Batur bize döndü. “Sizde katılmak ister misiniz?” Eliz, hemen ellerini teslim oluyormuş gibi kaldırdı. “Basketbol ile hiç aram yok. Ayrıca bir süre basketbol topundan uzak dursam iyi olacak.”
Dün de attığı top da bir basketbol topuydu. Hepimiz durumu anladığımızda gülmeye başladık. Batur bana döndü. “İtiraz istemiyorum.” Yanına gidip elinde ki topu alırken “İtiraz etmeyecektim zaten.” Dedim. Bu sırada Giray, “Elin sorun olmayacak mı?” dediğinde sargılı ellerime baktım. Sonrada omzumu silkerek “Yaralar o kadar derin değil, annem mikrop kapmasın diye sardı. Ayrıca dünden beri gayet rahat kullanıyorum.” Dedim. Her ne kadar elimin üstünün kesiklerini görseler de gerçekten çok derin yaralar yoktu. Bir çok yeri birden kesildiğini için kan olmuştu elim. Yani yaralarım geçmemiş olsa bir şu an top oynamamda herhangi bir sorun olmazdı. Topu yerde sektirirken “Kim, kim takım oluyoruz?” dediğimde Batur hemen söze atlayarak. “Abi, kardeş benzetelim şunları.” Gözlerini kısarak Deva ve Giray’a baktı. Onun bu çocukça tavrına gülümsedim. Konu Deva ile yarış olduğundan acayip heyecanlanıyordu. Çünkü sürekli bunu Deva’ya hatırlatarak onun sinirini bozuyor ve keyifleniyordu. Aralarında ki ilişki gerçekten farklıydı.
Deva elimde ki topu alıp küçük basketbol sahasının ortasına doğru ilerledi. Batur’da hemen karşısına geçtiğinde ben Batur’un, Giray’da Deva’nın arkasına geçti. Batur ve Deva el sıkıştığında güldüm. Deva, Batur’un elini sertçe sıktı. “İyi olan kazansın.”
Eliz, hakem olarak topu Deva’dan alıp havaya doğru attı ve maç başladı. Batur Deva’dan daha uzun boylu olmasının avantajını kullanarak daha yükseğe zıpladı ve topu kaptı. Karşı potaya doğru topu sektirerek ilerleyince Giray’ın arkasına doğru ilerledim. Deva, Batur’un önüne siper olunca Batur topu bana doğru attı. Giray’ın arkasından zıplayarak topu yakaladım. Giray, şaşkınlığından faydalanarak potaya doğru biraz daha yaklaştım. Giray şaşkınlığından kurtularak önüme geçtiğinde Deva’dan kurtulmuş olan ve potaya daha da yaklaşmış olan Batur’a topu attım. Batur topu yakaladıktan sonra üç kere sektirdikten sonra potaya doğru attı ve ilk sayıyı kazandık. Batur ile gülerek beşlik çaktığımızda Deva omzuma çarparak topu almaya gitti. Onun bu yaptığına gülerek yerimize geçtik. Deva, topu Giray’a attığında Batur ile aralarında ki kısa mücadeleden sonra topu almayı başarmıştı. Deva geri sahaya dönerek bana yaklaştı. Giray ise topu sektirerek bizim potaya yaklaşmaya başldığında hızlıca önüne doğru geçtim ve potaya yaklaşmasını engellemeye çalıştım. Orta çizgide geçen kısa bir mücadeleden sonra Batur topu Giraydan almayı başarıp karşı potaya doğru ilerlemeye başladı. Giray ve Deva önüne geçince daha fazla ilerleyemedi ve orta çizgide duran bana topu attı. Topu birkaç kez sektirerek potayla aramda hala uzun bir mesafe olmasına rağmen ilerlemeyip orta sahadan topu potaya doğru attım. Giray, atamayacağımı düşünerek topun potaya gidişini gülerek izlerken Deva ondan daha tecrübeli olarak başını çoktan ellerinin arasında almıştı. Top potadan içeri girdiğinde ikinci sayıyı da almıştık.
Bazı yerlerde resmen Deva ve Batur gerçek maç yapıyormuşçasına gidip hakem olarak seçtikleri Eliz’e soruyorlardı. Eliz gülmekten cevap veremese de ikisinden birinin tersini bir şey söylediğinde diğer resmen yerinde çıldırıyordu.
20 dakikalık bir mücadeleden sonra 3 sayı farkla kazanmıştık. Batur, koşarak bana sarıldı. “Heyt be, kimin kardeşi be.” Diyerek saçlarımı karıştırdı. Saçlarımı karıştırmasından dolayı elini iterek saçlarımı düzelttim. Sahanın ortasında durduğum yerde soluklanırken Deva ve Batur bir önce ki sayı hakkında tartışmaya başlamışlardı. Etrafıma baktığımda birkaç kişinin bizi izlediğini görmüştüm. Maçın bitmesiyle dağılmışlardı. Eliz, elinde ki su şişesini uzattığında ona gülümsedim. “Teşekkür ederim Eliz, harikasın!” Suyum kapağını açıp birkaç yudum aldığımda kendime gelmiştim. Deva ve Batur bu maçı o kadar ciddiye almışlardı ki bazı yerlerde Giray ile gülmekten maça katılamamıştık. Sahanın ortasına oturduğumda Giray’da yanıma gelerek oturdu. Onun oturmasıyla beraber Eliz de oturmuştu. Batur ve Deva yorulmamış olacaklar ki durdukları yerden atış yapıyorlardı.
“Tebrik ederim, güzel bir maçtı. Bu kadar iyi oynayacağını düşünmemiştim.”
Giray’ın konuşmasıyla bakışlarımı ona çevirdim. Deva ve Batur’u elimle göstererek “Şu iki çocuk sağ olsun, tüm top oyunlarını öğrenmeden beni rahat bırakmadılar. Öğrendikten sonrada bırakmadılar.”
Eliz, elini omzuma koydu. “Bir erkekle büyümenin ne demek olduğunu çok iyi anlıyorum.”
Giray, gözlerini kısarak “Eminim, daha eğlencelidir.” Dedi. Kaşlarım istemsizce şaşkınlıktan dolayı havaya kalktı. “Siz tanışıyor musunuz? Yani çocukluktan mı tanışıyorsunuz?”
Eliz başıyla onayladı. “Annem ve annesi üniversiteden arkadaşlar. Evlendiklerinde de yan yana oturmaya karar vermişler. Yani beraber büyüdük.”
Zilin çalmasıyla beraber Giray hemen ayağa kalktı. Eliz’de yerden destek alarak kalktığında aynı şekilde destek alacağım sıra Giray elini uzattı. “Ellerini daha fazla kullanmamalısın.”
Maç sırasında rol icabı birkaç sert top tutuşlarında yüzümü buruşturmuştum. Ne de olsa ellerimin yaralı olduğunu düşünüyorlardı. Anlaşılan onları fark etmişti. Ona elimi uzattığımda elimden değil bileğimden tuttu. Bileğimden tuttuğunda bir vizyon gördüm.
‘Beyaz tavşan, siyah kaplan ve bir erkek elinin parmağında ki kaplan yüzüğü’
Kare kare önüme düşen görüntülerin ardından hemen kendimi toparladım. Bir saniye içinde gördüklerimden hiçbir şey anlamamıştım. Giray bana dokunduğunda bedenime bir enerji çekildiğini fark etmiştim ama nedenini bilmiyordum. Bu enerji beni sersemletse de ayakta durabilmeyi başarabilmiştim. Giray bileğimi bıraktıktan sonra bana gülümseyerek önden yürümeye başladı.
Batur ve Deva’nın gelmesiyle beraber bende okula girmek için yürüdüm.
Siyah kaplan yüzüğü çok tanıdık gelmişti ama bir türlü nereden anımsadığımı hatırlamıyordum. Ders Tarihti. Öğretmen sınıfa girip ders anlatmaya başladığında çantamda bulunan eskiz defterini çıkartarak gördüğüm şeyleri unutmamak için çizmeye başladım. Bunun benim için anlamı neydi? Giray’da hissettiğim enerjinin iyi mi kötü mü olduğunu algılayamamıştım. Sezgilerimin yüksek olmasından dolayı insanlara odaklandığımda ya da dokunduğumda hislerine ve ruhlarını çevreleyen enerjiyi hissedebiliyordum. Bu durum ilk defa başıma gelmiyordu. Ancak ilk defa bir enerjiyi hissetmemle beraber görü görmüştüm.
Deva, öğle arasında çok yorulduğu için başını sıraya gömüp uyumaya başlamıştı bile. Öğretmen dersi oturarak anlattığı için görüş açısında değildik. Sınıfta göz gezdirdiğimde bir çok kişinin dersi dinlerken, bir kaçının da dersi dinliyormuş gibi yaparak başka şeylerle ilgilendiğini gördüm.
Eskiz defterime yan yana gördüklerimi çizdim. Beyaz tavşanın hatlarını çizdim. Gözleri maviydi. Bu bana rüyamda gördüğüm mavi dolunayı hatırlattı. Hemen altına orta boyutta siyah bir kaplan çizdim. Kaplanın en dikkat çeken özelliği gözlerinin kırmızı olmasıydı. Aynı rüyamda ki kırmızı dolunay gibi. Daha sonra kaplan yüzüğünü çizdim. Bu yüzük sadeydi. Siyah ve kaplanın yüzünün hatlarını taşıyan bir yüzüktü.
Rüyamda gördüğüm erkek elini düşündüğümde o elin Giray’a ait olamayacağına emindim. Daha büyük birinin eline benziyordu. Çizim yaptığım sayfanın sonuna soru işareti bırakarak defterimi kapattım ve dersi dinlemeye başladım.
Yorgunlukla okuldan eve geldiğimde ilk işim duşa girmek oldu. Duştan çıktıktan sonra rahat kıyafetler giyerek bodrum katına indim. Camlı odanın içine girdiğimde önce vücudumu esnetmek için birkaç egzersiz yaptım. Aynanın karşısına oturup meditasyon müziğimi açtım.
Derin bir nefes aldım. Ellerimi dizlerimin üstüne koydum. Aynadan son kez kendime baktım. Telefonumdan yükselen melodiyle beraber gözlerimi kapattım. Düzenli bir şekilde nefes alışverişi yapmaya başladığımda zihnimi boşaltabilmek için sadece arka fonda çalan melodiye odaklandım. Yavaş yavaş gerçek hayattan soyutlandığımı hissettim. Duyularımın hepsine etrafımda ki titreşimi hissedebilmek için odakladım. Bedenimden geçen bir elektrik akımıyla beraber gözlerimi açtım. Ancak hiçbir şey göremiyordum. Önümde uzanan kocaman karanlık bir boşluktu. O boşluğun içinde bir ışığın yavaşça bana doğru süzüldüğünü gördüm. Yavaş ve dönerek gelen ışık bütün karanlığı alıp götürdüğünde ışığın hemen arkasından gözlerimin önünde bir görüntü belirdi.
Yine birinin bedenindeydim. Bedeninde olduğum kişi beyaz duvarlarla çevrili ve yeri kaplayan beyaz fayansları olan bir koridorda yürüyordu. Camdan bir kapının önünde geldiğinde kapı otomatik olarak iki yana açıldı. Cam açılmadan hemen önce camın üstünde ki yazıyı okuyabilmiştim.
‘Yoğun Bakım Ünitesi’
Kapıdan içeri girdikten sonra penceresi olan bir odaya doğru ilerledi. Pencereli kısımdan içeriye baktığında görüntüyü netleştirebilmek için odaklanmam gerekmişti. Yavaş yavaş netleşen görüntüyle oda da bir yatak ve yatağın iki tarafında da yatan kişinin hayati verilerini gösteren cihazlar olduğunu görmüştüm. Yatağa doğru odaklandığımda uzun sarı saçlarıyla gözleri kapalı bir şekilde yatan bir kadın olduğunu gördüm. Kadının karnı büyüktü. Hamile miydi?
Önceki görüm aklıma gelince pencerede ki yansımadan bedeninde olduğum kişinin yüzüne odaklandım.
‘Ülgen Atılgan’
Yine ona ait bir anı görüyordum. Gördüklerimin şimdiye ait olmadığını biliyordum çünkü Ülgen Atılgan epey genç duruyordu. En son ki yeni tesis haberlerinde çıkan fotoğraflarından daha gençti. Yatakta gördüğüm kişinin eşi olduğunu tahmin ettim. Yatakta uzanan kadın cihazlara bağlı bir şekilde yaşıyordu. Bu kadın hamile haliyle nasıl hayattaydı hala?
Ülgen Atılgan elinin pencerenin üstüne koydu. Cihazlar sayesinde hayatta kalan eşini izlerken içinde geçirdiği tek duygu öfkeydi. Neden sevgi yoktu? Öfkeli olduğu şey neydi?
Bir anda cihazlardan gelen seslerle bakışlarını cihazlara odakladı. Hemen arkasından odaya birkaç doktorun girdiğini görmüştüm. İçinde ki yoğun öfke benimde ruhumu sarmalaya başladığında nefesimin kesildiğini hissettim. Öfkenin yoğunluğu çok fazlaydı. Sanki öfkesi boğazımı tutuyordu.
Nefes alışverişlerim düzensizleştiğinde odaklanmam zorlandı ve gözlerimde ki görüntüler gittiğinde karşımda ki aynada kendimi gördüm. Öksürerek nefesimi düzenlemeye çalışırken aynadan kendime baktığımda bir anda arkamda Ülgen Atılgan’ı gördüm. Gözlerini aynadan gözlerime odaklamış bir şekilde nefretle bakıyordu. Yaşadığım şaşkınlıkla beraber kalp atışlarım hızlandı. Gözlerimi kırpıştırıp tekrar aynadan arkama baktığımda orada kimsenin olmadığını gördüm. Bu bir yanımsama mıydı?
Beynimin bana oynadığı oyun beni epeyce korkutmuştu. Sanki gerçekten buradaymış gibi hissetmiştim. Gözleri üstümde nefesi ensemde gibiydi. Bakışlarımı oda da gezdirdiğimde tek başıma olduğuma dair kendimi ikna ettim. O burada değildi, olamazdı da.
Geçen dakikaların ardından bodrumdan çıkarak salona girdim. Batur’u etrafta görememiştim. Meditasyon beni yorgun düşürdüğünden odama çıkıp yemek saatine kadar uyumayı düşündüm.
Yatağımda tavanı izlerken gözlerim kapanmaya başlamıştı. Kendimi uykumun kollarına bırakırken sadece rahat bir uyku çekebilmeyi düşündüm.
Ormanlık bir alanın içinde kendimi koşarken ağaçların arasından hızlıca geçiyordum. Neler oluyordu? Böyle hızlıca neyden kaçıyordum? Bir anlığın arkama dönüp baktığımda arkamda bir sürü adım sesi olduğunu fark etmiştim. Adımlarımı hızlandırdım. Orman sonu olmayan bir yol gibiydi. Sık ağaçların içinde bazı yerlerde zıplamak zorunda kalarak koşuyordum. Ağaçların yere kadar uzanan dallarının vücudumu kesiklerle doldurduğunu hissettiğim acıdan anlamıştım. Acıyı bu kadar net hissedebilmem normal miydi?
İleriye doğru baktığımda Deva ve Batur’u gördüm. Onlar da beni gördüğünde koşmaya başladılar. Üçümüz birlikte ağaçların arasından koşarken arkadan birkaç el silah sesi duyuldu. Ateş edenler kimlerdi?
Sık ağaçların arasından beyaz bir ışık gördüğümde Deva ve Batur’a da o kısmı işaret ettim. Üçümüz birlikte beyaz ışığa doğru koştuk. Ağaçların arasından çıktığımızda karşımızda bir uçurum olduğunu gördüm. Uçurumun kenarına kadar koştuğumuzda durduk. Batur ve Deva’nın ağızlarının oynadığını görsem de ne söylediklerini duyamıyordum. Birkaç saniye ormanlık alandan peşimizden koşan kişiler çıktı. Hepsi silahlıydı. İçlerinden biri önce havaya ateş etti sonra bize doğru hedef aldı. Ölecek miydik? Arkamda ki uçurumdan denize baktığımda bir çok yerinde sivri kayalıklar olduğunu gördüm. Atlayamazdık. Atlarsak o kayalıklara çarpar ölürdük. Ne yapacaktık? Nasıl kurtulacaktık?
Deva ve Batur’un ellerini omzumda hissettim. Nasıl bir enerji geçti bilmiyorum. Önce Batur’un gözlerine baktım sonra da Deva’nın. Onlardan bana akan sevgiyi hissetmiştim. Daha sonra karşıma baktım. Adamların hepsi silahlarını bize çekmiş bir şekilde bekliyordu.
Gözlerimle önce elime baktım, daha sonra da yerde ki toprağa. Yapabilirsin Beren.
Avuç içlerimi yere doğru bakacak şekilde ileriye uzattım. Toprağa odaklandım. Onu ellerimde hissettim. Toprağın kendi bir parçammış gibi düşündüm. Daha sonra gözlerimi karşımda duran adamlara çevirdiğimde hepsinin ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalıştıklarını gördüm. Toprağın enerjisini hissettiğimde gülümsedim. İşte şimdi hazırdım. Avuç içlerimi yukarı doğru kaldırdığımda gülümsedim. Toprak elimin hareketiyle titreşmeye başladı. Benim durduğum alan dışında her yer titriyordu. Titreşimi daha da güçlendirdim. Toprağı havaya kaldırdığımda etrafta bir toz bulutu oluştu. Çıkan toz bulutuyla göz gözü görmediği sırada toz bulutunun içinde beyaz bir ışık çıktı. Çıkan ışıkla beraber toz bulutu dağıldı. Az önce karşımızda duran adamlar yok olmuştu. Sadece bir kişinin bedeni gözüküyordu. Toz bulutunun dağılmasıyla kalan tek kişiye baktım. Ancak yüzünü göremedim. Yüzünü göremediğim kişi bana doğru adım attığında bende geriye adım atmıştım. Bir adım daha attığımda uçurumun hemen kenarına ulaştım. İki yanıma baktığımda Deva ve Batur’un artık orada olmadıklarını gördüm. Az önce varlıklarını hissettiğim iki insanı artık hissedemiyordum. Bakışlarım arkamda ki uçuruma döndüğünde kayalıkların üzerinde iki beden gördüm. Bu iki beden Deva ve Batur’a aitti. Ne olduğunu anlamadan az önce karşımda duran kişi dibime kadar gelmişti. Gözlerimi yüzüne odakladığımda elleriyle omuzlarımdan baskı uygulayarak beni uçurumdan itti.