Tarnish’in içinde fırtınalar kopuyor ama dışarıya hiçbir şeyi yansıtmamaya yemin etmiş gibi ifadesizce dolanıyordu. Kucağında küçük bir kız çocuğuyla Viserly’daki eski kulübede otururken kalbinin ağırlığını delice hissediyordu. Boğazına kocaman bir yumru oturmuştu sanki. Gördükleri...
Silkindi ve bebekle beraber ayağa kalkıp Johan’ın kaldığı eve ışınlandı. Kırmızı taştan yapılma eve girerken Roberto’nun arabasını gördü. Diğerlerinin ona karşı takındığı tutum belliydi. Yine de bunu umursamadı ve kapıyı tıklattı. Biraz sonra Dumarek kapıyı açtığında kaşları anında çatılmıştı. Kapıyı Tarnish’in suratına kapatacaktı ki Tarnish bunu yapmasını büyü gücüyle engelledi. Dumarek ne kadar iterse itsin kapı kapanmayınca pes ederek bıraktı ve Tarnish’e ne istiyorsun dercesine baktı. Sonra kucağındaki bebeği fark edince anlam verememişti.
“Johan içeride mi?” dedi Tarnish soğukkanlı bir ifadeyle. Dumarek ağzını açmıştı ki Johan kapıda göründü. Telaşla Dumarek’e bakıp Tarnish’e döndü. “Hey... Buraya nasıl gelirsin!” derken yapmacık bir şekilde sitem ediyordu. Elini ensesine atmış yardım çığlıkları dilenirken Tarnish ifadesiz suratıyla konuştu. “Yardım lazım.”
“Sana yardım etmeyeceğiz.” dedi Dumarek soğuk bir tavırla. “Neler oluyor kim geldi?” dedi Roberto sızlanarak. Dumarek kapıdan çekilince Tarnish’i fark etmişti. “Hangi yüzle buraya gelirsin?” dedi. Suratında ondan tiksindiğini açıkça belli eden bir ifade belirmişti. “Yönetimden çekileceğim.”
Tarnish’in sözleriyle şaşıran Johan ağzını açmıştı ki Tarnish devam etti. “Karşılığında yapmanız gereken bir şey var.” İsteyeceği şey vicdanını sızlatırken buna mecbur olduğunu biliyordu. O bir iblisti ve insan gibi düşünmeyi bırakması gerekiyordu. Hayatı tehlike altındaydı ve özgürlüğünü yok edecek her şeyi silip atardı. Lavender’ın çocuğu bile olsa...
Gaddar düşüncelerinin eşliğinde kalp atışlarının hızı başını döndürüyordu. Ağzından çıkacak kelimeleri bekleyen adamlara bunu söylemek çok zordu. “İçeri gel...” dedi Johan Tarnish’in değişen ifadesini fark edince. Belki anlamsız bir birliktelik yaşıyor olabilirlerdi ama yine de bu bir şeydi...
Dumarek çaresiz kapıdan çekildi ve Tarnish bebekle içeri geçti. “Üst kata...” diye yönlendiren Roberto huzursuzdu. Tarnish merdivenleri kullanarak üst kata çıktığında koltuk olduğunu fark ettiği odaya daldı ve kendini kanepeye bıraktı.
“Belli ki bir şartla yönetimden çekiliyorsun. Söyle.” dedi Roberto karşısında dikilerek. Tarnish yutkundu. İnsanlar zaten onun canavar olduğunu biliyordu bunu söylemek ona bir şey kaybettirmezdi yine de... Zordu.
“Lavender’a zarar vermeniz gerekiyor.” dedi sonra bir çırpıda. Johan şaşırdı. Dumarek anlamsızca kaşlarını çatmıştı. “İyi ama o senin...” diye lafa karışan Johan cümleyi nasıl tamamlaması gerektiğini bilemediği için durakladı. Ne diyecekti ki? “Arkadaşın...” dedi sonra. Biraz abes kaçtı diye düşüncelere daldığında Tarnish derin bir nefes aldı.
“Lavender’a zarar verirseniz yönetimden çekileceğim. Burayı terk edeceğim. Her şey size kalacak.”
Bu söylediğinde son derece ciddiydi. Buradan çekip gidecek belki de canavar kentte yaşayacaktı. Kendisine daha fazla uyan o şehirde yaşamını pekala devam ettirebilir ve Wren’e kafa tutabilirdi.
“Neden?” dedi Johan. Bu söylediklerini anlamlı bir yerlere oturtmak zordu. Haklarında bildikleri tek şey, Lavender’ın onu zamanında dirilttiği ve Tarnish’in Lavender’a sebepsizce bağlanmasıydı. Şimdi bağlandığı kişiye zarar vermelerini istiyor olması hayre alamet değildi. Lavender için bunu dileyen kendilerine ne yapmazdı...
“Neden kendi pis işini kendin halletmiyorsun?” dedi Dumarek tiksintiyle. Tarnish bu çocuktan nefret eder olmuştu. Pek konuşmuyordu ama konuştuğu zaman da Tarnish’in sinirlerini bozuyordu. “Çünkü ben artık öyle şeyler yapmıyorum.” dedi üzerine basa basa. Dumarek yok artık dercesine kaşlarını kaldırdı ve güldü. “Bizim yapacağımızı nereden çıkardın peki?”
“Çünkü bu benim şartım.” dedi Tarnish tıslayarak. Roberto duruma el atmak zorunda hissederek derin bir iç çekti. “Bizden böyle bir şey isteyemezsin ayrıca yönetimden çekilmesende biz kazanacağız. Senin geri çekilmene ihtiyacımız yok.” Kendine güvenen bir şekilde gülümseyen Roberto oldukça karizmatik bir adamdı ama Tarnish ondan da kısa sürede nefret etmişti. Sessiz kalan Johan’a baktılar. Neden Tarnish’e itiraz etmediğini düşünüyorlardı. Johan baskı altında kalınca etrafına bakındı.
“Joao nerede?” Lafı değiştirip ortamdan kaçmaya yeltenince Roberto kuşkulanmıştı. “Senin Tarnish’e itiraz etmen gerekmiyor mu Johan?” dedi şüpheyle. Johan bir kaç saniye durakladıktan sonra dudaklarını birbirine bastırdı. “Kesinlikle itiraz ediyorum! Kesinlikle! Birine zarar vermemiz olası değil. Biz Nezaket Çetesiyiz unuttun mu Tarnish? Öyle şeylerle kazanmayız.” Yapmacık bir ifade ile konuşmaya başlasa bile daha sonra ciddiyetle devam etmişti.
Tarnish eli kolu bağlanmış gibi hissediyordu. Wren yüzünden birine zarar vermeyi göze alamıyordu. İşlerini birine yaptıracak adam lazımdı ama Johan ona sırtını dönmüştü. Ayağa kalktı. Bebeği Johan’ın kucağına verdi. Roberto kaşları çatık onları izliyordu.
“Bebeğe iyi bak. Geri alacağım.”
“Hayır Tarnish dur!”
Tarnish Johan’ı bırakarak ışınlandığında Johan elinde bebekle öylece kalakaldı. Roberto ona soru dolu bakışlar atarken Dumarek olanı sezmiş gibi kafasını olumsuz anlamda sallıyordu. “Bir bebeğimiz oldu...” diyerek sahte bir tebessüm sunan Johan kaldığı ikilem yüzünden strese girmişti. Roberto odadan çıkarken Johan’a laf atmıştı.
“Bebeğe iyi bak Johan. Ertesi gün afişler yerine senin yandığını görmek istemiyorum.”
***
Lavender ve Maximillian evin içinde telaşlı bir şekilde oturuyordu. Evin tüm kapılarını kilitleyen Maxi korku doluydu. Evin dışına yaptığı koruma büyüsüyle Tarnish’i uzak tuttuğundan emin olmak istiyordu. Lavender’ın henüz bir kaç haftalık bebeğini düşündükçe endişe daha da artıyordu. Şuan başkası bilmiyordu ama Lav diğerlerine haber vermeyi bile düşünecek vaziyette hissetmiyordu.
“Öngörüleri her zaman çıkar mı?” dedi endişeyle koltuktan kalkarak. Hava kararmak üzereydi. “Biliyorsun annem konusunda haklı çıktı...” dedi Lavender. İçi umut doluydu ama bir yandanda Tarnish’in bebeğe zarar verecek olduğu düşüncesi onu incitiyordu. Artık onu tanımıyordu sanki. Hep bir şeyler çıkıyordu. Daima aklını çelecek bir şeyler bulup kendisine düşman oluyordu. Yapamıyordu artık Lavender.
“Pes ediyorum...” dedi ayağa kalkarak. Maxi anlamsızca Lav’ın yorgun gözlerine baktı.”Tarnish'i iyileştiremiyorum. O gerçekten bencil biri...” Bunu sesli dile getirip kabul etmiş olmak kötü hissettirmişti. Ondan vazgeçmişti ama bir parçası hala ona inanmak için yanıp tutuşuyordu. “Sonunda anlamana sevindim Lavender!” dedi Maxi rahatlayarak. Düz sarı saçlarını karıştırıp nefesini seslice dışarı verdi ve cam kenarına geçip perdeyi araladı. Dışarıyı gözetlerken tedirginliği had safhaya çıkıyordu.
“Eğer bir şekilde bu süreçte onunla denk gelirsen hemen oradan kaç Lavender.” dedi dışarıyı izlemeye devam ederek. Lavender kaçmayı düşünmemişti ama tabi bu da bir seçenekti. “Asla yanından ayrılmayacağım.” diye de ekleyince Lavender buruk bir tebessüm etti. İlk çocuğunu söylemiş olsa belki de kaybetmeyecekti onu... Maxi ekstra korumacı davranıyordu artık.
“Gerekirse buradan da gideriz Lavender. Tarnish’in bizi asla bulamayacağı bir yere gideriz. Annemin evine gideriz.” Kafasını Lav’a çevirdi. Gözlerinde istekli bir parıltı vardı. “Yeter ki ondan uzak olalım ne dersin?” derken Lav yutkundu. Evine daha yeni dönmüşken buradan çekip gitmek istemiyordu.
“Tarnish bana zarar veremez Maximillian. Eğer verirse Wren ile yaptığı anlaşma yüzünden ya güçlerinden olacak ya da zindanlara atılacak...”
“Hayır hayır Lavender. Kendisinin yapması gerekmiyor ya bunun için birini kiralarsa...”
Lavender’ın tüyleri ürperdi. Hiç tanımadığı bir yabancı tarafından ikinci kez bıçaklandığını hayal edip rüya çocuğunu kaybettiğini farz etti. Titremişti. “Bunu yapar mı?” dedi kendi kendine konuşarak.
“Ondan her şeyi beklerim Lavender. Hem de her şeyi!” diyen Maximillian bahçenin içine girmeye çalışan Tarnish’i fark etti. Gözleri yuvalarından fırlayacak derecede büyürken konuşamadı. Tarnish, Maximillian’ın kurduğu zihin kalkanı bariyerine çarpıp bayılmıştı. Maxi onun rüyasında bir kabusla cebelleştiğinden emindi.
“Buradan gidiyoruz.”
Lavender’ın yanına gelip koluna dokundu ve ışınlandılar...