Sinirleri tamamen harap olan Tarnish gece boyu aptalca orada burada gezmiş Nezaket Çetesini alt etmenin zararsız bir yolunu aramıştı. Yaptıklarını bu şekilde halka göstermeleri onu halkın gözünde olduğundan daha kötü bir hale getirmişti ki buna hiç ihtiyacı yoktu. Üstelik yanmış sanat eserleri gazetelerdeki yerini almış en çok okunan haberler arasına girmişti. Tarnish’in kendi bedeninin olduğu gazete küpürleri her yerdeydi ve Tarnish nereye baksa kendi suratını görür olmuştu.
Bir şey yapması gerekiyordu. Birinin desteğine ihtiyacı vardı ve tek başına ve evsizken yapmak istediklerini yapamıyordu. Maximillian’a kendisini affettirmesi gerekiyordu. Düşünceleri birbirine girmiş halde ara sokakta aşağı yukarı yürürken yan evden çıkan ağlama sesiyle suratını buruşturdu. “Teşekkürler ağlayan bebek. Hiçbir yer de rahat yok!” Öfkeyle söylenip caddenin aşağısına doğru yürüyordu ki durakladı. Aklına gelen fikirle gözlerini bebek sesinin geldiği eve çevirdi. Bir bebeğe ihtiyaçları vardı...
Lavender ve Maximillian tekrar bir bebeğe sahip olamayacaklarına göre evlatlık alabilirlerdi. Heyecanla bulduğu fikre tutunurken evlatlık bebeği nerede bulacağını düşündü. Altemur’un yetimhanesine gidebilirdi ama kimse Tarnish’e öyle kolayca bir bebek vermezdi. Kılık değiştirebileceği bir konumda bile değildi bedenini terk etme riskine girmezdi.
Bebek sesi hala evde yankılanırken merakına yenik düşmüştü. Annesi neredeydi? Aklına gelen korkunç düşüncelerle evin kapısını tıklattığında kimse açmamıştı. İçeriden gelen ayak seslerini duyabiliyordu. Sezgilerini artırıp içerideki tıkırtıları daha net duymaya çalıştı. İki erkeğin sesini işittiğinde hiçte iyi olmayan sözler söylediklerini fark ederek kapıyı kırdı. Kırılan kapıdan içeri ateş gibi fırladığında adamlar gözleri kocaman olmuş halde bakakaldılar ona.
Yerde kanlar içinde yatan kadını gören Tarnish gördüklerine inanamıyordu. Kadının kucağında sıkıca tuttuğu bebek canhıraş bir şekilde ağlamaya devam ediyor adamlar ise ellerindeki altınlarla kaçmaya çalışıyordu.
“Kaç!” dedi biri ötekine. Tarnish tam adamı öldürecekti ki durakladı. Bir kaç saniye ayakta dikildiğinde adamlar ellerinde altınlarla arka kapıdan kaçıp gitmişti. Wren’in mühürlü anlaşması zihnine hemen baskı yapmaya başlamıştı. Kendini toparlayarak yerdeki bebeğe uzandı. Annesinin kanlı ellerinden sıyırdığı bebek hala ağlamaya devam ediyordu. Üstelik küçücüktü...
“Babacık nerede bakalım?” dedi bebeği kucağında tutarak. Bebeğin masum görüntüsü tüylerini ürpertiyordu. Bebeğin kanlı kundağıyla odaları gezindi. Suç mahallinde elinde bir bebekle dolanırken birilerinin gelmesinden endişe etmeye başlamıştı. Kadını kendisinin öldürdüğünü zannedebilirlerdi. Evin diğer odasında kanlarla kaplı yatan adamı bulduğunda bebek daha da fazla ağlamaya başlamıştı. Dudakları titriyordu Tarnish’in. Bebeği sıkıca bağrına bastı ve adamın açık kalan gözlerini kapadı. En azından onları öldürenlerin suratları hafızasına kazınmıştı. Onları bulup adalete teslim edebilir ya da Wren’in ruhu duymayacak şekilde onları bıçakla öldürürdü. Fiziksel bir zarar vermenin anlaşmayı bozmayacağından da emin değildi.
Şimdilik bu bebeği Lavender’a götürmesi gerektiğini fark ederek ışınlandığında Lav’ların yeni evinin bahçe ışıkları yanıyordu. Bebeği büyüyle susturmuş ardından Aizel’ın ona söylediği ninnilerden fısıldamıştı. Dudaklarındaki ninniyle ışıkları yanan odaya doğru ilerleyip camdan içeriyi izledi.
Lavender ve Nora birbirlerine bir şeyler anlatıp hunharca gülüyor ve ellerindeki içeçekleri içiyorlardı. Maximillian Oswald ile koyu bir sohbetin içindeydi. Jaxon Nora’ya bakıp mutluca tebessüm ediyor ve masanın ortasında duran koca tavuktan yiyordu. Elinde kanlı bir kundakla mutfağı sessizce izleyen Tarnish’i fark eden Lavender bir anda öksürmeye başladı.
Nora tedirgince Lav’ın sırtına vururken Lav parmağıyla camı işaret etmişti. Herkes cama döndüğünde Tarnish afalladı. Elindeki bebek göğsünde uyuyakalmıştı. Maximillian öfkeyle sandalyeyi ittiğinde sandalye geriye düşmüştü. Tarnish çekindi bir an.
Maxi öfke saçan gözlerle dış kapıyı açıp yanına gelince ne diyeceğini bilemez halde kalakaldı. “Buraya gelme demedim mi sana-“ diye söze başlayan Maximillian Tarnish’in kucağında duran bebeği fark etti. Kaşları anında çatılırken bundan ne mana çıkarması gerektiğini çözememişti.
Tarnish onun anlık zaafından faydalanarak içeri geçtiğinde mutfağa koştu hemen. Lavender Tarnish’in kucağında duran kanlı kundakla beraber afallamıştı. “Tarnish sen ne yaptın...” dedi Jaxon dehşete düşmüş bir halde. Tarnish kendini açıklayacaktı ki Maximillian içeri geri gelmişti. “Bu bebek! Bu kan! Sana inanamıyorum! Bunu da mı yaptın artık!”
Kendisini yanlış anlayan insanların suratlarındaki ifade dehşet vericiydi. Tarnish olumsuz anlamda kafa sallarken Nora korkudan bayılmak üzere gibi hissetti. Jaxon’ın ailesinin vukuatlarını bilmesine rağmen ona bir şans vermişti ama Tarnish’in geri döneceğinden haberi yoktu.
“Bebeği sana getirdim Lavender.” dedi Tarnish yutkunarak. Lavender bir adım geri kaçtı. “Onu nereden buldun?” derken ses tonu şüpheci çıkıyordu. Tarnish’i peşin hükümle yargılamak istemiyordu ama ailesine bir şey yapmış olabileceği fikri aklından çıkmıyordu.
“Hırsızların elinden kurtardım! Lanet olsun anne ve babasını ben öldürmedim! Neyiniz var sizin!” dedi Tarnish öfkeyle bağırarak. Maximillian biraz rahatlamış gibi dursa da tam manasıyla ona inanmamıştı. “Hırsızları senin ayarlamadığını nereden bilelim?” dedi Jaxon. Tarnish duyduklarıyla afallarken Jaxon omuz silkti.
“Bu... Hayır...” Bebeği yere bıraktı ve hışımla kapıya yürüdü. Lavender hemen gidip yerdeki bebeği kucağına aldı. Kanlı kundağına bakıp bebekte bir şey var mı diye kontrol ederken Maxi gidip Tarnish’i bileğinden yakaladı ve durdurdu.
“Bu kadar mı yani Tarnish? Elinde kanlı bir kundakla çıkageliyorsun ve doğru düzgün bir açıklamala bile yapmadan gidiyorsun!”
Maxi taviz vermeyen bakışlarla Tarnish’e bakarken Tarnish tüm kelimelerini yuttu. Kendisini öyle kötü öyle güvenilmez ve değersiz hissediyordu ki kalbi paramparça olmuştu. Kendini tutamayıp bir gözyaşı döktüğünde Maxi’nin ifadesinde istemsiz bir değişme yaşanmıştı. Tarnish’in bileğini bıraktı ve gözlerini kaçırıp derin bir nefes aldı. Tarnish kafasını eğmiş yer döşemelerine bakarken birden ona sarıldı. Tarnish beklemediği sarılma karşısında şaşkına uğradığında Lavender merakla onları izliyordu.
Maxi hemen kendini toparlayıp dış kapıyı kapadı ve Tarnish’ten ayrılıp elini ensesine attı. “Affettiğimi zannetme. Sadece... Zihninden geçen bir şeyi duydum...” dedi Maximillian tereddütle. Tarnish kaşlarını çatarak ona baktı. “Bir şey söylemedim ama...” dedi. Maxi kararsız bakışlarla ona baktıktan sonra konuştu. “Yardım çığlığıydı.” dedi ve daha fazla uzatmaya gerek duymadan bebeğe odaklandı. Tarnish paramparça olmuş kalbinin ağırlığını hissederken nefesi hızlanmıştı.
“Bu bebeği bana neden getirdin?” dedi Lavender. “Çünkü... Sonuçta... Sizin de bir bebeğe ihtiyacınız vardı...” diyen Tarnish hala toparlanmış değildi.
“Hayır hayır. Bebeği bana ver Lavender.” diyen Maxi bebeğe uzanınca Lavender mecburen bebeği vermişti. Oswald tüm olanları sessizce izliyorken Nora’dan da çıt çıkmıyordu. Maximillian’ın Tarnish’e sarıldığı o kısa an Jaxon’ın kalbine dokunmuştu sanki. Tarnish’in teselliye muhtaç yanını gözler önüne sermişti Maxi adeta.
Bebeği kucağına alan Maxi onu Tarnish’e uzatınca Tarnish sen ne yapıyorsun dercesine ona baktı. Bebek şimdi yine kendi ellerindeydi. “Kimin olduğunu bilmediğimiz bir bebeğin sorumluluğunu almaya hazır değiliz Tarnish. Lütfen git ve doğru olanı yap...” Tarnish doğru olanın ne olduğu konusunda tereddüte düşmüştü. “Bana inanmazlar.” dedi çaresizce.
“Acaba neden?” dedi Maximillian ona laf sokarak. Tarnish gözlerini devirip bebeği sıkıca tuttu ve ona baktı. Masumca uyuyordu ve ailesinin katledildiğinden bihaberdi. “Tamam bu işi bana bırak Tarnish. Sana güvenmeyecekleri açık. Bırak bebeği ben bulmuş gibi yapayım.” dedi Jaxon bebeğe doğru gelirken. Lavender bir onun bir bunun kucağına giden bebeğe hasretle bakarken ne düşünmesi gerektiğini bilememişti. Tarnish doğruyu söylüyorsa bebeğin ailesi yok demekti ve şimdi minicikken yetimhaneye gitmesi gerekecekti. Ona bir anne gerekiyordu bir çatı değil...
“Jaxon...” dedi Nora yanına gelerek. Tarnish merakla ona baktı. “Bebeği ben bulmuş gibi yapayım. Sen Lavender’ın ailesindensin. İnanmama ihtimalleri var...” Jaxon haklısın dercesine baktıktan sonra bebeği Nora’ya verdi. Lavender Nora’nın bu yaklaşımına şaşırmıştı. Kendi pis işlerine elini hiç tereddüt etmeden sokuyor olması tuhaftı. Jaxon belki de iyi birine denk gelmişti. Kız masum ve tatlı görünüyor olabilirdi ama cesur ve akıllıydı da.
“Bebeği bana verin!” dedi Tarnish sinirlenerek. Nora’nın elinden hışımla çekip aldığı bebekle kimseye bir şey demeden ışınlandığında Lavender arkasından dur bile diyemedi. Maxi “Bir kere de şaşırt be Tarnish...” dedikten sonra suratını kırıştırdı.
“Biz gitsek iyi olur...” dedi Oswald gergin ortamdan kaçmak isterken. Lavender kafa salladı sadece. Oswald vestiyerdeki ceketini aldıktan sonra Lavender’a sarılıp veda etti ve gitti. Jaxon ve Nora da içerideki eşyalarını alıp Oswald’ın arkasından çıkmıştı. Şimdi evde yalnız kalan karı koca sessizlikle boğuşuyordu.
Lavender antrede durmayı bırakıp oturma odasına geçti ve rahat koltuklarına oturup Tarnish’in getirdiği bebeği düşündü. Maximillian da peşi sıra geldiğinde Lav’ın hemen yanına oturdu ve kızın yüzünü avuçları arasına alıp yeşil gözlerini gözlerine hapsetti. “Lavender. Şu an bir bebeğin sorumluluğunu alabilecek durumda değilsin.” dedi tane tane konuşurken. Lav tedirgince Maxi’nin mavi gözlerine bakarken aklından bir türlü kanlı kundağı çıkaramıyordu.
“Yine de şu an bir annesi yok...” dedi çaresizce. Maxi kafasını olmsuz manada sallayıp derin bir iç çekti ve Lav’ın yanağına ufak bir öpücük kondurdu. “Lavender... Bu doğru değil. Onun yetimhaneye gitmesi gerekiyor. Ailesinin ölümünün tamamlanması gerekiyor. Bebeği öylece oradan kaçırıp annesi olamazsın.”
Lav bunları elbette biliyordu ama Maximillian’dan dinlemek gerçeklerin aklına daha iyi girebilmesini sağlamıştı. Maxi’nin yanaklarını tutan ellerini indirdi ve kucağında sıkıca tuttu. “Yine de bu iyi bir fikir Maximillian. Sonuçta bir bebeğimiz olmayacak. Yani en azından bir gün alabiliriz değil mi? Onu ya da bir başka bebeği?” demesine rağmen aklı o bebekte kalmıştı. Maxi anlayışla tebessüm etti ve kafa salladı. “Neden olmasın. Bu güzel bir fikir.”
Lavender de tebessüm etti ve aklını bebekten uzak tutmayı denedi. Bebek şu an Tarnish’teydi ve güvende sayılırdı. En azından Tarnish onu katillerin arasından kurtarmış ve korumaya muhtaç olduğunu bilerek buraya getirmişti. Gerekeni yapabilirdi.
“Gel buraya.” dedi Maximillian elini Lav’ın omzuna atarak. Lav, Maxi’nin kolları arasına girdi ve derin bir nefes aldı. Her ne olursa olsun Maxi’nin kollarında kendini güvende ve mutlu hissediyordu. Lavender’ın saçlarına bir öpücük kondurup kollarını bedenine sıkıca sararken bebeği düşündü. Lav’a söylemesine rağmen onu düşünmeden edememişti. Bir şeyden emindi ki Tarnish o bebeği kimseye vermeyecekti.