Han topladığı yaklaşık elli bin nökerle, Emevi surlarını kuşatmış, gelebilecek herhangi bir yardım yolunu da kesmişti.
Emevi Halifesi Mervan olası bir savaşta büyük bir kayıp yaşayacağını bildiğinden sur dışına güvendiği bir elçi göndererek Hülagü Han'ı anlaşmaya davet etmesi için yolladı. Lakin Emevilerin bilmedikleri bir şey vardı ki o da Han, lağımcılar (sur altından tünel kazanlar) ile çoktan sur'un batı kesiminden kazıya başlamıştı. Yine de adettendir misali kendisine gönderilen elçiyi otağına buyur etti.
"Hülagü Han, Büyük Emevi Halifesi Mervan Hazretleri'nin size sunduğu teklifi beyan etmeye geldim."
Han, cümle başındaki 'Büyük (!)' lafına sırıtmış yine de ne gibi aptalca bir istek sunduklarını merak ettiğinden elçinin konuşması için izin verdi.
"Biz bu coğrafyada isteriz ki daha fazla kan dökülmesin, daha fazla sıbyan atasız kalmasın. Beri'niz ile ilgili hiddetinizi de elbet anlarız lakin emin olun elimizde büyük bir konuk misali muamele görmekte ve rahatından emin olunmaktadır. Ayrıyeten onu elimizde misafir tutma amacımız da en başta belirttiğimiz gibi kan dökülmemesi içindir. "
Han oturduğu tahtta belli etmese de sinirle avuç içlerini sıktı. Ağzından çıkan ise sadece bir kaç cümle olmuştu. "Biz sizin nasıl misafir ağırladığınızı biliriz.." dedi, öfkeyle kasılan bedenini kontrol etmeye çalışıyordu.
"Ben sizden elbet beri'mi alırım, bundan yana bir telaşeniz olmasın. Ve burda asıl sual siz teslim olmaya hazır mısınız? Şayet teslim olursanız, Ulu Gök Tengri adına yeminimdir ki beyan ettiğiniz talebi kabul edip tek bir kan dahi dökmeyecem." Han ayağı kalktı ve elçiye doğru yaklaştı. Elçi ise korkuyla diz çöktüğü yerde iyice sindi, yüzüne bakmasa dahi üstüne düşen gölgesinden dahi korkuyordu.
" Lakin " diye devam etti Han. " Teslim olmazsanız emin olun ki Tanrı'nızın size gönderdiği gazap ben olurum. Ve bilirsiniz nice kimseleri yok ettik, nice sıbyanları atasız bıraktık, ayak bastığın her yeri biz yok edip yeni baştan biz yaptık."
Kale surlarını işaret etti Han. "Biz çoktan kazıya başladık öyle ki tek bir emrimle o çok güvendiğiniz, arkasına korkak gibi saklandığınız duvarlar üstünüze çöküp sizin mezarınız olur. İşte o vakit kaçacak bir yer dahi bulamazsınız. Şayet siz nereye giderseniz gidin oklarım size yetişir, kılıcım-... " çıkardığı kılıcı elçinin tam dibine büyük bir hiddetle sapladı. "Saplandığı yere yıldırım gibi iner. Yani derim ki, Halifen doğru olanı yapıp teslim olsun ve nökerlerim için kapısını açsın. " Han laflarını bitirdikten sonra önünde korkudan titreyen elçinin gitmesi için kapıdaki nökerleri çağırdı ve onu çıkışa kadar yolladı. Şimdi tek yapması gereken, ne kadar olabilirse, sabırla Halifenin cevabını beklemekti.
İçeriye, ilerleyen vakitlerde şahinci girdi. Onların amacı kuşatma sırasında kaleye giden güvercinlerin haberci olup olmadıklarını kontrol etmekti.
"Han'ım, tuttuğumuz altı güvercinden biri haberci çıktı." kuşun ayağından çıkardığı mektubu Han'a uzattı.
"Direnin, yardımı Süver Dağları'ndan yolladık."
Hülagü'nün yüzünü aklına gelen fikirle garip bir mutluluk kapladı. Gönderilen mektubu, üstündeki mühürü dikkatle çıkartıp, yaktı. Ve onun yerine kendi yazdığı mektubu güvercine üstü mühürlü bir şekilde bağlayıp kaleye doğru saldı.
______________________________________
"Teslim olun, yardım yolları kapalı."
Halife eline geçen mektupla iyice depresif bir hale bürünmüştü.
"Teslim olsak sözünde durur mu acep?.." yanlışlıkla sesli düşünmüş olsa gerek yanındaki sadrazam hemen lafa atladı.
"Sözlerine eman (güven) olunmaz o kafirin Mervan Hazretleri. Kapıları kapalı tutmak gerek."
Halife oturduğu yerde sıkıntıyla iç çekti. "Asıl o vakit medain'ler(şehirler) harabeye döner. O vakit kan dökülür."
Halifenin yanında duran sadrazam kendinden emin gözüküyordu. "Elimizde Han'ın zevcesi var. Hiçbirşey edemez."
Sağ tarafta duran vezir lafa girdi bu sefer. "Mervan Hazretleri ben derim ki kapıları açalım. Kafir de olsa şu vakte kadar sözünden döndüğü görülmedi Han'ın. Kan dökmeyecem diyorsa dökmez."
"Kapıları açmak mı? Sen aklını mı devşirdin be vezir?" diye atladı oradan sinirle sadrazam.
Vezirin sesi ise oldukça sakindi ve kapıları açma konusundaki ısrarını sürdürdü. "Han, dediği gibi elbet zevcesini alacak, o vakit gelmeden önce teslim olursak bir zeval gelmez bize. Lakin direnirsek -.."
Kenar pencereden çatlayan surları işaret etti. "Görüyorsunuz ki duvarlarımızın hali belli. Çatlamaya başladı, çok geçmeden de lağımcıların delik deşik ettiği toprakla surlarımız yerle bir olacak. Direnmek akıl karı değil Mervan Hazretleri."
Halife, yanındaki vezir bu fikre itiraz edecekti ki elini kaldırarak ağız dalaşına girmek üzere olan iki yetkili adamını susturdu.
"Emsalleri vardır." dedi ve diyeceklerini düşündü Halife bir süre. "Şu vakte kadar aman dileyene kılıcını kaldırmamıştır."
"O aman dileyenler Han'ın zevcesini kaçırmamıştı. Bunu da beyan etmek gerek."
Halife biraz tereddütle de olsa teslim olma kararını vermişti. "Kapıları açıyoruz. Han'ın zevcesi de Müslüman. Bize elbet zeval gelmez. Teslim etmek için hazırlayın Hatun'u (kadın olduğu için değil de kalıp söz olduğu için böyle deniyor)."