26. Afiş Skandalı

1461 Kelimeler
Çaresizliğin vücut bulmuş haliyle başıboş bir halde Altemur sokaklarında geziniyor ve içindeki sıkışmışlık hissini yok etmeye çalışıyordu. Lavender affetmişti belki ama Maximillian’ın yüzündeki o ifadeyi asla unutamıyordu. Mavi gözlerinin üzüntü ve nefretle titreştiği o dakikalarda karmakarışık olmuş hiç tatmadığı hislerin kurbanı olup ağlamıştı. Onun tarafından affedilmeye muhtaç hissettiğine inanamıyordu. Dirileceği günü iple çektiği günlerde onu bulup öldürmek için can atarken şimdi gelsin seni affettim desin istiyordu. Yolun ortasında dikilmiş dün geceki yüz ifadesini düşürken bir korna sesiyle irkildi. Arkasına baktığında Roberto’yu ve Johan’ı fark etti. Lüks bir taksiyle tam arkasında duruyorlardı. Kafalarını camdan uzatıp Tarnish’e selam verdiklerinde Tarnish yutkundu. Rakipleri çoktan arabalarına atlamış işe koyulmuştu fakat kendisi kimsesiz bir insan misali savrulup duruyordu. Özgürdü ama mutlu değildi. “Tarnish! Binmek ister misin? Biz de çocuklarla takılmaya gidiyorduk!” dedi Johan davetkar bir tebessümle. Saçlarını havalı şekilde geriye atmış dudaklarının arasında kürdan sıkıştırmıştı. Tarnish onun kendisine bakan flörtöz bakışlarına anlamsızca bakınırken Roberto hadi dercesine gel işareti yaptı. “Geliyorum.” dedi birden başıboş dolaşmaktan sıkılarak. Roberto memnun olmuş bir şekilde sırıtıp kafasını içeri soktuğunda Johan centilmenlik için arabadan indi ve arka kapıyı açtı. Tarnish’in elini tutmak için elini uzattığında Tarnish onu umursamadan arabaya bindi ve eteklerini düzeltti. Johan ufak bir bozulma emaresi gösterdikten hemen sonra duruşunu düzeltip ön koltuğuna geçti. Aynadan Tarnish’i kontrol ederken dudaklarında sinsi bir sırıtış vardı. “Sana göre oldukça yaşlıyım Johan istersen kendi yaşıtlarınla flört et.” Tarnish’in sesiyle afallayan Johan afalladığını belli etmek istemediği için kaşlarını çatmıştı. “Yaşa bakmıyorum. Böyle bir güzellik görmezden gelinemez.” dedi arkasına dönerek. Tarnish ona tiksinmiş bir bakış attı. Gözleri Lavender’ın koyu yeşil gözlerinden daha açık bir yeşile sahipti. Kirpikleri öyle uzun ve çoktu ki bir an gözlerinden kendini alamamıştı. Johan, Tarnish’in bakışlarından memnun olarak gülümsediğinde Roberto ona ters bir bakış attı. Arabayı şehrin işlek bir caddesine sürdüklerinde Tarnish dalgınca dışarıyı izliyordu ama gördüğü şey mağaza vitrinleri değildi. Maxi’nin bebeğini kaybettiğini öğrendiğindeki yüz ifadesini hafızasından silemiyordu. Vicdanı rahat durmayıp sürekli rahatsız ettikçe nefes alamaz gibi oluyordu. “İyi misin Tarnish? Kusacak gibi duruyorsun?” dedi Roberto aynadan onu kontrol ederek. Tarnish onu duymamıştı. Johan merakına yenik düşerek arkasına baktı. Tarnish’in suratında görmeye alışkın olmadıkları ifade tüyler ürperticiydi. Roberto arabayı park alanına park edip arabadan indiğinde Tarnish kendine gelmişti. Arabadan kendini atıp etrafına bakındı. İki katlı kırmızı taştan yapılmış bir binanın önünde duruyorlardı. Johan girmesi için kolunu Tarnish’e uzattığında Tarnish bu defa Johan’ın koluna girdi. Beraber binanın kapısından geçtiklerinde içeriden sesler geliyordu. Dar uzun koridordan ilk odaya girdiler. Joao ve Dumarek büyükçe bir masaya eğilmiş bir şeyler yapıyorlardı. Boya ve tiner kokusu sinmişti odaya. “Afişlerimizi hazırlıyoruz. Her şey el emeği!” dedi Johan neşeyle. Tarnish’in kolunu nazikçe bıraktı ve yerdeki fırçayı alıp kırmızı boyanın içine daldırdı. Üzerinin boya olmasını umursamadan önündeki boş kağıda boyayı boca ettiğinde Tarnish anlamsızca izliyordu. Daha önce hiç afiş hazırlamamıştı ya da yaptırmamıştı. Reklamını sadece insanlara kötülük yaparak yaymıştı. Joao kafasını kaldırıp Tarnish’e gülümsedi. “Onu buraya neden getirdiniz? Bizden kopya çekebilir!” dedi yapmacık bir tavırla. Kelimelerine rağmen Tarnish’in burada olmasından dolayı memnundu. Sarı boya bulaşmış elini Tarnish’e uzattığında Tarnish geri çekildi. Yeni aldığı siyah matem elbisesine sarı renk bulaştırmak isteyeceği en son şeydi. “Peki...” diyen Joao kaşlarını kaldırıp afişe yazı yazmaya girişti. Roberto takım elbisesini çıkarıp askılığa astıktan sonra gömleğinin düğmelerini açmıştı. Üstünü soyunan adam kaslı vücuduyla boş afişin karşısına geçtiğinde kendisini izleyen bir çift gözü fark etti Tarnish. Dumarek sessizce onu izliyordu. Burada olmasından memnun değildi. “Gel sana içeride kuruttuklarımızı göstereyim.” dedi Joao ellerini pantolonuna silerek. Tarnish umursamazca omuz silkti ve onu takip etti. Koridorun sonundaki odaya girdiğinde iplerde asılı duran afişleri gördü. Epey gürültülü ve dikkat çekiciydiler. Yaptıkları afişlerin hepsinde isimleri kocaman harflerle yazıyordu. Renk uyumundan bihaber oldukları anlaşılıyordu zira Maximillian bu afişleri görse ellerinden fırçaları derhal alırdı. “Keşke el emeği olmasaymış...” dedi Tarnish laf sokarak. Çocuk onu duymazdan geldi ve omuz silkti. “Benden korkmuyor musunuz gerçekten?” dedi Tarnish merakla. Çocuk yeşil gözlerini şaşkınca kaldırdı ve bilmem edasıyla baktı. Johan ile kardeş gibi duruyorlardı fakat Joao ondan biraz daha küçüktü. Henüz oturmamış yüz hatları ve bebeksi cildiyle 19 yaşında gibiydi. “Bence korkmalısın.” dedi sakince devam ederek. Çocuk anlamadım dercesine kaşlarını çattığında Tarnish afişlere dahi bakmadan onları yakmıştı. Alev alan afişlerle beraber bozguna uğrayan Joao hızla alevi söndürmeye girişti. “Hayır! Bunu neden yaptın!” dedi adeta bağırarak. Sesini duyan ekip koşar adımlarla odaya girdiklerinde gördükleri manzara karşısında donakalmıştı. “Bunu nasıl yaparsın!” dedi Roberto hiddetle. Dumarek ağzı açık kalmış halde el emeklerinin yok oluşunu seyrederken suratında saf nefret vardı. Johan çaresizce yanan afişleri mandaldan kurtarıp üzerine basıyor ama alevler durmuyordu. “İblis ateşini öyle söndüremezsin.” dedi Tarnish ruhsuz bir sesle. Johan ilk kez sinirli bir yüz ifadesiyle kafasını kaldırdı. Tarnish’e yumruk atacak gibi bir hali vardı. Sıkılı yumruklarını daha da sıkarak Tarnish’in üzerine yürüdüğünde Roberto onu omuzlarından yakaladı. “Derhal burayı terk et!” dedi Roberto öfkeli bir sesle. Tarnish onun kahverengi gözlerine bakıp haince tebessüm etti ve “Peki...” diyerek koridora yürüdü. Roberto, Johan’ı bıraktı ve onu sakinleştirmeyi denedi. Bu sırada Tarnish boya dolu odaya girmiş ve eline aldığı fırçayla isimlerin üzerini silip Tarnish Teraw yazmıştı. Boya kovalarını yerlere saçıp boşaltırken içi nefretle doluydu. Odayı mahvettikten sonra evden çıktı ve gitmeden önce biraz bekledi. Boya kaplı odayı gördüklerinde çıkardıkları sesleri duyup tatmin olduktan sonra yavaşça yürümeye başladı. Johan öfkeyle evden çıktığında arkasına bakmaya bile tenezzül etmemişti. “Tarnish! Bu yaptığın yanlış! Nezaket Çetesine bunu yapmanın bedelini ağır ödeyeceksin!” Tarnish onu duymazdan gelerek ışınlandı ve Jaxon’ın kafesinin önüne gitti. Tam kafeye giriyordu ki bir kızın Jaxon’a sarıldığını fark etti. Afallamış bir ifadeyle onları izlerken eli kapı kulpundaydı. Jaxon kıza sarılıyor dudaklarına çikolatalı kekten sürüyor ve neşeyle gülümsüyordu. Kızın kısa dalgalı saçlarının arasında çiçekler takılıydı. Çilleri ve bal rengi gözleriyle tatlılık timsali gibi duruyordu. Tezgahın arkasından çıkan kızı boydan aşağı süzdü. Sevimli çiçekli bir elbise giyen kız Jaxon’dan epey kısaydı. İçi kıskançlıkla dolduğunda yutkundu. Ruth’un ona baktığı falları düşündü. Tamamen saçmalıktan ibaretlerdi! İçeriye girdiği anda Jaxon kafasını kaldırıp gelene bakmış ardından suratındaki gülen ifade solmuştu. Elini çenesine götürüp kaşırken kız kafasını çevirip Tarnish’e baktı. “Tarnish Teraw mı?” dedi ürkerek. Jaxon tezgahın arkasından çıktı ve kızın beline elini atıp sarıldı. “Bir şey mi oldu Tarnish?” dedi temkinli bir sesle. Tarnish ne diyeceğini bilemez halde bir Jaxon’a bir de kıza baktı. “Uğramak istedim...” dedi alçak bir sesle. Gözlerini kızın bal rengi gözlerinden an be an ayırmıyordu. Kız gergince tebessüm etti. “Ben Nora. Jaxon senden bahsetmişti.” Elini Tarnish’e uzattı tokalaşmak için. Tarnish bir an tereddüt etse de Nora’nın elini sıkmıştı. “Lavender ile tanıştın mı?” dedi merakla. Nora hayır anlamında kafasını salladı ve gülümsedi. “Henüz fırsat olmadı. Yarın akşam yemeğe davet ettiler ama...” Sonra kırdığı potu fark ederek sustu. Jaxon gergince gözlerini kaçırdı. Yarın akşamki yemekten haberinin olmaması olağan bir şey olsa da Tarnish içerlemişti bir kere. Dünden beri ağzına bir lokma bir şey koymamıştı ama Lavender çoktan yeni evini düzüp akşamına da davet verecek hale gelmişti. “Benim işlerim var. Yönetim ile ilgilenmem gerekiyor.” Yutkundu ve istenmediği kafeden çıktı. Herkes ona sırtını dönmüş gibi hissederken gözleri yine yaşlarla kaplanmıştı. İnsan olmaktan da insan gibi hissetmektende nefret ediyordu. Duygu denen illeti vücudundan terkar atması ve özgürlüğüne tamamen kavuşması gerekiyordu. Altemur’un meydanına doğru ilerledi savruk bir halde. Jaxon bile artık onu istemiyorsa gidebileceği hiçbir yer yok demekti... Onu gören insanlar ona şeytan görmüş gibi bakarken derin bir nefes aldı. Dorcas’ın kentinde en azından yabancı olduğu için bakışlar altında eziliyordu buradaysa insanlar onun kim olduğunu bildiği için suratlarına o ekşi ifadeyi takınıyordu. Sürekli çalınan bir korno sesiyle kafasını kaldırıp karşıdan gelen taksiye baktı. İnsanlar korno sesinden rahatsız olmuşçasına geleni seyretmek için durdular. Roberto tüm öfkesiyle arabayı meydana pat diye durdurduğunda Tarnish gardını alarak göğsünü şişirdi. Yaptıklarından pişman değildi. Johan Tarnish’e gözlerini kısarak baktıktan sonra elinde yanık afişlerle çıktı. Yarısı yanmış afişleri ne yapmaya çalıştığını fark eden Tarnish ağzını açmıştı ama artık çok geçti. Johan meydanda toplanan insanlara Tarnish’in yaptığı haksızlığı kanıtlarıyla gösterirken Dumarek de sessizce Tarnish Teraw yazan afişleri halka sunuyordu. İçi kızgınlıkla dolan Tarnish çaresizce Nezaket Çetesine bakarken Jaxon bir anda yanında bitmişti. “Öfkeyle kalkan zararla otuturur. Bunu hiç duydun mu?” dedi bilmiş bir sesle. Tarnish ona öfke saçan gözlerle baktı. Kızıl saçlarını yolup eline vermek istiyordu şimdi. Johan yanık afişle Tarnish’in karşısına geçti ve yeşil gözlerindeki nefretle ona baktı. “İblis ateşi de en nihayetinde bir yerde sönüyormuş.” dedi bastıra bastıra. Tarnish dudaklarını birbirine sıkıca bastırmış bir şey dememek için zor duruyordu. Gerek Wren’e verdiği sözler gerekse halkın gözü önünde olduğu için... “Bu iş burada bitmedi Tarnish Teraw.” dedi Johan kafasını yana eğerek. Sıradan bir insan olmasına rağmen Tarnish’ten zerre kadar korkmadığını gözler önüne sermişti. Belki de Wren’e verdiği mühürlü anlaşmayı bildiği için korkmuyordu. Eli kolu bağlı olan Tarnish yutkundu. “Elinden geleni ardına koyma.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE