Akar
Vücuduma giren titremeyle hissettiğim soğuk zeminde kendimi gözlerimi açmaya zorladım.
Başımaysa felaket derecede garip bir ağrı saplanıp duruyordu. İyi yanı şu ki beni uyanmaya zorluyor ve giren sancılar kısa sürüyordu.
Bilincimi tamamiyle yerine getiren şey ise bir pencere olmalı ki içeriye acayip bir esinti giriyordu.
Açtığım gözlerimle etrafımı süzdüm bir süre. Karanlık, pis ve tanrım... Küf müydü o? İnsan buralara bir el atar!
"Köpek bağlasan durmaz..." diye söylenmekten kendimi alıkoyamamıştım.
Ardından gözüm karşıdaki demir korkuluklara kaydı.
Bayılmadan önce olan şeylerin aklıma bir anda hücum etmesiyle başıma ikinci bir ağrı girmişti.
Ben kendi ağrılarımdan bir boşluk bulmaya çalışırken bir yandan da bu karanlık, soğuk duvarlarda etrafıma bakıyor, olası bir çıkış noktası arıyordum.
Tek açık yer tepedeki küçük pencereydi. Benim uzanamayacağım yükseklikte, uzansam bile içinden geçemeyeceğim kadar küçük bir pencere. İçimden, düştüğüm duruma lanetler okurken, demir korkuluklar gıcırtılar eşliğinde sonuna kadar açıldı.
Korku dolu gözlerle başımı kaldırıp karşıdan gelene baktım.
Esmer tenli, uzun boylu, şişman yapılı, gür sakallı bir adam üstü nişaneler ile süslenmiş, ipekten olduğunu düşündüğüm, oldukça emek verilmiş bir kaftanla karşımda dikiliyordu.
Ardından arkasından bir kaç kişi daha girerken korkum artmış olduğum zindanda kendime bir köşe bulup sinmiştim.
Dikkatimi çeken asıl şey diğerleri, ilk giren adam kadar süslü kıyafetler giymiyordu. Demektir ki ilk giren, diğerlerinin efendisi felandı.
"Giy." dedi net bir şekilde en öndeki kaba adam. Ben ona anlamaz tavırlarla bakarken o benden bakışlarını bir saniye bile ayırmıyordu.
Ardından lafını tekrar etti ve yandaki adamlardan birinin tuttuğu güzel bir kaftanı uzattı. "Anlaşma olacağı vakit böyle çık istemem. Giy şunları!" tozlu ve kana bulanmış kıyafetlerime iğrenir bir şekilde bakış attı.
"Yok sevmedim. Başka getiresin." giymemek konusunda bilerek inat etmiştim. Onların hiçbir şeyini istemiyorum.
Adam sinirlenmiş olacak ki hızlı adımlarla sindiğim köşeye vardı ve eliyle çenemden sıkıca tutup eğdiğim bakışlarımı kendisine çevirdi.
"Sen halini bilmezsin herhal. Sen inçü'den(esir) fazlası değilsin şuan yerini bil."
Dibime giren hayvan yüzümü o kadar sıkı kavramıştı ki kendimi bile kurtaramamıştım. Tek çareyi de ayaklarımdan yararlanmak olarak görüp dizinin tam üstüne sert bir tekme geçirmiştim.
Bu hamleme karşılık adam, can acısıyla kendini yere attı birden. Sinirle birşeyler mırıldanıyor ve acı bir şekilde inliyordu.
"Halledin şu işi!" diye yanında getirdiği diğer adamlara bağırdı öfkeyle hala elleri acıyan diz kapağı üzerindeyken.
Kapıda bekleyen iki kişi aldığı emirle yanıma gelirken olduğum köşeden fırlamak için hamle yaptım. Lakin adamlardan tekinin kolumdan sert bir şekilde kavramasıyla kaçamadan olduğum yerde sendeleyip kalmıştım. Bundan fırsat bilen diğer adamsa üstümü çıkarmak için kıyafetime elini götürdü. "Dokunma bana!" diye bağırıp ona da bir tekme geçirirken, boşta kalan elimle de diğer kolumu beni tutan adamdan kurtarmaya çalışıyordum. Ama nafile. Nasıl böyle güçlü olabilirler yahu! İnsan onca çabama bir milim bile en azından ayıp olmasın diye kıpırdamaz mı!
Benim çabama sinirlenmiş olmalılar içlerinden biri yüzüme sert bir yumruk indirdi. Yediğim bu darbeyle ben yere düşerken, bu hallerim hoşlarına gitmiş gibi yüzlerine küçük bir tebessüm yerleşti. Bu öyle küçük düşürücü bir durumdu ki istemeden de olsa gözlerimden akan yaşlara mani olamamış, ağlamaya başlamıştım. Yine de direnmeyi elbette bırakmadan çabalıyordum. Lakin işe yaramıyor her şekilde benden üstün geliyorlardı.
Beni aşağılayan bakışlarla üstümü çıkartmaya başladıklarında efendileri olan adam eliyle durmalarını söyledi.
Aldıkları emirle bu sefer üzerimdeki ellerini çekmişler sadece kollarımdan tutuyorlardı.
"Artık kendin giyersin itiraz etmeden?"
Akan gözyaşlarım arasından teslim olurcasına dik tuttuğum kuyruğumu indirmiş başımla istediği şeyi onaylamıştım.