Kentte hava bugün güneşliydi. Yine de bazı kara bulutlar meydanı gölgede bırakmaya ant içmiş gibiydi. Tarnish üzerine geçirdiği yeşil pelerinle kafasını gökyüzüne çevirip kara bulutlara bakındı. “Bu kentten nefret etmeye başladım.” diye söylenirken Maximillian ona tersçe baktı. “Şu anda gitmemiz gereken yer burası değildi seninle gece bir anlaşma yaptık sanıyordum.” dedi kızgınca. Tarnish uzun parmaklarını adamın çenesine götürdüğünde Maxi hırsla kendini çekti. “Sözlerine asla güven olmuyor.”
Pazar yerinde pata küte yürümeye başladı. Botları çamura her batışında etrafa pislik atıyordu. Tarnish arkasından gözlerini devirdi ve peşi sıra yürüdü. Pazardaki çarpık yerleşmiş tezgahlara bakındı. Soğuktan etkilenmemek için tezgahlarının arkasında hayvan desenli ince halılardan asmışlardı. Güneş çıkmasına rağmen havadaki soğuk tüyleri ürpertiyordu.
Az ötede küçük paslı bir tenekenin içinde yanan ateşe baktı. Şimdi oraya gitmek ve ellerini ısıtmak istiyordu ama yapması gereken başka bir iş vardı. Maxi’yi sinirlendirmekten haz duyarak arkasından ilerlerken Wren’in kızının tezgahına doğru ilerlemeye devam etti.
“Bekle!” dedi birden durarak. Hemen yan tarafında duran tezgahtaki kemikler oldukça taze hissettiriyordu. Elini ince kemikler üzerinde gezdirdi arzuyla. “Şimdi ne var?” dedi Maximillian yanına gelerek. Kirli bir muşambanın üzerine serili parmak kemiklerine baktı. Elini dahi sürmek istememişti.
“Bir kabusun kemikleri olur mu?” dedi merakla parmak kemiklerini ellerine alarak. Avucunda duran kemikleri şangırdatan Maxi ona absürt bir soru sormuş gibi tepki verdi. “Onların bir biçimi yok sadece ruhani yaratıklar hatta insan zihninin ürettiği birer illüzyondan ibaret. Her kabusun kendine has özellikleri var. Bu gece sana birini gösteririm.”
“Bu neydi tehdit mi?” dedi yan gözle Maxi’ye bakarak. Maxi bilmem dercesine omuz silkip şeytani bir tebessüm takındı. Görevli kadın tezgahına ulaştığında nefes nefeseydi. “Kusura bakmayın geldiğinizi görünce hızla geldim.”
“Bunları paketle. Yalnız param yok.”
Görevli kadın yarım parmaklı eldivenleriyle kir bulaşmış suratından saçlarını çekti anlamak istercesine. Feri sönük gözleri Tarnish’le beraber daha da fersizleşmişti. “Kabalık yapma Zaria. Buyrun.” Maxi fakir kadına Altemur’un para biriminden verince kadın kaşlarını çatmıştı. “Bunlar…”
“Evet buralı değiliz.” dedi Maxi ve nazikçe tebessüm etti. Pazar yerindeki tek temiz insanlar Maximillian ve Tarnish’ti. İki sarışın fazlaca göze batıyordu. Üzerlerindeki gözlere aldırış etmemeye çalışsalar da biraz rahatsız ediciydi. Kadın güzel kadife bir keseye kemikleri koyup Tarnish’e uzattığında Tarnish tebessüm etti. “Para değil ama başka bir şey verecektim halbu ki…” dedi kafasındaki pelerini itip. Beyaza yakın sarı saçları açıldığında kadın ürkmüş bir şekilde baktı.
Elini kaldıran Tarnish kadının omzuna dokunduğunda gözleri birbirine kenetliydi. Hipnoz olmuş gibi duran kadının suratına bir anda renk gelmişti. Gözlerinin altındaki morluklar gitmiş çatlak dudakları normale bürünmüştü. Şimdi çok daha iyi duruyordu. Tarnish tatmin olmuşça elini çekip pelerini geri taktı. “Bu yüzü hatırla Marienne.”
Kadın ismini bilmesine şaşırarak afallamıştı. “Ne nasıl…” derken Tarnish insanı korkutan o tebessümünü genişletti. Dişleri normal bir insana göre daha sivri ve beyazdı. “Acılarını dindiren kadın Zaria’yım ben.” dedi ve keseyi cebine atıp yoluna devam etti. Maxi alt dudağını ısırıp önden giden aptal kadına baktı. “Kusura bakmayın kendisi egoist bir büyücü. Aldırış etmeyin.”
Kadın afallayarak kafa salladığında Maxi Tarnish’in arkasından yetişip kolundan tuttu. “Pazara alışveriş yapmaya değil Wren’in kızını bulmaya geldik sanıyordum!” dedi sitem ederek. “Anın tadını çıkarmayı öğrenmen gerek Max.”
“Ona Tarnish olduğunu bile söyleyemedin.” dedi elini çekerek. Tarnish öfkeli bir nefes verip keskin gözlerini adama çevirdi. “Henüz sırası değildi.” “Korkaksın.” dedi Maxi. Biraz da Tarnish’i kızdırmak istemişti ama Tarnish bedelini ağır ödetmişti. Yaptığı parmak hareketiyle Maxi midesine büyük bir darbe yemiş gibi iki büklüm yere çöktüğünde Tarnish arkasına bile bakmadan yürüdü.
Maxi ağzından gelen tadı çamura tükürdüğünde etrafındaki insanlar onlara bakıyordu. Maxi sorun yok dercesine kanlı dişleriyle gülümseyip ayağa kalktı. Bir metre mesafeyle Tarnish’i takip etti.
Tarnish bir anda durunca ona çarpmıştı. “Burada.” dedi kafasını yana çevirip. Diğer Pazar yerlerine nazaran Wren’in kızı küçük bir çadırın içindeydi. Çadırın üzerinde bir tabela asılıydı. “Ruth’un Falları” diye tabelayı okuyan Tarnish bir hah sesi çıkardı. “Bir kahine de fal baksın da görelim o zaman.” dediğinde Maxi ağzındaki kanı peçeteye sildi ve peşi sıra çadıra girdi.
Minik çadırın içine ikisi aynı anda dalınca çadır olduğundan daha küçük görünmüştü gözlerine. Çadırın duvarlarına asılmış mistik öğeler ve nadir bulunan kemikler atmosfere yardımcı oluyordu. Kağıttan yapılmış bir fener çadırın içine sarı ışık yayıyordu.
Ruth onları görünce müşterilerine sunduğu sevecen gülümsemesini takınmış ve hemen ayağa kalkmıştı. “Sen git.” dedi Tarnish Maxi’ye dokunup. Dokunduğu an ortadan kaybolan Maxi’nin ardından Ruth şaşkınca bakakaldı.
“Büyücü müsünüz!” dedi sevinçle. “Merhaba küçük hanım.” dedi Tarnish önce kızı süzerek. Maxi’yi gördüğü anı hafızasından silmesi gerekiyordu. Maxi aptallık edip arkasından girmemeliydi bunu neden düşünmemişti. Kendini zeki zanneden Büyük büyücüye akşam dersini bildirmesi gerekecekti.
Ruth’un güzel esmer bir teni vardı. Üzerine geçirdiği tuhaf pembe elbisesi teniyle muhteşem bir uyuma sahipti. Kıvırcık saçları bukle bukle omuzlarına dökülüyordu. Kopkoyu kahverengi gözlerini çevreleyen kirpikleri upuzundu. Kalın dudaklarına elbisesine uygun pembe ruj sürmüştü. Göz kapağı düşük olsa bile incecik çektiği pempe kalemle gözlerine ayrı bir hava katmıştı.
“Bana fal bakar mısın?”
“Elbette!”
Heyecanla yerine oturan kız karşısındaki sandalyeyi işaret etti. Tarnish asil duruşundan ödün vermeyerek oturduğunda önce kızın gözlerine hapsetti gözlerini. Az önce odaya daldığı anı unutmasını sağladığında kız bir an afallasa da hemen toparlanmıştı.
“Sen de büyücü müsün?” dedi Tarnish merakla. Önlerinde uyduruk kristal bir küre duruyordu. “Evet ama ufak tefek şeyler yapabiliyorum sadece.”
“Mesela?” dedi Tarnish kafasını yana eğip. Kız açıklamak için ellerini masada birleştirdi. “Yargıç’ın kızıyım. Bazen istemsizce bir haksızlık gördüğümde büyüm açığa çıkıyor. Kimin haklı kimin haksız olduğunu büyümü kullanarak öğrenebiliyorum.”
“Vay canına bu muhteşem Ruth.” dedi Tarnish etkilenmiş numarası yaparak. Kendisinde olmayan bu özellik belki bir nebze kıskançlık hissetmesine neden olmuş olabilirdi emin değildi. Yaklaşık 15 yaşında gibi duran Ruth’un Tarnish’in nasıl göründüğünden bile haberi yoktu.
“Peki senin özelliğin ne? Ne kadar güçlüsün?”
Tarnish durup tebessüm etti. Göğsünü gururla şişirip ona gücünü göstermek için parmaklarını kaldırdı ama hemen sonra vazgeçti. Kendini açığa çıkarmaya gelmemişti. “İnan bana şu küreyi yerinden dahi oynatacak gücüm yok.”
“Ama az önce başka birini ışınladınız?”
Tarnish şaşkına döndü o an. Maxi’nin az önce durduğu yere baktı. “İyi ama sen onu hatırlıyor musun?” dedi. Ne yani büyüsü işe yaramamış mıydı?
“Elbette az önce oradaydı. Sonra ona dokunup ışınladınız?”
“Belli ki gerçekten de gücüm azmış…” dedi Tarnish afallayarak. “Nasıl yani?” dedi Ruth anlamsızca.
“Boş ver onu bana fal bakabilir misin?” dedi Tarnish silkelenerek. Ruth memnuniyetle diyerek Tarnish’in elini tuttu ve çizgilerine baktı. Gerçekten faldan anlıyor gibi yüzünü ciddiyet bürümüştü. Karşısında oturan kadının dünyadaki tek kahin olduğundan habersiz düşüncelere dalmışken Tarnish tekrar hafızasıyla oynamaya çalıştı. Ruth’un beyninin için girmeye çalışacağı sırada Ruth heyecanla kafasını kaldırmıştı.
“Biriyle tanışacaksınız. Kızıl saçları olan bir erkek. Oldukça yakışıklı olduğunu söyleyebilirim.”
“Jaxon mı?” dedi Tarnish hemen. “Kim olduğunu bilmiyorum ama burada sizi ve onu görüyorum.”
“Saçmalık.” dedi Tarnish bir anda. Jaxon ile kendisi mi… Bu ihtimali aşk manasında düşündüğünde kendisini yaşlı bir ruh olarak görüyordu o ise daha çocuktu. “Hayır onunla güzel bir geleceğiniz var!”
“Biliyor musun Ruth, kendi geleceğimi görebiliyorum.” dedi dikkatleri görevine vererek. “Nasıl yani?”
“Bu arada ben Zaria. Kahinim.”
“Ama kahinlerin soyu tükenmişti…” Sesi gittikçe azaldığında Tarnish’i inceledi. Ürpertici güzelliği dikkat dağıtıcıydı. “Belli ki tükenmemiş. Geleceğini görebilirim istersen?”
“O.. Olabilir…” dedi Ruth biraz ürkerek. Başkalarının falına bakıp bir şeyler söylerken rahattı ama söz konusu kendisine geldiğinde korkunç bir şey duymaktan korkuyordu. Elini uzatacaktı ki Tarnish kafasını hayır anlamında salladı.
“Hayır tatlım buna gerek yok.”
Ruth ellerini eteğinde birleştirdi ve yutkundu. Tarnish güya geleceği görüyormuş gibi suratına ciddi bir ifade takındığında Ruth ürkmeye devam etti. İnandırıcı olmak adına gözbebeklerine iblis ateşini yerleştirmişti. Mavi gözlerinin içinde yanan ateşi izleyen Ruth hipnoz olmuş gibiydi.
“Hayır bu da ne?” Sesini korkmuş gibi çıkaran Tarnish elini Ruth’un dolgun yanağına koydu ve bir anne edasıyla okşadı. “Bir canavar. Peşinde…”
“Ne canavarı? Neden?” dedi Ruth merakla Tarnish’e doğru eğilerek. Tarnish kafasını deli gibi sağa sola salladı. “Ruhani bir şey… Sadece zihinlere erişimi olan bir avcı ancak…”
“Kabus mu!” dedi Ruth korkuyla geri çekilerek. Maxi’nin dediği gibi kabuslar insan zihninin kendi ürettiği yaratıklardı ve Tarnish korkunun ilk tohumunu Ruth’un kalbine ekmişti. “Olabilir. Kapkaranlık bir şey… Kanatları var. Kırmızı gözleri tıpkı iblis gibi…”
Biraz abartarak süslediğinde içinden kahkahalar atıyordu. Ruth yutkundu. “Koruyucu büyük büyücü bunu halledebilir.” dedi Ruth kendini geri çekerek. Tarnish eski haline büründü ve gözlerini eski haline getirip arkasına yaslandı.
“O da kim?” dedi bilmiyor numarasıyla. “Maximillian.” dedi Ruth gözlerini kırpıştırarak. “Hmm… Öyleyse onu bulmaya kendini adamalısın Ruth.”
“İyi ama nerededir ki şimdi?”
“Bilemiyorum.” dedi Tarnish ayağa kalkıp. Çadırdan çıkacağı sırada durdu ve kıza baktı. “Buraya beraber geldiğim adam nereye gitti?” dedi etrafına bakınıp. Ruth’un ağzını arıyordu.
“İyi ama buraya yalnız girdiniz…”
“Ah… Gördüğüm şey belki de benim kabusumdu.” diyen Tarnish tatmin olmuş şekilde tebessüm edip çadırı terk etti.