28. Johan ve Bir İhtimal

1593 Kelimeler
Kucağındaki bebekle kalakalan Tarnish doğru şeyi yapmayacaktı. Bebeği, Lavender’a mutlaka verecekti. Bu bebek ondan aldığı bebeğin yerine geçecek bir teselli olmalıydı ayrıca bebeğin artık gidecek bir yeri yoktu... Onu o kanlı eve yeniden götürmek istemiyordu. Kırık kapıdan şüphelenip içeriye girdilerse ve boş beşiği gördülerse artık Tarnish için çok geçti. Ya bebeği bir yere bırakıp onu bulmalarını bekleyecek ya da Lavender onu kabul edene kadar koruyacaktı. Bebeğin cinsiyetini bilmediğini fark ederek kundağa bakındı. Hala uyuklayan bebeğin bir tutam kahverengi saçı ve ipek gibi yumuşacık bir teni vardı. Tombul yanağına dokunup sıkarken onun bir kız olduğunu anlayabiliyordu yine de kundağı açıp emin olmuştu. Kurumuş kan lekesi olan kundaktan onu kurtarıp elbisesini yırttı ve onu kendi elbisesiyle sarmaladı. Mahmurca gözlerini açan bebek Tarnish’e baktığında Tarnish kendini bir tuhaf hissetmişti. Bebeğin masmavi büyük gözlerine baktı. Gülümsedi. Nereye gideceğini bilemez bir halde tereddütle sokağa bakındı. Lavender ve Gemma’nın bıraktığı eve gidebilirdi. Kararını vererek Viserly’ye ışınlandı ve eski eve baktı. Lavender’ın Tarnish’i saklarken kullandığı bebek kıyafetleri hala içeride olmalıydı. Evin kilitli kapısıyla uğraşmadan içeri ışınlandı ve karanlık evin içinde gözlerini gezdirdi. Lavender’ın kucağında minicikken eve ilk geldikleri zaman Lav için pencereleri kapatmıştı. Lavender’ın ne kadar ürktüğünü anımsayıp tebessüm ederken üzerinden bir yıl geçtiğini fark etti. Zaman geçip gitmişti ama Lavender’dan hala kopamamıştı. Bebeği Lavender’ın yatak odasına güvenli bir şekilde yatırdı ve dolaptan eskiden kendisinin giydiği kıyafetleri buldu. Bebeğe dikkatlice giydirdi ve yumuk yumuk olmuş ellerine dokundu. “Adın ne senin ufaklık?” dedi büyülenmişçesine bebeğe bakarken. Elbette ona cevap verememişti onun yerine önde duran iki dişiyle gülümsediğinde Tarnish’in içi bir tuhaf oldu. Yutkundu ve bebeğe uyku büyüsü yapıp uyuttu. Kendini evden apar topar attığında bebeği nasıl koruyacağını düşünüyordu. Lavender onu derhal kabul etmeliydi yoksa bebeği ona vermeyebilirdi. Ona bağlanmaktan korkarak Kemik Ambarına doğru yol aldı. Yangından sonra tekrar inşa edilen Kemik Ambarı eskisine tıpatıp benziyordu. İçeriye girdiği anda herkes ona bakmıştı. Bar kısmına oturup içecek bir şeyler söylerken yanında oturan adamı fark etti. Johan tam yanında düşünceli bir ifade ile içeceğine bakıyordu. Tesadüfün böylesi diye düşünen Tarnish ona fark edilmeden içeceğini alacaktı ki Johan kafasını çevirdi. Tarnish’in buz kesen mavi gözleriyle karşılaşınca birden hiddetlenmişti. “Nefretini başka zaman kusarsın Johan.” diyen Tarnish içeceği aldı ve bar taburesinden kalktı. Johan onu bileğinden yakalayınca ters bakışlar atmıştı hemen. “Hıncımı aldım neyse ki. Yaptığın ufak ateş lehimize sonuçlandı. Sana teşekkür etmeliyim. Nezaket Çetesinin taraftarı olduğunu bilmiyordum!” Yapmacık bir şekilde kahkaha atan Johan içeceğini tepesine dikti ve ağzına yüzüne bulaştırarak bitirdi. Gülen ifadesinin yerini anında soğuk bir ifade almıştı. Ani değişen ruh haline bakakalan Tarnish kaşlarını çattı. “Hala güzel olduğumu düşünüyor musun?” dedi bir anda. Johan kaşları çatık elindeki bardağı bıraktı. Tarnish ayakta dikilmiş ona bu soruyu mu soruyordu sahiden? “Korkunç bir güzelliğin var.” dedi Johan dürüst olarak. Tarnish kafa sallayıp içeceğinden bir yudum aldı ve tadını beğenmeyerek tezgaha geri bıraktı. Hareketlerini izleyen Johan merakla ne yapacağını beklerken Tarnish birden Johan’ın yakalarını tuttu ve onu kendine çekti. Johan afallamış yeşil gözlerini büyütmüş Tarnish’e bakarken Tarnish bundan ertesi gün tiksinecek olsa bile Johan’ın dudaklarına kapandı. Afallayan Johan tepki daha verememişti. Bardakiler onlara tezahürat yaparken Tarnish Johan’ın düzgün saçlarında elini gezdirip dağıtıyordu. Kendini geri çektiğinde Johan yutkundu ve boşluğa bakar bir halde kalakaldı. “Benimle gel.” dedi Tarnish hızlanan kalbiyle. En son birini öpmeyeli epey olmuştu ve unuttuğu hissin tadına yeniden erişmişti. Şimdi kanı damarlarında fokurdarken Johan’ı gözleriyle soyabiliyordu. Johan transa girmiş halde ayağa kalktığında Tarnish onu elinden yakaladı. Bardan alelacele çıkardığı genç adamı Lav’ın evine doğru götürürken Johan sonunda kendine gelebilmişti. Hızla elini Tarnish’ten kurtardı ve kaşlarını çattı. “Bu da neydi? Beni kendi safına çekmeye çalışıyorsun değil mi! Az kalsın sana inacaktım. Lanet olsun!” Kafasını bir o yana bir yana sallayan Johan Tarnish’in önüne geçip yolda yürümeye başlayınca Tarnish onu kolundan yakaladı. Kendisine çevirdiği Johan’ın yakışıklı yüz hatlarını incelerken aceleci davranıyordu. Kana susamış bir hali vardı. “Öyle bir amacım yok hatta senden nefret ediyorum.” dedi Johan’ın dudaklarına bakarken. Johan yutkundu. Kirpiklerini kırpıştırdı ve Tarnish’in tam olarak neden bunu yaptığını sorguladı içinde. Kadının dünden beri morali başka bir şeye bozuk gibiydi belki de o yüzden afişlerini yakıp küle çevirmişti. “Lanet olsun tamam bu kadar korkak olabileceğini düşünmemiştim.” diyen Tarnish dudaklarını birbirine sıkıca bastırıp Johan’ın önüne geçti. Kulübeye doğru ilerlerken arkasında Johan’ın ayak seslerini işitebiliyordu. Kapıyı açacaktı ki Johan’ın kapıya dayanan eliyle durakladı. Tam arkasına geçen Johan’ın nefesini ensesinde hissedebiliyordu. Bugün, dün yaşadığı her şeyi unutturan o dakikalarda kalbi hızlanırken bu hissin geri gelmiş olması bir an tedirgin etmişti. Şimdi amacından sapacağı bir yerde değildi ya da öyle miydi? “Bende bu kadar kolay vazgeçebileceğini düşünmemiştim...” diye kulağına fısıldadığında içinin gıdıklandığını hissetti Tarnish. Lav ve Maxi’yi düşündü. Johan ile aralarında herhangi bir aşk ya da duygu belirtisi olmamasına rağmen kanı kaynıyordu. Johan’a yüzünü döndüğünde Johan etkilenmiş bir halde Tarnish’e bakıyordu. “İçeri gel.” Gemma’nın yatağına uzanmışlardı. İçeride sadece pencereden yansıyan sokak lambasının ışığı vardı. Johan’ın kıyafetlerini yırtarcasına üzerinden çıkarıp attığında karanlıkta pek bir şey göremiyorlardı. Düşüncelerinden bir nebze uzaklaşan ve tutkunun kollarına kendini bırakan Tarnish içeride bebeğin olduğunu dahi unutmuştu. *** Lavender kurumuş bir ağızla uyandığında Maxi’yi yanında göremediği için kaşlarını çattı. Yine kimin kabuslarını kovalıyordu sabahın köründe. Rahatsızca yerinde kıpırdanıp yatakta doğruldu. Kalkıp kahvaltı için bir şeyler hazırlayacaktı ki durakladı. Yeni evine geleli bir kaç hafta olmasına rağmen hala adet görmemişti. Ayakta öylece dikilirken yaşadığı stresten gecikmiş olabileceğini düşündü. Tereddütlü adımlarla lavaboya girip elini yüzünü yıkadı ve düşüncelerinin karmaşıklığıyla dolaba uzandı. Maximillian ile yaşadığı birlikteliği anımsadı. Tarnish’in onları bastığı ve Maxi’nin hafızasını umursamadan yaşadığı dakikaları... Eve geldikten sonra elbette yine birlikte olmuşlardı ama Lavender o zamandan beri adet görmediğini fark etti. Buzdolabından aldığı yumurtaları tezgaha bırakırken kapının sesiyle düşüncelerinden ayrıldı ve toparlanarak kapıyı açtı. Maximillian elleri arkasında gülümseyerek Lavender’a bakıyordu. Birden ellerini ortaya çıkarınca Lav saksı içindeki çiçeği gördü. “Al bakalım.” diyen Maximillian sevecen bir şekilde gülümsüyor ama aynı zamanda uykusuz duruyordu. Lavender düşünce dahi olsa bu sefer ondan saklamayacaktı. Çiçeği elinden aldı ve derin bir nefes aldı. “Hamile olabilirim.” Maximillian’ın gülümseyen suratı donakalırken kendisi terleyip duruyordu. Doğru yapıp yapmadığından emin değildi ama sır saklamamak çok daha kolaydı. Her şeyi içine atıp kendine sakladığında bununla tek başına mücadele etmesi gerekiyordu ama şimdi iki kişiydiler belki de üç... “Lavender...” dedi Maximillian gözlerini Lav’ın karnına indirerek. Elleri Lav’ın karnına dokunduğunda Lavender yutkundu. Sadece bir tahmindi ama yine de onu heyecanlandırmaya yetiyordu. Maximillian hevesi kaçmış gözlerini Lavender’ın gözlerine çevirdi. “Amber defalarca hamile kalmıştı...” dediğinde Lavender’ın heyecanı tuzla buz oldu. Hayal kırıklığı dolu bir ifade ile sarsılırken Maxi alt dudağını ısırdı. Kenara çekilip Maximillian’a geçmesi için yer verdiğinde Maxi bir kaç saniye duraklayıp içeri girdi ve ceketini vestiyere astı. Bu habere sevinmesi gerektiği yerde üzüntü duyması nasıl bir lanetti. “Kahvaltı hazırlıyordum umarım gittiğin yerde bir şey yemedin...” dedi Lavender neşeli tutmaya gayret ettiği sesiyle. Maxi yutkundu. “Hayır yemedim...” Lavender kafa sallayıp çiçeği yere bırakırken gözlerine yaşlar birikmişti. Mutfağa girip kahvaltı için bir şeyler hazırlarken ellerinin titrediğini fark etti. Maximillian’ın arkasından geldiğini hissedebiliyordu. “Bugün ben hazırlayabilirim.” dediğinde Lavender kafasını olumsuz manada salladı. “Hayır hayır ben yapacağım.” Maxi itiraz edecekken Lavender ona net bir bakış attı. Peki diyen adam çekinceyle kendini lavaboya attığında tuttuğu gergin nefesi bırakmıştı. Lavender’ın tekrar hamile olması hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. O bebek bir şekilde düşecek ve yine aynı acıları yaşayacaklardı... Ümitli olmamalıydı. “Lanet olsun işte yine oluyor!” diyerek sessizce söylenen Maxi suyu açıp suratına çarptı. Aynadaki ıslak suratına bakarken göz bebekleri titriyordu. “Umutlanmamalısın. Lavender’a da umut vermemelisin. Lanet olsun...” Titreyen elleriyle tezgaha tutundu ve hızla atan kalbine kızdı. Lavender bu haberi verdiği için sevinse miydi emin değildi ama en azından sözünü tutup sır falan saklamamıştı. Kendini toparlayarak suratını sildi ve suratına mutlu bir ifade takınıp mutfağa geçti. Lavender masayı kurmuştu bile. Gidip yanındaki sandalyeye oturdu ve karısına kaçamak bir bakış attı. “Bugün Viserly’ye gidip ortalığı kontrol edeceğim. İnsanların şifacının geri döndüğünü görmesi gerek.” dedi Lavender ekmeği bölerken. Maxi kafa salladı. Bebekten konuşmuyor olmaları onları daha da gergin yapıyordu. “Lavender...” dedi kararsızca. Lav kafasını kaldırıp ona baktığında derin bir iç çekmişti. Gözlerindeki umudu saniyesinde kırıp attığı için kendine kızsa da bu yapılması gereken bir şeydi. “Eğer hamileysen...” devam edemedi. Lavender’ın dolan gözleri karşısında kendini berbat hissetmişti. “Test yaptıracağım.” dedi Lavender. Gözlerini kırpıştırıp yaşları geri gönderdi ve gülümsedi. “Hamileysem bunu bilmeliyim.” diye devam etti. Maximillian bilmiyorum edasıyla kaşlarını çattı. Amber ile Lavender’ı konuşturabilir ve bu sürecin nasıl geçtiğini kadın kadına konuşabilirlerdi ama Amber eski karısıydı. Amber ile yaşadıkları anlar aklına geldikçe kendini daralmış hissediyordu. Hayatına giren her kadının bu kadar değerli bir varlık olması belki de temel sorundu. Normal birine aşık olmak neden bu kadar zordu? “Sorun yok Maxi. Ben iyiyim. Hatta biliyor musun bu bebeği muhtemelen eski sevgilinin evinde yaptık.” Maxi hayretle kaşlarını kaldırdı ve hafızasının yerinde olmadığı o günü düşündü. Lavender’ın bir anda böyle rahatça tepki vermesi onu şaşırtmıştı. “Öyle mi...” diyebildi sadece. Lavender hevesle kafa salladığında içi parçalanmıştı. Kendisi öldüğünde güçlerinin geçebileceği bir akrabası olması gerekiyordu. Çocuğu olmayacağına göre kuzenlerine geçecekti ve kendini bilmez kuzenlerinin bu hakka sahip olacak olması onu bir nebze üzüyordu. Lavender’dan sonra Jaxon yaşıyorsa muhtemelen güç onun olacaktı. “Kahvaltıyı yapayım hemen gidip test yaptıracağım ve emin olacağım. En azından bilmem gerekiyor.” diyerek kendini telkin etti ve hunharca kahvaltısını etti. İçi huzursuz olan Maximillian bu yorucu anın gelmiş olmasından dolayı kötü hissetti. O gün korunmamışlardı çünkü aniden gelişen bir şeydi ama diğer günler hep çok dikkatli olmuştu. Lavender’ın da dediği gibi hamileyse bebek o günden kalmaydı... Şimdi hafızasının gitmiş olmasına daha fazla içerlenen Maximillian Tarnish’i bulup bir güzel bağırmak çağırmak istiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE