Hülagü Han yaklaşık elli kişiden oluşan birliğiyle kapanan yolu dolaşmak için etraftan yola düştü. Arkasında da ganimetleri toplamaları için diğerlerini bıraktı.
"Dolandığımız yere dikkat edelim Han'ım. Pusuya pek olanaklıdır." dedi Ünen yavaşça ilerleyen atlarla beraber Han'ın yanında giderken.
"Bilirim Ünen. Bu fasıkların edecekleri belli olmaz. Gözünüz etrafta olsun." Ünen başıyla onaylarken arkasından gelen birliğe de sözleriyle Han'ın emrini tekrar etti.
"Beri'm de bu yoldan gelecektir. Yetenekli bökevüller (rütbeli asker) onun yanındadır. Rehber olurlar."
"Öyledir Han'ım."
Han ve nökerleri temkinli bir şekilde ilerlerken hafif bir rüzgar esti. Kuzeyden esen bu rüzgar, beraberinde garip bir kokuyu da yanında getirmişti. Bu ilginç koku Han'a tanıdık gelmişti nedense. Çürüğe benzeyen bir kokuydu bu. Nahoş bir tiksinti veriyordu insana.
Han bir elini kaldırarak birliği durdurdu. Ve bakışlarını Ünen'e çevirdi.
"Sen de alır mısın kokuyu?"
"Evet." dedi Ünen tereddüt bile etmeden.
Birliklere ilerlemeleri için tekrar işaret verirken, "Ağır adım ileri." dedi arkasındaki birliğe. Hepsi temkinli şekilde düzenli ve planlı bir ordu olarak onlu nizama göre pozisyon aldılar. Yaklaşık yüz adım kadar gittikten sonra karşılarına çıkan görüntü ile içleri ürperdi. Lakin içi en çok endişeyle dolan Han'ın kendisi olmuştu.
Yerde yaklaşık yirmiye yakın nöker ölü bir şekilde yatıyor kanları her yeri kaplıyordu. Hülagü Han gür sesiyle bağırdı.
" Üçer kişilik İnca İttihad'larıyla(kurtarma birliği) çevreye dağılın!"
Herkes atından inip etrafı güvenlik için sardılar. Han da atından inip ne olduğunu öğrenmek için canlı birisini bulmaya çalıştı. Lakin görünürde nefes alan bir kişi dahi yoktu...
Ünen, yerdeki ölüleri inceledi bir süre. "Han'ım..." dedi endişeyle bakışları ona dönerken. "Bökevüllerimizden Sibekan'dır bu." dedi yerde yatan ceseti işaret ederken.
O an Han'ın içinde büyüyen endişeye korku da eklenmiş, etrafındaki cesetleri incelemeye başlamıştı. Belliydi ki beri'sinin kafilesiydi bu. Aşık olduğu o yüzü bu cesetler arasında görmemek için dakikalar boyunca inandığı Tengri'ye yakarış içine girdi.
Fakat yerde kana bulanan özel işlenmiş takıya gözü ilişmişti ve o an belki de ilk defa dizleri üstüne eğildi.
Dizleri üstünde duran Hülagü Han'ı gören diğer nökerler de Hanlarıyla beraber dizleri üstüne çökmüş, elleri bağırlarında onun acısını paylaşır gibi bir hal takınmışlardı.
Sesi endişeyle çıkarken kanla kaplı takıyı gösterdi Ünen'e. "Ünen, qanlıdır bu. Hüreyre'min bu..."
Ünen hüzünlü olduğu belli olan bir yüz ifadesiyle ilk başta bökevülün boğazından çıkardığı hançere ardından yerdeki cesetlere baktı. "Han'ım, dirayetli olun. Şayet ben Akar Katun'un cesedini burda görmem." elindeki hançeri gösterdi. "Üstünde Emevilerin tamgası vardır. Büyük muhtemel götürmüşlerdir Akar Katun'u. Bilirler ki, kaybettikleri nöker sonrası savunmaları düşüktür ve sırada onların şehrine saldıracağınızı bilirler. Onu da anlaşma yapabilmek eçin rehin tutarlar. "
Elinde sıkıca tuttuğu takıya baktı bir süre ardından da çalılıklar ardından diğer bir askerin yaka paça tutup getirdiği üstü kanla kaplanmış nökere.
"Han'ım, bu nöker Akar Katun'un kafilesindendir. Kılıcını cenk meydanında bırakarak fasıklara teslim olmuştur."
"Han'ım, kalabalıklardı. Herkes öldü. Başka çarem yoktu!" dedi ağlamaklı sesiyle Han'ın önünde dizleri üstüne çökerken.
Lakin Han'ın kuralları belli. Ölümdü... Cenk meydanında kılıcını bırakana.
"Ben de derdim bu çakallarla akbabaların sesini neden sürekli işitirim diye.. Meğer benden leş beklerlermiş." dişleri arasından sinirle konuştuğu sırada bir hışımla çöktüğü yerden kalktı. Bir saniye bile düşünmeden kendi nökerini çektiği kılıçla kafasını keserek öldürdü.
Ölen nökerin kafası ayakları önüne düşerken Han, kanla kaplı kılıcına baktı bir süre, sonra da diğer elinde tuttuğu tokaya.
Ey Ulu Tengri... Gökler aleminden bana öfkeni gönder. Ben ki o Emevileri benim karşıma çıkarmanı isterdim. Çıkar ki akıttığım kanlarıyla doyurayım bu çorak toprakları! Çıkar ki ölümün nefesiyle doldurayım mavi göğünü! Şimdi derim ki tam bu an ya benim ruhumu al ya da benim nökerlerime ve beri'me bu zulmü reva görenlerden intikamımı almak için güç ver!
İçinden geçirdiği bu yakarışla bir süre durdu öylece. Merak ediyordu ruhunu mu teslim edecekti yoksa intikam için yola revan mı olacaktı?
Bir kaç dakikalık sessizce bekleyiş ardından hiç bir şey olmamıştı...
Ünen'e doğru döndü. "Tüm nökerleri topla." sesi öfkeliydi ve bunu Han'ın yanında olan herkes seziyordu.
Ünen diz çöktüğü Han'ın önünden kalkıp tez vakitte herkesi toplamak için bir ekip kurup yola düştü.
Aradan belki de bir yarım saat geçmişti ki tüm birlik toplanmış Han için bekliyorlardı.
Han bindiği haşmetli beygirle nökerlerine baktı bir süre. Normalde Moğollar asla gelinleri için savaşmazdı, bu törelere kesinlikle karşıydı. Ve belki de ilk defa Han bu gelenekleri kırıyordu. Hem de içinde en ufak pişmanlık olmadan.
Kendisini bekleyen nökerlerine dikti bakışlarını, "Ay dolaşamaz Altun Dağ'ın, balta kesmez Ulu Kayın Ağaç'ın, Ay'lı Güneş'li Ayaz Ruhlar, otlarla süslü bozkırın, yapraklı kayın ağacın, gal gibi ateşin sahibi Ak Yayık, Ey Ulu Gök Tengri! Ulu Haldun Dağı'nın çeber nökerleri! Cenk edip dolaştığımız, nice kanlar döktüğümüz bu topraklar kut'umuz (ülke yönetiminde sahip olunan güç) olsun!"
Tüm nökerler hep bir ağızdan yeri titretircesine bağırdı Han'larının ardından." Kut' umuz olsun! "
"Hanlar Han'ı Dedem Cengiz Han'ın ardından giden köpeklerim!
*köpek lafı o vakitler sadık, sadakatli kişiler için kullanılır.
İntikam ve hakkımız olan kut için cenk edecez Emevi topraklarında!"
Kut için cenk lafına özellikle vurgu yapmıştı bu sayede askerler bir gelin için savaşacaklarını değil de topraklar için savaşacaklarını düşüneceklerdi.
Lafını bitiren Hülagü Han'dan sonra orduya güçlü bir metal sesi hakim oldu. Hepsi aynı anda kınından çıkardığı kılıçlarını çekmiş cenk etmeye hazır yırtıcı bir pars gibi havada sallıyorlardı." İntikam için! Kan için! Kanımız sana feda olsun! İntikam arzumuz kut'lu olsun!"