Sağ ve Sol'un Çatışması

1876 Kelimeler
Eve geldiğimde annem ve babam halen işten dönmemişlerdi. Üst kata çıkıp ilk önce Batur’un odasına uğrayarak ona geldiğimi haber verdim ve odama geçtim. Masamın üstünde duran diz üstü bilgisayarımı alarak yatağıma geçtim. Meditasyon sırasında gördüklerim hakkında tekrar bir araştırma yapmak istiyordum. Arama motoruna ‘Ülgen Atılganın oğlu’ yazdım ve arama tuşuna bastım. Kısa bir süre sonra birçok sayfa çıksa da hiçbirinin içeriğinde Ülgen Atılgan’ın oğlu hakkında bilgi yoktu. Neden bu kadar gizli bir durumdu? Ülgen Atılgan’ın 1993 yılında evlendiği ve 5 yıl sonra 1998 yılında eşinin organ yetmezliğinden dolayı öldüğü haberinden başka bir haber yoktu. Organ yetmezliği? Bu annemin üzerinde çalıştığı proje değil miydi? Yapay organlar için çalışmalar yaparken hücre yenileme serumunu bulmuştu. Belki de bu çalışmayı eşi için finanse etmişti. Bu mantıklıydı. Peki oğlu? Kadın ölmeden önce hamile miydi? Haberlerde bu konu hakkında hiçbir bilgi yoktu. Bilgisayarın kapağını kapatıp yatağımın yanında ki komodine koydum. Geriye doğru yatağıma yatıp gözlerimi tavana diktim. Oğlu hakkında neyi gizliyordu. Tesiste yaptırdığı deneylerle bir ilgisi var mıydı? Oğlunun çok vakti olmadığını söylemişti. O zaman bu oğlunun ölümcül bir hastalığı olduğunu gösteriyordu. Peki, şimdi oğlu ölmüş olabilir miydi? Yoksa onu yaşatmanın bir yolunu bulabilmiş miydi? Düşünceler içinde gözlerimin kapandığını fark etmemle daha fazla kendimi zorlamadan kendimi uykuya teslim ettim. Gözlerimi karanlık bir sokakta açtım. İki tarafı binalarla dizili bir yol vardı önümde. Sokakta ki birkaç lamba dışında diğer lambalar sönmüştü. Bu da sokağın karanlık kalmasını sağlamıştı. Neredeydim ben? En son yatağımda olduğumu anımsayabiliyordum. Rüya mı görüyordum. Ellerimi kendi isteğimle havaya kaldırabildiğimde bunun diğer rüyalar gibi olmadığını anlamıştım. Hareketlerimi kontrol edebiliyordum. Ellerimi geri iki yanıma indirdim. Gözlerimle sokağın diğer ucuna doğru baktım. Burada görmem gereken bir şey mi vardı? Kadere fazlasıyla inanan biriydim. Gördüklerim ve karşılaştığım şeylerin hep bir sebebi olduğunu düşünüyordum. Bu yüzden yaşadığım olayları, karşılaştığım her şeyi en ince detayına kadar inceliyordum. Kaçırdığım bir şey olmaması için. Evrenin karşımıza çıkardığı her şey bir tesadüf sonucu olamazdı. İçlerinde elbet bir mesaj barındırıyordu. Önemli olan bu mesajı çözebilmekti. Karanlık sokağı aydınlatan bir kaç sokak lambasıyla beraber gökyüzünde mavi bir dolunay vardı. Ay’ı izlemeyi seven biri olarak ilk defa bu kadar büyük görüyordum. Mavi olması bir anlam taşıyor muydu? Bakışlarımı geri karanlık sokağa diktim ve yavaş adımlarla yürüyerek çevremde ki binaları incelemeye başladım. Sağ tarafımda ki binalar güzel ve bakımlı binalardı. Her evin balkonunda bitkiler vardı. Binaların yüzü daha yeni yapılmış gibi çok güzel duruyordu. Bakışlarımı bu sefer sol tarafımda ki binalarda gezdirdiğimde bu binaların sağda ki binalara göre daha bakımsız olduğunu gördüm. Çok eski ve yıkıldı yıkılacak gibi duruyorlardı. Ayakta durmalarına bile şaşırmıştım. Sadece üflesem bile yıkılabilirlerdi. Sokağın sonuna yaklaştığımda her iki tarafta da park olduğunu gördüm. Her iki parkta da çocuklar oynuyordu. Sağda ki parkta ki çocuklar daha renkli kıyafetler giymiş ve daha temizdiler. Çok sağlıklı ve canlıydılar. Solda ki parkta ki çocuklar ise oyun oynasalar bile yorgun ve güçsüzdüler. Üstlerinde ki kıyafetler yırtık ve renkleri solmuştu. Birkaç çocuğun öksürdüğünü gördüğümde de sağlıkları konusunda endişelenmiştim. Gördüklerimin ne gibi bir anlamı vardı bilmiyorum. Sol tarafta ki parka doğru ilerlemek istediğimde ayaklarımı kımıldatamadım. İkisi de oldukları yerde kalmışlardı. Etrafıma baktığımda tam karşımda sağ taraftaki parkın yanında kendimi gördüm. Parkta ki çocukları izliyordu. Üstünde okul kıyafetlerim vardı. Bu gördüğüm bugün ki bendim. Bu sırada parkta ki çocuklardan biri topunu yola doğru kaçırdı. Topunu yoldan almak için atlayan çocuğun üstüne bugün ki gördüğüm kamyonun aynısı geliyordu. Parkın hemen yanında duran ben de bu durumu fark edip kamyona doğru odaklandı ve kamyon çocuğa çarpmadan durmuştu.  Küçük çocuk yerde ki topunu alarak parka geri döndü ve diğer çocuklarla oynamaya devam etti. Bu esnada dikkatimi sol parkta ki çocuklar çekti. Çocuklardan biri elinde ki topunu yola doğru kaçırdı. Aynı şey tekrar mı ediyordu? Çocuk öksürerek yola atladı ve topunu almak için eğildiği esnada nereden geldiğini anlamadığım bir kamyon çocuğun üstüne doğru sürmeye başladı. Sağ parktaki çocukların yanında olan kendime baktığımda onun da sol tarafta kalan çocuğa odaklandığını gördüm. Ancak hiçbir şey yapmadan olanları izliyordu. Neden bir şey yapmıyordum? Az önce ki gibi neden kamyonu durdurmak gibi bir harekette bulunmuyordum? Ayaklarımı oynatıp çocuğa yaklaşmak istediğimde yapamadım. Öbür kendime bağırmaya çalıştığımda dudaklarım resmen birbirine kenetlenmiş gibiydi. Sakinleşmeye çalışıp kamyona odaklandım. Durdurmak için çabaladığımda kamyon durmadı, çocuğun üstüne sürmeye devam etti. Bu sefer bütün gücümü kullanmak için ellerimi uzattığım anda kamyon çoktan çocuğa ulaşmıştı. Çocuğa çarpacağı anda bir ışık patladı. Karanlık hava bir anda kızıl bir gökyüzüne döndü. Gözlerimi gökyüzüne çevirdiğimde az önce gördüğüm masmavi dolunayın yerini kızıl bir dolunay almıştı. Bu ne demek oluyordu? Çocuğu kurtaramadığım için mi böyle olmuştu? Nefes nefese kalmış bir şekilde gözlerimi açtığımda nerede olduğumu algılayabilmek için kendime biraz zaman verdim. Yatağımda oturur pozisyona geçip odamı inceledim. Derin bir nefes verirken başımı iki elimin arasına alıp gözlerimi kapattım. O çocuğu neden kurtaramamıştım? İki taraf neden birbirinden farklıydı? Almam gereken mesaj tam olarak neydi? Bir duş alıp rahatlamak için odam da buluna banyoya ilerledim. Banyoya girip suyun altına girdiğimde biraz olsun rahatlamıştım. Duş boyunca zihnimi meşgul eden sorular ve düşüncelerden kurtulamasam da en azından uyandığım ana göre biraz daha sakinleşmiş hissediyordum kendimi. Duştan çıkıp kıyafetlerimi giydim. Islak saçlarımı havluyla nemini alıktan sonra kurutmadan öylece bırakım. Hiç kurutma makinesiyle uğraşacak gücü bulamıyordum kendimde. Rüyamı unutmamak için eskiz defterimi alarak çalışma masama oturdum. Rüyamda gördüğüm detayları çizmek için çizim kalemlerimi çıkardım. İlk sayfada gördüğüm sokağı çizdim. Sağ tarafta yeni ve bakımlı evler sol tarafta eski ve bakımsız evleri çizdim. Daha sonra diğer sayfaya geçtim. Bu sayfaya da rüyamda gördüğüm iki parkı çizdim. Çizimlerim bittikten sonra iki sayfa da göz gezdirip tam olarak neyi anlamam gerektiğine dair düşünceler içine girmiştim. Neden bir çocuğa yardım edip diğerine yardım etmemiştim? Bu gerçek hayatta yaptığım seçimle mi ilgiliydi? Bir anlığına aklıma gelen herkese yardım edemiyorum düşüncesiyle anlatılmak istenen şeyin bu mu olduğuna dair emin olamadım. Yardım ettiğim çocuk bakımlı ve sağlıklıyken yardım etmedim çocuk tam tersiydi. Bu ayrım yaptığımı gösteriyordu? Ama böyle bir şey yoktu. Gördüğüm her çocuğa yardım ediyordum. Dış görünüşlerine asla bakmamıştım. Burada ki anlamın dış görünüşle olmadığını anlayabilirdim o zaman. Dış görünüş değilse başka ne olabilirdi? Gerçek hayatta yaptığım seçimi düşündüm. O an orada durup çocuğa yardım etmeseydim belki de ağır yaralanacaktı diğer bir ihtimal ise ölmesiydi. Bu onun kaderini değiştirdiğimi gösteriyordu. Güçlerimi sadece belirli yerlerde kullanarak hata mı yapıyordum? Saate baktığımda annem ve babamın gelmesine bir ki saat olduğunu gördüm. Akşam yemeğini hazırlamak için odamdan çıkıp mutfağa indim. Buzdolabına açarak evde bulunan malzemelere baktım. Kafamda kısaca akşam yemeği menüsünü oluşturduğumda işe koyulmak için hala biraz nemli olan saçlarımı bileğimde ki tokayla topladım. Buzdolabından malzemeleri çıkardığım sırada Deva ve Batur mutfağa girmişlerdi. Batur boynunu esnetirken Deva masanın yanında ki sandalyeye oturmuştu. Anlaşılan acıkmışlardı. Yoksa hayatta bilgisayarı bırakıp odadan çıkmazlardı bütün gün. Batur, boynunu esnettikten sonra “Ee, ne yiyoruz ufaklık?” diyerek yanıma doğru geldi. İki saat sonra Akşam yemeği için ailecek masaya oturduk. Deva biz de olduğu için Zeynel amca da bize katılmıştı. Şimdi hep birlikte yemek yiyorduk. Sargılı ellerim Zeynel amcamın dikkatini çekmişti. “Ellerinde ki yaralar geçmemiş miydi?” diye sordu. Yemek yaptıktan sonra unutmadan elimi sargı beziyle sarmıştım. Annem ve babam gelince de onlara durumu anlatmıştım. “Bugün ormanda okuldan biriyle karşılaştım. Koridorda olanları görmüş. Neyse ki ellerim cebimdeydi. Yaralı olmadığını görmedi.” Diyerek açıkladım. Zeynel amcanın kaşları havaya doğru kalktı. “İyi düşünmüşsün sarmakla. Daha sonrasında okula gideceğin aklımdan çıkmış.” Ona gülümseyip yemeğe devam ederken aklıma babamlara Ülgen Atılgan’ın oğlu olup olmadığı hakkında bir bilgileri var mı diye sormak geldi. Neden sorduğumu sorarlarsa onlara meditasyon sırasında gördüklerimi anlatıp anlatmamak arasında kalmıştım. Bu durum bir kereliğe mahsus olabilirdi. Bir daha aynı şeyi yapabilirdim. Ailemden bir şey saklamak istemesem de yeni keşfettiğim şeylerde aceleci davranmak istemiyordum. Bu konuyu daha detaylıca öğrenebilmek için bir daha meditasyon yapmam gerektiğini düşündüm. Sorularımın cevaplarını ancak öyle öğrenebilirdim. Annem, yemeğinden bir lokma daha aldıktan sonra bana döndü. “İstersen yarın okula gitmeyebilirsin. Senin için bir rapor ayarlayabilirim.” Kısa bir anlığına bu durumu düşündüm. Okula gidip gitmemek benim için avantaj mıydı? Yarın gitmememle sonra ki gün gitmemi arasında fark olmayacağını düşünerek başımı ‘hayır’ anlamında iki yana salladım hafifçe. Bir şeyleri ertelemenin bir anlamı yoktu. “Sorun değil. Okula gidebilirim. Ellerim sargılı olsa da gerçek bir yaraya sahip değilim.” Deyip gülümsedim. Annemde başıyla onaylayıp yemeğine geri döndü. Babam ve Zeynel amca işleri haklarında konuşmaya başladılar. Deva, Batur ve ben yemeğimizi bitirip masadan kalkmıştık. Beraber bahçeye çıkıp yerde ki puflarda oturduk. Gözlerimi bahçede ki çiçeklerde gezdirirken aklıma rüyam gelmişti yine. İçinde ki anlamı tam olarak çözemediğim için bir süre aklımı kurcalayacağına eminim. Omzuma dokunan el ile birlikte sol tarafıma döndüm. Deva elimi omzuma koymuştu. “Ne düşünüyorsun böyle derin derin?” Batur’un dikkati de yüzümdeydi. Rüyamı onlara anlatıp farklı bir gözden fikir almanın belki bir faydası olur diyerekten onları her ayrıntısıyla rüyamı anlattım. Batur ve Deva önce birbirlerine kısaca bakıp düşünmeye başladılar. Batur, sessizliği bozdu. “Belki de gerçek hayatta yaşadığın ikilemi görmüşsündür rüyanda.” Gözlerimi, gözlerime dikip “Ne gibi?” diyerek açıklamasını istedim. “Şunun gibi, gerçek hayatta o çocuğa yardım edip etmemen anlamında bir karar aşaması yaşadın değil mi? Çünkü diğer bir faktör çocuğun kaderinin değişmesinin yanı sıra senin de fark edilme korkun vardı. Belki de yaşadığın bu ikilem rüyana bu şekilde yansıdı. Bir duygusal tarafın yani sağ taraf yaptığın seçimin sana yansımasını gösterirken, sol taraf yani daha çok mantığının bastığı kısmı kullandığında bunun sana yansımasını göstermiş olabilir. Kısaca o anda sol tarafı seçseydin belki de mutlu olmayacaktın. Sol tarafın neşesiz ve cansız halini temsil ediyor olabilir.” Söyledikleri mantıklı gelmişti. Deva, şaşkınlıkla Batur’a bakarken “Bu nereden aklına geldi böyle?” dedi. Batur, oturduğu pufta biraz daha yayılırken şöyle açıkladı. “Gördüğümüz rüyalar gerçek hayatta ki yaşadıklarımızla ilgili olduğunu biliyoruz. Sağ ve sol taraf ilişkisine gelirsek bu da beyinle alakalı. Beynimizin sağ tarafı daha duygusaldır. Sağ beynimiz arzularının peşinden gider. Sadece onlar için çalışır. Beynimizin sağ tarafı daha çok hayalcidir. Sonuçları düşünmez sadece yapmak istediklerine odaklanır ve yapar. Ayrıca sağ beynin önceliği başkalarıdır.” Kısa bir süre duraksayıp Deva’nın söylediklerini algılamasını bekledi ve devam etti. “Beynimizin sol tarafı ise daha çok mantıklı tarafımızı temsil eder. Sol beynimiz yeniliklere açık olmadığı gibi koruyucu ve tutucudur. Sol beynimiz sürece ve sonunda ki sonuca odaklanır. Bu da karar verirken sonuç faktörünü daha çok önemsediğini gösterir. Mesela az önce dediğim sağ beynin önceliği başkalarıyken sol beyin bu önceliğin önce kendine mi olması gerektiğine ya da başkasına mı olmasını gerektiğine karar vermek için süreci inceleyip sonuca bakar. Ayrıca sol beyin hayalcilikten uzak daha çok gerçeğe odaklıdır. Pembe düşler kurmaz yani.” Bu demek oluyordu ki rüyamda gördüğüm sağ ve sol beynimin o anki karar anında verdiğim çatışmayı rüyama taşımıştı. Rüyamda eğer sol tarafımı seçseydim gerçekten mutsuz olacağıma ve kendimi suçlayacağıma emindim. O anda mantıksal tarafımdan daha çok, duygusal tarafım ağır basmıştı. Ve bu durumdan oldukça memnundum. Bu beni mutsuz etmemişti. Aksine bu hayatta yapabileceğim bir şeyler olabileceğini gösteriyordu. Diğerleri gibi değildim. Farklıydım. Yine de bu farklılık belki de kötü değildir. Belki de bir anlamı, bir amacı vardır. Batur’un söyledikleriyle beraber biraz olsun rahatlamıştım. Ayağa kalkıp onun yanına geçtim ve sıkıca sarıldım. O da bana sarılırken Deva’da bizi kıskanarak üstümüze çullandı ve gülüşme seslerimiz tüm bahçede yankılanmaya başlamıştı. Bahçede geçirdiğimiz güzel vakitten sonra odama çıkmıştım. Yarın okul olması sebebiyle çok geçe kalmadan Deva ve Zeynel amca eve dönmüşlerdi. Pijamalarımı giyip yatmadan önce masamda açık duran eskiz defterime gidip en son çizdiklerime baktım. Ve iki sayfanın altına kısaca not düştüm. “Ne olursa olsun hangi tarafı seçersem seçeyim asla ‘keşke’ demeyeceğim.” 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE