceğim.” “Bensiz bir yere gidemezsin.” “Zamanımız yok Tarnish.” “Ne için?” dedi Tarnish gözlerini açıp. “Lavender orada-“ “Hayırdır Lavender’ı artık karın olarak mı görmeye başladın?” dedi bilmişçe gülümseyerek. “Hayır yani ben… Her neyse.” diyen Maxi sinirlenerek odayı terk etti. Arkasından tatmin olmuşça bakan Tarnish derin bir nefes alıp gözlerini kapadı. Zindanlarda ışınlandıktan sonra kendini yorgun hissetmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE