29. Umut ve Güç

1301 Kelimeler
Viserly’ye giden trene binen Lavender dalgınca oturuyordu. Test yaptırmış ve hamile olduğu netleşmişti. Şimdi kafasını kurcalayan şey Maximillian’a gerçeği söyleyip söylememekti. Hamile olma ihtimalini duyduğu anda suratı düşmüştü belki testin negatif çıktığını söylerse rahatlardı. Kafasını hayır anlamında sallayıp cama baktı. Karnı bir kaç sonra büyümeye başladığında sana yine yalan söyledim mi diyecekti? Belki de o kadar bile süresi olmayacaktı... Elini karnına götürüp yutkunurken bebeği korumanın bir yolu olup olmadığını düşünmeye başlamıştı şimdi fakat öyle bir yol olsa Amber ve Maximillian daha önce mutlaka denerdi değil mi? İki büyük büyücü daha önce çocuklarını korumayı başaramadıysa kendisi bunu Tarnish hayattayken nasıl yapacaktı ki? Umutsuzluğa kapılması uzun sürmemişti. Tren Viserly’ye geldiğinde inip suratını düzeltti ve insanlara gülücük saçmaya başladı. Viserly’nin küçük sağlık evine gitmek için sağlık sokağına saptığında onu görenler Gemma için başsağlığı diliyordu. Büyüdüğü yere dönüp tanıdık insanlarla karşılaşmak bir nebze kendini iyi hissettirmişti. Birazdan kalpten gelen bir ifade ile gülümsediğinde sağlık evine gelmişti. İçeriye girdiğinde daha önce görmediği doktora kendini tanıtıp muayane odasına girdi. Durumu kötü olanlara müdehale ettiğinde sağlık evinin curcunası ortadan kaybolmuştu. Gücünü kullandığı için kendini enerji dolu hissederken doktor ona minnettar kalmıştı. Hemşireler, Lavender’a hediye niyetine bir şeyler ikram ettiyse de Lavender orada daha fazla durmadı. Gidip kasabanın geri kalanına kendini göstermesi gerekiyordu. Kendi evlerinin olduğu sokağa girdiğinde eski evlerinin perdesinin aralık olduğunu fark etti. En son hatırladığı tüm perdeleri kapattığı ve kapıya kilit vurduğuydu. Şaşkınca eve doğru ilerledi ve aralık kalmış kapıyı itekledi. Açılan kapıdan girecekti ki duyduğu seslerle durakladı. İçeride her kim varsa uygunsuz bir anda onları basacaktı ama hey burası onun eviydi! Hırsla içeri daldığında gördüğü manzara karşısında tükürüğü boğazına kaçmıştı. Öksürük krizine girdiğinde Tarnish göz devirdi. Johan afallayarak üstünü başını giymeye kalkıştığında Lavender arkasını döndü. “Öcünü aldın Lavender.” dedi Tarnish sırtını yatak başlığına dayayarak. Johan ona inanılmaz bir şey yapıyormuş gibi baktı. Lavender’a yakalandıklarına inanamıyordu. Tarnish çıplaklığını umursamadan öylece oturuyordu ve Johan utanç içindeydi. Lavender önünü döndüğünde Tarnish saçlarıyla oynuyordu. “Burada bu adamla! Ne yapıyorsun sen...” Lavender kelimeleri toparlayıp düzgün bir cümle kurmayı başaramamıştı. Johan yutkundu ve yanlış iliklediği gömleğiyle kapıya yürüdü. Neden bu kadar utandığını düşündüğünde duraklamıştı. Belki de yattığı kişi Tarnish gibi yaşlı bir ruh olduğu için böyle tepki vermişti. Evli ya da sevgilisi olan biri değilken Lavender’dan neden kaçıyordu. “Biraz eğleniyorduk...” dedi yaptığı abartı tepkiyi düşünen Johan. Kaşları çatık Lavender’a baktı. Lavender öyle mi dercesine kaşlarını kaldırdığında Tarnish umursamazca yataktan kalktı ve şöminenin önüne bıraktığı bebeği kucağına aldı. Lavender bebeği fark edince hepten kopmuştu. “Bu bebek! Tarnish sen! İnanılmazsın!” Bebeğe uzanacakken durdu ve yutkundu. “Bebek için gelmedin mi Lavender? Al çocuğun burada...” Bebeği Lavender’a uzattı. Lavender afallamış vaziyetteydi. Açık kalan ağzını kapadı. “Nezaket Çetesi ile birliktesin yani artık?” dedi bebeği görmemiş gibi yaparken. Tarnish bebeği kendine çektiğinde Johan askılıkta duran sabahlığı Tarnish’in omuzlarına bırakmıştı. “Asla.” diyerek cevap veren Johan Lavender’a göz kırptığında Lav kusmak istiyordu. Tarnish’in omzuna kolunu atan Johan onun sarı saçlarına uzun bir öpücük kondurup gülümsediğinde Tarnish göz devirdi. “Şöyle aptal sevgi gösterileri yapma.” Johan’ın kolundaki omzunu itti ve ondan bir adım uzaklaştı. Johan’ı dumura uğratmıştı. Dilini dişleri üzerinde gezdiren Johan bozulduğunu fark ettirmemek için yapmacık bir tebessüm etti. “Bebek neden hala sende Tarnish? Onu vermen gerekiyordu. Ona bakamazsın.” “Sakin ol Lavender. Bebek şimdilik bende biliyorsun daha sonra sende kalacak.” Lavender gözlerini devirip derin bir nefes aldı ve Johan’a baktı. Hem birbirlerinin düşmanları hem de... Çıkar ilişkileri gözlerini yaşartmıştı doğrusu. “Öyle bir şey olmayacak Tarnish.” dedi kendinden emin bir sesle. Tarnish bebek elinde öylece dururken umutsuzca kaldı. Lavender gerçekten bebeği alacak gibi durmuyordu üstelik bu defa daha da kararlıydı. “Neden?” dedi Tarnish merakla. Lavender Johan varken bunu söylemek istediğinden emin değildi ama Johan da gidecek gibi durmuyordu. “Sen artık git.” dedi Tarnish Johan’a bakmadan. Johan bu sözün kendisine söylendiğini biliyordu. “Her neyse... Yarın aynı saatte mi?” dedi Johan çıkmadan önce. Tarnish ona sertçe baktı. “Bundan sonra gelme.” Johan afallayarak baktı. “Git dedim.” Diyen Tarnish gücünü kullanarak Johan’ı kapı dışarı ettiğinde kapı Johan’ın suratına sertçe çarpmıştı. “Asıl sen neden onunla takılıyorsun Tarnish? Senin insanlarla öyle ilişkilerin olmaz sanıyordum...” dedi Lavender kararsızca. Tarnish omuz silkti. “İstediğim şeyi yaparım Lavender. Johan’ın yerinde Jaxon olsa belki daha iyi olabilirdi ama...” diye geveleyip bebeği yatağa bıraktı ve sabahlığını bağladı. Ter içinde kalmış alnını sildi. Lavender, Jaxon’ın Tarnish ile böyle bir şey yapmasını kesinlikle onaylamazdı. Kaşlarını ölesiye çatmıştı. Umarım Jaxon’ın bu saçma fikirden haberi yoktu... “Ben hamileyim Tarnish bu yüzden o bebeği alamam. Lütfen o-“ “Dur dur dur ne...” Tarnish şaşkınca elini kaldırdığında Lavender susmak zorunda kalmıştı. Tarnish inanılmaz bir şey duymuş gibi gülümsediğinde Lav kendini tuhaf hissetti. Gelip Lavender’ın karnına elini koydu ve içeride henüz kalbi bile olmayan varlığı hissetmeye çalıştı. Lavender ürkmüş vaziyette dikilirken Tarnish elini çekti. “Bebek doğacak mı?” Birden Tarnish’in suratı kirece dönmüştü. Lavender onun aniden değişen ifadesini görünce daha da ürkmüştü. “Kusacağım...” diyerek yere çömelen Tarnish tam da dediği gibi kustuğunda Lavender ne olduğunu anlamıyordu. Tarnish kendini toparlayıp lavaboya girdi ve bir kaç dakikadadır çıkmadı. O geri gelene kadar Lavender yatağın üzerindeki bebeğe bakmış ve birazcık da olsa onu sevmişti. Belki de tam sırasıydı. Bebeği Tarnish’in elinden kaçırıp emin ellere verirse Tarnish bir daha bebeğe ulaşamazdı. Tam bebeği kucağına alacakken Tarnish lavabodan eli yüzü beyazlamış halde çıkmıştı. Lavender’ın gözlerine baktı korkuyla. Lavender ne oldu dercesine baktı. “O şey doğacak...” demişti Tarnish tüyleri ürpermiş bir halde. Lavender ne diyeceğini bilemedi. Kalbi hızlanmaya umutlanma diyen tarafı umutlanmaya başlamıştı. Dizlerinin boşaldığını hissediyordu sanki... “Nereden-“ diyecekken Tarnish’in yarı kahin olduğunu hatırlayarak ürperdi. Tarnish afallamış halde yere çöktü ve elleri halıda bir süre durdu. “Onu doğuramazsın Lavender!” dediğinde suratındaki korkan ifadeye anlam veremedi Lav. Ayağa kalktı. Tarnish ne saçmalıyordu? “Neden?” dedi meraklanarak. Tarnish’ten ürkmeye başlamıştı. Bir an önce bu evden çıkmazsa başına kötü bir şey gelecekmiş gibi hissediyordu. Tarnish’e neden bunu söylemişti şimdi... Daha önce bebeğini bir kez öldürmüş kadın şimdi oturmuş ikinci bebeğini doğuramayacağını söylüyordu. “Yapamazsın çünkü! Yapamazsın!” Tarnish’in bağırışıyla evin çatısı çıtırdadığında Lav ürkerek kafasını kaldırdı. Evi başlarına yıkıyor gibiydi. “O bebek doğamaz!” diyen Tarnish ayağa kalktığında Lavender’ın üzerine yürümüştü. Lavender paniğe kapılmıştı. Üzerine yürüyen Tarnish’ten korunmak için aniden ışınlandığında evin dışındaydı. Tarnish hızla kapıyı açıp dışarı çıktığında ellerindeki alevi görebiliyordu. “Ne yapıyorsun Tarnish! Dur!” diye bağıran Lavender çaresizce etrafına bakındı. Bebeğiyle ilgili ne gördüğünü bilmeden öldürecek miydi? “Bana ne gördüğünü söyle! Sakin ol!” dedi geri geri yürürken. Tarnish alevlenmiş vaziyette Lavender’ın üzerine yürümeye devam ettikçe Lav’ın kalbi göğsünü delip çıkmak istiyordu. Tarnish tam elini kaldırmış büyü yapacağı esnada kalkan gibi bir şeyin etkisiyle evin kapısına sertçe uçmuştu. Lavender ne olduğunu anlamak için kafasını çevirdiğinde Maximillian’ı gördü. Maxi bıkmış bir ifadeyle Tarnish’e bakarken Lavender ucuz kurtulduğunu fark etti. İnsanlar korkuya kapılmış halde onları seyrederken Tarnish gazetelere yeni bir manşetle düşecek gibiydi. Maxi yavaş hareketlerle gelip Lavender’ın beline elini attı. Tarnish kafasını kaldırıp kendilerine baktığında ağladığını fark ettiler. “Buraya kadar Tarnish. Lavender’a bile isteye bilmem kaçıncı kez zarar verişin artık affedilemez.” Maximillian’ın sert sesiyle burnunu çeken Tarnish ayağa kaltı ve kendisini kalkan büyüsüyle fırlatan koruyucu büyücüye nefretle baktı. “O bebek doğmayacak.” dedi çaresizce. Lavender bebeğin doğacağından daha da emin olmuştu. Maximillian anlamsızca kaşlarını çattı. “Ne saçmalıyor?” dedi kafasını Lavender’a çevirerek. Lavender gözleri sulanmış bir ifade ile gülümsedi. “Karnıma dokunduğunda bir şey gördü... Bebek doğacak Maxi...” Maxi’nin tüm tüyleri diken diken olduğunda Tarnish ikinci darbeyi yapmaya cesaret edemedi. Öfkesini içine bastırıp eve girdiğinde arkasından kapıyı gürültüyle kapatmıştı. Maximillian gözlerine ulaşan gözyaşlarıyla Lavender’ın yüzünü avuçları arasına aldı. İlk defa umut etmek için bir sebebi vardı şimdi. Lavender’a sıkıca sarıldığında ikisinin de kalbi güçlü atıyordu. Bebeklerini her türlü şeyden koruyacaklardı. Maximillian bir şeyden emindi. Doğacak bebek Tarnish’ten daha güçlü olacaktı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE