Okul

1809 Kelimeler
Sınıftan içeri girdiğimde daha birçok kişinin gelmediğini görmüştüm. Deva ile oturduğumuz sırada yine onu uyurken buldum. Bu çocuk kesinlikle sabah insanı değildi. Yanına geçip oturduğumda sol kolumu sıraya doğru uzatıp üstüne yattım ve gözlerimi kapattım. İnsanların uyuduğumu düşünmesini istiyordum. Sınıfın kalabalıklaştığını duyduğum seslerden anlayabiliyordum. Bu süre içinde bir çok bakışın önce elime daha sonra yüzüme odaklandığını hissettmiştim. Geçen dakikaların ardından ders zilinin çalmasıyla başımı yasladığım kolumdan kaldırdım. Zile rağmen uyanmayan Deva’yı dürttüm.  Gözlerini açıp kısa bir süre bana bakıp gözlerini kapattı. Daha sonrasında kollarını geriye doğru esneterek yattığı yerden kalkıp arkasına yaslandı. Bana doğru tekrar döndü. “Günaydın ufaklık.” “Günaydın. Dün gece uykunu alamamış gibisin.” Sırtını pencerenin kenarına doğru yasladı. Sınıfta gözlerini gezdirirken “Rüyamda Batur ile maç yapıyorduk. Sürekli gol attı şerefi olmayan kişi.” Küfürlerden hoşlanmadığımı bildiği için ettiği küfrü kendince sansürlemişti. Bu haline güldüm. “Desene ne gerçek hayatta ne de rüyalarında yenebiliyorsun abimi.” Sınıfta gezdirdiği gözlerini bir anda bana dikip kızgın bir şekilde baktı. “Hay senin abine!” dediğinde gülmeye başladım. O da bir süre sonra güldü. “Bugün bari yardımcı ol şu güzel kardeşine.” “Nasıl yardımcı olacağım tam olarak?” Dilini bir anlığına dudaklarında gezdirip, dudaklarını ıslattıktan sonra çok önemli bir sır verecekmiş gibi öne doğru eğildi. “Dikkatini dağıtarak.” Söylediği şeyle gözlerimi devirip arkama yaslandım. Öğretmenin geleceğini hissederek kapıya döndüm. “Hile yok Deva. Hakkınla yen.” Cümlemi bitirince öğretmen sınıfa girmişti. Bu yüzden bana cevap veremeyen Deva nefesini sesli bir şekilde dışarı verip bana ters ters baktı. Öğretmen ders başladığında defterimi çıkartıp not tutmaya başladım. Ders fizikti. Ben bu konuları tesiste aldığım derslerden öğrenmiş olsam da sanki ilk kez görüyormuş gibi defterime hızlıca yazıp, okuyup tekrar ediyordum. Tesisin bana kattığı artı yanlardan biri belki de buydu. İleri derece verilen dersler sayesinde okul hayatımda çokta zorlanmamıştım. Fakat bazı şeylerin zamanında öğrenilmesi gerektiğine inanıyordum. Mesela yürümeyi öğrenmeden koşmayı öğrenirseniz arada bir şeyleri hep kaybedersiniz. Düştükten sonra kalkmayı, sessizce konuşmayı öğrendikten sonra bağırmayı öğrenmek gerekiyordu. Ders bittikten sonra defterimi kapatıp arkama yaslandım. İlk dersin fizik olması o kadar da iyi değildi. Bütün enerjimi ilk dersten bitirmiş gibi hissediyordum. Sınıftaki herkes hava almak için sınıfı yavaş yavaş terk etmeye başlamıştı bile. Deva’ya ne yapacağımızı sormak için dönecekken sıramın yanında dikilen kişiyle birlikte ona döndüm. İlk baktığımda mavi gözleri dikkatimi çekti. Bu kişi Eliz’di. Bugün yanıma gelmesini bekliyordum. Dün sürekli Deva’ya iyi olup olmadığımı sormuş okulda. Daha sonrasında da akşam mesaj atmış. Dün ki olaydan dolayı kendini sorumlu hissediyordu. Ama sonuçta isteyerek yapmadığını biliyordum. Bu yüzden çok da umursamamıştım olanları. “Merhaba Beren, ben Eliz.” Diyerek kendini tanıttıktan sonra devam etmeden kısa bir süreliğine gözleri sargılı ellerimde gezdi. O kadar üzgün bir şekilde bakıyordu ki bir anlığına sargılarımı çözüp elimin hiçbir şeyi olmadığını göstermek istemiştim. Tabi, bu sefer duygusal tarafımdan çok mantık tarafım daha ağır basıyordu. “Merhaba Eliz.” Diyerek karşılık verdiğimde gözlerini elimden çekip hafif bir gülümsemeyle yüzüme baktı. “Ben dün için senden özür dilerim. Gerçekten böyle olacağını hiç tahmin etmemiştim. Çok üzgünüm.” Nefes bile almadan cümleleri arka arkaya söylediğinde cümlesi bitince nefes nefese kalmıştı. Rahatlaması için gülümseyerek. “Gerçekten önemli değil Eliz. Sonuçta isteyerek yapmadın.” Özrünü kabul etmemle beraber derin bir nefes vermişti. Bakışlarını tekrar elime indirdiğinde “Çok acıyor mu?” diye sordu. Başımı iki yana salladım. “Hayır, acımıyor merak etme.” Rahatlamış bir şekilde gülümsedi. Deva başını arkadan bize doğru uzattı. “Sana dün de söylemiştim Eliz, Beren için bu hiçbir şey. O iki erkekle büyüdü. Başına neler neler geldi bir bilsen.” Bu konuda maalesef haklıydı. Deva ve Batur çok hareketliydi. Ben de onlara ayak uydurunca az yararlanmamıştık. Tabi, ben biraz abartmıştım. Çünkü yaralarım sadece bir dakika içinde iyileşiyordu. Ama yine de ailemden azar işitiyordum. Yaralarım her seferinde iyileşse de onlar sanki hiç iyileşmeyecekmiş gibi endişeleniyorlardı. Eliz, Deva’nın abarttığını düşünerek gözlerini devirdi ve bana döndü. “Okulu daha hiç gezmedin değil mi?” Başımı iki yana salladım. “O zaman bu görev benim. Sana okulu gezdireceğim.” Cevap bile veremeden beni kolumdan tutup kaldırdı. Deva’ya baktı. “Sen de bize katılmak istersen sessiz olman şartıyla gelebilirsin.” Deva, ayağa kalkarken “Tabi ki!” dedi ve beraber sınıftan çıktık. Eliz, konuşmaya başladığında onu dinledim ve gösterdiği yerlere baktım. “Bu katta sadece 11. Sınıflar var. Üst katta 12. Sınıflar, onların üstünde 9. Sınıflar ve en üst katta 10. Sınıflar var. Üst katta yani 12’lerin olduğu katta müdür odası ve öğretmenler odası bulunuyor. Bir söylentiye göre 12’ler fazla taşkınlık yapmasın ve sınava odaklansınlar diye idarinin bulunduğu kata almışlar 12’leri.” Merdivenlerin oraya geldiğimizde durdu ve üst kata çıkan merdivenlere doğru baktı. “Onlar için çok üzülüyorum.” Gerçekten üzgün olduğuna inandığım anda ifadesini değiştirerek gülümsedi ve alt kata inen merdivenlerden inmeye başladık. “Her katta erkekler ve kızlar tuvaleti bulunuyor. Giriş katta,” sağ tarafını göstererek “basketbol sahasına ve futbol sahasına giriş var. Basketbol sahasının içinde voleybol sahamızda var. Ayrıca söylemem gerek okulumuzun sahaları tüm diğer okullarınkinden büyük.” Daha sonra sol tarafını gösterdi. “Bu kapıdan da yemekhaneye ve kantine gidebiliyoruz.” Okula dışarıdan bakan biri bunu fark edebilirdi. İki saha için iki ayrı bina yapılmıştı. Eliz’e yüzüne yandan bir bakış atarak “Anlaşılan okul özellikle bu iki spor dalına daha çok önem veriyor.” Dedim. Dün kupalara baktığımda bu iki spor dalına ait birçok kupa görmüştüm ve hepsi neredeyse birincilik kupalarıydı. Arada birkaç tane ikincilik kupası vardı o kadar. “Aslında doğru bir tespit ama okula yeterli kişi sayısıyla diğer spor dalları için başvuruda bulunursan tesislerden yararlanman için girişimde bulunuyorlar. İlgilendiğin bir spor dalı var mı?” Okulun bu yönünü çok sevmiştim. Deva’da sık sık okulun spor müsabakalarından bahsederdi. Neredeyse her alanda öğrencilerine destek veren bir okuldu. Eliz’in sorusuyla beraber düşündüm. Genel anlamda her spor alanıyla ilgileniyordum. Küçüklükten beri Deva ve Batur ile oynadığım için, futbol, basketbol, voleybol ve masa tenisinde gayet iyiydim. Ama özellikle voleybol oynamayı seviyordum. Basketbolu da seviyordum ancak bir takıma girmem için boyum yeterli uzunlukta değildi. “Sanırım daha çok voleybol.” Eliz bir anlığına yerinde durdu ve zıpladı. “Ay bunu duyduğuma çok sevindim. Karşında voleybol takımının kaptanı duruyor.” Eliyle kendini gösterdi. Daha sonrasın da devam etti. “Bu yıl da seçmeler yapılacak takım için. Mezun olanlardan dolayı takımda eksiğimiz var. Katılmak ister misin?” Sorusuyla beraber duraksadım ve yanımızda yürüyen daha çok telefonuyla ilgilenen Deva’ya baktım. Bakışlarımı ondan çekip yere bakıp düşündüm. Daha önce ki okullarımda da voleybolla ilgilensem de bir takım içinde bulunmamıştım hiç. Bir anlığına bunu aslında istediğimi fark ettim. Fakat spor kazaların gerçekleşebileceği bir olaydı ve ben dün ki gibi bir durumun içinde bulunmak istemiyordum. Başımı iki yana sallayıp hafif bir gülümsemeyle “Bir takıma girmeyi düşünmüyorum. Benim için daha çok hobi.” yanıtladım. Eliz, dudaklarını büzse de bir şey söylemedi. Israr etmemesine sevinmiştim. Kısa geçen teneffüsün ardından geri sınıfa dönmüştük. Fizik dersinin ikinci yarısına girerken sıkıntıyla nefes verdim. Gözlerimi camdan dışarıya dikip okulun bahçesini izledim. Bütün sınıflar derste olduğu için pek kimse yoktu. Geçen arka arkaya derslerin ardından sonunda öğle teneffüsüne gelmiştik. Öğle teneffüsünde herkes yemekhaneye indiği için bir saat sürüyordu. Bu konuda çok sevindim çünkü en az bir saatliğine derslerden uzaklaşmak iyi gelebilirdi. Deva ile merdivenlerin orada Batur’un aşağı inmesini bekledik. Batur hızlı adımlarla merdivenlerden inip Deva’nın omzuna vurup kolunu omzuma attı. Deva ona ters ters bakınca da gülümsedi. “Hadi gidelim çok acıktım.” Üçümüz birlikte merdivenlerden inerek yemekhanenin olduğu kısma ulaşmıştık. Sıraya girip tepsilerde yemeğimizi aldıktan sonra boş bir masaya oturduk. Elimde ki sargı parmaklarımı kapatmadığı için rahatça kullanabiliyordum. Yemek yerken Batur’a döndüm. “Ee, 12. Sınıf dersler nasıl geçiyor?” ağzında ki lokmasını yuttuktan sonra diğerini tıkmadan cevapladı. “11’lerden hallice.” Dün bütün gün okulda olmasıyla beraber sınıfta birkaç arkadaş edinmişti. Test çözdükleri içinde teneffüslere çok sık çıkmıyordu. Öğleden önce sadece bir kez yanımız uğramıştı. Sonra ki teneffüslerde ise test çözmeye devam etmişti. Bu yıl onun için önemliydi. Deva’nın birine el salladığını gördüğümde o tarafa doğru döndüm. Dün ormanda karşılaştığım ela gözlü çocuk bizim masamıza doğru geliyordu. Deva onu tanıyor muydu? Giray, “Afiyet olsun.” Diyerek masamıza oturdu. Deva, elindeki kaşığı bıraktıktan sonra bana dönerek Giray’ı gösterdi. “Dün Batur’la tanıştırdım ama seninle tanıştıramadım. Bu arkadaşım Giray, ortaokuldan beri arkadaşız.” Sonra beni göstererek Giray’a ismimi söyleyecek iken Giray, Deva’nın lafını kesti. “Biz tanıştık Deva.” Deva’nın kaşları çatılırken, Batur’da sonunda ki önünde ki yemeğinden başını kaldırıp önce Giray’a sonra da bana bakmıştı. Evet, iki kıskancın dikkatini çekmeyi başarmıştı Giray. Batur, Deva’dan önce davrandı. “Nerede tanıştınız?” Deva’da hemen arkasından “Ne zaman tanıştınız?” diye sordu. Giray’a izin vermeden ben cevapladım bu sefer. “Dün ormanda karşılaştık.” Verdiğim cevaptan sonra dün anlattıklarımla bağlantı kuran ikili çatılan kaşlarını düzelttiler. Giray, ikisine tuhaf bir şekilde baktıktan sonra bana döndü. “Elin nasıl oldu Beren?” “Gayet iyi.” Başka bir soru sormadan Deva ve Batur ile muhabbet ederek yemeğini yemeğe başladı. Ben de yemekhaneni yavaş yavaş boşalmaya başlamasıyla birlikte yemekhaneyi incelemeye başladım. Yemekhane baya büyüktü. Kapıdan girince sağ tarafta yemeklerin alındığı kısım bulunuyordu. Hemen karşı da ise kantin yer alıyordu. Yemekhanenin sol tarafında ise ön bahçeye direkt çıkan bir kapı bulunuyordu. Çoğu kişi yemeğini yedikten sonra o kapıdan çıkmıştı. Masalar dikdörtgen şekilde yan yana dizilmişti. Aralarında iki kişinin yan yana rahatça geçebileceği bir alan bulunuyordu. Duvarların üst kenarlarında buluna hoparlörden hafif sesli bir şekilde piyano sesini duyabiliyorduk. Gözlerimi masalarda gezdirdiğimde az kişinin kaldığını görmüştüm. Yemeğini bitiren ya direkt bahçeye çıkıyor ya da bizim masalarda oturup sohbet ediyordu. Bir anda gelen izlenildiğim hissiyle beraber çaprazımda duran masaya baktım. İki kişinin bana baktığını gördüğümde biraz garipsemiştim. Onlara bakmama rağmen bakışlarını bir süre çekmemişlerdi. Masada dört kişi vardı. Masada ki iki kişiyi tanıyordum. İkisi bizim sınıftandı. Biri Korcan, Eliz’in tartıştığı çocuktu. Diğeri ise Korcan ile sürekli yan yana olan Halil’di. Yoklama alınırken cevap verenleri takip ettiğim için ismini öğrenebilmiştim. Masada ki diğer iki erkeği ise tanımıyordum. Bana bakan Korcan ve Halil kısa bir süre bakışlarını çekip masada ki diğer iki kişiye bir şey söylediler. Bir süredir telefonuna odaklı olan siyah saçlı, kumral tenli çocuk başını kaldırıp benim olduğum tarafa bakınca göz göze gelmiştik. Bu mesafeden bile mavi gözlerini fark edebilmiştim. O gözlerini bana odaklayınca bakışlarımı kaçırdım. İçinde yoğun nefret barındıran biriydi. Bakışlarından bile hissedebilmiştim bunu. Aktardığı nefretin bana olmadığını anlayabilmiştim. Sanki daha çok her şeyden nefret eden biri gibiydi. Masamıza biri oturduğunda gelen kişiye baktım. Eliz, Giray’ın yanına ve benim tam karşıma oturmuştu. Eliz’in gelmesiyle beraber yaptığımız kısa bir muhabbetten sonra bahçeye çıkmıştık. Her ne kadar yemekhanede geçirdiğimiz süre uzun gibi gelse de sadece yaklaşık 25 dakikamızı orada geçirmiştik. Bahçe de yer alan potalara doğru ilerlerken Deva ve Giray top almak için okula geri girmişlerdi. Kısa bir basketbol müsabakası yapacaklardı anlaşılan. Bahçede köşede yer alan bir basketbol sahası vardı. Çok büyük sayılmazdı. Gerçek basketbol sahasının ölçülerinde değildi. Beden derslerinde basketbol sahası dolu olduğunda genelde beden öğretmenlerinin burada pratik yaptırdıklarını görmüştüm. Giray ve Deva’nın basketbol topunu getirmesiyle beraber Batur da onlara katıldı ve kendi aralarında oynamaya başlamak için kuralları sayıyorlardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE