Lavender, Maximillian ile ışınlanmasının ardından güzel bir bahçede bulmuştu kendini. Maxi, Lavender’ın elini bırakıp ensesini kaşıdı etrafa bakarak. Lavender merakla nerede olduğunu düşünüyordu. “Burası... Yeni evimiz.” dedi Maximillian tereddütle. Zira henüz evin pek bir yeri yoktu ve tamire ihtiyacı vardı ama yine de bahçesi güzeldi. Lavender ağzı açık kalmış halde Maxi’ye döndü.
“Ne zaman... Buraya daha yeni geldik?” dedi Lavender afallayarak. Maximillian biliyorum dercesine kafa sallayıp yerdeki uzun sopayı eline aldı. “Altemur’dayken çoktan başka bir yer bakmaya başlamıştım. O evdeki yaşadıklarımızdan, her şeyden uzaklaşmak için bunun iyi bir fikir olacağını düşünüyordum. Biraz bakındım ve satın aldım.”
Lavender anladım dercesine kafa salladı ve bahçenin içine konuşlandırılmış u şeklindeki eve baktı. Boyası eskimiş evin çatısında sıkıntılar olduğu belliydi ve tek katlıydı. Ortasında küçük bir piknik masası ve kırık sandalyeler vardı. Bahçenin etrafını gardenyalar süslerken meyve ağaçları dört bir yanındaydı. Çitler belli bir yerden sonra bitiyordu. Çimenlerin arasında yabani otlar olmasına rağmen bahçe çok güzeldi. Elden geçirildiği takdirde muhteşem olacağını hayal eden Lavender burayı şimdiden çok sevmişti. “Bu muhteşem bir fikir...” dedi şaşkınca. Evin ortasında duran dış kapının hemen yanında çiçek saksıları asılıydı ama içinde çiçek yoktu. “Bir de arka tarafta senin için güzel bir yer var...” dedi Maxi heyecanla.
Lavender hevesle evin kapısına koştuğunda Maxi tebessüm etti. Bebeğini kaybetmişti evet ama Lavender bunun üstesinden geldiyse kendisi de gelebilirdi. Bu yeni yuvada sadece ikisi kalabilir ve Tarnish’ten uzakta mutlu olabilirdi. Bu inanca sıkıca tutunmak istedi ama içinden bir ses felaketi sezebiliyordu. Şimdilik bu kötü düşünceyi bir kenara atıp Lavender’ın arkasından gitti.
Lav çoktan evin arka tarafındaki minik camlı kulubeyi fark etmişti. Kare şeklindeki ve içine ancak dört kişinin sığabildiği tamamen camdan yapılmış kulubenin içine güneş yansıyordu. Tezgahların üzerinde boş çiçek saksıları vardı. “Burada lazım olabilecek her türlü bitkiyi yetiştirebilirsin diye düşündüm.” dedi beğenip beğenmediğini görmek için kafasını eğerek. Lavender gözleri dolu halde Maximillian’a baktı. “Bayıldım...” derken sesi hüzünlü çıkmıştı. Eve de bahçesine de kendisine ait bu küçük cam eve hayran kalmıştı.
Gidip Maximillian’ın boynuna atladı ve sıkıca sarıldı. Maxi ona soğuk davranmayı bırakarak kollarını Lavender’ın beline doladı ve derin bir iç çekti. Kızıl saçlarını yavaşça okşayıp geçmişin izlerini zihninden yok etmeyi denedi. “Öyleyse kolları sıvayalım Lavender! Bir an önce bu evi adam etmemiz gerekiyor.”
“Öyleyse Jaxon’a haber vereyim. Gelip yardım etsinler. Eski kırık eşyaları atalım!” Lavender hevesle kollarını indirdi ve arka kapıdan eve girdi. İçerideki odaları hızlıca gözden geçirirken küçük bir oda fark etmişti. Tıpkı bebek odası olacak boyuttaydı. Hüzünlü bir ifadeyle omuz silkip mutfağa girdi. Su yeşili tonlarındaki mutfağın manzarası bahçeye bakıyordu. İçi mutlulukla dolmuştu. Maximillian gelip tezgaha yaslandı ve tebessüm etti.
“İyisin değil mi? Seni... Yani öyle... Bebeğimizi kaybettiğin günlerde yanında olamadığım için kızgınım kendime.” Kendini açıklamaya çalışan Maximillian gözlerini yerden ayıramıyordu. Lavender sesini çıkarmadan Maximillian’ın kendini ifade etmesini izledi. “Tarnish’e inanamıyorum. Seni bıçaklamasına bir de belki de... Yani sahip olabileceğimiz tek çocuğu öldürdüğü için...” Derin bir nefes aldı ve gergince saçlarını karıştırdı.
“Bekle Maxi... Çocuk doğana kadar büyük büyücü olacaktım yine de...” Bu fikir şimdi aklına gelmişti Lavender’ın. Belki de yine kaybedecekti çocuğunu. Maxi gözlerini ona çevirdi. “Bu Tarnish’in yaptığını unutturamaz yine de.”
Lavender bilmiyorum dercesine omuz silkti ve gözyaşlarını geri gönderdi. “Bunu unutalım Maxi. İşte bu yüzden haberin olmamasını diledim ben de. Tekrar üzülmeni istememiştim.”
“Lavender acılarını paylaşamayacaksan ben burada neden varım?” dedi Maximillian isyan ederek. Gelip Lavender’ın yüzünü avuçları arasına aldı ve gözlerini gözlerine kenetledi. “Bana söz ver.”
Lavender yutkundu. Maxi’nin mavi gözleri titreşiyordu. “Tamam söz veriyorum.” dedi Lavender ciddiyletle. Aralarının hiçbir nedenle açılmamasını istiyordu. Acılarını paylaşacağı Gemma olmadığına göre bunu Maxi ile yapabilirdi. Maxi tebessüm edip Lavender’ın dudaklarına sıkı bir öpücük bıraktı ve kollarını bedenine doladı. Lavender rahatladığını hissederek gülümsedi ve geri çekildi. Bu defa kendisi Maximillian’ın yüzünü avuçları arasına aldı. Maxi şaşırmıştı. “Ne yapıyorsun?” dedi gülerek. Lavender gülümsemesini bastıramamıştı. “Kontrolü elime alıyorum.” dedi Lavender. Maxi dişlerini göstererek güldüğünde Lavender kıkırdadı. “Zindanlardayken kontrol hep bendeydi unuttun mu?” dedi o günleri hatırlatarak. Maximillian tek kaşını kaldırıp gözlerini çevirdi. “Haklısın! Hey bir yabancının üzerine atladığın günleri nasıl unutabilirim!”
“Kendini de mi kıskanıyorsun artık Maxi?” dedi Lavender gülerek. Maxi bir süre bunu düşünür gibi kaşlarını çattı ardından dudaklarını birbirine bastırdı. “Galiba bu doğru...” dediğinde beraber kahkaha atmışlardı.
Gece olana kadar ufak tefek işlerle uğraşmış evdeki çer çöpü dışarı çıkarmışlardı. Lavender büyüyle bahçedeki yabani otları ayıklarken Maximillian’da mutfak tezgahlarını yeniden monteliyordu. Evdeki elektrik açık olmadığı için karanlığa gömülmüşlerdi. Bir şey vardı ki o da Tarnish’in onları uzaktan izlediklerinin farkında olmadıklarıydı.
Karanlık yüzünden gizlenen Tarnish yaptığı hatayı fark etmişti ama gururuna yedirip de Maximillian ile konuşacak cesareti bulamıyordu kendinde. Viserly’ye geri dönüp o eski evde kalmak ve hayatını sorgulamak istemiyordu. Burada Lavender ile birlikte mutlu mesut yaşamak istiyordu. Yanağındaki ıslaklığı hissedince afallayarak elini yanağına götürdü. Sessizce ağladığının farkında değildi.
Gözyaşlarını silerken afallamış ve çalılıklar arasında ses yapmıştı. Çöp poşetini taşıyan Maxi çalılıklardan gelen sese baktı meraklanarak. Küçük bir misafirleri varsa onu evin yeni üyesi yapmaya hazırdı. Biraz daha dikkatli bakınca Tarnish’i fark etmiş ve kaşlarını çatmıştı.
“Ortaya çık seni gördüm.” dedi sakin tutmaya çalıştığı sesiyle. Sanki yaramazlık yapan küçük çocuklarını görüyordu karşısında. Tarnish kahretsin diyerek çalılıklardan çıktı ve mahcup bir ifadeyle yanına doğru yürüdü. Ay tepedeydi ve elektrik bu bölgede az olduğu için yıldızlar muhteşem görünüyordu. Lavender kafasını gökyüzünden çevirip Tarnish’i fark etmişti. Yavaşça Maximillian’a doğru yürüyordu.
“Özür dile.” dedi Maxi sertçe. Tarnish yok artık dercesine kafasını kaldırdı hızla hemen sonra açık kalan ağzını geri kapamıştı. Maxi taviz vermeyen bir suratla kaşlarını çatıp kafasını olumsuz manada salladı. Elindeki çöp poşetini bıraktı ve arkasını döndü. “Özür dilerim Maximillian.” dedi Tarnish birden. Lavender hayretler içerisinde onları seyretti. Bir ateşkesin gerçekleşiyor olmasına sevinmişti.
“Özür dilerim Lavender.” dedi sonra da. Maxi derin bir nefes aldı ve Tarnish’e önünü döndü. Göğsünü şişirmişti. Tarnish mahcubiyetle kafasını eğmiş çimenlerle uğraşırken bu görüntüsü oldukça abes duruyordu itiraf etmeliydi. “Ben kendimi kontrol edemiyorum.” diye devam etti Tarnish yutkunarak.
“Kendini acındırma artık Tarnish. O seviyeyi çoktan geçtin sen. Özür dilesen de seni affedemem. Lütfen burayı terk et.”
“Maxi...” dedi Tarnish çaresizce kirpiklerini kırpıştırarak. Maxi gözlerini Tarnish’in gözlerinde bir saniye bile ayırmadı. “Beni duydun sanıyorum Tarnish. Git Roberto’ya rakip ol ya da kendi başını belaya sok artık umurumda değilsin.”
Tarnish son çare Lavender’a baktı üzgünce. Lav bir şey diyemezdi. “Lavender bir kez bu acıyı yaşıyor olabilir ama bu benim için kaçıncı anlıyor musun? Seni nasıl affedeyim? Neden affedeyim?”
Tarnish yeteri kadar gururunun zedelendiğini hissederek kafasını kaldırdı ve gözyaşlarını sildi. “Sen de beni öldürdün zamanında ben seni affetmiştim.” dedi dişlerinin arasından. Maxi derin bir nefes çekti içine. Gardenyaların güzel kokusu bile Tarnish’in varlığını silip atamıyordu. “En azından ben masum birine zarar vermemiştim.”
Tarnish şaşkınca kaşlarını kaldırdı ve bir şeyler demek için ağzını araladı ama hiçbir mantıklı sebep bulamadı. O zaman yaptıkları fazlasıyla kötüydü ve bir çok insana eziyet etmişti. O zamana göre iyi idare ettiği bir sene olmuştu ama bu senenin içinde dahi uslu durmayı başaramamıştı.
“Affetme o zaman.” dedi ve hırsla arkasını dönüp karanlığın içinde kayboldu. Lavender omuzlarını düşüren Maximillian’ın yanına gitti ve elini tuttu. Maxi yalandan gülümseyip Lavender’ın elini sıktı ve iyiyim dercesine saçlarına bir öpücük kondurdu. “Her şey geçecek Lavender.”
“Biliyorum Maxi...”